+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5

Konu: Hristiyanlıkta Beklenen Tasaffi (Aslına Dönme)

  1. #1
    Ehil Üye karatoprak1975 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Yaş
    43
    Mesajlar
    1.126

    Standart

    SORU : Bediüzzaman’a göre H?ristiyanl?kta beklenen tasaffi (asl?na dönme) hareketi nas?l olacakt?r ?

    H?ristiyanl?ğ?n Protestanlaşma sonras? manevi bir aray?ş neticesinde tevhide gireceğini belirten Bediüzzaman Hazretleri bu süreci , Hz.?sa (AS) ‘m?n Efendimiz (SAV) ‘ e ümmet olacağ?na işaret eden Hadis-i Şerifin bir işareti olarak tefsir etmektedir :

    “Nasrâniyet ya intifâ, ya ?st?fâ bulacak. ?slâma karş? teslim olup terk-i silâh edecek. Mükerreren y?rt?ld?, Purutluğa tâ geldi. Purutlukta görmedi ona salâh verecek. Perde yine y?rt?ld?, mutlak dalâle düştü. Bir k?sm? lâkin bâz? yak?nlaşt? tevhide; onda felâh görecek. Sönmezse, safvet bulup ?slâma mal olacak. Bu bir s?rr-? azîmdir. Ona remz ve işaret: Fahr-i Rüsûl demiştir: "?sâ, Şer’im ile amel edip ümmetimden olacak." (1) demektedir.

    H?ristiyanl?kta Tevhid sürecinin başlamas? için , bir geçiş sürecini and?ran bu “yeni din” , Teslis H?ristiyanl?ğ? ile ?slam Dini aras?nda yer alacak “Tevhid esasl? bir H?ristiyanl?ğ?” an?msatmaktad?r :

    Meselâ, "(Deccal) O kadar kuvvetlidir ve devam eder; yaln?z Hazret-i ?sa (a.s.) onu öldürebilir, başka çare olamaz" (2) rivayet edilmiş. Yani, onun (Deccal?n) mesleğini ve y?rt?c? rejimini bozacak, öldürecek, ancak semâvî ve ulvî hâlis bir din ?sevîlerde zuhur edecek ve hakikat-i Kur’âniyeye iktida ve ittihad eden bu ?sevî dinidir ki, Hazret-i ?sa Aleyhisselâm?n nüzulüyle o dinsiz meslek mahvolur, ölür (Şualar, Sayfa 501)

    Demek , H?ristiyanlarda bir semavi ve ulvi bir din zuhur ederek , yani H?ristiyanl?k asl?na rucu ederek Tevhidi kendine rehber edinecek , ve bu süreçte ?slam ile ittifak edip Dinsizlik cereyan?na (Deccaliyete) karş? birlikte mücadele edecekler :

    “?şte böyle bir s?rada, o cereyan (Deccal) pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazret-i ?sâ Aleyhisselâm?n şahsiyet-i mâneviyesinden ibaret olan hakikî ?sevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i ?lâhiyenin semâs?ndan nüzul edecek, halihaz?r H?ristiyanl?k dini o hakikate karş? tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan s?yr?lacak, hakaik-i ?slâmiye ile birleşecek, mânen H?ristiyanl?k bir nevi ?slâmiyete ink?lâp edecektir. Ve Kur’ân’a iktida ederek, o ?sevîlik şahs-? mânevîsi tâbi ve ?slâmiyet metbû makam?nda kalacak, din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacakt?r. Dinsizlik cereyan?na karş? ayr? ayr? iken mağlûp olan ?sevîlik ve ?slâmiyet, ittihad neticesinde dinsizlik cereyan?na galebe edip dağ?tacak…..”, (3)

    Diyebilirizki Bediüzzaman Hazretlerine göre ; Ahirzamanda Deccaliyetin (dinsizliğin) sonunun gelmesi ve dünyaya ?slam’?n son bir kez daha hüküm sürmesi için Tevhid esasl? H?ristiyanl?ğ?n ?slam ile ittihad etmesi gerekmektedir. O halde öncelikle H?ristiyanl?ğ?n Tevhidi kendisine rehber edinmesi için biz müminlerin ?slam? Temsil noktas?nda Diyalog faaliyetlerini hem art?rmal? hemde h?zland?rmal?y?z. (Allahualem bissevab)

    (1) Sözler, Sayfa 644

    (2) Tirmizi, Fiten: 62; Ebû Dâvud, Melâhim: 14; Müsned, 3:420, 4:226; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:529-530.

    (3) Mektubat ,Sayfa: 60

    http://www.gencadam.net//content/view/287/57/


    paylaşan www.nurforum.org adresinden nesl i cedid agabey
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 12:48 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Gayyur ahmetsaid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    109

    Standart

    karatoprak kardeşim;
    sizin gibi değerli bir kardeşin hissiyat?n? k?rmak istemem, ama yine yukar?daki yaz?da iş sapm?ş.
    şöyle ki:
    yazar Nurlardan al?nt? yapt?ktan sonra diyor ki;

