+ Konu Cevaplama Paneli
2. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var BirinciBirinci 1 2 3 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 20 ve 24

Konu: Uslup ve Kavl-i Leyyin

  1. #11
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    "Ancak mü'minler kardeştirler. Siz de kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete erişesiniz."( Hucurat, 10 )
    "Kötülüğe iyiliğin en güzeli ile karşılık ver; bir de bakarsın, aranızda düşmanlık bulunan kimse candan bir dost oluvermiştir."(Fussilet, 34)
    "O takva sahipleri, bollukta ve darlıkta bağışta bulunanlar, öfkelerini yutanlar ve insanların kusurlarını affedenlerdir. Allah da iyilik yapanları sever." (Âl-i İmran, 134 )

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  2. #12
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Alıntı Meyvenin Zeyli Nickli Üyeden Alıntı
    Birde irşad metodu dedinizya bunun için Abdulbaki abi. O halde müslaman hususan Kur'an şakirdi, Kavl-i leyyinin yan?nda hal-i leyyin, tavr-? leyyini de rehber edinmesi gerekir değil mi? Yoksa temelde kavl-i leyyin hepsini ihtiva ediyor mu?
    Evet kardeşim,lisan?m?z hakikatleri söylerken etvar?m?z o hakikatleri yalanmamal?.Lisan-? kalimizi,lisan-? halimiz doğrulamal?.Kavl-i leyyin ayette geçen bir ifade.Elbette ki sizin dediğiniz manalar o ifadenin şümulü içersinde olmal?d?r.Kal,hal,etvar,ahval ve sonucu kav-i leyyin ile kemale ermelidir.Bu ifadeler birbirisini tamamlayan davran?şlar olmal?d?r.Rabbimö bizleri o davran?şlar? yaşayan kullar?ndan eylesin.
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 12:32 ) değiştirilmiştir.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  3. #13
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    "Kardeşlerimizin hatalar?n?, bir doktorun hastas?n? tedavi ettiği gibi tedaviye çal?şacağ?z. ?tina ile, kavl-i leyyin ile ile îkaz edeceğiz. Bazan lisan-? hal, lisan-? kalden üstündür ve te’sirlidir."
    (Ceylan abinin notlar?ndan)
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 12:33 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  4. #14
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Alıntı özNur Nickli Üyeden Alıntı
    ''Nefis ve şeytan, sizi, kardeşinize karş? itiraza ve hakl? olarak tenkide sevk ettiği vakit, deyiniz ki: "Biz, değil böyle cüz'î hukukumuzu, belki hayat?m?z? ve haysiyetimizi ve dünyevî saadetimizi Risale-i Nur'un en kuvvetli rab?tas? olan tesanüde feda etmeye mükellefiz. O bize kazand?rd?ğ? netice itibar?yla dünyaya, enaniyete ait herşeyi feda etmek vazifemizdir" deyip nefsinizi susturunuz.''






    Kastamonu lah. sayfa 176


    Yazar olmak başka,yaz? yazmak daha başka olduğuna inan?yorum.Her eline kalem alan insan yaz? yazabilir ancak her yaz? yazan kesinlikle yazar değildir.Hele ki Edip olmak ayr? husisiyetler ve özellikler ister.Üstad'?n dediği gibi:
    "Edipler edepli olmal?; hem de edeb-i ?slâmiye ile müteeddib olmal?. " Ne güzel söylemiş söz Sulat? değil mi?Bu aç?dan bak?l?rsa san?r?m uslubumuzu da ?slam?n edebi ile edeplendirmek zorunday?z.Edebin zirvesi ise Efendimizin(asm) sünnetinde vard?r.?şte o s?r:" Sünnet-i Seniyye edeptir. Hiçbir meselesi yoktur ki, alt?nda bir nur, bir edep bulunmas?n. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: 3 Yani, "Rabbim bana edebi güzel bir surette ihsan etmiş, edeplendirmiş."
    Evet, siyer-i Nebeviyeye dikkat eden ve Sünnet-i Seniyyeyi bilen, kat'iyen anlar ki, edebin envâ?n?, Cenâb-? Hak, Habibinde cem etmiştir. Onun Sünnet-i Seniyyesini terk eden, edebi terk eder. Bîedeb mahrum bâşed ez lûtf-i Rab4( Edepsiz kişi Allah'?n lütfundan mahrum olur.) kaidesine mâsadak olur, hasâretli bir edepsizliğe düşer.(11.Lema-7.Nükte)

