+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 8 ve 8
Like Tree6Beğeni
  • 1 tarafından fanidünya...
  • 1 tarafından fanidünya...
  • 1 tarafından fanidünya...
  • 1 tarafından fanidünya...
  • 1 tarafından fanidünya...
  • 1 tarafından fanidünya...

Konu: İhlas hakkında...

  1. #1
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart İhlas hakkında...

    Yirmibirinci Lem'a

    İhlas hakkında
    (Onyedinci Lem'anın Onyedinci Nota'sının yedi mes'elesinden Dördüncü Mes'elesi iken, ihlas münasebetiyle Yirminci Lem'anın İkinci Nokta'sı oldu. Nuraniyetine binaen Yirmibirinci Lem'a olarak Lemaat'a girdi.)
    Bu Lem'a lâakal her onbeş günde bir defa okunmalı.

    Lâakal: En azından, hiç olmazsa.

    b7002.gif1
    b7001.gif2
    b7004.gif3
    b7003.gif4

    1 "İhtilâfa düşmeyin; sonra cesaretiniz kırılır, kuvvetiniz elden gider." Enfâl Sûresi, 46.
    2 "Allah için kıyamda bulunup Ona kulluk edin." Bakara Sûresi, 2:238.
    3 "Nefsini günahlardan arındıran, kurtuluşa ermiştir. Nefsini günaha daldıran ise hüsrana düşmüştür." Şems Sûresi, 91:9-10.
    4 "Benim âyetlerimi, az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin." Bakara Sûresi, 2:41.


    Ey âhiret kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur'aniyede arkadaşlarım! Bilirsiniz ve biliniz: Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçı, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarîk-ı hakikat, en makbul bir dua-yı manevî, en kerametli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en safi bir ubudiyet: İhlastır. Madem ihlasta mezkûr hâssalar gibi çok nurlar var ve çok kuvvetler var.. ve madem bu müdhiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat karşısında ve savletli bid'alar, dalaletler içerisinde bizler gayet az ve zaîf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'aniye omuzumuza ihsan-ı İlahî tarafından konulmuş; elbette herkesten ziyade bütün kuvvetimizle ihlası kazanmaya mecbur ve mükellefiz ve ihlasın sırrını kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtacız. Yoksa hem şimdiye kadar kazandığımız hizmet-i kudsiye kısmen zayi' olur, devam etmez; hem şiddetli mes'ul oluruz.
    b704.gif
    Benim ayetlerimi, az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin.(Bakara: 41.) (Ayetin devamı, ''Ve yanlız benden korkun, yasaklarıma karşı gelmekten sakının'' )

    âyetindeki şiddetli tehdidkârane nehy-i İlahîye mazhar olup, saadet-i ebediye zararına manasız, lüzumsuz, zararlı, kederli, hodfüruşane, sakil, riyakârane bazı hissiyat-ı süfliye ve menafi'-i cüz'iyenin hatırı için ihlası kırmakla; hem bu hizmetteki umum kardeşlerimizin hukukuna tecavüz, hem hizmet-i Kur'aniyenin hizmetine taarruz, hem hakaik-i imaniyenin kudsiyetine hürmetsizlik etmiş oluruz.
    Âhiret: Ölümsüz olan öbür dünya.
    Hizmet-i Kur'aniye: Kur’ana ait hizmet, Kur’anın hizmeti.
    Hususan: Özellikle.
    Uhrevî: Ahirete ait, öbür dünya ile ilgili, ahiretle alakalı.
    Mühim: Önemli.
    Esas: Temel, kök, şart.
    Makbul: Kabul edilen,beğenilen,kabul gören.
    Metin: Sağlam.
    Nokta-i istinad: Dayanma noktası.
    Tarîk-ı hakikat: Hakikat yolu, doğruya ve gerçeğe götüren yol.
    Makbul: Kabul edilen, beğenilen, kabul gören.
    Dua-yı manevî: Manevî dua.
    Keramet: Veli(ermiş) insanlarda görünen Allah(cc) vergisi olağanüstü ve harika durumlar, olaylar ve hareketler.
    Vesile-i makasıd: Maksatların vesilesi, gayelerin elde edilme sebebi, gayelere ulaşma sebebi.
    Haslet: Ahlak, huy.
    Safi: Katışıksız, temiz, duru.
    Ubudiyet: Allah’a(cc) kulluk etmek, Allah’ın emir ve yasaklarına uymak.
    İhlas: İçten, gönülden, samimi, Allah’ın(cc) emirlerini Allah emrettiğinden dolayı ve rızası için yapmak.
    Mezkûr: Zikredilmiş, bahsedilmiş.
    Hâssa: Özellik.
    Mukabil: Karşılık.
    Tazyikat: Sıkıştırmalar, zorlamalar, baskılar.
    Savlet: Saldırma, ani ve şiddetli atılma.
    Bid'a: Dine aykırı olarak sonradan uydurulan adet ve davranışlar, anlayışlar, hareketler.
    Dalalet: Sapıtma, doğru yoldan ayrılma, iman ve İslam yolundan sapmak.
    Umumî: Herkesle ilgili, genel.
    Kudsî: Mukaddes, kutsal, kusursuz.
    Hizmet-i Kur'aniye: Kur’ana ait hizmet, Kur’anın hizmeti.
    İhsan-ı İlahî: Allah’ın(cc) iyiliği.
    Ziyade: Fazla, çok.
    Mükellef: Vazifeli, görevli, yükümlü.
    Hizmet-i kudsiye: Kutsal hizmet.
    Zayi': Kayıp, elden çıkan.
    Mes'ul: Sorumlu.
    Tehdidkârane: Tehdit edercesine, korkuturcasına.
    Nehy-i İlahî: Allah’ın(cc) yasaklaması.
    Saadet-i ebediye: Bitmez ve tükenmez sonsuz mutluluk.
    Hodfüruşane: Kendini beğendirmeye çalışırcasına, öğünür şekilde.
    Sakil: Ağır, can sıkıcı, çirkin.
    Riyakârane: Gösteriş yaparcasına, iki yüzlülük eder şekilde.
    Hissiyat-ı süfliye: Aşağılık duygular.
    Menafi'-i cüz'iye: Sınırlı, az ve küçük faydalar, cüz’i menfaatler.
    Taarruz: Saldırma, saldırı.
    Hakaik-i imaniye: İmana ait hakikatlar, inançla ilgili gerçekler.
    Kudsiyet: Mukaddeslik, kutsallık.