    Alıntı karatoprak1975 Nickli Üyeden Alıntı
    SORU :
    Diyebilirizki Bediüzzaman Hazretlerine göre ; Ahirzamanda Deccaliyetin (dinsizliğin) sonunun gelmesi ve dünyaya ?slam’?n son bir kez daha hüküm sürmesi için Tevhid esasl? H?ristiyanl?ğ?n ?slam ile ittihad etmesi gerekmektedir. O halde öncelikle H?ristiyanl?ğ?n Tevhidi kendisine rehber edinmesi için biz müminlerin ?slam? Temsil noktas?nda Diyalog faaliyetlerini hem art?rmal? hemde h?zland?rmal?y?z. (Allahualem bissevab)
    şimdi bu tan?mlama zahiren mant?kl? gibi gözüküyor ama esas?nda baz? çarp?kl?klar var.
    s?ras? ile:
    1- "Ahirzamanda Deccaliyetin (dinsizliğin) sonunun gelmesi ve dünyaya ?slam’?n son bir kez daha hüküm sürmesi için Tevhid esasl? H?ristiyanl?ğ?n ?slam ile ittihad etmesi gerekmektedir" ifadesine göre Deccalin hala sonu beklenmektedir. Halbuki Üstad Hz.leri Büyük Deccal olarak Komünizmi tan?mlamaktad?r. Rusyada hüküm süren bu rejim de 1990 l? y?llar?n baş?nda yerle bir olmuştur. demek ki dinsizlik cereyan-? azimi öldürülmüştür. ve yine demek ki H?ristiyan- Müslüman ittifak? bir ölçüde gerçekleşmiştir. bu noktada soruyoruz. bu gün kime hangi dinsilik cereyan?na karş? ititfak edilecek? Yani bir zata makam oluşturcaz diye hakikat bu kadar sapt?r?l?r m??
    2- Bu gün bir kesimin yapmaya çal?şt?ğ? diyalog, diyalogun temel amac?ndan sapm?ş. hatta çoğu karede zillet görüntüsü var. gereksiz tevillere ve yanl?ş anlaş?lacak hallere giriliyor. ne için? yine bir kişiye olmad?ğ? bir makam? vermeye çal?şmak için.
    netice:
    şunu herkes bilsin.
    Bize göre Mehdi de, ?sa(as) da, Kehtani de, deccal de, süfyan da gelmiş, hatta baz?s? gitmiştir.
    Arkadaşlar, ne yaz?k ki 'Hocan?za' makam kalmad?.
    boşu boşuna uğraş?p da kendiniz el aleme rezil etmeyin.

    sayg?lar
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 12:49 ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    Ehil Üye karatoprak1975 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Yaş
    43
    Mesajlar
    1.126

    Standart

    ahmed said abi demişki

    Arkadaşlar, ne yaz?k ki 'Hocan?za' makam kalmad?.
    boşu boşuna uğraş?p da kendiniz el aleme rezil etmeyin.


    kusura bakmay?n fakat ön yarg?n?z ve k?skançl?g?n?z nerden gelmekte

    ögrenebilirmiyim hoca efendinin talebesi oldugumu size kim söyledi

    her halu karda hoca efendiye laf atman?z? yeni asya misyonumu ögretiyor

    size


    Alıntı insirah Nickli Üyeden Alıntı
    ?stanbul'un fethinin 500. y?ldönümü olan 1953 y?l?nda ?stanbul'da Çarşamba semtinde ikamet eden Bediüzzaman, talebelerinden Ziya Arun'u da yan?na alarak Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi'ne gider ve o zamanki Patrik Athenagoras ile bir görüşme yapar. Bu görüşme s?ras?nda Bediüzzaman Patrik'e: "Hristiyanl?ğ?n din-i hakikisini kabul etmek ve Hazret-i Muhammed'i peygamber ve Kur'ân-? Kerîm'i de kitabullah (Allah'?n kitab?) kabul etmek şart?yla ehl-i necât olacaks?n?z (kurtuluşa ereceksiniz)" der. Patrik cevaben, "Ben kabul ediyorum" deyince, Bediüzzaman, "Pekâlâ, siz bunu dünyan?n diğer mânevî reislerine de söylüyor musunuz?" diye sorar. Patrik, "Söylüyorum, fakat o­nlar kabul etmiyorlar" şeklinde cevap verir
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 12:50 ) değiştirilmiştir.

  4. #4
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Felillâhi’l-hamdü ve’l-minne Kur’ân’ın i’câz-ı mânevîsinin feyziyle, Risale-i Nur mizanları, din-i İslâmın ve hakaik-i Kur’âniyenin meyvelerini ve neticelerini öyle bir tarzda göstermişlerdir ki, dinsiz dahi onları anlasa, taraftar olmamak kabil değil. Hem iman ve İslâmın delil ve bürhanlarını o derece kuvvetli göstermişlerdir ki, gayr-ı müslim dahi anlasa, herhalde tasdik edecektir; gayr-ı müslim kaldığı halde iman eder.

    Evet, Sözler, tûbâ-i Cennetin meyveleri gibi tatlı ve güzel olan iman ve İslâmiyetin meyvelerini ve saadet-i dâreynin mehâsini gibi hoş ve şirin öyle neticelerini göstermişler ki, görenlere ve tanıyanlara nihayetsiz bir tarafgirlik ve iltizam ve teslim hissini verir. Ve silsile-i mevcudat gibi kuvvetli ve zerrat gibi kesretli iman ve İslâmın bürhanlarını göstermişler ki, nihayetsiz bir iz’an ve kuvvet-i iman verirler. 9. mektub

  5. #5
    Gayyur elcevaz13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    62

    Standart

    Alıntı ahmetsaid Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    karatoprak kardeşim;
    sizin gibi değerli bir kardeşin hissiyatını kırmak istemem, ama yine yukarıdaki yazıda iş sapmış.
    şöyle ki:
    yazar Nurlardan alıntı yaptıktan sonra diyor ki;



