+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 17
Like Tree11Beğeni

Konu: Hastalara bir merhem, bir teselli, manevî bir reçete, ...

  1. #1
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart Hastalara bir merhem, bir teselli, manevî bir reçete, ...

    Yirmibeşinci Lem'a
    Yirmibeş devadır
    (Hastalara bir merhem, bir teselli, manevî bir reçete, bir iyadet-ül mariz ve geçmiş olsun makamında yazılmıştır.)


    İhtar ve İtizar

    Bu manevî reçete, bütün yazdıklarımızın fevkınde bir sür'atle te'lif edildiği gibi; hem umuma muhalif olarak tashihata ve dikkate vakit bulmayarak, te'lifi gibi gayet sür'atle, ancak bir defa nazardan geçirildi. Demek müsvedde-i evvel hükmünde müşevveş kalmıştır. Kalbe fıtrî bir surette gelen hatıratı, san'atla ve dikkatle bozmamak için, yeniden tedkikata lüzum görmedik. Okuyan zâtlar, hususan hastalar bazı nâhoş ibarelerden veyahud ağır kelimelerden ve ifadelerden sıkılıp gücenmesinler, bana da dua etsinler.

    ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ
    ﺍَﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍِﺫَٓﺍ ﺍَﺻَﺎﺑَﺘْﻬُﻢْ ﻣُﺼِﻴﺒَﺔٌ ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍِﻧَّﺎ ﻟِﻠَّﻪِ ﻭَﺍِﻧَّٓﺎ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺭَﺍﺟِﻌُﻮﻥَ ٭1
    ﻭَﺍﻟَّﺬِﻯ ﻫُﻮَ ﻳُﻄْﻌِﻤُﻨِﻰ ﻭَﻳَﺴْﻘِﻴﻦِ ٭ ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻣَﺮِﺿْﺖُ ﻓَﻬُﻮَ ﻳَﺸْﻔِﻴﻦِ
    2
    1 "O kimseler ki, başlarına bir musibet geldiğinde ’Biz Allah’ın kullarıyız; dönüşümüz de ancak Onadır’ derler." Bakara Sûresi, 2:156.
    2 "Beni yediren ve içiren Odur. Hastalandığımda bana şifa veren de Odur." Şuarâ Sûresi, 26:79-80.
    {(Haşiye): Bu risale, dört buçuk saat zarfında te'lif edilmiştir. Evet Rüşdü, Evet Re'fet, Evet Hüsrev, Evet Said}


    Şu Lem'ada, nev'-i beşerin on kısmından bir kısmını teşkil eden musibetzede ve hastalara hakikî bir teselli ve nâfi' bir merhem olabilecek yirmibeş devayı icmalen beyan ediyoruz.

    BİRİNCİ DEVA:
    Ey bîçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil belki bir nevi dermandır. Çünki ömür bir sermayedir, gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zayi' olur. Hem rahat ve gafletle olsa, pek çabuk gidiyor. Hastalık, senin o sermayeni büyük kârlarla meyvedar ediyor. Hem ömrün çabuk geçmesine meydan vermiyor, tutuyor, uzun ediyor.. tâ meyveleri verdikten sonra bırakıp gitsin. İşte, ömrün hastalıkla uzun olmasına işareten bu darb-ı mesel dillerde destandır ki; "Musibet zamanı çok uzundur, safa zamanı pek kısa oluyor."

    Lemalar ...

    *SAHRA* bunu beğendi.

  2. #2
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    İKİNCİ DEVA:
    Ey sabırsız hasta! Sabret, belki şükret. Senin bu hastalığın, ömür dakikalarını birer saat ibadet hükmüne getirebilir. Çünki ibadet iki kısımdır. Biri müsbet ibadettir ki; namaz, niyaz gibi malûm ibadetlerdir. Diğeri menfî ibadetlerdir ki; hastalıklar, musibetler vasıtasıyla musibetzede, aczini, za'fını hisseder. Hâlık-ı Rahîm'ine iltica eder, yalvarır. Hâlis, riyasız, manevî bir ibadete mazhar olur. Evet hastalıkla geçen bir ömür, Allah'tan şekva etmemek şartıyla, mü'min için ibadet sayıldığına rivayat-ı sahiha vardır. Hattâ bazı sâbir ve şâkir hastaların bir dakikalık hastalığı, bir saat ibadet hükmüne geçtiği ve bazı kâmillerin bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçtiği, rivayet-i sahiha ve keşfiyat-ı sadıka ile sabittir. Senin bir dakika ömrünü, bin dakika hükmüne getirip, sana uzun ömrü kazandıran hastalıktan teşekki değil, teşekkür et.