    Ey kardeşlerim! Mühim ve büyük bir umûr-u hayriyenin çok muzır manileri olur. Şeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır. Bu manilere ve bu şeytanlara karşı, ihlas kuvvetine dayanmak gerektir. İhlası kıracak esbabdan; yılandan, akrepten çekindiğiniz gibi çekininiz. Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm
    b7052.gif

    (* "Şüphesiz nefis daima kötülüğe sevk eder-ancak Rabbim rahmet ederse o başka." Yusuf Sûresi, 12:53.)

    demesiyle, nefs-i emmareye itimad edilmez. Enaniyet ve nefs-i emmare sizi aldatmasın. İhlası kazanmak ve muhafaza etmek ve manileri defetmek için, gelecek düsturlar rehberiniz olsun.
    Mühim: Önemli.
    Umûr-u Hayriye: Hayırlı işler, iyi ve güzel işler.
    Muzır: Zararlı, zarar veren.
    Hâdim: Hizmetçi, hizmet eden.
    Mani: Engel.
    Esbab: Sebepler.
    Nefs-i emare: Kötü istek ve düşünceleri uyandırıp yapmaya kuvvetli şekilde zorlayan nefis.
    İtimad: Güvenmek.
    Enaniyet: Benlik, kendine güvenmek ve kendine dayanmak. Kişinin üzerinde görünen iyi ve güzel sıfatları kendinden bilmesi.
    *SAHRA* bunu beğendi.

  2. #2
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    BİRİNCİ DÜSTURUNUZ:
    Amelinizde rıza-yı İlahî olmalı. Eğer o razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer o kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette doğrudan doğruya yalnız Cenab-ı Hakk'ın rızasını esas maksad yapmak gerektir.
    Amel: İş, çalışma, görevi yerine getirme.
    Rıza-yı İlahî: Allah’ın(cc) rızası, Allah’ın(cc) memnunluğu ve hoşnutluğu.
    Razı: Hoşnut.
    Küssse: Darılsa.
    Ehemmiyeti: önemi.
    Hikmet: Gözetilen fayda ve gaye.
    İktiza: Gerekme, lazım gelme.
    Razı: Hoşnut.
    Cenab-ı Hakk: Allah(cc)
    Rıza: Memnunluk, razı olma, hoşnut olma, kabul etme.
    Maksad: Gaye, amaç.
    *SAHRA* bunu beğendi.

  3. #3
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    İKİNCİ DÜSTURUNUZ:
    Bu hizmet-i Kur'aniyede bulunan kardeşlerinizi tenkid etmemek ve onların üstünde faziletfüruşluk nev'inden gıbta damarını tahrik etmemektir. Çünki nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkid etmez, dili kulağına itiraz etmez, kalb ruhun ayıbını görmez.. belki birbirinin noksanını ikmal eder, kusurunu örter, ihtiyacına yardım eder, vazifesine muavenet eder; yoksa o vücud-u insanın hayatı söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır. Hem nasılki bir fabrikanın çarkları birbiriyle rekabetkârane uğraşmaz, birbirinin önüne tekaddüm edip tahakküm etmez, birbirinin kusurunu görerek tenkid edip sa'ye şevkini kırıp atalete uğratmaz. Belki bütün istidadlarıyla, birbirinin hareketini umumî maksada tevcih etmek için yardım ederler, hakikî bir tesanüd bir ittifak ile gaye-i hilkatlerine yürürler. Eğer zerre mikdar bir taarruz, bir tahakküm karışsa; o fabrikayı karıştıracak, neticesiz akîm bırakacak. Fabrika sahibi de o fabrikayı bütün bütün kırıp dağıtacak.
    Hizmet-i Kur'aniye: Kur’ana ait hizmet, Kur’anın hizmeti.
    Tenkid: Eleştirme, eleştiri.
    Faziletfüruş: Üstünlük taslayan.
    Nev': Tür, çeşit.
    Gıbta: İmrenme.

    Tahrik: Hareket ettirme, hareketlendirme. *Kışkırtma.
    İkmal: Tamamlama, mükemmelleştirme.
    Kusur: Eksiklik, noksanlık, kabahat, ihmal.
    Muavenet: Yardım.
    Vücud-u insan: İnsan vücudu, insanın varlığı.
    Rekabetkârane: Rekabet edercesine, kıskanırcasına, üstünlük yarışına girercesine, öne geçmeye çalışırcasına.
    Tekaddüm: Öne geçme.
    Tahakküm: Zorbalık, baskı.
    Sa'y: Çalışma, iş.
    Atalet: Tembellik, işsizlik, boş durma, hareketsizlik.
    Belki: Umulur, ihtimal, olabilir. *Hattâ. *Kat’iyyetle. Dahi. Şüpesiz.
    İstidad: Kabiliyet, yetenek.
    Umumî: Umumla alakalı, herkesle ilgili, genel.
    Maksad: Gaye, amaç.
    Tevcih: Döndürme, yöneltme, çevirme. *Tefsir etme, açıklama.
    Hakikî: Gerçek.
    Tesanüd: Dayanışma, birbirine dayanma.
    İttifak: Söz birliği etme, anlaşma, sözleşme, birleşme.
    Gaye-i hilkat: Yaratılma gayesi.
    Taarruz: Saldırma, saldırı, hücum.
    Tahakküm: Zorbalık, baskı.
    Akîm: Neticesiz, kısır, sonuçsuz.


