Ey Rabb-i Rahîm'im! Resul-i Ekrem'inin talimiyle ve Kur'an-ı Hakîm'inin dersiyle anladım ki: Başta Kur'an ve Resul-i Ekrem'in olarak bütün mukaddes kitablar ve peygamberler, bu dünyada ve her tarafta nümuneleri görülen celalli ve cemalli isimlerinin tecellileri daha parlak bir surette ebed-ül âbâdda devam edeceğine ve bu fâni âlemde rahîmane cilveleri, nümuneleri müşahede edilen ihsanatının daha şaşaalı bir tarzda dâr-ı saadette istimrarına ve bekasına ve bu kısa hayat-ı dünyeviyede onları zevk ile gören ve muhabbet ile refakat eden müştakların, ebedde dahi refakatlarına ve beraber bulunmalarına icma' ve ittifak ile şehadet ve delalet ve işaret ederler.
-----------------------
Rabb-i Rahîm: Rahim olan Rab, çok acıyıcı ve şefkatli olan Rab(Allah(cc)).
Resul-i Ekrem: En değerli ve üstün peygamber (Hz. Muhammed(asm)).
Talim: Öğretmek, eğitmek, yetiştirmek.
Kur'an-ı Hakîm: Hikmetlerle dolu Kur’an.
Mukaddes: Kutsal, kusursuz, her türlü noksanlardan uzak olan.
Nümune: Örnek.
Celal: Büyüklük, ululuk, haşmet.
Cemal: Güzellik.
Tecelli: Görünme, bilinme, kendini belli etme, ortaya çıkma, kendini gösterme.
Ebed-ül âbâd: Sonsuzlar sonsuzu, tükenmez sonsuzluk.
Fâni: Geçici, gelip geçici, kaybolan.
Âlem: Dünya, kainat.
Rahîmane: Çok merhametlice, çok acıyan ve şevkat eden şekilde.
Cilve: Belirti, eseriyle kendini belli etme.
Müşahede: Görme, seyretme, gözle görme.
İhsanat: İhsanlar, iyilikler, bağışlar.
Şaşaa: Gösteriş, parlak, görünüş, parlaklık.
Dâr-ı saadet: Saadet yeri, mutluluk yeri.
İstimrar: Devam etme, sürüp gitme.
Beka: Sonsuzluk, devamlılık.
Hayat-ı dünyeviye: Dünyaya ait hayat, dünyadaki yaşantı.
Muhabbet: Sevgi, sevme. *Sohbet.
Refakat: Arkadaşlık, beraberlik.
Müştak: İştiyaklı, çok istekli, çok arzulu.
Ebed: Ebedilik, sonu olmamak, sonsuzluk.
İcma': Fikir birliği. Toplanma.
İttifak: Söz birliği etme, anlaşma, sözleşme, birleşme.
Şehadet: Şahitlik, tanıklık.
Delalet: Delil olma, yol gösterme.


Hem yüzer mu'cizat-ı bahirelerine ve âyât-ı katıalarına istinaden, başta Resul-i Ekrem ve Kur'an-ı Hakîm'in olarak bütün nuranî ruhların sahibleri olan peygamberler ve bütün münevver kalblerin kutubları olan veliler ve bütün keskin ve nurlu akılların madenleri olan sıddıkînler, bütün suhuf-u semaviyede ve kütüb-ü mukaddesede senin çok tekrar ile ettiğin binler va'dlerine ve tehdidlerine istinaden, hem senin kudret ve rahmet ve inayet ve hikmet ve celal ve cemal gibi âhireti iktiza eden kudsî sıfatlarına ve şe'nlerine ve senin izzet-i celaline ve saltanat-ı rububiyetine itimaden, hem âhiretin izlerini ve tereşşuhatını bildiren hadsiz keşfiyatlarına ve müşahedelerine ve ilmelyakîn ve aynelyakîn derecesinde bulunan itikadlarına ve imanlarına binaen saadet-i ebediyeyi insanlara müjdeliyorlar. Ehl-i dalalet için Cehennem ve ehl-i hidayet için Cennet bulunduğunu haber verip ilân ediyorlar, kuvvetli iman edip şehadet ediyorlar.
---------------------------------
Mu'cizat-ı bahire: Açık mucizeler.
Âyât-ı katıa: Kesin ayetler, kesin ve şüphe götürmez ayetler.
İstinaden: Dayanarak.
Resul-i Ekrem: En değerli ve üstün peygamber (Hz. Muhammed(asm)).
Kur'an-ı Hakîm: Hikmetlerle dolu Kur’an.
Nuranî: Nurlu.
Münevver: Nurlanmış, nurlu, parlak, aydın. *Bilgili, uyanık.
Veli: Allah’ın(cc) sevgisine ve dostluğuna ermiş ve dinde üstün derecede manevi olgunluk kazanmış kişi.
Sıddıkîn: Sıddık olanlar, Allah yolunun sadakatte en ileri olanları, dine doğruluk üzere samimi bağlı bulunanlar.
Suhuf-u semaviye: Allah(cc) katından gönderilen sayfalar halindeki küçük kitapçıklar.
Kütüb-ü mukaddese: Allah(cc) tarafından peygamberlere gönderilmiş kutsal kitaplar.
Va'd: Söz verme.
Kudret: Güç.
Rahmet: Merhamet, acıma, şefkat etme, esirgeme.
İnayet: İyilik, yardım, lütuf.
Hikmet: Gözetilen fayda ve gaye.
Celal: Büyüklük, ululuk, haşmet.
Cemal: Güzellik.
Âhiret: Ölümsüz olan öbür dünya.
İktiza: Gerekme, lazım gelme.
Kudsî: Mukaddes, kutsal, kusursuz.
Sıfat: Nitelik, sahip olunan özellik, vasıf.
Şe'n: İş. *Hal, tavır. *Hadise, olay.
İzzet-i celal: Allah’ın(cc) sonsuz büyüklük ve üstünlüğünün yüceliği ve şerefi.
Saltanat-ı rububiyet: Rububiyet saltanatı, sahiplik ve terbiyeciliğin hakimiyeti, her şeyin sahibi ve terbiyecisi olma hakimiyeti.
İtimaden: Güvenerek.
Tereşşuhat: Sızmalar, sızıntılar.
Hadsiz: Sınırsız, sayısız.
Keşfiyat: Keşifler, buluşlar, gizli manevi gerçekleri bulup ortaya çıkarmalar.
Müşahede: Görme, seyretme, gözle görme.
İlmelyakîn: İlim yoluyla varılan kesin bilgi, görünenlerden ve bilinenlerden hareketle varılan kesin bilgi.
Aynelyakîn: Göz ile görür gibi kesin ve şüpesiz.
İtikad: İnanmak, inanç, gönülden iman.
Binaen: Dayanarak, dayalı olarak.
Saadet-i ebediye: Bitmez ve tükenmez sonsuz mutluluk.
Ehl-i dalalet: İman ve İslam yolundan sapanlar.
Ehl-i hidayet: Hidayet sahipleri, Kur’anın gösterdiği doğru yolda olanlar.


(Bediüzzaman Said Nursi | Şualar)