+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 10
Like Tree19Beğeni
  • 3 tarafından fanidünya...
  • 3 tarafından gamze-i_dilruzum
  • 2 tarafından fanidünya...
  • 2 tarafından gamze-i_dilruzum
  • 3 tarafından fanidünya...
  • 1 tarafından fanidünya...
  • 2 tarafından fanidünya...
  • 1 tarafından fanidünya...
  • 1 tarafından fanidünya...
  • 1 tarafından fanidünya...

Konu: İbadet

  1. #1
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart İbadet


    ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﺍﻋْﺒُﺪُﻭﺍ ﺭَﺑَّﻜُﻢُ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺧَﻠَﻘَﻜُﻢْ ﻭَ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻜُﻢْ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﺘَّﻘُﻮﻥَ ٭ ﺍَﻟَّﺬِﻯ ﺟَﻌَﻞَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍْﻻ َﺭْﺽَ ﻓِﺮَﺍﺷًﺎ ﻭَﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀَ ﺑِﻨَٓﺎﺀً ﻭَﺍَﻧْﺰَﻝَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻣَٓﺎﺀً ﻓَﺎَﺧْﺮَﺝَ ﺑِﻪِ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺜَّﻤَﺮَﺍﺕِ ﺭِﺯْﻗًﺎ ﻟَﻜُﻢْ ﻓَﻼ
    ﺗَﺠْﻌَﻠُﻮﺍ ﻟِﻠَّﻪِ ﺍَﻧْﺪَﺍﺩًﺍ ﻭَ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ

    Yani: "Ey insanlar! Sizi ve sizden evvelkileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz ki, takva mertebesine vâsıl olasınız. Ve yine Rabbinize ibadet ediniz ki; Arz'ı size döşek, semayı binanıza dam yapmış ve semadan suları indirmiş ki, sizlere rızık olmak üzere yerden meyve ve sair gıdaları çıkartsın. Öyle ise, Allah'a misil ve şerik yapmayınız. Bilirsiniz ki, Allah'tan başka mabud ve hâlıkınız yoktur."

    İşarat-ül İ'caz -83
    ----------------
    Vâsıl: Ulaşan, erişen, kavuşan.
    Arz: Yeryüzü, dünya.
    Sema: Gök, gökyüzü.
    Sair: Diğer, başka.
    Misil: Benzer, eş.
    Şerik: Ortak.
    Mabud: İbadet edilen, kulluk yapılan (Allah(cc)).
    Hâlık: Yoktan en güzel şekilde yaratan Allah(cc).



    --------------------------------------


    Üçüncü Söz
    ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ
    ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﺍﻋْﺒُﺪُﻭﺍ

    İbadet, ne büyük bir ticaret ve saadet; fısk ve sefahet, ne büyük bir hasaret ve helâket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle...
    --------------
    Fısk: Günah, dinin emir ve yasaklarını çiğnemek, İslam dininin gösterdiği doğru yoldan sapmak.
    Sefahet: Günah olan zevk ve eğlencelere düşkünlük.
    Hasaret: Hasar, zarar, ziyan. *Yoldan sapmak. Sapıtmak.
    Helâket: Yıkılma, mahvolma, felaket.
    Temsilî: Örnekle canlandırılmış.


    Bir vakit iki asker, uzak bir şehre gitmek için emir alıyorlar. Beraber giderler; tâ, yol ikileşir. Bir adam orada bulunur, onlara der: "Şu sağdaki yol, hiç zararı olmamakla beraber, onda giden yolculardan ondan dokuzu büyük kâr ve rahat görür. Soldaki yol ise, menfaatı olmamakla beraber, on yolcusundan dokuzu zarar görür. Hem ikisi, kısa ve uzunlukta birdirler. Yalnız bir fark var ki, intizamsız, hükûmetsiz olan sol yolun yolcusu çantasız, silâhsız gider. Zahirî bir hıffet, yalancı bir rahatlık görür. İntizam-ı askerî altındaki sağ yolun yolcusu ise, mugaddi hülâsalardan dolu dört okkalık bir çanta ve her adüvvü alt ve mağlub edecek iki kıyyelik bir mükemmel mîrî silâhı taşımaya mecburdur."
    ------------------------
    Zahirî: Görünüşte olan, görünen.
    Hıffet: Hafiflik.
    İntizam-ı askerî: Askerlik düzeni.
    Mugaddi: Gıdalı, besleyici.
    Adüvv: Düşman.
    Mîrî: Devlete ait, devletin.