    İşte ey Risale-i Nur şakirdleri ve Kur'anın hizmetkârları! Sizler ve bizler öyle bir insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı manevînin a'zâlarıyız.. ve hayat-ı ebediye içindeki saadet-i ebediyeyi netice veren bir fabrikanın çarkları hükmündeyiz.. ve sahil-i selâmet olan Dâr-üs Selâm'a ümmet-i Muhammediyeyi (A.S.M.) çıkaran bir sefine-i Rabbaniyede çalışan hademeleriz. Elbette dört ferdden bin yüz onbir kuvvet-i maneviyeyi temin eden sırr-ı ihlası kazanmak ile, tesanüd ve ittihad-ı hakikîye muhtacız ve mecburuz. Evet üç elif ittihad etmezse, üç kıymeti var. Sırr-ı adediyet ile ittihad etse, yüz onbir kıymet alır. Dört kerre dört ayrı ayrı olsa, onaltı kıymeti var. Eğer sırr-ı uhuvvet ve ittihad-ı maksad ve ittifak-ı vazife ile tevafuk edip bir çizgi üstünde omuz omuza verseler, o vakit dörtbin dörtyüz kırkdört kuvvetinde ve kıymetinde olduğu gibi.. hakikî sırr-ı ihlas ile, onaltı fedakâr kardeşlerin kıymet ve kuvvet-i maneviyesi dört binden geçtiğine, pek çok vukuat-ı tarihiye şehadet ediyor.
    Risale-i Nur: Nur risalesi. Bediüzzaman Said Nursinin(ra) Kur’anın imanla ilgili ayetlerini kaynak alarak imanın bütün şartlarını açıklayıp delillerle ispat ettiği çok değerli eserlerinin hepsine birden verilen isim.
    Şakird: Talebe, öğrenci.
    Hizmetkâr: Hizmetçi.
    İnsan-ı kâmil: Kamil insan, olgun ve üstün insan.
    Lâyık: Yakışır, yaraşır, uygun, münasib.
    Şahs-ı manevî: Manevi şahıs, manevi kişi, aynı gaye ve düşünceyi paylaşanların oluşturduğu topluluk, topluluğun taşıdığı manevi kuvvet ve özellikler. Düşünce hareketi, çığır.
    A'zâ: Bedenin her bir uzvu.
    Hayat-ı ebediye: Ebedi hayat, ölümsüz ve sonsuz hayat.
    Saadet-i ebediye: Ebedi saadet, bitmez ve tükenmez sonsuz mutluluk.
    Netice: Sonuç, gaye.
    Hükm: Karar, emir, kuvet.*İrade *Tesir
    Sahil-i selâmet: Selamet sahili, kurtuluş sahili, kurtulma kıyısı.
    Dâr-üs Selâm: Selamet yeri, hiçbir tehlike ve korkunun bulunmadığı kurtuluş ve güven yeri olan cennet.
    Ümmet-i Muhammediye: Hz.Muhammedin(asm) ümmeti, Hz.Muhammede (asm) inanan ve izinden giden müslüman millet.
    Sefine-i Rabbaniye: Rabbani sefine, her şeyin sahibi ve terbiyecisi olan Allah’ın(cc) gemisi.
    Hademe: Hizmetçi.
    Kuvvet-i maneviye: Manevi kuvvet, manevi güç.
    Sırr-ı ihlas: İhlas sırrı, Allah’ın(cc) emri ve rızası için yapmaktaki derin ve ince mana ve gizli gerçek.
    Tesanüd: Dayanışma, birbirine dayanma.
    İttihad-ı hakikîye: Hakiki ittihad, gerçek birlik.
    Muhtacız: İhtiyacı olan, ihtiyaçlı.
    Mecbur: Zorunlu.
    İttihad: Birleşme, birlik.
    Kıymet: Değer.
    Sırr-ı adediyet: Adetlik sırrı, sayı olarak bir çizgi üzerinde dizilişteki gizli mana, sayı olarak yan yana olma kuralı.
    Sırr-ı uhuvvet: Kardeşlik ve kardeşliğin gizli manası.
    İttihad-ı maksad: Gaye birliği, gayede birleşme.
    İttifak-ı vazife: Vazife ittifakı, görev birliği.
    Tevafuk: Birbirine uygunluk.
    Fedakâr: Gayesi uğrunda her şeyini veren, amacı uğruna her şeyini harcayan.
    Vukuat-ı tarihiye: Tarihi vakalar, tarihle ilgili olaylar.
    Şehadet: Şahitlik, tanıklık.


    Bu sırrın sırrı şudur ki: Hakikî, samimî bir ittifakta herbir ferd, sair kardeşlerin gözüyle de bakabilir ve kulaklarıyla da işitebilir. Güya on hakikî müttehid adamın herbiri yirmi gözle bakıyor, on akılla düşünüyor, yirmi kulakla işitiyor, yirmi elle çalışıyor bir tarzda manevî kıymeti ve kuvvetleri vardır.
    {(Haşiye): Evet sırr-ı ihlas ile samimî tesanüd ve ittihad, hadsiz menfaate medar olduğu gibi; korkulara hattâ ölüme karşı en mühim bir siper, bir nokta-i istinaddır. Çünki ölüm gelse, bir ruhu alır. Sırr-ı uhuvvet-i hakikiye ile rıza-yı İlahî yolunda, âhirete müteallik işlerde, kardeşleri adedince ruhları olduğundan biri ölse, "Diğer ruhlarım sağlam kalsınlar; zira o ruhlar her vakit sevabları bana kazandırmakla manevî bir hayatı idame ettiklerinden ben ölmüyorum." diyerek, ölümü gülerek karşılar. "Ve o ruhlar vasıtasıyla sevab cihetinde yaşıyorum, yalnız günah cihetinde ölüyorum." der, rahatla yatar.}