    Lemalar...
    *SAHRA* bunu beğendi.

  3. #3
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    ÜÇÜNCÜ DEVA:
    Ey tahammülsüz hasta! İnsan bu dünyaya keyf sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval ve firakta yuvarlanması şahiddir. Hem insan, zîhayatın en mükemmeli, en yükseği ve cihazatça en zengini, belki zîhayatların sultanı hükmünde iken, geçmiş lezzetleri ve gelecek belaları düşünmek vasıtasıyla, hayvana nisbeten en edna bir derecede, ancak kederli, meşakkatli bir hayat geçiriyor. Demek insan, bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safa ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile, ebedî daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür. Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor, sermaye-i ömrünü bâd-i heva boş yere sarfettiriyor. Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: "Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan." İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nâsih ve ikaz edici bir mürşiddir. Ondan şekva değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek; eğer fazla ağır gelse, sabır istemek gerektir.
    mütemadiyen: Devamlı olarak, sürekli olarak.
    Zeval: Sona erme, son bulma, göçüp gitme. Yerinden ayrılıp gitmek.
    Firak: Ayrılık, ayrılma.
    Zîhayat: Hayat sahibi, canlı.
    Cihazat: Cihazlar, aletler, maddi(dil, göz vs.) ve manevî(kalb, vicdan vs.) organlar.
    Nisbeten: Kıyasla, oranla, göre.
    Edna: En aşağı. En küçük, en az.
    Meşakkat: Zahmet, sıkıntı, güçlük, zorluk.
    Safa: Gönül rahatlığı, iç huzuru, ferahlık.
    Belki: Kat'iyyetle. Dahi. Şüpehesiz. *Hattâ. *Olabilir, ihtimal.
    Azîm: Büyük, yüce.
    Ebedî: Sonsuz, sonsuzlukla ilgili.
    Daimî: Devamlı, sürekli.
    Saadet: Mutluluk.
    Gaflet: Düşüncesizlik ve ihmal sebebiyle, içinde bulunduğu gerçeklerden habersiz olma.
    Sermaye-i ömr: Ömür sermayesi.
    Bâd-i heva: Boş yere, boşu boşuna.
    Lâyemut: Ölümsüz.
    Nokta-i nazar: Bakış açısı.
    Nâsih: Öğüt veren, nasihat eden.
    Mürşid: Doğru yolu gösteren.
    Şekva: Şikayet.

    Lemalar ...
    *SAHRA* bunu beğendi.

  4. #4
    Global Moderator *SAHRA* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesajlar
    9.395

    Standart

    bu Lema ayrı bir deva inş
    Allah razı olsun
    fanidünya... bunu beğendi.


    Değerli insanların gönülleri dağların zirvesi gibidir. Ulaşmaya kalkma! erişemezsin...

    SAHRA






    Gözlerin anlattığı cümleyi suskunlar dinler



    SAHRA




  5. #5
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    DÖRDÜNCÜ DEVA:
    Ey şekvacı hasta! Senin hakkın şekva değil şükürdür, sabırdır. Çünki senin vücudun ve a'zâ ve cihazatın, senin mülkün değildir. Sen onları yapmamışsın, başka tezgâhlardan satın almamışsın. Demek başkasının mülküdür. Onların mâliki, mülkünde istediği gibi tasarruf eder. Yirmialtıncı Söz'de denildiği gibi, meselâ gayet zengin, gayet mahir bir san'atkâr; güzel san'atını, kıymetdar servetini göstermek için, miskin bir adama modellik vazifesini gördürmek maksadıyla, bir ücrete mukabil, bir saatçik zamanda, murassa' ve gayet san'atlı diktiği bir gömleği, bir hulleyi o fakire giydirir. Onun üstünde işler ve vaziyetler verir. Hârika enva'-ı san'atını göstermek için keser, değiştirir, uzaltır, kısaltır. Acaba şu ücretli miskin adam, o zâta dese: "Bana zahmet veriyorsun, eğilip kalkmakla verdiğin vaziyetten bana sıkıntı veriyorsun, beni güzelleştiren bu gömleği kesip kısaltmakla güzelliğimi bozuyorsun" demeye hak kazanabilir mi? Merhametsizlik, insafsızlık ettin diyebilir mi? İşte aynen bu misal gibi, Sâni'-i Zülcelal sana ey hasta! Göz, kulak, akıl, kalb gibi nuranî duygularla murassa' olarak giydirdiği cisim gömleğini, esma-i hüsnasının nakışlarını göstermek için, çok hâlât içinde seni çevirir ve çok vaziyetlerde seni değiştirir. Sen açlıkla onun Rezzak ismini tanıdığın gibi, Şâfî ismini de hastalığınla bil. Elemler, musibetler bir kısım esmasının ahkâmını gösterdikleri için, onlarda hikmetten lem'alar ve rahmetten şualar ve o şuaat içinde çok güzellikler bulunuyor. Eğer perde açılsa, tevahhuş ve nefret ettiğin hastalık perdesi arkasında, sevimli güzel manaları bulursun.
    -----------------------