    şimdi bu tanımlama zahiren mantıklı gibi gözüküyor ama esasında bazı çarpıklıklar var.
    sırası ile:
    1- "Ahirzamanda Deccaliyetin (dinsizliğin) sonunun gelmesi ve dünyaya İslam’ın son bir kez daha hüküm sürmesi için Tevhid esaslı Hıristiyanlığın İslam ile ittihad etmesi gerekmektedir" ifadesine göre Deccalin hala sonu beklenmektedir. Halbuki Üstad Hz.leri Büyük Deccal olarak Komünizmi tanımlamaktadır. Rusyada hüküm süren bu rejim de 1990 lı yılların başında yerle bir olmuştur. demek ki dinsizlik cereyan-ı azimi öldürülmüştür. ve yine demek ki Hıristiyan- Müslüman ittifakı bir ölçüde gerçekleşmiştir. bu noktada soruyoruz. bu gün kime hangi dinsilik cereyanına karşı ititfak edilecek? Yani bir zata makam oluşturcaz diye hakikat bu kadar saptırılır mı?
    2- Bu gün bir kesimin yapmaya çalıştığı diyalog, diyalogun temel amacından sapmış. hatta çoğu karede zillet görüntüsü var. gereksiz tevillere ve yanlış anlaşılacak hallere giriliyor. ne için? yine bir kişiye olmadığı bir makamı vermeye çalışmak için.
    netice:
    şunu herkes bilsin.
    Bize göre Mehdi de, İsa(as) da, Kehtani de, deccal de, süfyan da gelmiş, hatta bazısı gitmiştir.
    Arkadaşlar, ne yazık ki 'Hocanıza' makam kalmadı.
    boşu boşuna uğraşıp da kendiniz el aleme rezil etmeyin.

    saygılar
    Câ-yı teessüf bir hâlet-i içtimaiye ve kalb-i İslâmı ağlatacak müthiş bir maraz-ı hayat-ı içtimaî: "Haricî düşmanların zuhur ve tehacümünde dahilî adâvetleri unutmak ve bırakmak" olan bir maslahat-ı içtimaiyeyi en bedevî kavimler dahi takdir edip yaptıkları halde, şu cemaat-i İslâmiyeye hizmet dâvâ edenlere ne olmuş ki, birbiri arkasında tehacüm vaziyetini alan hadsiz düşmanlar varken, cüz'î adâvetleri unutmayıp düşmanların hücumuna zemin hazır ediyorlar? Şu hal bir sukuttur, bir vahşettir, hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeye bir hıyanettir.
    ahmet said kardeşim biz kim oluyoruzki makam verelim böyle bir iddia gayet derecede haksızdır...
    diyalog konusuna gelince cevabı mehmet kırkıncı hoca efendiye ve diğer ablerevhavale eiyorum:
    Tebliğ, bir dini veya bir hakikati başkasına anlatma ve yayılmasına çalışmaktır. Tebliğ, peygamberlerin sıfatlarından ve gerçek vazifelerinden biridir. “Peygamberlere düşen sadece tebliğ yapmaktır.”(1) ayeti bu hakikati ifade etmektedir. Peygamberler bu tebliğ vazifesini yaparken birçok sıkıntılarla karşılaşmışlar, ama asla yılmamışlardır. Onlar tebliği hep hikmetle ve güzel öğütle yapmışlardır. Nitekim, Cenab-ı Hakk, mealen şöyle buyurmaktadır: “(Ey Muhammed) Sen (insanları) Rabbinin yoluna hikmet ve güzel Öğütlerle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et.”(2)


    Tebliğ vazifesi her Müslüman’a iktidar ve kabiliyetine göre ölünceye kadar farzdır. Cenab-ı Hak bu vazifeyi yerine getiren Müslümanları şöyle methetmektedir: “Ey Ümmet-i Muhammed! Siz insanların iyiliği için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz: İyiliği yayar kötülüğü önlersiniz; çünkü Allah’a inanırsınız.”(3) İşte bu tebliğ vazifesini yapmanın bir yolu da diyalogtur.


    Diyalog, farklı dinlere ve kültürlere mensup insanların bir araya gelerek, çeşitli konularda bilgi alış verişinde bulunmaları, ortak sıkıntılara birlikte çözüm aramak için görüşmeleri, müzakere yapmaları ve irtibat kurmalarıdır. Böyle bir diyalog, insanî ve ahlakî olduğu gibi, iki dünyanın saadet ve selametine de vesiledir. İnsanın yaratılış gayesine uygun ve zaruri bir davranıştır.

    Cenab-ı Hak mealen: “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, kabilelere ayırdık”(4) buyurmaktadır.

    Bediüzzaman Hazretleri bu ayet-i kerimeyi şöyle tefsir etmektedir: "Sizi taife taife, millet millet, kabile kabile yaratmışım; tâ birbirinizi tanımalısınız ve birbirinizdeki hayat-ı içtimaiyeye ait münasebetlerinizi bilesiniz, birbirinize muavenet edesiniz. Yoksa sizi kabile kabile yaptım ki; yekdiğerinize karşı inkâr ile yabani bakasınız, husumet ve adavet edesiniz değildir." (5)


    Bu ayet ile insanlar tanışmaya ve görüşmeye davet edilerek, husumet ve düşmanlıktan kaçınmaları istenmektedir. Çünkü düşmanlık ve husumetten herkes zarar görür. Ayette bütün insanlara hitap edilmesi dikkat çekicidir. Evet, insan fıtraten medeni olduğundan, diğer insanlar ile iyi geçinmesi ve diyalog halinde olması yaratılışının gereğidir. Bir insanın başka dine mensup bir komşusu varsa, elbette onun ile iyi geçinmesi ve iyi münasebet içinde olması lazımdır.