    O iki asker, o muarrif adamın sözünü dinledikten sonra şu bahtiyar nefer, sağa gider. Bir batman ağırlığı omuzuna ve beline yükler. Fakat kalbi ve ruhu, binler batman minnetlerden ve korkulardan kurtulur. Öteki bedbaht nefer ise, askerliği bırakır. Nizama tâbi olmak istemez, sola gider. Cismi bir batman ağırlıktan kurtulur, fakat kalbi binler batman minnetler altında ve ruhu hadsiz korkular altında ezilir. Hem herkese dilenci, hem her şeyden, her hâdiseden titrer bir surette gider. Tâ, mahall-i maksuda yetişir. Orada, âsi ve kaçak cezasını görür.
    -------------------------------------------------------------
    Muarrif: Tarif edici, açıklayıp bildirici, tanıtıcı.
    Nefer: Asker, er.
    Bedbaht: Bahtı kara, mutsuz, talihsiz.
    Hadsiz: Sınırsız, sayısız.
    Hâdise: Olay.

    Askerlik nizamını seven, çanta ve silâhını muhafaza eden ve sağa giden nefer ise, kimseden minnet almayarak, kimseden havf etmeyerek rahat-ı kalb ve vicdan ile gider. Tâ o matlub şehre yetişir. Orada, vazifesini güzelce yapan bir namuslu askere münasib bir mükâfat görür.
    --------------------------------
    Havf: Korku.
    Matlub: İstenen, istenilen.