    Şekva: Şikayet.
    A'zâ: Bedenin her bir uzvu.
    Cihazat: Cihazlar, aletler, maddi(dil, göz vs.) ve manevî(kalb, vicdan vs.) organlar.
    Mâlik: Sahip. Mülk sahibi, mal sahibi.
    Tasarruf: İdare etmek, yönetmek, kullanmak.
    Mahir: Maharetli, becerikli, hünerli.
    San'atkâr: Sanatçı, usta.
    Kıymetdar: Kıymetli, değerli.
    Servet: Zenginlik, mal varlığı.
    Miskin: Zavallı, yoksul, uyuşuk, tembel.
    Mukabil: Karşılık
    Murassa': Süslü, süslenmiş.
    Hulle: Elbise.
    Enva'-ı san'at: Sanat çeşitleri.
    Sâni'-i Zülcelal: Sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi sanatkar yaratıcı.
    Nuranî: Nurlu.
    Nakış: İşleme, güzel şekillerle süsleme.
    Hâlât: Haller, durumlar.
    Rezzak: Rızık verici, bütün varlıkların rızıklandırıcısı olan Allah(cc).
    Şâfî: Şifa veren. İlaçları yaratıp yeryüzüne yerleştiren ve ilaçlara tesir gücü veren ve hastalıkları iyileştiren Allah(cc).
    Elem: Acı, dert, kaygı.
    Esma: İsimler.
    Ahkâm: Hükümler, kanunlar, emir ve yasaklar.
    Hikmet: Gözetilen fayda ve gaye.
    Lem'a: Parıltı, parlamak.
    Rahmet: Merhamet, acıma, şefkat etme, esirgeme.
    Şua: Bir ışık kaynağından uzanan ışık telleri.
    Şuaat: Işıklar, parıltılar, nurlar.
    Tevahhuş: Korkmak, ürkmek, kaçmak.

    Lemalar ...
    *SAHRA* bunu beğendi.

  6. #6
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    BEŞİNCİ DEVA:
    Ey maraza mübtela hasta! Bu zamanda tecrübemle kanaatım gelmiştir ki; hastalık bazılara bir ihsan-ı İlahîdir, bir hediye-i Rahmanîdir. Bu sekiz dokuz senedir, liyakatsız olduğum halde, bazı genç zâtlar, hastalık münasebetiyle dua için benimle görüştüler. Dikkat ettim ki; hangi hastalıklı genci gördüm, sair gençlere nisbeten âhiretini düşünmeye başlıyor. Gençlik sarhoşluğu yok. Gaflet içindeki hayvanî hevesattan bir derece kendini kurtarıyor. Ben de bakıyordum, onların tahammül dâhilindeki hastalıklarını bir ihsan-ı İlahî olduğunu ihtar ederdim. Derdim ki: "Kardeşim, senin bu hastalığının aleyhinde değilim, hastalık için sana karşı bir şefkat hissedip acımıyorum ki dua edeyim. Hastalık seni tam uyandırıncaya kadar sabra çalış ve hastalık vazifesini bitirdikten sonra Hâlık-ı Rahîm inşâallah sana şifa verir." Hem derdim: "Senin bir kısım emsalin sıhhat belasıyla gaflete düşüp, namazı terkedip, kabri düşünmeyip, Allah'ı unutup, bir saatlik hayat-ı dünyeviyenin zahirî keyfi ile, hadsiz bir hayat-ı ebediyesini sarsar, zedeler, belki de harab eder. Sen hastalık gözüyle, her halde gideceğin bir menzilin olan kabrini ve daha arkasında uhrevî menzilleri görürsün ve onlara göre davranıyorsun. Demek senin için hastalık, bir sıhhattır. Bir kısım emsalindeki sıhhat, bir hastalıktır."