    Muhterem kardeşlerim uslup yüzünden bir çok kardeşi kaybedebiliriz.Lütfen bu konuyu gündemimizde tutal?m ve ortak bir noktada buluşal?m,bu ortak nokta hepimizin uyacağ? bir prensip olsun.
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 12:33 ) değiştirilmiştir.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  5. #15
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Biraz uzun ama Sönmez Artan Abinin faydal? bir yaz?s? bu konu hakk?nda..

    F?trat hep tatl? söyler
    Sönmez Artan / Genç Yaklaş?m

    En f?tri ve en doğru dil; tatl? dildir. Eğer dilimiz bu

    kadar yumuşak olmasayd? konuşmak da, lokmalar? çiğnemek de büyük

    bir
    ?zd?rap ve işkence olabilirdi. Görüldüğü gibi dilimizin maddi

    yumuşakl?ğ?nda bile tatl? neticeler var. Bir başka anlamda yumuşakl?k

    ve tatl?l?k dilin f?trat?nda var. Gerçekten de tatl? dilin bize ne

    kadar yak?şt?ğ?n? fark edebilsek mesele kendiliğinden çözülmüş

    olacakt?r. Bu dil asl?nda bütün bir kainat?n ortak dilidir. Bu dil

    bize bütün kainat?n kap?lar?n? açan ve önümüze seren bir f?trat

    dilidir.


    Bütün mevcudat?n kendine has bir dille hepimize bir

    şeyler anlatt?ğ?n?, beyin paraşütümüzü biraz açmaya çal?şt?ğ?m?zda

    anlamam?z mümkündür.


    Örneğin, bir kelebeğin kanatlar?n? açarak gösterdiği

    muhteşem güzellikler içinde sonsuza aç?lan bir pencereden, “ya

    Müzeyyin” diye göz k?rparak süzülmesi...


    Toprak alt?ndaki bir çekirdeğin, “ya Fettah” diyerek

    patlamas?yla, içindeki programla birlikte esma p?r?lt?lar?n?

    gözlerimizin önüne sermesi...



    Ve gözlerimiz... hakk?nda bildiklerimizin

    bilmediklerimize k?yasla bir hiç olduğu gözlerimiz... Mesela; şu son

    cümleyi okuduğumuzda gözlerimizde yüz milyar işlemin yap?ld?ğ?n?

    düşünürsek ve çok basit ve s?radan gibi alg?lad?ğ?m?z say?s?z hadise

    ve fiillerin ne kadar muhteşem ve mucize olduklar?n? fark ettiğimizde

    o büyük manalar?n nas?l tatl? bir dille, nas?l güzel bir üslupla

    anlat?ld?ğ?n? biraz biraz çözmeye başlar?z san?r?m.


    Ve o esrarl? kalp gözümüzün aç?l?p dilinin çözülmesiyle

    birlikte, kainat?n da dili çözülüverir birden. Bir gül goncas? gibi

    aç?l?verir kainat; içindeki o güzel kelime ve cümlelerin gül gibi

    manalar?n?, gül-ü Muhammedi gibi yayarken en ücra köşelere... Bir

    kar?nca, bir ar?, bir sivri sinek has?l?; içindeki bütün misafirlerle

    birlikte saniyede yaklaş?k otuz kilometre h?zla, döner durur şu mavi

    gezegen, geçtiği yerden bir daha geçmemek üzere... ve o mavi

    gezegenin içinde öyle dikkatli bir seyirci, şerefli bir halife,

    esmaya cami bir ayna vard?r ki; kainat ağac? o çekirdeğin

    hakikat?ndan ve nurundan yarat?lm?şt?r. ?şte bu sebepten Kur’an-?

    Hakim semaya eşdeğer tutar arz dediği mavi gezegenimizi.