    İşte ey nefs-i serkeş! Bil ki: O iki yolcu; biri muti'-i kanun-u İlahî, birisi de âsi ve hevaya tâbi insanlardır. O yol ise, hayat yoludur ki; âlem-i ervahtan gelip kabirden geçer, âhirete gider. O çanta ve silâh ise, ibadet ve takvadır. İbadetin çendan zahirî bir ağırlığı var. Fakat manasında öyle bir rahatlık ve hafiflik var ki, tarif edilmez. Çünki âbid, namazında der:
    ﺍَﺷْﻬَﺪُ ﺍَﻥْ ﻻ َٓ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻻ َّ ﺍﻟﻠَّﻪُ
    Yani: "Hâlık ve Rezzak, ondan başka yoktur. Zarar ve menfaat, onun elindedir. O hem Hakîm'dir, abes iş yapmaz. Hem Rahîm'dir; ihsanı, merhameti çoktur" diye itikad ettiğinden her şeyde bir hazine-i rahmet kapısını bulur. Dua ile çalar. Hem her şeyi kendi Rabbisinin emrine müsahhar görür, Rabbisine iltica eder. Tevekkül ile istinad edip her musibete karşı tahassun eder. İmanı, ona bir emniyet-i tâmme verir. Evet her hakikî hasenat gibi cesaretin dahi menbaı, imandır, ubudiyettir. Her seyyiat gibi cebanetin dahi menbaı, dalalettir. Evet tam münevver-ül kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz. Belki hârika bir kudret-i Samedaniyeyi, lezzetli bir hayret ile seyredecek. Fakat meşhur bir münevver-ül akıl denilen kalbsiz bir fâsık feylesof ise; gökte bir kuyruklu yıldızı görse, yerde titrer. "Acaba bu serseri yıldız Arzımıza çarpmasın mı?" der; evhama düşer. (Bir vakit böyle bir yıldızdan Amerika titredi. Çokları gece vakti hanelerini terkettiler.)
    --------------------------------------------
    Nefs-i serkeş: Dikkafalı ve isyankar nefis.
    Muti'-i kanun-u İlahî: Allah’ın(cc) koyduğu kurala uyan.
    Heva: Gelip geçici heves.
    Âlem-i ervah: Ruhlar alemi.
    Takva: Bütün günahlardan ve her türlü yasaklardan kendini koruma.
    Çendan: Gerçi.
    Zahirî: Görünüşte olan, görünen, dış görünüşle ilgili.
    Âbid: İbadet eden.
    Hâlık: Yoktan en güzel şekilde yaratan Allah(cc).
    Rezzak: Rızık verici.
    Hakîm: Hikmet sahibi, her şeyi gayeli ve faydalı olarak yerli yerinde yapan.
    Abes: Boş ve faydasız, gayesiz ve gereksiz.
    Rahîm: Çok merhametli, çok acıyan, çok şefkatli.
    İhsan: İyilik, lütuf, bağışlama, cömertlik.
    İtikad: İnanmak, inanç, gönülden iman.
    Hazine-i rahmet: Rahmet hazinesi.
    Müsahhar: Boyun eğip emir dinler, isteneni yapmaya hazır.
    İltica: Sığınma.
    Tevekkül: Allah’a(cc) güvenmek, Allah’a dayanmak, yapılması gerekenleri elinden geldiğince yapıp gerisini Allah’a bırakma.
    İstinad: Dayanma.
    Musibet: Afet, bela, felaket.
    Tahassun: Sığınma.
    Emniyet-i tâmme: Tam ve eksiksiz güven ve korkusuzluk.
    Hasenat: İyilikler, sevaplar.
    Menbaı: Kaynağı.
    Ubudiyet: Allah’ın(cc) emir ve yasaklarına uymak, kulluk.
    Seyyiat: Günahlar, kötülükler, suçlar.
    Cebanet: Korkaklık.
    Dalalet: Sapıtma, doğru yoldan ayrılma, iman ve İslam yolundan sapmak.
    Münevver-ül kalb: Kalbi nurlanmış, kalbi aydınlanmış.
    Küre-i arz: Yer küre, dünya.
    Kudret-i Samedaniye: Samed olan Allah’a(cc) ait kudret. Her şey her an kendisine muhtaçken kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın(cc) sonsuz güç ve kuvveti.
    Münevver-ül akıl: Aklı nurlanmış, aklı aydınlanmış.
    Fâsık: Günahkar, Allah’ın(cc) emirlerinin dışına çıkan.
    Feylesof: Filozof, felsefe ile uğraşan.
    Arz: Yeryüzü, dünya.
    Evham: Vehimler, kuruntular, olmayanı var zannetme.
    Hane: Ev.