    Lemalar ...
    *SAHRA* bunu beğendi.

  7. #7
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    ALTINCI DEVA:
    Ey elemden teşekki eden hasta! Senden soruyorum; geçmiş ömrünü düşün ve o ömürde geçmiş lezzetli safa günleri ve bela ve elemli vakitlerini tahattur et. Herhalde ya oh, ya ah diyeceksin. Yani, ya elhamdülillah şükür veyahud vâ-hasretâ, vâ-esefâ kalbin veya lisanın diyecek. Dikkat et, sana oh elhamdülillah şükür dediren, senin başından geçmiş elemler, musibetlerin düşünmesi, bir manevî lezzeti deşiyor ki; senin kalbin şükreder. Çünki elemin zevali, lezzettir. O elemler, o musibetler zevaliyle, ruhta bir lezzet irsiyet bırakmış ki, düşünmekle deşilse, ruhtan bir lezzet akıyor, şükürler takattur ediyor. Sana vâ-esefâ, vâ-hasretâ dedirten, eski zamanda geçirdiğin lezzetli ve safalı o hallerdir ki; zevalleriyle, senin ruhunda daimî bir elem irsiyet bırakıp, ne vakit düşünsen, o elem yine deşiliyor, esef ve hasret akıtıyor. Madem bir günlük gayr-ı meşru lezzet, bazan bir sene manevî elem çektiriyor. Ve muvakkat bir günlük hastalıkla gelen elem, çok günler manevî lezzet-i sevabla beraber, zevalindeki halâs ve kurtulmaktan gelen manevî lezzet vardır. Senin başındaki şimdilik bu muvakkat hastalığın neticesi ve içyüzündeki sevabı düşün, "Bu da geçer yahu!" de, şekva yerinde şükret.


    Lemalar ...


    Elem: Acı, dert, kaygı.
    Teşekki: Şikayette bulunma, şikayet etme.
    Safa: Gönül rahatlığı, iç huzuru, gönül şenliği, ferahlık.
    Tahattur: Hatırlama.
    Vâ-hasretâ: Vah vah, ne yazık ki.
    Vâ-esefâ: Vah, esefler olsun, eyvah yazıklar olsun.
    Elhamdülillah: Her ne kadar hamd ve şükür varsa, ezelden ebede ve kimden kime olursa olsun hepsi Allah'a(cc) mahsustur.
    Musibet: Afet, bela, felaket.
    Zeval: Sona erme, son bulma.
    İrsiyet: Miras, varislik.
    Takattur: Damlama, damla damla olma.
    Esef: Hüzün, üzüntü, pişmanlık.
    Hasret: Özlem, özleyiş.
    Gayr-ı meşru: Meşru olmayan, helal olmayan, dine aykırı.
    Halâs: Kurtulma.
    Muvakkat: Geçici, az bir zaman için.
    Şekva: Şikayet.
    *SAHRA* bunu beğendi.

  8. #8
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    2. ALTINCI DEVA:
    {(Haşiye): Fıtrî bir surette bu lem'a tahattur ettiğinden, altıncı mertebede iki deva yazılmış. Fıtrîliğine ilişmemek için öylece bıraktık, belki bir sır vardır diye değiştirmedik.}
    Ey dünya zevkini düşünüp hastalıktan ızdırab çeken kardeşim! Bu dünya eğer daimî olsa idi ve yolumuzda ölüm olmasaydı ve firak ve zevalin rüzgârları esmeseydi ve musibetli, fırtınalı istikbalde manevî kış mevsimleri olmasaydı; ben de seninle beraber senin haline acıyacaktım. Fakat madem dünya bir gün bize haydi dışarı diyecek, feryadımızdan kulağını kapayacak, o bizi dışarı kovmadan biz bu hastalıklar ikazatıyla şimdiden onun aşkından vazgeçmeliyiz. O bizi terketmeden, kalben onu terke çalışmalıyız. Evet hastalık bu manayı bize ihtar edip der ki: "Senin vücudun taştan, demirden değildir. Belki daima ayrılmaya müsaid muhtelif maddelerden terkib edilmiştir. Gururu bırak, aczini anla, mâlikini tanı, vazifeni bil, dünyaya ne için geldiğini öğren!" kalbin kulağına gizli ihtar ediyor. Hem madem dünyanın zevki, lezzeti devam etmiyor. Hususan meşru olmazsa hem devamsız, hem elemli, hem günahlı oluyor. O zevki kaybettiğinden hastalık bahanesiyle ağlama; bilakis hastalıktaki manevî ibadet ve uhrevî sevab cihetini düşün, zevk almaya çalış.

