Her gün, her zaman, herkes için bir âlem gider, taze bir âlemin kapısı kendine açılmasından, o geçici herbir âlemini nurlandırmak için ihtiyaç ve iştiyakla "Lâ ilahe illallah" cümlesini binler defa tekrar ile o değişen perdelere ve âlemlere herbirisine bir "Lâ ilahe illallah"ı lâmba yaptığı gibi, öyle de: O kesretli, geçici perdeleri ve tazelenen seyyar kâinatları karanlıklandırmamak ve âyine-i hayatında in'ikas eden suretlerini çirkinleştirmemek ve lehinde şahid olabilen o misafir vaziyetleri aleyhine çevirmemek için, o cinayetlerin cezalarını ve Padişah-ı Ezelî'nin şiddetli ve inadları kıran tehdidlerini, her vakit Kur'anı okumakla tahattur edip, nefsin tuğyanından kurtulmaya çalışmak hikmetiyle, Kur'an gayet mu'cizane tekrar eder ve bu derece kuvvet ve şiddet ve tekrarla tehdidat-ı Kur'aniyeyi hakikatsız tevehhüm etmekten, şeytan bile kaçar. Ve onları dinlemeyen münkirlere Cehennem azabı ayn-ı adalettir, diye gösterir.

ŞUALAR


------------------------------
Nur: Aydınlık, parıltı, ışık.
İştiyak: Şiddetli arzu ve istek.
Lâ ilahe illallah: Allah’tan(cc) başka ilah yoktur.
Kesret: Çokluk, bolluk.
Seyyar: Gezici, gezen.
Kâinat: Yaratılan bütün varlıklar, evren.
Âyine-i hayat: Hayat aynası.
İn'ikas: Aksetme, yansıma.
Suret: Biçim, görünüş, şekil, tarz.* Dıştan görünen şekil.
Lehinde: Onun faydasında, onun için.
Tahattur: Hatırlama.
Tuğyan: Azgınlık, çok ileri derecede zulüm ve inkar.
Hikmet: Gözetilen fayda ve gaye.
Mu'cizane: Mucizeli, mucizeli şekilde.
Tehdidat-ı Kur'aniye: Kur’anın tehditleri, Kur’anın korkutmaları.
Hakikat: Gerçek.
Tevehhüm: Evhamlanma, asılsız ve gerçek dışı düşüncelere kapılma.
Münkir: İnkar eden, inkarcı.
Ayn-ı adalet: Adaletin ta kendisi, tam adalet.