    Samimî: Gönülden, içten, candan.
    İttifak: Söz birliği etme, anlaşma, sözleşme, birleşme
    Sair: Diğer, başka.
    Hakikî: Gerçek.
    Müttehid: Birleşmiş, birlikte, ittihad etmiş.
    Tesanüd: Dayanışma, birbirine dayanma.
    İttihad: Birleşme, birlik.
    Hadsiz: Sınırsız, sayısız.
    Menfaat: Fayda, çıkar, yarar, kâr.
    Medar: Sebep, vesile.
    Mühim: Önemli.
    Nokta-i istinad: Dayanma noktası, dayanılacak yer.
    Sırr-ı uhuvvet-i hakikiye: Gerçek kardeşliğin derin, ince ve gizli manası.
    Rıza-yı İlahî: Allah’ın(cc) memnunluğu ve hoşnutluğu.
    Müteallik: Alakalı, bağlı, ilgili.
    Zira: Çünkü.
    İdame: Devam ettirme.
    Cihet: Yön, taraf.
    *SAHRA* bunu beğendi.

  4. #4
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    ÜÇÜNCÜ DÜSTURUNUZ:
    Bütün kuvvetinizi ihlasta ve hakta bilmelisiniz. Evet kuvvet haktadır ve ihlastadır. Haksızlar dahi, haksızlıkları içinde gösterdikleri ihlas ve samimiyet yüzünden kuvvet kazanıyorlar. Evet kuvvet hakta ve ihlasta olduğuna bir delil, şu hizmetimizdir. Bu hizmetimizde bir parça ihlas, bu davayı isbat eder ve kendi kendine delil olur. Çünki yirmi seneden fazla kendi memleketimde ve İstanbul'da ettiğimiz hizmet-i ilmiye ve diniyeye mukabil, burada sizinle yedi-sekiz senede yüz derece fazla edildi. Halbuki, kendi memleketimde ve İstanbul'da burada benimle çalışan kardeşlerimden yüz, belki bin derece fazla yardımcılarım varken, burada ben yalnız, kimsesiz, garib, yarım ümmi, insafsız memurların tarassudat ve tazyikatları altında yedi-sekiz sene sizinle ettiğim hizmet; yüz derece eski hizmetten fazla muvaffakıyeti gösteren manevî kuvvet, sizlerdeki ihlastan geldiğine kat'iyyen şübhem kalmadı.
    İhlas: İçten, gönülden, samimi, Allah’ın(cc) emirlerini Allah emrettiğinden dolayı ve rızası için yapmak.
    Hizmet-i ilmiye: İlmi hizmet, ilme ait hizmet.
    Mukabil: Karşılık.
    Halbuki: Hakikat ve doğrusu şudur ki, öyle iken.
    Garib: Gurbette olan, kimsesiz.
    Ümmi: Okuma ve yazma bilmeyen.
    Tarassudat: Gözetlemeler.
    Tazyikat: Tazyikler, şıkıştırmalar, zorlamalar, baskılar.
    Muvaffakıyet: Başarı gösterme, başarma, başarılı olma.
    Kat'iyyen: Kesinlikle.


    Hem itiraf ediyorum ki: Samimî ihlasınızla, şan ü şeref perdesi altında nefsimi okşayan riyadan beni bir derece kurtardınız. İnşâallah tam ihlasa muvaffak olursunuz, beni de tam ihlasa sokarsınız. Bilirsiniz ki, Hazret-i Ali (R.A.) o mu'cizevari kerametiyle ve Hazret-i Gavs-ı A'zam (K.S.), o hârika keramet-i gaybiyesiyle, sizlere bu sırr-ı ihlasa binaen iltifat ediyorlar ve himayetkârane teselli verip hizmetinizi manen alkışlıyorlar. Evet hiç şübhe etmeyiniz ki, bu teveccühleri, ihlasa binaen gelir. Eğer bilerek bu ihlası kırsanız, onların tokadını yersiniz. Onuncu Lem'adaki şefkat tokatlarını tahattur ediniz. Böyle manevî kahramanları arkanızda zahîr, başınızda üstad bulmak isterseniz
    Onları kendi nefislerine tercih ederler.(Haşir Suresi:9)
    sırrıyla ihlas-ı tâmmı kazanınız. Kardeşlerinizin nefislerini nefsinize; şerefte, makamda, teveccühte, hattâ menfaat-ı maddiye gibi nefsin hoşuna giden şeylerde tercih ediniz. Hattâ en latif ve güzel bir hakikat-ı imaniyeyi muhtaç bir mü'mine bildirmek ki; en masumane, zararsız bir menfaattir. Mümkün ise, nefsinize bir hodgâmlık gelmemek için, istemeyen bir arkadaş ile yaptırması hoşunuza gitsin. Eğer "Ben sevab kazanayım, bu güzel mes'eleyi ben söyleyeyim" arzunuz varsa, çendan onda bir günah ve zarar yoktur. Fakat mabeyninizdeki sırr-ı ihlasa zarar gelebilir.
    Şan ü şeref: Şan ve şeref.
    Riya: Gösteriş, iki yüzlülük.
    İhlas: İçten, gönülden, samimi, Allah’ın(cc) emirlerini Allah emrettiğinden dolayı ve rızası için yapmak.
    Muvaffak: Başarılı, başarmış.
    Mu'cizevari: Mu’cizeye benzer, mucize gibi.
    Hârika: Benzeri görülmemiş çok hayret verici, çok şaşırtıcı, olağanüstü.
    Keramet-i gaybiye: Görünmeyen gizli keramet.
    Sırr-ı ihlas: İhlas sırrı, Allah’ın(cc) emri ve rızası için yapmaktaki derin ve ince mana ve gizli gerçek.
    Binaen: Dayanarak, dayalı olarak.
    İltifat: İlgi gösterme, yakınlık gösterme.
    Himayetkârane: Korurcasına, korur şekilde.
    Manen: Manaca, manevi olarak.
    Teveccüh: Yönelme, dönme, yöneliş. * Alaka, ilgi gösterme.
    Binaen: Dayanarak, dayalı olarak.
    Tahattur: Hatırlama.
    Manevî: Menevi dünyayla ilgili, görünmeyen iç dünyayla alakalı.
    Zahîr: Yardımcı, arka çıkan, destekleyen.
    İhlas-ı tâmm: Tam ihlas.
    Şeref: Yükseklik, yücelik, üstünlük, saygı değer olma, övünme, onur.
    Makam: Mevki, üstün yer.*Konu.
    Menfaat-ı maddiye: Maddi menfaat, maddeyle ilgili fayda.
    Hakikat-ı imaniye: İmana ait hakikat, imanla ilgili gerçek.
    Mü'min: İman eden, inanan, imanlı, inançlı.
    Masumane: Masumca, suçsuz şekilde, günaha bulaşmamış.
    Menfaat: Fayda, çıkar, yarar, kâr.
    Hodgâmlık: Bencil.
    Mes'ele: Konu, çözümü gereken iş, önemli iş.
    Çendan: Gerçi, her ne kadar.
    *SAHRA* bunu beğendi.