    Lemalar ...
    *SAHRA* bunu beğendi.

  9. #9
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    YEDİNCİ DEVA:
    Ey sıhhatının lezzetini kaybeden hasta! Senin hastalığın sıhhatteki nimet-i İlahiyenin lezzetini kaçırmıyor, bilakis tattırıyor, ziyadeleştiriyor. Çünki bir şey devam etse tesirini kaybeder. Hattâ ehl-i hakikat müttefikan diyorlar ki: ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺍْﻻ َﺷْﻴَﺎﺀُ ﺗُﻌْﺮَﻑُ ﺑِﺎَﺿْﺪَﺍﺩِﻫَﺎ
    yani: "Herşey zıddıyla bilinir." Meselâ, karanlık olmazsa ışık bilinmez, lezzetsiz kalır. Soğuk olmazsa hararet anlaşılmaz, zevksiz kalır. Açlık olmazsa, yemek lezzet vermez. Mide harareti olmazsa, su içmesi zevk vermez. İllet olmazsa, âfiyet zevksizdir. Maraz olmazsa, sıhhat lezzetsizdir. Madem Fâtır-ı Hakîm insana her çeşit ihsanını ihsas etmek ve herbir nevi nimetini tattırmak ve insanı daima şükre sevketmek istediğini, şu kâinatta çeşit çeşit hadsiz enva'-ı nimeti tadacak tanıyacak derecede gayet çok cihazat ile insanı techiz etmesi gösteriyor ki; elbette sıhhat ve âfiyeti verdiği gibi; hastalıkları, illetleri, dertleri de verecektir. Senden soruyorum: "Bu hastalık senin başında veya elinde veya midende olmasaydı; sen, başın, elin, midenin sıhhatindeki lezzetli, zevkli nimet-i İlahiyeyi hissedip şükreder miydin? Elbette şükür değil, belki düşünmeyecektin; şuursuz o sıhhatı gaflete belki sefahete sarfederdin."


    Lemalar ...


    Nimet-i İlahiye: Allah'a(cc) ait nimet, Allah'ın nimeti.
    Ehl-i hakikat: İslamiyetin ve Kur'anın bildirdiği gerçekleri kabul edip yaşayanlar.
    Müttefikan: Anlaşarak, ittifak ederek, hep beraber olarak.
    Fâtır-ı Hakîm: Sonsuz hikmet sahibi yaratıcı, herşeyi faydalı ve gayeli yapan yaratıcı.
    İhsan: İyilik, lütuf, bağışlama, cömertlik.
    İhsas: Hissettirme.
    Nevi: Çeşit, tür.
    Kâinat: Yaratılın bütün varlıklar, evren.
    Hadsiz: Sınırsız, sayısız.
    Enva'-ı nimet: Nimet çeşitleri.
    Cihazat: Cihazlar, aletler, maddi(dil, göz vs.) ve manevî(kalb, vicdan vs.) organlar.
    Techiz: Cihazlandırma, donatmak.
    Gaflet: Düşüncesizlik ve ihmal sebebiyle, içinde bulunduğu gerçeklerden habersiz olma.
    Sefahet: Günah olan zevk ve eğlencelere düşkünlük, dinin yasakladığı zevk ve eğlencelerle hayat geçirmek.
    *SAHRA* bunu beğendi.

