Ey arkadaş! Bütün lezzetler imanda olduğu gibi, bütün elemler de dalalettedir. Bunun izahı ise; bir şahıs, kudret-i ezeliye tarafından, adem zulümatından şu korkunç dünya sahrasına atılırken gözünü açar, bakar. Bir lütuf beklediği zaman, birdenbire düşmanlar gibi hastalıklar, elemler, belalar hücum etmeye başlarlar. Bir meded, bir yardım için müsterhimane tabiata ve anasıra baktığı vakit, kasavet-i kalble, merhametsizlikle karşılaşır. Ecram-ı semaviyeden istimdad etmek üzere başını havaya kaldırır. O ecram, atom bombaları gibi dehşetli ve heybetli halleriyle gözüne görünür. Hemen gözünü yumar, başını eğer, düşünmeye başlar. Bakar ki, hayatî hacetleri bağırıp çağırmaya başlarlar. Bütün bütün tevahhuş ederek hemen kulaklarını tıkar, vicdanına iltica eder; bakar ki: Vicdanı, binler âmâl (emeller) ve emanî ile dolu gürültülerinden cinnet getirecek bir hale gelir. Acaba hiçbir cihetten hiçbir teselli çaresini bulamayan o zavallı şahıs, mebde ile meadi, Sâni' ile haşri itikad etmezse, onun o vaziyetinden Cehennem daha serin olmaz mı?
---------------------------
Elem: Acı, dert, kaygı.
Dalalet: Sapıtma, doğru yoldan ayrılma, iman ve İslam yolundan sapmak.
Kudret-i ezeliye: Allah’ın(cc) başlangıcı olmayan sonsuz gücü.
Adem: Yokluk, hiçlik.
Müsterhimane: Merhamet dilercesine, yalvarırcasına.
Anasır: Unsurlar, elementler.
Kasavet-i kalb: Kalp katılığı.
Ecram-ı semaviye: Gökyüzündeki yıldızlar, gezegenler vs.
İstimdad: Yardım isteme.
Ecram: Ruhsuz ve cansız büyük varlıklar, yıldızlar.
Hayatî: Hayata ait, hayatla ilgili.
Hacet: İhtiyaç.
Tevahhuş: Korkmak, ürkmek, kaçmak.
İltica: Sığınma.
Âmâl: Emeller, istekler, arzular, dilekler.
Emanî: Yardım dileme.
Cihet: Yön, taraf.
Mebde: Başlangıç, baş taraf. *Kök, temel, kaynak.
Sâni': Sanatkar yaratıcı, sanatlı şekilde yaratan.
Haşr: Yeniden diriliş. Dünyadan ölümle ayrılanların ahrette Allah(cc) tarafından tekrar diriltilip toplanması.


Evet o bîçare havf ve heybetten, acz ve ra'şetten, vahşet ve gönül darlığından, yetimlikle me'yusiyetten mürekkeb bir vaziyet içinde olup kudretine bakar, kudreti âciz ve nâkıs.. hacetlerine bakar, def'edilecek bir durumda değildir. Çağırıp yardım istese, yardımına gelen yok. Herşeyi düşman, herşeyi garib görür. Dünyaya geldiğine bin defa nedamet eder, lanet okur. Fakat o şahsın sırat-ı müstakime girmekle kalbi ve ruhu nur-u imanla ışıklanırsa, o zulmetli evvelki vaziyeti nuranî bir halete inkılab eder. Şöyle ki:
------------------
Bîçare: Çaresiz.
Havf: Korku.
Acz: Güçsüzlük, kuvvetsizlik.
Ra'şet: Titreme, titreyiş. *Korkma, korku.
Yetimlik: Kimsesizlik.
Me'yusiyet: Ümitsizlik.
Kudret: Güç.
Nâkıs: Noksan, eksik.
Hacet: İhtiyaç.
Nedamet: Pişmanlık.
Sırat-ı müstakim: İstikametli olan yol, doğru olan yol, İslam ve iman yolu, Kur’anın gösterdiği doğru yol.
Zulmet: Karanlık. *Sıkıntı.
Halet: Durum, hal.
İnkılab: Kökten değişiklik, başka hale geçme.

O şahıs, hücum eden belaları, musibetleri gördüğü zaman, Cenab-ı Hakk'a istinad eder, müsterih olur. Yine o şahıs, ebede kadar uzanıp giden emellerini, istidadlarını düşündüğü zaman, saadet-i ebediyeyi tasavvur eder. O saadet-i ebediyenin mâ-ül hayatından bir yudum içer, kalbindeki emellerini teskin eder. Yine o şahıs, başını kaldırıp semaya ve etrafa bakar; herşeyle ünsiyet peyda eder. Yine o şahıs, semadaki ecrama bakar; hareketlerinden dehşet değil, ünsiyet ve emniyet peyda eder.. ve onların o hareketlerini, ibret ve hayretle tefekkür eder. Yine o şahıs, ecram-ı ulviye ile öyle bir kesb-i muarefe eder ki, hangi bir cirme bakarsa baksın, o cirmlerden: "Ey arkadaş! Bizden tevahhuş etme! Hareketlerimizden korkma! Hepimiz bir Hâlık'ın memurlarıyız" diye, me'nus ve emniyet verici sesleri kalben işitmeye başlar.
-----------------
İstinad: Dayanma.
Müsterih: Rahat bulan, rahatlayan, istirahat eden.
Ebed: Ebedilik, sonu olmamak, sonsuzluk.
İstidad: Kabiliyet, yetenek.
Saadet-i ebediye: Bitmez ve tükenmez sonsuz mutluluk.
Tasavvur: Tasarlama, tüşünme, akılda canlandırma.
Mâ-ül hayat: Hayat suyu, yaşamak için gerekli su.
Teskin: Sakinleştirme, rahatlatma, yatıştırma.
Ünsiyet: Alışkanlık, dostluk, alışılmışlık, yakınlık.
Peyda: Meydana çıkma, belirme, kazanma.
Ecram: Ruhsuz ve cansız büyük varlıklar, yıldızlar.
Tefekkür: Düşünmek, düşünceyi çalıştırmak.
Ecram-ı ulviye: Yüksek yıldızlar, gök cisimleri.
Kesb-i muarefe: Tanışıklık kazanma.
Cirm: Yıldız. *Beden, cüsse.
Tevahhuş: Korkmak, ürkmek, kaçmak.
Hâlık: Yaratıcı Allah(cc).

Hülâsa: O şahıs, evvelki vaziyetinde, vicdanındaki o dehşetli ve vahşetli ve korkunç âlâm-ı şedideden kurtulmak için teselliler ile hissini ibtal ve sarhoşlukla o halleri unutmak ister. İkinci haletinde ise, ruhunda yüksek lezzetleri ve saadetleri hisseder; kalbini ikaz, vicdanını tahrik edip ruhunu ihsas ettikçe, o saadetler ziyadeleşir ve ona manevî Cennetlerin kapıları açılır.
---------------
Hülâsa: Özet.
Âlâm-ı şedide: Şiddetli sıkıntılar.
Halet: Durum, hal.
Ziyadeleşir: Çoğalır.


İşarat-ül İ'caz