    “Hükümlerin en hayırlısı sulhdür.” İnsan ancak barış ve sulh ortamında karşısındaki insan ile temas kurup kendi fikirlerini ona anlatır ve onun görüş ve düşüncelerinden istifade eder. Kavga ve husumet ortamında görüşmek ve fikir alış verişinde bulunmak asla mümkün değildir. Nitekim bir âyet-i kerimede ”Sulh sizin için daha hayırlıdır”(6) buyrulmaktadır. Başka bir ayet-i kerimede de: “Ve eğer onlar sulha meylederlerse sen de ona meylet ve Allah’a tevekkül kıl.”(7) buyrulmuştur. Bu ayet ile sulha meyleden düşmanlarla barış yapılmasının, dinen tavsiye edildiği görülmektedir. Cenab-ı Hakk dilediği takdirde iki düşmanın kalplerini muhabbetle doldurur ve düşmanlığı ortadan kaldırır.

    İslam Dini insanlığın fıtri dinidir. İslam kelimesinin asıl manası müsalemet olduğundan, onun ruhunda hakim olan sulh ve barıştır. Zira, selamet ve müsalemet İslamiyetin ruhudur.

    Kur’an-ı Kerime göre bir Müslüman, hem Allah, hem de bütün varlıklarla müsalemetle, yani sulh, emniyet ve barış ile yaşayandır. Allah ile müsalemet, her hayır ve faziletin kaynağı olan Allah’ın emirlerini yerine getirip yasakladığı şeylerden kaçınmak ve O’nun iradesine tam manasıyla teslim olmaktır. Allah’ın yarattıklarıyla müsalemet ise, her mahlûka karşı faydalı olup, özellikle insanlar ile barış, hoşgörü, diyalog ve huzur içinde yaşamak ve diğer bütün mahlûkata karşı da merhametle muamele etmektir.

    İslamiyet’i hakkıyla anlayıp takdir eden bir Müslüman, tam teslimiyet ve barış içinde yaşar, kalben ve fikren daima huzur içinde olur ve ömrünü saadetle geçirir. Böylece o insan, İslam’ın asıl hedefi olan ve saadet yurdu denilen cennete kavuşur.

    İslamiyet bütün semavi dinleri ve peygamberleri kabul ve iman etmeyi emreder. Bütün hak dinler arasındaki ittihat noktası Allahın emir ve yasalarını tesis etmek; sulh, barış ve güveni temin etmektir. Diğer din mensupları da Müslümanlar gibi düşünüp inansalar, dünyada asla terör, anarşi ve savaş olmaz.

    Peygamber Efendimiz (asm), sulha o kadar âşık ve taraftar idi ki, galip oldukları halde, Müslümanlara mağlup muamelesi yapan ve bütün maddeleri Müslümanların aleyhinde olan “Hudeybiye Barış Antlaşması’nı” müşriklerle yapmış ve bu Anlaşmayı kan dökülmesine tercih etmiştir. Hatta anlaşma metninden “Allah’ın Resulü Muhammed” ifadesinin çıkmasını isteyen Süheyl’e itiraz etmeyip anlaşmayı imzalamıştır. İki sene devam eden bu barış sayesinde Müslümanların sayısı yirmi katına çıkmıştır. Bu büyük fütuhat, diyaloğun ve barışın zaferidir.

    Peygamber Efendimiz (asm) İslam’ı diyalog ve tebliğ ile anlatmıştır. O (asm) akrabaları, komşuları ve hemşerisi olan müşrik ve putperestler yanında Yahudi ve Hıristiyanlarla da diyalog kurmuş, bir kısmı ile bizzat görüşmüş, bazılarına mektuplar yazmış, diğer bir kısmına da sahabelerini göndererek İslam’ı tebliğ etmiştir; ve böylece İslamiyet’in bütün şark ve garba yayılmasına vesile olmuştur. Hazret-i Ömer (ra) zamanında da Ashab-ı Kiram’dan Abdurrahman bin Rabia ve Ehsef bin Kays Buhara’ya giderek onlara ezelden beri ruhlarının özlediği ve vicdanlarının aradığı Mabud’u Hakiki’yi anlatmışlardır.

    Peygamber Efendimizin (asm) bu tebliğ vazifesini devam ettirmek, şuurlu ve hamiyetperver Müslümanların görevidir. Nitekim Hazret-i Peygamberi (asm) kendilerine rehber eden ve hayatlarını İslam’ı tebliğe vakfeden o durmaz ve yorulmaz aşk ve şevk sahibi İslam mücahitleri sayesinde İslamiyet Afrika, İspanya, Hindistan, Çin ve Sent Nehri’ne kadar yayılmıştır. İnşallah bu fütuhat kıyamete kadar kesintisiz devam edecektir. Bu da ancak görüşme, konuşma ve fikir teatisinde bulunmakla mümkün olacaktır. Aksi halde İslam’ın elmas gibi hakikatlerini diğer insanlara anlatmak mümkün olmayacaktır.

    Peygamber Efendimiz (asm) daha gençliğinde Mekke’ye gelen yabancıları zulümden korumak için kurulan “Hilf’ül-fudul” isimli guruba katılmış ve İslam’dan sonra da bundan övgü ile bahsetmiştir. Çünkü zulüm yapmak ve zulme rıza göstermek insaniyetle asla bağdaşmaz.