    Evet insan, nihayetsiz şeylere muhtaç olduğu halde; sermayesi hiç hükmünde... Hem nihayetsiz musibetlere maruz olduğu halde; iktidarı, hiç hükmünde bir şey... Âdeta sermaye ve iktidarının dairesi, eli nereye yetişirse o kadardır. Fakat emelleri, arzuları ve elemleri ve belaları ise; dairesi, gözü, hayali nereye yetişirse ve gidinceye kadar geniştir. Bu derece âciz ve zaîf, fakir ve muhtaç olan ruh-u beşere ibadet, tevekkül, tevhid, teslim; ne kadar azîm bir kâr, bir saadet, bir nimet olduğunu, bütün bütün kör olmayan görür, derk eder. Malûmdur ki: Zararsız yol, zararlı yola -velev on ihtimalden bir ihtimal ile olsa- tercih edilir. Halbuki mes'elemiz olan ubudiyet yolu, zararsız olmakla beraber ondan dokuz ihtimal ile bir saadet-i ebediye hazinesi vardır. Fısk ve sefahet yolu ise; -hattâ fâsıkın itirafıyla dahi- menfaatsız olduğu halde, ondan dokuz ihtimal ile şekavet-i ebediye helâketi bulunduğu; icma ve tevatür derecesinde hadsiz ehl-i ihtisasın ve müşahedenin şehadetiyle sabittir. Ve ehl-i zevkin ve keşfin ihbaratıyla muhakkaktır.
    ----------------------------
    Nihayetsiz: Sonsuz.
    Maruz: Uğrayan, uğramış.
    İktidar: Güç, kuvvet.
    Emel: Ümit, ummak, kuvvetli istek.
    Arzu: İstek.
    Elem: Acı, dert, kaygı.
    Âciz: Güçsüz, gücü yetmez.
    Ruh-u beşer: Beşer ruhu, insan ruhu.
    Tevhid: Birleme, birlik, birtek Allah’tan(cc) başka ilah olmadığına inanmak.
    Azîm: Büyük, yüce.
    Derk: Anlamak.
    Velev: Eğer, her ne kadar, hatta, isterse.
    Saadet-i ebediye: Bitmez ve tükenmez sonsuz mutluluk.
    Şekavet-i ebediye: Devamlı ve sonsuz sürecek bela ve sıkıntılara düşmek.
    Helâket: Yıkılma, mahvolma, felaket.
    İcma: Fikir birliği.
    Ehl-i ihtisas: İhtisas sahipleri, uzmanlar.
    Müşahede: Görme, seyretme.
    Muhakkak: Kesin, şüphesiz.


    Elhasıl: Âhiret gibi, dünya saadeti dahi, ibadette ve Allah'a asker olmaktadır. Öyle ise, biz daima
    ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻄَّﺎﻋَﺔِ ﻭَﺍﻟﺘَّﻮْﻓِﻴﻖِ
    demeliyiz. Ve müslüman olduğumuza şükretmeliyiz.

    ------------------------
    Elhasıl: Kısacası, sözün kısası ve özü.

    SÖZLER / Üçünü Söz – 18

    -------------------------------------------------------------


    İbadetin manası şudur ki: Dergâh-ı İlahîde abd, kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp kemal-i rububiyetin ve kudret-i Samedaniyenin ve rahmet-i İlahiyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir. Yani rububiyetin saltanatı, nasılki ubudiyeti ve itaati ister; rububiyetin kudsiyeti, paklığı dahi ister ki: Abd, kendi kusurunu görüp istiğfar ile ve Rabbını bütün nekaisten pâk ve müberra ve ehl-i dalaletin efkâr-ı bâtılasından münezzeh ve muallâ ve kâinatın bütün kusuratından mukaddes ve muarrâ olduğunu; tesbih ile Sübhanallah ile ilân etsin.
    -----------------------------------------
    Dergâh-ı İlahî: Allah’ın(cc) huzuru.
    Abd: Kul.
    Acz: Güçsüzlük, kuvvetsizlik.
    Fakr: Fakirlik, yoksulluk.
    Kemal-i rububiyet: Varlıkları yetiştirme ve terbiye etmekteki mükemmellik.
    Kudret-i Samedaniye: Samed olan Allah’a(cc) ait kudret. Her şey her an kendisine muhtaçken kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın(cc) sonsuz güç ve kuvveti.
    Rahmet-i İlahiye: Allah’ın(cc) merhameti.
    Rububiyet: Allah’ın(cc) terbiyecilik sıfatı, Allah’ın her şeyin sahibi, ihtiyaçlarının karşılayıcısı ve terbiye edicisi olması
    Saltanat: İdare etme gücü, yönetme gücü, padişahlık.
    Ubudiyet: Kulluk.
    Kudsiyet: Mukaddeslik, kutsallık.
    İstiğfar: Af dileme, Allah’tan(cc) bağışlanma isteme, tövbe etme.
    Nekais: Noksanlıklar, noksanlar.
    Pâk: Temiz, saf, katıksız.
    Müberra: Fenalıktan uzak kalmış. Temiz. Noksansız.
    Ehl-i dalalet: Dalalet ehli. Kur’anın gösterdiği yoldan ayrılanlar, iman ve İslam yolundan sapanlar.
    Efkâr-ı bâtıla: Batıl fikirler, asılsız uydurma düşünceler.
    Münezzeh: Temiz, pak, arınmış.
    Muallâ: Yüksek, yüce.
    Kusurat: Kusurlar.
    Sübhanallah: Her türlü eksikliklerden ve noksanlıklardan uzak ve kusursuz olan Allah(cc).