  10. #10
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    SEKİZİNCİ DEVA:
    Ey âhiretini düşünen hasta! Hastalık, sabun gibi, günahların kirlerini yıkar, temizler. Hastalıklar, keffaret-üz zünub olduğu hadîs-i sahih ile sabittir. Hem hadîste vardır ki: "Ermiş ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşer; imanlı bir hastanın titremesi de, öyle günahları silker." Günahlar, hayat-ı ebediyede daimî hastalıklardır. Bu hayat-ı dünyevîde dahi kalb, vicdan, ruh için manevî hastalıklardır. Sen eğer sabredip şekva etmezsen, şu muvakkat bir hastalık ile daimî pek çok hastalıklardan kurtuluyorsun. Eğer günahları düşünmüyorsan, yahut âhireti bilmiyorsan veya Allah'ı tanımıyorsan, sende öyle dehşetli bir hastalık var ki; milyon defa sendeki bu küçük hastalıktan daha büyüktür. Ondan feryad et. Çünki bütün dünyanın mevcudatıyla kalbin, ruhun ve nefsin alâkadardır. Mütemadiyen firak ve zeval ile o alâkalar kesilip, sende hadsiz yaralar açılır. Bahusus âhireti bilmediğin için, ölümü i'dam-ı ebedî tahayyül ettiğinden -âdeta- güya yara bere içinde, dünya kadar hastalıklı bir vücudun var.
    Keffaret-üz zünub: Af vesilesi, arınma ve temizlenme sebebi.
    Hadîs-i sahih: Hakında şüphe edilemez kesinlikle doğru hadisler.
    Hayat-ı ebediye: Ölümsüz ve sonsuz hayat.
    Hayat-ı dünyevî: Dünyaya ait hayat, dünyadaki yaşantı.
    Şekva: Şikayet.
    Muvakkat: Geçici, az bir zaman için.
    Mevcudat: Varlıklar.
    Alâkadar: Alakalı, ilgili.
    Mütemadiyen: Devamlı olarak, sürekli olarak.
    Firak: Ayrılık, ayrılma.
    Zeval: Sona erme, son bulma, göçüp gitme.
    Hadsiz: Sınırsız, sayısız.
    Bahusus: Özellikle, hele.
    İ'dam-ı ebedî: Sonsuz yok etme.
    Tahayyül: Hayale getirmek, hayalde canlandırmak.

    İşte en evvel hadsiz yaralı ve hastalıklı bu büyük manevî vücudun hadsiz hastalıklarına kat'î ilâç ve kat'î şifa verici bir tiryak olan iman ilâcını aramak ve itikadını düzeltmek gerektir ki, o ilâcı bulmakta en kısa yol, bu maddî hastalığın yırttığı gaflet perdesinin altında sana gösterdiği aczin ve za'fın penceresiyle, bir Kadîr-i Zülcelal'in kudretini ve rahmetini tanımaktır. Evet Allah'ı tanımayanın dünya dolusu bela başında vardır. Allah'ı tanıyanın dünyası nurla ve manevî sürurla doludur. Derecesine göre iman kuvvetiyle hisseder. Bu imandan gelen manevî sürur ve şifa ve lezzet altında, cüz'î maddî hastalıkların elemi erir, ezilir.
    Kat'î: Kesin.
    Tiryak: Panzehir, hemen şifa verici kuvvetli ilaç.
    İtikad: İnanmak, inanç, gönülden iman.
    Gaflet: Düşüncesizlik ve ihmal sebebiyle, içinde bulunduğu gerçeklerden habersiz olma.
    Acz: Güçsüzlük
    Za'fın: Zayıflığın.
    Kadîr-i Zülcelal: Sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi ve her şeye kudreti(gücü) yeten Allah(cc).
    Kudret: Güç.
    Rahmet: Merhamet, acıma, şefkat etme, esirgeme.
    Sürur: Sevinç, neşe.
    Cüz'î: Küçük, sınırlı. Küllînin bir parçası.
    Elem: Acı, dert, kaygı.

    Lemalar ...
    *SAHRA* bunu beğendi.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Hastalara bir merhem, bir teselli, manevî bir reçete.
    By fanidünya... in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 02.08.16, 11:57
  2. Reçete Istiyorum Reçete
    By ademayd in forum Risale-i Nur'u Yeni Tanıyanlara
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 08.01.09, 17:58
  3. Hastalara Reçete
    By ademyakup in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 27.07.07, 09:26
  4. Hastalıklara Manevi Reçete
    By NurTalebesi in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 08.07.07, 12:51
  5. Manevi Hastalıklara Reçete
    By vedAA in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 28.10.06, 02:30

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0