    Kainat bize bu manalar? ders verirken hiç k?zm?yor, hiç

    küsmüyor, hiç b?km?yordu... Tatl? dilliydi, yumuşak sözlüydü. Bir

    hakikati defalarca izah ve tekrar edebiliyordu, hem de farkl?

    güzellikler ve hazineler içinde. B?kt?rmadan, usand?rmadan...


    Öncelikle bir nizama, bir ölçüye tabi idi her şey.

    Hiçbir şey kendisine verilen vazifeyi ihmal etmiyor ve emirden de k?l

    kadar sapm?yordu. Sultan-? kainata itaat tamd?.


    Örneğin, su; s?f?r santigrat derecede, şartlar

    oluştuğunda, o metin ve sert demiri bile parçal?yor, adeta genişlen

    emrine itaatini ve ink?yad?n? gösteriyordu. Ve metin demir onun

    önünde direnemiyor, duram?yordu. Ama ayn? zamanda da rahmet olup

    yüzümüzü ve kalbimizi; çağlayan olup gözümüzü, kulağ?m?z? ve

    duygular?m?z?; ab-? hayat olup kavrulan dudağ?m?z? ve ruhumuzu; bütün

    bunlarla birlikte akl?m?z? da okşuyordu su. Has?l-? kelam; her

    yönümüze hitap etmesini biliyordu su. Hem de yüz binlerce kalbe,

    milyonlarca akla arz-? endam ederek...


    Evet, kainatta her bir mevcudun kendine has bir dili

    vard? ve bu dil hakikati ayna gibi gösterip, ihtiyar? da elden

    almadan; müessir, yumuşak, kendi kabiliyetince ve mükerrer olarak

    ak?llara, kalplere, ruhlara ve duygulara hitap eden efsunlu bir

    dildi. Öyle ki; bir ?ngiliz’in de, Frans?z’?n da, Amerikal?n?n da,

    Çinli’nin de, Hintlinin de yabanc? ve bigane olmad?ğ? bir lisand? bu.


    ?şte talebelerini kainatla kucaklaşt?ran ve mevcudata

    ünsiyetle kardeş eden Kur’an-? Hakim, bize ayn? lisanla konuşmay?

    emrediyordu.

    Kalbimizi, ruhumuzu, akl?m?z? ve sair latifelerimizi bu
    lisana aşinal?k kazand?ra kazand?ra... Çünkü, hiçbir bozulmam?ş kalp;

    sahte ve kokuşmuşa tahammül edemezdi. Hiçbir bedbaht olmayan ruh ve

    vicdan; faniye, iğrence ve aşağ?lar?n en aşağ?s?na raz? olmazd?. Ve

    hiçbir akl-? selim; iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin, s?dk ile

    kizbin aras?ndaki uçurumun derinliğini tefrik edemeyecek kadar

    muhakemesiz ve pest olamazd?; zira, f?trat konuştuğunda her vicdan

    sahibi susard? ve dinlerdi.


    Bu dile yabanc? olanlar, hayatta yenilmeye mahkumdu.

    Semavat?n ve arz?n Rabbi olan Allah’?n, Adetullah veya Sünnetullah

    dediğimiz kanunlar?ndan sadece birine; örneğin, yer çekimi kanununa

    muhalefet eden bir adam, nas?l ki boğaz köprüsünden düşüp

    parçalan?yorsa, sosyal hayatta f?trata muhalefet de bizi ayn? sonuca

    götürüyordu... Örneğin, sadaka vermeye gücü yetmeyenlere, sadaka

    sevab? ile birlikte sosyal hayatta muvaffakiyeti de kazand?ran

    gülümseme gibi basit ve f?tri bir fiil, somurtkanl?k gibi sun’i bir

    fiille değiş tokuş edildiğinde; o boğaz köprüsünden düşüp parçalanan

    adam gibi, sosyal hayatta da sahibini manen parça parça ediyordu.

    G?pta ile haset, ihlas ile riya, kibir ile vakar, tevazu ile zillet ,

    h?rs ile kanaat, muhabbet ile husumet, ihtilaf ile ittifak ve benzer

    kavramlar da kendi aralar?nda yer değiştirdiğinde, fertteki ve

    toplumdaki parçalanmalar da kaç?n?lmaz olacakt?; çünkü, f?trata

    muhalefet söz konusuydu...