    SÖZLER (Dokuzucu Söz / 2. Nota’dan) 41


    --------------------------------------------------


    İbadetin şahsî kemalâta sebeb olduğunun izahı:
    İnsan cismen küçük, zaîf ve âciz olmakla beraber, hayvanattan addedildiği halde, pek yüksek bir ruhu taşıyor ve pek büyük bir istidada mâliktir ve hasredilmeyecek derecede meyilleri vardır ve gayr-ı mütenahî emeller sahibidir ve addedilemez fikirleri vardır ve gayr-ı mahdud şeheviye ve gazabiye gibi kuvveleri vardır ve öyle acaib bir yaratılışı vardır ki, sanki bütün enva' ve âlemlere fihriste olarak yaratılmıştır.

    ------------------------------------------
    Şahsî: Şahsa ait, kişiyle ilgili, kişisel.
    Kemalât: Kemaller, mükemmellikler, olgunluklar, üstünlükler.
    Cismen: Cisim olarak.
    Hayvanat: Hayvanlar.
    İstidad: Kabiliyet, yetenek.
    Mâlik: Sahip.
    Gayr-ı mütenahî: Sonsuz, nihayet bulmaz, bitmez.
    Emel: Ümit, kuvvetli istek, ummak.
    Gayr-ı mahdud: Sınırsız, sonsuz, sayısız.
    Şeheviye: Şehvetle ilgili.
    Gazabiye: Hiddetle ilgili, öfke ile ilgili.
    Enva': Nevler, türler, çeşitler.


    İşte böyle bir insanın o yüksek ruhunu inbisat ettiren, ibadettir; istidadlarını inkişaf ettiren, ibadettir; meyillerini temyiz ve tenzih ettiren, ibadettir; emellerini tahakkuk ettiren ibadettir; fikirlerini tevsi' ve intizam altına alan, ibadettir; şeheviye ve gazabiye kuvvelerini hadd altına alan, ibadettir; zahirî ve bâtınî uzuvlarını ve duygularını kirleten tabiat paslarını izale eden, ibadettir; insanı mukadder olan kemalâtına yetiştiren, ibadettir; abd ile Mabud arasında en yüksek ve en latif olan nisbet, ancak ibadettir. Evet kemalât-ı beşeriyenin en yükseği, şu nisbet ve münasebettir.
    ---------------------------------------------
    İnbisat: Genişleme, yayılma, genleşme.
    İbadet: Kulluk, Allah’ın(cc) emir ve yasaklarına uyma.
    İstidad: Kabiliyet, yetenek.
    İnkişaf: Açılma, meydana çıkma, gelişme, ilerleme.
    Temyiz: Ayırmak, ayırt etmek, seçmek.
    Tevsi': Genişletme.
    Hadd: Sınır, hudud, çizgi.
    Zahirî: Görünüşte olan, görünen, dış görünüşle ilgili.
    Bâtınî: İçteki, görünmez içle ilgili.
    İzale: Giderme, ortadan kaldırma.
    Mukadder: Takdir edilmiş, belirlenmiş.


    İhtar:
    İbadetin ruhu, ihlastır. İhlas ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır. Eğer başka bir hikmet ve bir faide ibadete illet gösterilse, o ibadet bâtıldır. Faideler, hikmetler yalnız müreccih olabilirler, illet olamazlar.