    Hazreti Peygamber (asm) özellikle Hac mevsiminde Mekke’ye gelen kabileler arasında dolaşarak onlara İslam’ı anlatıyordu. Nitekim Medine’den gelen Hazrec kabilesine mensup altı kişi, Peygamberimizin davetini kabul ederek Müslüman olmuşlar ve gelecek yıl yine Hac mevsiminde buluşacaklarına dair söz verip ayrılmışlardır. “Buna Birinci Akabe Biatı” denilmektedir. İslamiyet’i seçen bu insanların, Medinelilerin üzerinde büyük etkileri olmuştur. Evs ve Hazrec kabilelerinden birçok kimse bunların irşat ve tebliği sayesinde Müslüman olmuşlardır.

    Ertesi yıl (Peygamber Efendimizin Peygamberliğinin on ikinci yılında) yine Hac mevsiminde, Medine’den gelen on iki kişi, Akabe mevkiinde Resulullah (ASM) ile geceleyin gizlice buluşmuşlardır. Bunların altısı bir önceki yıl Müslüman olanlardı. Bu ikinci görüşme ise, “İkinci Akabe Biatı” olarak bilinmektedir.

    Ayrıca Peygamber Efendimiz (ASM.) Hıristiyanlarla birçok görüşmeler yapmıştır. Müslümanların Mekke’de çok eza ve cefaya maruz kaldığı dönemlerde Hazret-i Peygamber, (ASM.) bazı Sahabelerini Hıristiyan bir devlet olan Habeşistan’a göndermiş ve orada emniyette olacaklarını bildirmiştir. Buraya giden sahabelerin İslam’ı tebliğ etmeleri sayesinde başta Habeş Kralı Necaşi olmak üzere, birçok Hıristiyan Müslüman olmuştur.

    Cenab-ı Hakk Ehl-i Kitapla görüşmeyi, fikir teatisinde bulunmayı ve onların insaflı olanlarıyla en güzel şekilde mücadele etmeyi şu ayeti ile emretmektedir:

    “Onlardan zalim olanlar dışında, Ehl-i Kitap ile en güzel bir şekilde mücadele edin. Ve şöyle deyin; ‘Biz, hem bize indirilene hem de size indirilene iman ettik. Bizim de sizin de ilahınız birdir. Ve biz yalnız O’na teslim olmuş kimseleriz.”(

    Bu ayet ile onlarla karşılıklı menfaat ve hoşgörüye dayalı ilişkilere izin verilirken, başka bir ayeti kerimede Ehl-i Kitabın Müslümanlara dost görünebileceklerine dikkat çekilmiş, onların körü körüne dost edilmemesi uyarısı yapılmıştır. Nitekim Peygamber Efendimiz(ASM) Medine’de Ehl-i Kitapla anlaşma yaparak bir güven ortamı sağlamış, ama onlarla ilişkilerinde daima ihtiyatlı olmuştur.

    Mesela, Peygamber Efendimizin (ASM.) Yahudi kabilelerden bazılarıyla yaptığı anlaşmalar ile her iki taraf birbirine saldırmayacak, birine saldırı olursa, diğeri ona yardımcı olacaktı; ancak, Yahudiler yaptıkları bu anlaşmalara sadakat göstermeyip, anlaşmayı bozmuşlar ve Müslümanların aleyhine çalışmışlardır.

    Bir Sual: “Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. Allah zalim topluluğa hidayet etmez.”(9) Mealindeki ayet-i kerime bizlere Ehl-i Kitapla diyaloğu yasaklamıyor mu?

    Cevap: Bu ayet-i kerime beşeri; toplumsal ve sosyal ilişkilere mani değildir. Ayetteki yasaklama, onların Yahudilik ve Hıristiyanlık yönleriyle ilgilidir. Yani onların dinlerine, örf ve adetlerini dost edinmek yasaklanmıştır.

    Yoksa ehl-i kitapla ticaret yapmak, onların faydalı sanatlarını ve ilmi buluşlarını almak ve onlarla iyi ilişkiler kurmak elbette gerekli ve zaruridir. Nitekim Peygamber Efendimiz (ASM) “İlim Çin’de de olsa gidip alınız.” buyurarak bu gerçeği ifade etmektedir.

    Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin şu tespitleri konuya ışık tutacak ve yanlış değerlendirmelere engel olacaktır:

    “Binaenaleyh onlarla dost olmamız, medeniyet ve terakkilerini istihsan ile iktibas etmektir. Ve her saadet-i dünyeviyenin esası olan asayişi muhafazadır. İşte şu dostluk, kat'iyyen nehy-i Kur'anîde dâhil değildir”.(10)

    “Ehl-i kitabdan bir haremin olsa elbette seveceksin.”(11)

    Nitekim onlardan kız almak ve onların kestiğini yemek caizdir. Ehl-i kitaptan bir hanımla evlenen bir Müslüman, onu hanımı olduğu yönüyle sever. Ama o hanımının Yahudiliğini veya Hıristiyanlığını sevemez.