  5. #5
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    DÖRDÜNCÜ DÜSTURUNUZ:
    Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şâkirane iftihar etmektir. Ehl-i tasavvufun mabeyninde "fena fi-ş şeyh, fena fi-r resul" ıstılahatı var. Ben sofi değilim. Fakat onların bu düsturu, bizim meslekte "fena fi-l ihvan" suretinde güzel bir düsturdur. Kardeşler arasında buna "tefani" denilir. Yani, birbirinde fâni olmaktır. Yani: Kendi hissiyat-ı nefsaniyesini unutup, kardeşlerinin meziyat ve hissiyatıyla fikren yaşamaktır. Zâten mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlâd, şeyh ile mürid mabeynindeki vasıta değildir. Belki hakikî kardeşlik vasıtalarıdır. Olsa olsa bir üstadlık ortaya girer. Mesleğimiz "Haliliye" olduğu için, meşrebimiz "hıllet"tir. Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmerd kardeş olmak iktiza eder. Bu hılletin üss-ül esası, samimî ihlastır. Samimî ihlası kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var. Ortada tutunacak yer bulamaz.

    Evet yol iki görünüyor...


    Meziyet: Üstün vasıf, iyi ve güzel özellik.
    Fazilet: Yüksek değer, üstün ahlak derecesi.
    Tasavvur: Zihinde şekillendirme, tasarlama, düşünme, akılda canlandırma.
    Şeref: Yükseklik, yücelik, üstünlük, saygı değer olma, övünme, onur.
    Şâkirane: Şükreder şekilde, şükreder gibi.
    İftihar: Övünme.
    Ehl-i tasavvuf: Tasavvufçular, tarikat yolunda olanlar, kalp ve ruhu geliştirmek ve kötü isteklerden ve manevi hastalıklardan temizlenmek için kurulmuş manevi bir terbiye yolunda olanlar.
    Fena fi-ş şeyh: Şeyhte fani olmak, kendi anlayışından ve hayat görüşünden tam sıyrılıp şeyhin hayatını ve anlayışını benimsemek.
    Fena fi-r resul: Hz. Peygamber’de(asm) fani olmak, kendi isteklerini ve anlayışlarını bırakıp Hz.Peygamber(asm) hayatını ve anlayışını benimseyerek kendinde onu görmek.
    Istılahat: İlmi tabirler.
    Sofi: Tasavvuf yolunda giden, tarikata bağlı olan, tarikatçı.
    Düstur: Genel kural, temel prensip.
    Fena fi-l ihvan: Birbirinde fani olmak, kendi hislerini ve zevklerini terk edip kardeşinin hisleriyle ve zevkleriyle yaşamak.
    Suret: Biçim, şekil, tarz.
    Hissiyat-ı nefsaniye: Nefisle ilgili hisler, nefsi zevk ve menfaatle le ilgili duygular.
    Hissiyat: Hisler, duygular.
    Fikren: Fikir olarak, düşünce olarak.
    Uhuvvet: Kardeşlik.
    Peder: Baba.
    Evlâd: Veletler, çocuklar.
    Mabeyni: Arası.
    Hakikî: Gerçek.
    Üstad: Bilgide, sanatta veya çalışmada hünerli kimse.
    Haliliye: Samimi, gönülden dostluk ve kardeşlik.
    Meşreb: Gidiş şekli, anlayış tarzı.
    Hıllet: Candan ve gönülden arkadaşlık, en yakın ve iyiliksever ve affedici ve değer veren dost ve arkadaş.
    Civanmerd: Mert, sözünde sağlam, iyiliksever.
    İktiza: Gerekme, lazım gelme.
    Üss-ül esası: En önemli ve sağlam temeli.
    Samimî: Gönülden, içten, candan.
    Sukut: Düşme, alçalma, inme.
    *SAHRA* bunu beğendi.

  6. #6
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    Evet yol iki görünüyor. Cadde-i Kübra-yı Kur'aniye olan şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar, bize düşman olan dinsizlik kuvvetine bilmeyerek yardım etmek ihtimali var. İnşâallah Risale-i Nur yoluyla Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın daire-i kudsiyesine girenler; daima nura, ihlasa, imana kuvvet verecekler ve öyle çukurlara sukut etmeyeceklerdir.