    Velhas?l; irade s?fat?ndan gelen emirler kainatta ne

    ise, kelam s?fat?ndan gelen emirler de Kitab-? Ezeli olan Kur’an için

    oydu. Çünkü, her şeyin ve herkesin Halik? ve Rabbi unvan?yla, Fat?r

    isminin tecellileriyle konuşuyordu; çünkü O, Rabbü’l-alemin idi...

    ?şte O Rabbü’l-aleminin bize gönderdiği kitap bunun örnekleriyle

    doluydu.



    Yüz on üç surenin her birisine -bir hikmete binaen

    tövbe suresi hariç- besmele ile başlayan Kuran-? Hakim, bizim de her

    işimize; nefsani ve şeytani olan; kinle, öfkeyle, şiddetle,

    sertlikle değil; akl?n ve kalbin Rahmani dengesini yakalayan ve bir

    anlamda; dünyadaki nimetlerin ism-i Rahmanda, ahiretteki nimetlerin

    de ism-i Rahimde tecellilerini bulduğu bu Rabbani mizan ve niyetleri

    ifade eden; Allah’?n ad? ile başlamam?z?, öncelikle nefsimizi ve

    enemizi değil, Rabbimizi ve hüveyi görmemizi istiyor Kelam-? Ezeli...

    Zira nefsine sözü geçmeyenin, kendi buzunu eritemeyenin, başkas?na

    tesir etmesi, başkas?n?n buzunu eritmeye çal?şmas? beyhudedir.

    Bilmeyen emr-i bi’l-marufu yapamaz; anlamayan anlatamaz; ikna olmayan

    ikna edemez. Has?l-? kelam; küpün içinde ne varsa d?ş?na da o s?zar...


    Bir başka ibretli örnek Cenab-? Hakk?n Musa

    aleyhisselam? Firavuna gönderirken verdiği emirdir. Son nefesine

    kadar hakk?n temsilcisi olan Hz. Musa’y? yakalay?p yok etmeye çal?şan

    Firavun, K?z?ldeniz’in sular? aras?nda boğulacağ?n? anlay?nca;

    “?srailoğullar?n?n kendisine inand?ğ?, Ondan başka ilah olmayan

    Allah’a inand?m. Ben ona teslim olanlardan?m.”1 dediğinde, kendisine

    Cebrail (a.s.) gönderilerek; sihirbazlar Allah’a iman ettiğinde,

    “Nas?l olur da ben size izin vermeden Musa’ya iman edersiniz?”2 ve

    milleti toplayarak onlara “En üstün sahibiniz ve ilah?n?z benim”3

    diyen Firavun’a, “Şimdi mi iman ettin?”4 şeklindeki suale muhatap

    k?l?nmas?na ve zulümde k?rd?ğ? rekorlara rağmen, Rabbi Rahimimiz Hz.

    Musa’y? küfrü ve zulmü tescilli olan Firavuna gönderirken, kavl-i

    leyyin ile yani yumuşak ve tatl? dille tebliğ etmesini emretmiştir.

    Zira, iman teklifi iktiza eder. Tekliften başka bir şey olmayan

    tebliğ makam? ise, nefsin ve hissiyat?n kar?şmamas? gereken ulvi bir

    makamd?r.


    Evet, bir başkas?na bir hakikati tebliğ ederken

    nefsimizin ve enaniyetimizin Firavunluklar?n?n ve Karunluklar?n?n da

    k?r?lmas?n? istemektedir Rabb-i Rahimimiz... Ve Firavuna yak?şan?

    değil, Musa’ya yak?şan? emrederek...


    Peygamber Efendimize; “Rabbinin yoluna hikmetle çağ?r.”5

    ,“Eğer sen sert ve kat? kalpli olsayd?n şüphesiz etraf?ndan dağ?l?r

    giderlerdi.”6 ,”Sen onlar üzerinde zorlay?c? değilsin.”7 ,

    “Peygamberin vazifesi ancak tebliğdir.”8 Diye buyuran Rabbimiz, bir

    ömür boyu nimetler içinde yüzdürmesine rağmen isyan batakl?klar?na

    gömülen kullar?na bile mühlet verip an?nda cezaland?rm?yorken; bize

    ne oluyor ki, marufu lay?k?yla yapmad?ğ?m?z halde ve içinde

    yaşad?ğ?m?z toplumun yüzde sekseni mütehayyir olarak bir ?ş?k, bir

    nur aramalar?na rağmen onlar? Firavundan daha zalim, kendimizi de Hz.