    Günümüzde Hıristiyanlardan pek çok ilim ve fikir adamı araştırmaları neticesinde İslâm’ı seçmişlerdir. Avrupa’da Hıristiyan asıllı Müslümanların sayısı, yüz binleri geçmektedir. Osmanlı İmparatorluğu en güçlü döneminde bile ancak Viyana’ya kadar gidebilmişken, bugünkü sulh ortamında ise, sadece Diyanete bağlı camii sayısı, Almanya’da 750, Fransa’da 206, Hollanda’da 140 ve Belçika’da 73 tür. Ayrıca değişik gönüllü kuruluşların ve sivil toplum örgütlerinin yaptırdığı çok sayıda cami ibadete açılmış ve birçok İslami ilim ve kültür merkezleri kurulmuştur. Yine birçok kilisenin camiye çevrildiği bilinmektedir. Bütün bu başarılar diyoloğun ürünüdür, savaş ve husumetin değil.

    Özelikle Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin ortaya koyduğu düsturlar ve birçok dile çevrilen Risale-i Nur’un ikna edici ve yüksek hakikatleri ve Nur talebelerinin gayretleri sayesinde Kur’anın elmas gibi hakikatleri, bütün dünyaya ulaşmış ve birçok insanın hidayetine vesile olmuştur.

    Yine M. Fethullah Gülen Hoca Efendi, birçok fedakar ve hamiyetli insanlarla beraber, metin bir azim ve sarsılmaz bir irade ile Kur’anın saf akidelerini ve İslam’ın Nurunu dünyanın her yerine götürüp, birçok insanın Müslüman olmasına vesile olmuştur. Müslüman olan o insanların kendi ifadeleri ile bunlar “diyalogun sayesinde” olmuştur.

    Kur’an ve hakikat aşığı Süleyman Hilmi Tunahan Efendinin talebeleri de açmış oldukları çeşitli Kur’an Kursları sayesinde dünyanın birçok yerine Kur’an hizmetini götürmüşlerdir. Bütün bunlar hoşgörü ve diyalog sayesinde mümkün olmaktadır

    Cenab-ı Hak, İslam nurunun bütün insanlığa ulaşması için gayret gösteren herkesten ebediyen razı olsun ve daim muvaffak kılsın.


    Bazı kimseler, hoşgörü ve diyalogun Müslümanları Hıristiyanlaştıracağından endişe etmektedir. Bu endişe çok yersizdir. Zira, İslamiyet’in hakikatlerinde asla bir şüphe ve zayıflık yoktur ki, onun hakikatlerini tebliğ ederken herhangi bir tereddüt yaşayalım. Acaba gerçekten Müslüman olup da muhakeme-i akliye ile Yahudi ve Hıristiyan olan kaç kişi vardır. Bazı cahillerin menfaat mukabilinde Hıristiyan olmaları bir önem taşımaz. Nitekim ciddi bir araştırma yapıldığında bu kimselerin İslam’ı anlamadıkları hatta tam manasıyla Müslüman olmadıkları görülecektir. Ehl-i Kitaptan Müslüman olanlar ise, genellikle ilim ve fikir adamlarıdır. Hatta bazı papazların da Müslüman oldukları bir hakikattir

    Netice olarak diyalog; İslamiyet’ten taviz vermek değil, doğru İslamiyet’i ve onun güneş gibi ulvî hakikatlerini bütün dünyaya anlatmaktır.

    “Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemalâtını ef'alimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri elbette cemaatlerle İslâmiyet’e girecekler; belki Küre-i Arz'ın bazı kıtaları ve devletleri de İslâmiyet'e dehalet edecekler.”(12)

    Kaynaklar:
    1. Maide Suresi, 5/99
    2. Nahl Suresi, 16/125
    3. Al-i İmran Suresi, 3/110
    4. Hucurat Suresi, 49/13
    5. Mektubat, 321
    6. Nisa Suresi, 4/128
    7. Enfal Suresi, 8/61
    8. Ankebut Suresi, 46
    9. Maide Suresi, 51
    10. Münazarat, s.33
    11. Münazarat, s.32
    12. Hutbe-i Şamiye s. 24

    Mehmet Kırkıncı
    ABDULLAH YEĞİN ABİ



    Risale-i Nur hizmeti hedefine ulaştı mı?

    - Bediüzzaman, davasında mavaffak olmuştur. Risale-i Nur bütün dünyada tanınmış, bütün ilim adamları Risale-i Nur’u kabul etmiş, bu eserlerin faydalı olduğunu beyan etmişlerdir. Bu sempozyumlarda konuşuluyor. Üstadımızın Hutbe-i Şamiye’de istediği İslâm âleminin birlik ve beraberlik içinde olmasıdır. Bu da zamanla olacak. İnşallah bu ileride tahakkuk edecektir. İslâm ve Hıristiyan âlemi Tevhid anlayışı etrafında birleşecek. Üstadımız hiçbir zaman aklın kabul etmeyeceği bir şey söylememiştir


    Dinlerarası diyalog, misyonerlere hizmet mi ediyor?

    - İnsanlar konuşa konuşa anlaşır. Biz Hıristiyanlığın hak din olduğunu biliyoruz. Hz. Musa ve İsa’nın peygamber olduğuna bütün Müslümanlar inanır. Bizim temelimiz, İbrahim’in yoludur. Bir tek Allah’ın yolundayız. Şimdi Avrupa’da birçok akademisyen ve papazlar tevhide inanmaya başladı. Bir nevi İslâm olmuşlardır. Papa’nın en yakınındakiler bile İslâmîyet’in hak din olduğunu ilan ediyor. Risale-i Nur’da geçen birlik ve beraberliği teşvik eden konuları siyasetçilerin okuması gerek. ‘Nurcular misyonerlere hizmet ediyor’ iddiası kesinlikle doğru değil. Maalesef dini açıdan Hıristiyan âlemi bilgi sahibi değil. Çok noksanları var. İslâmiyeti hiç bilmiyorlar. İslâmiyet’in onlara anlatmak gerek. Eskiden İslâmiyeti çok kötü biliyorlardı. Şimdi bu değişti. Avrupa’da binlerce camii yapıldı. Hollanda’da İslâm üniversitesi açıldı. Müslümanlara hürmet ediyorlar. Eskisi gibi Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında düşmanlık kalmadı. Bu düşmanlığı, siyasiler ve tarafgirlik yapanlar yapıyor. Hıristiyanların bütün istedikleri Kur’an da mevcuttur. Bizim Kur’an’ı okumamız ve anlamamız gerek. İsa peygamber de bir Müslümandı’