    Ey hizmet-i Kur'aniyede arkadaşlarım! İhlası kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi, rabıta-i mevttir. Evet ihlası zedeleyen ve riyaya ve dünyaya sevkeden, tûl-i emel olduğu gibi; riyadan nefret veren ve ihlası kazandıran, rabıta-i mevttir. Yani: Ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülahaza edip, nefsin desiselerinden kurtulmaktır. Evet ehl-i tarîkat ve ehl-i hakikat, Kur'an-ı Hakîm'in
    1 "Her nefis ölümü tadıcıdır." Âl-i İmrân Sûresi, 3:185. "Muhakkak ki sen de öleceksin, onlar da ölecekler." Zümer Sûresi, 39:30.
    gibi âyetlerinden aldığı dersle, rabıta-i mevti sülûklarında esas tutmuşlar; tûl-i emelin menşei olan tevehhüm-ü ebediyeti o rabıta ile izale etmişler. Onlar farazî ve hayalî bir surette kendilerini ölmüş tasavvur ve tahayyül edip ve yıkanıyor, kabre konuyor farz edip; düşüne düşüne nefs-i emmare o tahayyül ve tasavvurdan müteessir olup uzun emellerinden bir derece vazgeçer. Bu rabıtanın fevaidi pek çoktur. Hadîste
    2 Tirmizî, Zühd: 4, Kıyâmet: 26; Nesâî, Cenâiz: 3; İbni Mâce, Zühd: 31; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:321. "Lezzetleri tahrib edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz!"
    -ev kema kal- yani "Lezzetleri tahrib edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz!" diye bu rabıtayı ders veriyor.
    Hizmet-i Kur'aniye: Kur’ana ait hizmet, Kur’annın hizmeti.
    İhlas: İçten, gönülden, samimi, Allah’ın(cc) emirlerini Allah emrettiğinden dolayı ve rızası için yapmak.
    Müessir: Tesir eden, etkileyen, tesir edici, etki edici.
    Rabıta-i mevt: Mevt rabıtası, ölümle alakası ve bağı, kendi ölümünü ve dünyanın geçici olduğunu düşünme ve alaka kurma.
    Riya: Gösteriş, iki yüzlülük.
    Tûl-i emel: İstek ve arzu uzunluğu, bitmek ve tükenmek bilmeyen istek.
    Fâni: Geçici, gelip geçici, kaybolan.
    Mülahaza: Düşünme, düşünce.
    Desise: Gizli hile, oyun, tuzak.
    Evet ehl-i tarîkat ve ehl-i hakikat: Hakikat ve tarikata bağlı olanlar.
    Kur'an-ı Hakîm: Hikmetlerle dolu Kur’an.
    Sülûk: Girip izleme. *Manevi olarak ilerleyip yükselme.
    Esas: Temel, kök, şart.
    Menşei: Kaynağı.
    Tevehhüm-ü ebediyet: Ölümsüzlük ve sonsuz yaşamak duygu ve hayaline(kuruntusuna) kapılmak.
    Rabıta: Bağ, alaka, ilgi, bağlılık.
    İzale: Giderme, ortadan kaldırma.
    Farazî: Sanki varmış gibi kabul edilen.
    Tasavvur: Zihinde şekillendirme, tasarlama, düşünme, akılda canlandırma.
    Tahayyül: Hayale getirmek, hayalde canlandırmak.
    Kabr: Mezar.
    Nefs-i emare: Kötü istek ve düşünceleri uyandırıp yapmaya kuvvetli şekilde zorlayan nefis.
    Müteessir: Etkilenen, etkilenmiş, üzüntülü, üzgün.
    Emel: Ümit, kuvvetli istek, ummak.
    Fevaid: Faydalar.
    Ev kema kal: Veya söylediği gibi.

    Fakat mesleğimiz tarîkat olmadığı, belki hakikat olduğu için, bu rabıtayı ehl-i tarîkat gibi farazî ve hayalî suretinde yapmağa mecbur değiliz. Hem meslek-i hakikata uygun gelmiyor. Belki akibeti düşünmek suretinde, müstakbeli zaman-ı hazıra getirmek değil, belki hakikat noktasında zaman-ı hazırdan istikbale fikren gitmek, nazaran bakmaktır. Evet hiç hayale, faraza lüzum kalmadan bu kısa ömür ağacının başındaki tek meyvesi olan kendi cenazesine bakabilir. Onunla yalnız kendi şahsının mevtini gördüğü gibi, bir parça öbür tarafa gitse, asrının ölümünü de görür; daha bir parça öbür tarafa gitse, dünyanın ölümünü de müşahede eder, ihlas-ı etemme yol açar.
    Hakikat: Gerçek.
    Rabıta: Bağ, alaka, ilgi, bağlılık.
    Farazî: Sanki varmış gibi kabul edilen.
    Meslek-i hakikat: Hakikat mesleği.
    Akibet: Son, sonuç, netice.
    Zaman-ı hazır: Şimdiki zaman.
    Belki: Olabilir, * Kesinlikle, şüpesiz.
    İstikbal: Gelecek, gelecek zaman.
    Fikren: Fikir olarak, düşünce olarak.
    Faraza: Söz gelişi, kabul edelimki.
    Mevt: Ölüm.
    Müşahede: Görme, seyretme.
    İhlas-ı etemm: Tam ihlas.

    ...
    *SAHRA* bunu beğendi.