    Musa’dan daha m? yüksek görüyoruz?... Bu referans? ald?ğ?m?z kaynak

    semavi ve ilahi mi, yoksa arzi ve nefsi mi?..


    Biz nas?l bir dille anlat?yoruz acaba inand?ğ?m?z

    doğrular??... Nefsimizin doğrular? olarak m?, yoksa nefsimizin teslim

    ve tabi olduğu doğrular olarak m??... Eğer biz Musa aleyhisselam?n

    tabi olduğu hakikatleri, Firavunlara yak?ş?r bir dil, yöntem ve

    üslupla anlat?yorsak; birileri de Firavunun tabi olduklar?n?,

    Cenab-? Hakk?n Hz. Musa’ya emrettiği kavl-i leyyin üslubu ile

    anlat?yorsa; hiç şüphemiz olmas?n ki, Hakim-i mutlak; meşru hedefine

    gayr-i f?tri ve r?zay-? ilahiye muhalif vas?talarla koşanlar? değil,

    hedefi bat?l ve gayr-? meşru da olsa o hedefe meşru, f?tri vas?talar

    ve Rabbü’l-aleminin kainatta cari olan kanunlar?na muvaf?k hareket

    ederek koşanlar? muvaffak edecektir.

    1. Yunus: 90 2. A’raf: 123; Taha: 71; Şuara: 49. 3. Naziat: 24. 4. Yunus: 91. 5. Nahl: 125. 6. Al-i ?mran: 159. 7. Ğaşiye: 22. 8. Maide: 99; Nur 54; Ankebut: 18
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 12:34 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  6. #16
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Ey ehl-i hak! Ey hakperest ehl-i şeriat ve ehl-i hakikat ve ehl-i tarikat! Bu müthiş maraz-? ihtilafa karş? birbirinizin kusurunu görmeyerek, yekdiğerinizin ay?b?na karş? gözünüzü yumunuz! edeb-i Furkani ile edebleniniz! Ve harici düşman?n hücumunda dahili münakaşat? terk etmek ve ehl-i hakk? sukuttan ve zilletten kurtarmay? en birinci ve en mühim bir vazife-i uhreviye telakki edip, yüzer âyât ve ehâdis-i Nebeviyenin şiddetle emrettikleri uhuvvet, muhabbet ve teavünü yap?p, bütün hissi-yat?n?zla ehl-i dünyadan daha şiddetli bir surette meslektaşlar?n?zla ve dindaşlar?n?zla ittifak ediniz, yani, ihtilafa düşmeyiniz. "Böyle küçük meseleler için k?ymettar vaktimi sarf etmektense, o çok k?ymetli vaktimi zikir ve f?kir gibi k?ymettar şeylere sarf edeceğim" deyip çekilerek ittifak? zay?flaşt?rmay?n?z. Çünkü bu manevî cihadda küçük mesele zannetiğiniz, çok büyük olabilir. Bir neferin, bir saatte, mühim ve hususi şerait dahilindeki nöbeti bir sene ibadet hükmüne bazan geçmesi gibi; bu ehl-i hakk?n mağlubiyeti zaman?nda, manevî mücahede mesailinde, küçük bir meseleye sarf olunan senin k?ymettar bir günün, o neferin o saati gibi bin derece k?ymet alabilir, bir günün bin gün olabilir. Madem livechillaht?r, o işin küçüğüne, büyüğüne, k?ymetli ve k?ymetsizliğine bak?lmaz. ?hlas ve r?za-y? ?lahi yolunda zerre, y?ld?z gibi olur. Vesilenin mahiyetine bak?lmaz, neticesine bak?l?r. Madem neticesi r?za-y? ?lâhîdir ve mayesi ihlast?r; o küçük değildir, büyüktür.

    Lem’alar, s. 159


    Ferd, mütekellim vahde olsa; müsamahas?, fedakârl?ğ? amel-i salihdir. Mütekellim maa'l-gayr olsa hiyanet olur.