    Almanya’da ‘Hür Hıristiyanlar’


    Kendisine yurtdışındaki Risale-i Nur hizmetlerini sorduğumuzda, ağırlıklı olarak bize Almanya’daki izlenim ve hatıralarından bahsetti. Almanya’ya yaptığı muhtelif ziyaretlerinden birinde, kendilerini ‘Hür Hıristiyanlar’ olarak isimlendiren, hiç bir kiliseye bağlı olmayan “Biz Hıristiyanız. Kur’ân değişmemiş, vahiyle gelen tek kitaptır. Binaenaleyh Hıristiyanlar ne isterse Kur’ân’da mevcuttur. Kur’ân okumamız lâzım. Sadece İncil’le olmaz” diyen bir grupla tanıştığından söz ediyor.

    Abdullah Yeğin Ağabey, Hıristiyan âlemi içerisinde İslâm’a, Kur’ân’a ve Hz. Peygambere bakışı yönüyle oldukça dikkat çekici fikirleri olan bu Hıristiyan grubun başını çeken Prof. Schwarzenau ile arasında geçen hatıraları da anlatıyor.



    ** Yurtdışındaki hizmet faaliyetlerinizin daha çok Almanya’da temerküz ettiğini biliyoruz. Oradaki faaliyetlerinizden bahsedebilir misiniz?



    lhamdülillah İslâmiyetin sağlamlığı, kökünün derin ve gayet delilli/bürhanlı oluşu, İslâmiyetin hiçbir zaman Kur’ân-ı Kerim’den ayrılmaması, Kur’ân-ı Kerîm’in geldiği gibi muhafaza edilmesi gibi sebeplerden, İslâm’ın istikbali bütün dinlerden daha parlak görünüyor. Çünkü her dinden İslâmiyete giriyorlar. İslâmiyetten çıkıp başka dine giren—o da bazı menfaat için—tek tük, çok cüz’î hadiseler var, yoksa Müslümanlar elhamdülillah İslâmiyeti tam yaşayabilseler İslâmiyet çok ilerliyor. Nüfus bakımından da çok ilerliyor. Onların çoluk-çocukları olmuyor, Müslümanlar yedi-sekiz çocuk sahibi vs...

    Kaç sene oldu bilemiyorum, bir zaman Berlin’de dediler ki: “Bir profesör geldi, üniversitede konferans verdi. Diyor ki: ‘Biz Kur’ân-ı Kerim’e inanıyoruz. İslâmiyet hiç değişmemiştir. Tek dindir’ gibi konuşmalar yapıyor fakat ‘Hıristiyanım’ diyor.”

    “O adam münafıktır” diye Müslümanlar dedikodu yapmışlar. Biz bunu araştıralım dedik. “Kim bu adam?” Çünkü Üstadımız haber vermiş, demiş ki: “Peygamberimiz buyuruyor: ‘Ahirzamanda Hıristiyan dindar ruhanileri Kur’ân’a ittiba edecek’” Bunları hatırlayarak, “O adamın konferansının sûretini bulalım. Bakalım ne söylemiş?” dedik. Sonra birisinde bulduk, tercüme ettiler. Baktık ki, çok güzel. “Bu adamı ziyarete gidelim” dedik. Dortmund Üniversitesi Katolik Profesörlerinden bir teologmuş. Adı Paul Schwarzenau idi.

    Mektupları da var. Mektuplaştık da bir zaman. O bize yazdı, sonra bizden bazı vesikaları istedi. Risâle-i Nur hakkında bilgi istedi. Biz buna ne isterse gönderdik. Hatta ben buradan İngilizce bütün Külliyatı gönderdim. Almanca tercüme edilenleri de gönderdik. Çok memnun oldu. Konferanslarına “Hıristiyanlar İçin Kur’ân Bilgisi” diye başlamış. Diyor ki: “Biz Hıristiyanız. Kur’ân değişmemiş ve vahiyle gelen tek kitaptır. Binaenaleyh Hıristiyanlar ne isterse Kur’ân’da mevcuttur. Kur’ân okumamız lâzım. Sadece İncil’le olmaz... vs.” Kur’ân-ı Kerim’i methediyor adam, başka bir şey yok. Hep Kur’ân-ı Kerim’den âyet okuyor. Sonra bu konferansını kitap haline getirmiş, “Hıristiyanlar için Kur’an bilgisi” diye. Ziyaretine gittiğimizde, yine çeşitli sualler sorduk. Çok müsbetti. Benden bir yaş küçük. Aşağı-yukarı şimdi 82 yaşındadır, eğer sağsa tabiî... Dört beş senedir görüşmedim. Telefon ediyoruz, bazan çıkmıyor. Oğlu vardı, vefat etmiş

    Değişmeyen tek din İslâmiyet


    Schwarzenau diyor ki: “Biz hür Hıristiyanlarız. Hür Hıristiyanların mânâsı şudur: Biz hiçbir kiliseye bağlı değiliz.” Bremen’de başka bir konferansına gittik, o zaman da söyledi: “Buradaki Hıristiyanlar putperest oldular” diyor. Teslisi kabul etmiyor. Doğrudan bir Allah’ın varlığından bahsediyor, Tevhide inanmış. Üstadımız için de “Bu asrın müceddididir” diyor. Bunlar ‘Hür Hıristiyanlar’ olarak faaliyet gösteriyor. Bunların cemaati de var. Etrafında profesörler, doktorlar ve avukatlar var. Çok kalabalık.