  7. #7
    Global Moderator *SAHRA* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesajlar
    9.873

    Standart

    Allah razı olsun

  8. #8
    Ehil Üye fanidünya... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2013
    Yaş
    39
    Mesajlar
    4.292

    Standart

    İman-ı tahkikînin kuvvetiyle ve marifet-i Sâni'i netice veren masnuattaki tefekkür-ü imanîden gelen lemaat ile bir nevi huzur kazanıp, Hâlık-ı Rahîm'in hazır nâzır olduğunu düşünüp, ondan başkasının teveccühünü aramayarak; huzurunda başkalarına bakmak, meded aramak o huzurun edebine muhalif olduğunu düşünmek ile o riyadan kurtulup ihlası kazanır. Her ne ise.. bunda çok derecat, meratib var. Herkes kendi hissesine göre ne kadar istifade edebilse, o kadar kârdır. Risale-i Nur'da riyadan kurtaracak, ihlası kazandıracak çok hakaik zikredildiğinden ona havale edip, burada kısa kesiyoruz.

    İhlası kıran ve riyaya sevkeden pek çok esbabdan iki-üçünü muhtasaran beyan edeceğiz:

    Birincisi:
    Menfaat-ı maddiye cihetinden gelen rekabet, yavaş yavaş ihlası kırar. Hem netice-i hizmeti de zedeler. Hem o maddî menfaati de kaçırır. Evet hakikat ve âhiret için çalışanlara karşı bu millet bir hürmet ve bir muavenet fikrini daima beslemiş. Ve bilfiil onların hakikat-ı ihlaslarına ve sadıkane olan hizmetlerine bir cihette iştirak etmek niyetiyle, onların hacat-ı maddiyelerinin tedarikiyle meşgul olup, vakitlerini zayi' etmemek için, sadaka ve hediye gibi maddî menfaatlerle yardım edip, hürmet etmişler. Fakat bu muavenet ve menfaat istenilmez, belki verilir. Hem kalben arzu edip muntazır kalmakla lisan-ı hal ile dahi istenilmez, belki ummadığı bir halde verilir. Yoksa ihlası zedelenir.
    Hem
    ﻭَﻻ َ ﺗَﺸْﺘَﺮُﻭﺍ ﺑِﺎَﻳَﺎﺗِﻰ ﺛَﻤَﻨًﺎ ﻗَﻠِﻴﻼ ً
    âyetinin nehyine yanaşır, ameli kısmen yanar. İşte bu maddî menfaati arzu edip muntazır kalmak, sonra nefs-i emmare hodgâmlık cihetiyle, o menfaati başkasına kaptırmamak için, hakikî bir kardeşine ve o hususî hizmette arkadaşına karşı bir rekabet damarı uyandırır. İhlası zedelenir, hizmette kudsiyeti kaybeder. Ehl-i hakikat nazarında sakîl bir vaziyet alır. Ve maddî menfaati de kaybeder. Her ne ise.. bu hamur çok su götürür, kısa kesip yalnız hakikî kardeşlerimin içinde sırr-ı ihlası ve samimî ittifakı kuvvetleştirecek iki misal söyleyeceğim.

    Birinci Misal:
    Ehl-i dünya, büyük bir servet ve şiddetli bir kuvvet elde etmek için, hattâ bir kısım ehl-i siyaset ve hayat-ı içtimaiye-i beşeriyenin mühim âmilleri ve komiteleri, iştirak-i emval düsturunu kendilerine rehber etmişler. Bütün sû'-i istimalât ve zararlarıyla beraber, hârika bir kuvvet, bir menfaat elde ediyorlar. Halbuki iştirak-i emvalin çok zararlarıyla beraber, iştirakle mahiyeti değişmez. Herbirisi umuma -gerçi bir cihette ve nezarette- mâlik hükmündedir, fakat istifade edemez. Her ne ise.. bu iştirak-i emval düsturu a'mal-i uhreviyeye girse; zararsız azîm menfaate medardır. Çünki bütün emval, o iştirak eden herbir ferdin eline tamamen geçmesinin sırrını taşıyor. Çünki nasılki dört beş adamdan iştirak niyetiyle biri gazyağı, biri fitil, biri lâmba, biri şişe, biri kibrit getirip lâmbayı yaktılar. Herbiri tam bir lâmbaya mâlik oluyor. O iştirak edenlerin herbirinin bir duvarda büyük bir âyinesi varsa, herbirinin noksansız, parçalanmadan birer lâmba oda ile beraber âyinesine girer. Aynen öyle de: Emval-i uhreviyede sırr-ı ihlas ile iştirak ve sırr-ı uhuvvet ile tesanüd ve sırr-ı ittihad ile teşrik-ül mesaî.. o iştirak-i a'malden hasıl olan umum yekûn ve umum nur herbirinin defter-i a'maline bitamamiha gireceği ehl-i hakikat mabeyninde meşhud ve vaki'dir ve vüs'at-i rahmet ve kerem-i İlahînin muktezasıdır.

    İşte ey kardeşlerim! Sizleri inşâallah menfaat-ı maddiye rekabete sevketmeyecek. Fakat menfaat-ı uhreviye noktasında bir kısım ehl-i tarîkat aldandıkları gibi, sizin de aldanmanız mümkündür. Fakat şahsî, cüz'î bir sevab nerede; mezkûr misal hükmündeki iştirak-i a'mal noktasında tezahür eden sevab ve nur nerede?