    ----------------
    Hikmet: Gözetilen fayda ve gaye. İnsanın, mevcudatın hakikatlerini(gerçeklerini) bilip hayırlı işler yapmak sıfatı.
    Faide: Fayda, yarar.
    İllet: Asıl sebep, temel sebep.
    Bâtıl: Asılsız, gerçek dışı, yalan ve yanlış.
    Müreccih: Tercih eden, üstün tutan.


    İşarat-ül İ'caz - 83

  2. #2
    Global Moderator gamze-i_dilruzum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2012
    Mesajlar
    4.225

    Standart





    Ey kardeşlerim!
    Dikkat ediniz.
    Vazifeniz kudsiyedir,
    hizmetiniz ulvîdir.
    Herbir saatiniz,
    bir gün ibâdet hükmüne geçebilecek bir kıymettedir;
    biliniz ki, elinizden kaçmasın.
    Mektûbât





    "Arşa değmek istidadında olanların ayakları altına, omuzlarımızı koyarız."

    Zübeyir Gündüzalp





  3. #3
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Nu'mân İbnu Beşir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Dua, ibadettir", sonra şu ayeti okudu: "Rabbiniz: Bana dua edin ki size icâbet edeyim. Bana ibâdet etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler varya, alçalmış ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir" buyurmuşlardır" (Mü'min, 69).


    Ebu Davud, Salat 358, (1479); Tirmizi, Tefsir 2, (2973, 3244), Daavât 2, (3369); İbnu Mâce, Duâ 1, (3828).
    *SAHRA* ve gamze-i_dilruzum bunu beğendi.

  4. #4
    Global Moderator gamze-i_dilruzum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2012
    Mesajlar
    4.225

    Standart

    maşallah mübarek kardeşim....
    seyyah_salih ve *SAHRA* bunu beğendi.


    "Arşa değmek istidadında olanların ayakları altına, omuzlarımızı koyarız."

    Zübeyir Gündüzalp





  5. #5
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Ebu’d - Derda’dan (r.a.) rivayetle:
    Allahu Taâlâ şöyle buyuruyor: ‘ Ey Ademoğlu! Sen Bana kulluk ettikçe, Bana ümit besledikçe ve Bana hiçbirşey ortak koşmadıkça Ben de yaptıkların günahları affederim. Gök ve yer dolusu hata ve günahlarla da karşıma çıksan Ben de onlar dolusu mağfiretle seni karşılarım. Seni bağışlarım ve bunu çok görmem.'

    Taberâni’nin Kebir’inden.

    -----------------------------------------

    Zeyd bin Erkam’dan (r.a.) rivayet ediliyor:
    Allah’ı (cc) görür gibi Ona ibadet et. Çünkü sen Onu görmüyorsan da O seni görüyor. Kendini ölülerle beraber say. Mazlumun bedduasından sakın. Çünkü o kabul edilir.


    Ebu Nuaym’ın Hılye’sinden.

  6. #6
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Ebü'd-Derdâ (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Hz. Dâvud (aleyhisselâm)'un duaları arasında şu da vardır: "Allahım! Senden sevgini ve seni sevenlerin sevgisini ve senin sevgine beni ulaştıracak ameli taleb ediyorum. Allah'ım! Senin sevgini nefsimden, âilemden, malımdan, soğuk sudan daha sevgili kıl."

    Ebü'd-Derdâ der ki: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) Hz. Dâvud'u zikredince, onu "insanların en âbidi (yani çok ve en ihlaslı ibadet yapanı)" olarak tavsif ederdi."

    Tirmizi, Da'avât 74, (3485).
    seyyah_salih bunu beğendi.

  7. #7
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Ey nefsim! Deme: "Zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder. Derd-i maişetle sarhoştur." Çünki ölüm değişmiyor. Firak, bekaya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşerî, fakr-ı insanî değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sür'at peyda ediyor.