    Sünuhat, s. 20

    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 12:37 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  7. #17
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Savunucu ?letişim-------------------------Aç?k iletişim
    Yarg?lay?c? tutum-----------------------Tan?t?c? tutum
    Belli bir strateji izleyen planl? tutum----Plans?z, kendiliğinden oluşan tutum
    Ald?rmaz, umursamaz tutum-----------Anlay?ş, duygusal yak?nl?k gösteren tutum
    Üstünlük belirten tutum----------------Eşitlik belirten tutum
    Kesin tutum-----------------------------Denemeci tutum


    Doğan Cüceloğlu'nun iletişim tasnifi...
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 12:44 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  8. #18
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Demin yazd?ğ?n?z da çok ince bir noktayd? Meyvenin Zeyli kardeşim,

    "Ferd mütekellim vahde olsa;müsamahas?,fedakarl?ğ?,amel-i salihtir.Mütekellim maal gayr olsa h?yanet olur."

    Bu da çok önemli.Kişi kendi ad?na konuşurken her türlü müsamahay? gösterebilir,bu fedakarl?ğ? ameli salih olur.Ancak başkas? veya bir topluluk ad?na bunu yapamaz.Veya kendine yap?lan haks?zl?ğ? müsamaha ile karş?layabilir ama yine başkalar? ad?na affedemez.Başkas?n?n cebinden sadaka verilmez.
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 12:45 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  9. #19
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    uslubumu düzeltmek için hatalar?m? özel mesajla
    bildiren kardeşlerime şimdiden Allah raz? olsun diyor,
    bekliyorum.
    Bu şekilde ikaz daha güzel olur;kardeşim şu cümleyi böyle kullansan dahada güzel olur.şeklinde aç?klamal? olsa.dahada güzel olur.

    selam.

    zaten kavli leyyini olmayan hizmet yapamaz ki.
    yapsada yap?c? olmaz ,tahripli olur
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 12:45 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  10. #20
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Alıntı ZÜLF?KAR Nickli Üyeden Alıntı
    abdulbaki abi bizim AB ile ilgili bölümde yunusum kardeşle at?şmam?zdan dolay? bu hakikati gündeme getirdin san?yorum
    evet kavl-i leyyin tebliğ ve irşad vazifesinin en önemli düsturu.
    ancak f?trat? müteheyyic insalar(BENDE DAH?L) san?yorum sosyal içerikli baz? meseleleri tart?ş?rken üslubu bozuyo..asl?nda tart?şmada denmez ona ,fikrini karş?dakine ispatlama çabas? desek daha doğru olur..
    AMA ŞU HAK?KATTE VAR K? al?nmak küsmek incinmek bu forumdaki kardeşlere çok uzak olmal?..sert yada yumuşak bu forumda hararetli tart?şmalar mutlaka olur..önemli olan kavl-i leyyini esas alman?n yan?nda farkl?l?ğa aç?k olup hakaret etmeden düşüncelerin izhar?.

    kardeşim,tek tek şah?slarla değilde zaman zaman şahs?m?nda baz? yaz?lanlara karş? uslubumn ileri gittiğini nazara vermek ve baz? konular?n o dediğiniz fikir tart?şmas?n? aşan yorumlar belki bu başl?ğa vesile oldu.Sizleri takip ediyor ve yaz?lar?n?zdan çokça istifade ettiğini belirtmek isterim.Dikkat edersenin hiçbir kardeşin ismini girmek gibi uslubumuza uymayan bir yaz? girmemeye çal?şt?m.Belki baz? yorumlardan ve tart?şmalardan sonra bir k?s?m kardeşler bu forumdan çekiliyorum gibi cümleler sarfettiler.Bunu da dikkate almak gerekir düşüncesiyle bu uslup meselesini paylaşmak istedim.Genel olarak bir değerlendirmenin istifademize vesile olacağ?n? düşündüm.Kendim de önce bu başl?ğa muhatab?m.Selam ve hürmetlerimi iletir yorumlar?n?z? bekliyorum.
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 12:46 ) değiştirilmiştir.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Ayn'ı Zaman Kavl-i Mekân...
    By m_safiturk in forum Şiirler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 22.04.09, 03:29

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0