    İkinci Misal:
    Ehl-i san'at, netice-i san'atı ziyade kazanmak için, iştirak-i san'at cihetinde mühim bir servet elde ediyorlar. Hattâ dikiş iğneleri yapan on adam, ayrı ayrı yapmağa çalışmışlar. O ferdî çalışmanın her günde yalnız üç iğne, o ferdî san'atın meyvesi olmuş. Sonra teşrik-ül mesaî düsturuyla on adam birleşmişler. Biri demir getirip, biri ocak yandırıp, biri delik açar, biri ocağa sokar, biri ucunu sivriltir ve hâkeza herbirisi iğne yapmak san'atında yalnız cüz'î bir işle meşgul olup, iştigal ettiği hizmet basit olduğundan vakit zayi' olmayıp, o hizmette meleke kazanarak, gayet sür'atle işini görmüş. Sonra, o teşrik-i mesaî ve taksim-i a'mal düsturuyla olan san'atın semeresini taksim etmişler. Herbirisine bir günde üç iğneye bedel üçyüz iğne düştüğünü görmüşler. Bu hâdise ehl-i dünyanın san'atkârları arasında, onları teşrik-i mesaîye sevketmek için dillerinde destan olmuştur.

    İşte ey kardeşlerim! Madem umûr-u dünyeviyede, kesif maddelerde böyle ittihad, ittifak ile neticeler, böyle azîm yekûn faideler verir; acaba, uhrevî ve nuranî ve tecezzi ve inkısama muhtaç olmayarak ve fazl-ı İlahî ile herbirisinin âyinesine umum nur in'ikas etmek ve herbiri umumun kazandığı misil sevaba mâlik olmak, ne kadar büyük bir kâr olduğunu kıyas edebilirsiniz! Bu azîm kâr, rekabetle ve ihlassızlık ile kaçırılmaz.

    İhlası kıran ikinci mani:
    Hubb-u câhtan gelen şöhretperestlik saikasıyla ve şan ü şeref perdesi altında teveccüh-ü âmmeyi kazanmak, nazar-ı dikkati kendine celbetmekle enaniyeti okşamak ve nefs-i emmareye bir makam vermektir ki, en mühim bir maraz-ı ruhî olduğu gibi "şirk-i hafî" tabir edilen riyakârlığa, hodfüruşluğa kapı açar, ihlası zedeler.

    Ey kardeşlerim! Kur'an-ı Hakîm'in hizmetindeki mesleğimiz hakikat ve uhuvvet olduğu ve uhuvvetin sırrı; şahsiyetini kardeşler içinde fâni edip,
    {(Haşiye): Evet bahtiyar odur ki; kevser-i Kur'anîden süzülen tatlı, büyük bir havuzu kazanmak için, bir buz parçası nev'indeki şahsiyetini ve enaniyetini o havuz içine atıp eritendir.}
    onların nefislerini kendi nefsine tercih etmek" olduğundan, mabeynimizde bu nevi hubb-u câhtan gelen rekabet tesir etmemek gerektir. Çünki mesleğimize bütün bütün münafîdir. Madem kardeşlerin şerefi umumiyetle her ferde ait olabilir; o büyük şeref-i manevîyi, şahsî, hodfüruşane, rekabetkârane, cüz'î bir şerefe ve şöhrete feda etmek; Risale-i Nur şakirdlerinden yüz derece uzak olduğu ümidindeyim.

    Evet Risale-i Nur şakirdlerinin kalbi, aklı, ruhu; böyle aşağı, zararlı, süflî şeylere tenezzül etmez. Fakat herkeste nefs-i emmare bulunur. Bazı da hissiyat-ı nefsiye damarlara ilişir. Bir derece hükmünü; kalb, akıl ve ruhun rağmına olarak icra eder. Sizlerin kalb ve ruh ve aklınızı ittiham etmem. Risale-i Nur'un verdiği tesire binaen itimad ediyorum. Fakat nefs ve heva ve hiss ve vehim bazan aldatıyorlar. Onun için, bazan şiddetli ikaz olunuyorsunuz. Bu şiddet, nefs ve heva ve hiss ve vehme bakıyor; ihtiyatlı davranınız.

    Evet eğer mesleğimiz şeyhlik olsa idi, makam bir olurdu veyahut mahdud makamlar bulunurdu. O makama müteaddid istidadlar namzed olurdu. Gıbtakârane bir hodgâmlık olabilirdi. Fakat mesleğimiz uhuvvettir. Kardeş kardeşe peder olamaz, mürşid vaziyetini takınamaz. Uhuvvetteki makam geniştir. Gıbtakârane müzahameye medar olamaz. Olsa olsa, kardeş kardeşe muavin ve zahîr olur; hizmetini tekmil eder. Pederane, mürşidane mesleklerdeki gıbtakârane hırs-ı sevab ve ulüvv-ü himmet cihetiyle çok zararlı ve hatarlı neticeler vücuda geldiğine delil: Ehl-i tarîkatın o kadar mühim ve azîm kemalâtları ve menfaatleri içindeki ihtilafatın ve rekabetin verdiği vahîm neticelerdir ki; onların o azîm, kudsî kuvvetleri bid'a rüzgârlarına karşı dayanamıyor.

    Üçüncü Mani:
    Korku ve tama'dır. Bu mani diğer bir kısım manilerle beraber Hücumat-ı Sitte'de tamamıyla izah edildiğinden ona havale edip, Cenab-ı Erhamürrâhimîn'den bütün esma-i hüsnasını şefaatçı yapıp niyaz ediyoruz ki: "Bizleri ihlas-ı tâmme muvaffak eylesin... Âmîn..."

    LEMALAR / 21. Lema'dan

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. İhlâs, İhlas Nedir
    By muhsin iyi in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 11.06.14, 10:14
  2. Sure-i İhlas'ın İsmi Neden İhlas ?
    By gulsah in forum Beyin Fırtınaları
    Cevaplar: 39
    Son Mesaj: 21.05.11, 15:48
  3. 21.Lema - İhlas Hakkında
    By SeRDeNGeCTi in forum Sesli ve Görüntülü Risale-i Nur Sohbetleri
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 02.04.08, 20:52
  4. İhlas Hakkında
    By KL571GD in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 25.03.08, 11:39
  5. İhlas Hakkında ...
    By gulsah in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 16.09.07, 17:59

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0