    Hem deme: "Ben de herkes gibiyim." Çünki herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Herkesle musibette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır. Hem kendini başıboş zannetme. Zira şu misafirhane-i dünyada nazar-ı hikmetle baksan, hiçbir şeyi nizamsız gayesiz göremezsin. Nasıl sen nizamsız, gayesiz kalabilirsin?


    Sözler
    seyyah_salih ve *SAHRA* bunu beğendi.

  8. #8
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah'ın, yollarda dolaşıp zikredenleri araştıran melekleri vardır. Allahu Teâlayı zikreden bir cemaate rastlarlarsa, birbirlerini "Aradığınıza gelin!" diye çağırırlar. (Hepsi gelip) onları kanatlarıyla kuşatarak dünya semasına kadar arayı doldururlar. Allah, -onları en iyi bilen olduğu halde- meleklere sorar:

    "Kullarım ne diyorlar?"

    "Seni tesbih ediyorlar, sana tekbir okuyorlar, sana tahmid okuyorlar.

    Sana tazim (temcid) ediyorlar" derler. Rabb Teâla sormaya devam eder:

    "Onlar beni gördüler mi?"

    "Hayır!" derler.

    "Ya görselerdi ne yaparlardı?"

    "Eğer seni görselerdi ibâdette çok daha ileri giderler; çok daha fazla
    ta'zim, çok daha fazla tesbihde bulunurlardı" derler. Allah tekrar sorar:

    "Onlar ne istiyorlar?"

    "Senden, derler, cennet istiyorlar."

    "Cenneti gördüler mi?" der.

    "Hayır ey Rabbimiz!" derler.

    "Yagörselerdi ne yaparlardı?" der.

    "Eğer görselerdi, derler, cennet için daha çok hırs gösterirler, onu daha ısrarla isterler, ona daha çok rağbet gösterirlerdi." AIlah Teâla sormaya devam eder:

    "Neden istiâze ediyorlar?"

    "Cehennemden istiâze ediyorlar" derler.

    "Onu gördüler mi ?" der.

    "Hàyır Rabbimiz, görmediler!" derler.

    "Yagörselerdi ne yaparlardı?" der.

    "Eğer cehennemi görselerdi ondan daha şiddetli kaçarlar, daha şiddetli korkarlardı" derler. Bunun üzerini Rabb Teâla şunu söyler:

    "Sizi şâhid kılıyorum, onları affettim!"

    Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) sözüne devamla şunu anlattı:

    "Onlardan bir melek der ki: "Bunların arasında falanca günahkar kul dahi var. Bu onlardan değil. O başka bir maksadla uğramıştı, oturuverdi." Allah Teâla.. "Onu da affettim, onlar öyle bir cemaat ki onlarla oturanlar da onlar sayesinde bedbaht olmazlar" buyurur."

    Buhâri, Daavât 66, Müslim, Zikr 25, (2689); Tirmizi, Daavât 140, (3595).
    *SAHRA* bunu beğendi.

  9. #9
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    İbadet şükürdür. Şükür, Mün'ime edilir.
    İşarat-ül İ'caz

    Allah'a hakikî abd olan, başkalara abd olamaz.
    Hutbe-i Şâmiye
    *SAHRA* bunu beğendi.

  10. #10
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    38
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Abd ile Mâbûd arasında en yüksek ve en latîf olan nisbet, ancak ibadettir.
    İşarat-ül İ'caz
    *SAHRA* bunu beğendi.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. İbadet
    By fanidünya... in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 14
    Son Mesaj: 31.08.17, 22:21
  2. İbadet iki kısımdır
    By gamze-i_dilruzum in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.09.13, 11:51
  3. İbadet
    By Ensardan in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 15.05.13, 19:24
  4. İbadet
    By abluka in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 13.03.08, 21:34
  5. İbadet Edersek Ne Olur? İbadet Etmezsek Ne Olur?
    By Özgürlük in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.02.08, 11:44

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0