ﻻ َٓ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻻ َّ ﺍﻟﻠَّﻪُ da şöyle bir müjde var ki: Hadsiz hacata mübtela, nihayetsiz a'danın hücumuna hedef olan ruh-u insanî şu kelimede öyle bir nokta-i istimdad bulur ki, bütün hacatını temin edecek bir hazine-i rahmet kapısını ona açar ve öyle bir nokta-i istinad bulur ki, bütün a'dasının şerrinden emin edecek bir kudret-i mutlakanın sahibi olan kendi Mabudunu ve Hâlıkını bildirir ve tanıttırır, sahibini gösterir, Mâliki kim olduğunu irae eder. Ve o irae ile, kalbi vahşet-i mutlakadan ve ruhu hüzn-ü elîmden kurtarıp, ebedî bir ferahı, daimî bir süruru temin eder.
----------------------

Hadsiz: Sınırsız, sayısız.
Hacat: İhtiyaçlar.
Mübtela: Tutkun, düşkün, hasta, dertli.
Nihayetsiz: Sonsuz.
A'danın: Düşmanların.
Ruh-u insani: İnsana ait ruh.
Nokta-i istimdad: Yardım isteme noktası(yeri), yardım istenecek yer.
Rahmet: Merhamet, acıma, şefkat etme, esirgeme.
Hazine-i Rahmet: Rahmet hazinesi.
Nokta-i istinad: Dayanma noktası, dayanılacak yer.
A'da: Düşmanlar.
Şerr: Kötülük, fena.
Kudret-i mutlaka: Sınırsız ve sonsuz kudret(güç).
Mabud: İbedet edilen, kulluk yapılan (Allah(cc)).
Hâlık: Yaratıcı Allah(cc).
Mâlik: Sahip.
İrae: Gösterme.
Vahşet-i mutlaka: Tam vahşilik, sonsuz yanlızlık ve korku ve ürkeklik.
Hüzn-ü elim: Acı veren üzüntü ve sıkıntı.
Ebedî: Sonsuz, sonsuzlukla ilgili.
Sürur: Sevinç, neşe.


Mektubat