Bazan tevazu', küfran-ı nimeti istilzam ediyor; belki küfran-ı nimet olur. Bazan da tahdis-i nimet, iftihar olur. İkisi de zarardır. Bunun çare-i yegânesi ki; ne küfran-ı nimet çıksın, ne de iftihar olsun. Meziyet ve kemalâtları ikrar edip, fakat temellük etmeyerek, Mün'im-i Hakikî'nin eser-i in'amı olarak göstermektir. Meselâ: Nasılki murassa' ve müzeyyen bir elbise-i fahireyi biri sana giydirse ve onunla çok güzelleşsen, halk sana dese: "Mâşâallah çok güzelsin, çok güzelleştin." Eğer sen tevazukârane desen: "Hâşâ!.. Ben neyim, hiç. Bu nedir, nerede güzellik?" O vakit küfran-ı nimet olur ve hulleyi sana giydiren mahir san'atkâra karşı hürmetsizlik olur. Eğer müftehirane desen: "Evet ben çok güzelim, benim gibi güzel nerede var, benim gibi birini gösteriniz." O vakit, mağrurane bir fahrdir.

İşte fahirden, küfrandan kurtulmak için demeli ki: "Evet ben güzelleştim, fakat güzellik libasındır ve dolayısıyla libası bana giydirenindir, benim değildir."

İşte bunun gibi, ben de sesim yetişse, bütün Küre-i Arz'a bağırarak derim ki: Sözler güzeldirler, hakikattırlar; fakat benim değildirler, Kur'an-ı Kerim'in hakaikinden telemmu' etmiş şualardır.


(Bediüzzaman Said Nursi | Tarihçe-i Hayat)

Tevazu': Alçakgönüllülük.
Küfran-ı nimet: Nimete karşı nankörlük, nimetin Allah’tan(cc) geldiğini düşünmemek veya inkar etmek.
İstilzam: Gerektirme, gerekli olma.
Tahdis-i nimet: Allah’ın(cc) verdiği nimetleri şükretmek gayesiyle anlatmak ve duyurmak.
İftihar: Övünme.
Çare-i yegâne: Tek çare.
Meziyet: Üstün vasıf, iyi ve güzel özellik.
Kemalât: Kemaller, mükemmellikler, olgunluklar, üstünlükler.
İkrar: Kabul etmek, itiraf etmek.
Temellük: Mülk edinme, kendine mal etme, sahiplenme.
Mün'im-i Hakikî: Gerçek nimetlendirici.
Eser-i in'am: Nimetlendirme eseri.
Murassa': Süslü, süslenmiş.
Elbise-i fahire: Pahalı, çok gösterişli elbise.
Tevazukârane: Tevazu edercesine, alçakgönüllülük edercesine.
Hâşâ: Asla, öyle deil, kesinlikle.
Hulle: Pahalı elbise.
Mahir: Maharetli, becerikli, hünerli, usta.
San'atkâr: Sanatcı, usta.
Hürmet: Saygı.
Müftehirane: İftihar edercesine, övünürcesine.
Mağrurane: Büyüklenerek, böbürlenerek, kibirlenerek, kendini beğenerek ve güvenerek.
Fahr: Övünme, şeref duyma.
Küfran: Nankörlük, nimetlerin Allah’tan(cc) olduğunu düşünmemek veya kabul etmemek veya inkar etmek.
Libas: Elbise.
Küre-i Arz: Yer küre, dünya.
Hakikat: Gerçek.
Hakaik: Hakikatlar, gerçekler ve doğrular.
Telemmu': Parıldama, ışıldama.
Şua: Bir ışık kaynağından uzanan ışık telleri.