    Bir defa Bremen’de konferansına gittik. Orada da “Hz. İsa (as) bir Müslüman mı idi?” diye konferansa başladı. Hz. İsa’nın (as) Müslüman olduğunu, esas dinlerin bir olduğunu, bütün hak dinlerin Allah tarafından gönderildiğini söyledi. Kur’ân’dan bir âyet okudu: “Havariler de: ‘Allah’ın dinine yardımcılar biziz. Biz Allah’a iman ettik. Sen de şahit ol ki biz gerçekten Müslümanlarız.’” (Âl-i İmran Sûresi: 52.) Yani Bremen’de bir kilisenin konferans solonunda kalabalık bir gruba, Hz. İsa’nın da (as) bir Müslüman olduğunu, Hıristiyanların Kur’ân okuması gerektiğini anlattı. Daha bir çok yerde konferans verdi, ben hepsine gidemedim.

    Onun taraftarları da vardı. Hatta ziyaretimizde sorduk: “Sizin gibi böyle kaç kişi var?” Beş altı kişinin ismini saydı. Bunlar hep münevverdi; ya hakim, ya doktor, ya profesör vb... Bunun cemaati kendisini seviyor, konferanslarını hep takip ediyorlar. Çok hoşuma gitti. İşte ondan sonra ne istediyse verdik. Hatta tasavvuf hakkında sual sordu. “Üstadın tasavvuf hakkındaki fikri nedir?” dedi. Telvihat-ı Tis’a ve sâir bahislerden tercüme edilmişler vardı, onları gönderdik.

    Almanya’da Davut Korkmaz kardeş tercüme ile uğraşıyor. Ona demiş ki: “Üstad ne söylerse doğru söyler. Onun fikrine katiyen kalem karıştırmayın. O ne söylerse onu yazın” demiş. Yani Üstada böyle itimadı var. Bir de çok yakınlık gösterdi. Ailesi vardı. Evine gittiğimizde ailesine sorduk: “Sizin fikriniz nedir? Siz de aynen kabul ediyor musunuz?” Eşi “Onu teşvik eden benim” dedi. Sonra eşi vefat etmiş, Allah rahmet eylesin.

    Velhasıl onlar Hür Hıristiyanlar namıyla bir çığır açmışlar. Biz onlarla devamlı temas halinde olamadık. Rastladığımız zamanlar ziyaretine gittik. Yine bir ziyaret esnasında, ikindi namazı kılacaktık. O “Ben de sizle kılabilir miyim?” dedi. “Kılarsın” dedik. Bizimle beraber abdest aldı ve namaz kıldı. Kendisine Diyanet’in bastırdığı Almanca İslâm ilmihali verdik. Ben onun konuşmasından, vefat eden Papa’ya bile tesir ettiğini anladım.

    Bildiğim kadarıyla bu şekilde bir cereyan orada devam ediyor şimdi. Bir kısım papazlar ona hürmet ediyorlar. Fakat bazı Hıristiyanlar buna dinsiz diyorlarmış. Niye? Hıristiyanlıktan çıkmış diye... Ancak o “Biz Hıristiyanlığa inanıyoruz ama değişmeyen tek din İslâmiyettir” diyor. Kur’ân-ı Kerim’i aynen kabul ediyor.

    İslâmiyete numune olmalıyız




    ** Prof. Schwarzenau ‘Müslümanım’ demiyor mu?



    Hayır, demiyor. Çünkü o muhitte öyle olmak lâzım. Yani “Ben Müslümanım” dese, bir çok yerde konferans veremez. Üniversitede, kilisede konferans veriyor, fakat Kur’ân’ın vahiyle gelen, değişmeyen tek kitap olduğunu söylüyor. Ne yapsın adam? Sonra dedi ki: “Üstadımız diyor ki: ‘Ahirzamanda gelecek Hıristiyan dindarlar Kur’ân’a ittiba edecek’ diye hadis var. Onu bana yazın.” Onun tercümesini istedi, verdik kendisine. “Demek bizim çalışmamız boşuna değil” dedi.

    Kendisinden emin biri. Çok kitabı var. Bir keresinde evinde bir odaya girmiştik. Odada konuştuk. Her taraf kitap. Kaç defa gittiysek bizimle namaz kıldı. Çok şefkatli ve mütevazi bir adam. Çeşitli kitaplar çıkardı. “Dinlerarası Diyalog” diye iki senede bir kitap çıkarıyorlardı. Bu kitapta (elinde bize gösteriyor) Risâle-i Nur’dan ve tercümelerinden bahsetti. Bana bir tane hediye olarak göndermiş. Onun başına “Allah’ın nuru bizi ve bütün insanlığı aydınlatsın...” diye Almanca bir duâ yazmış. 1997’de bana göndermiş. Kitapta; Almanca’ya tercüme edilmiş Tahavvülat-ı Zerrat Risâlesinden (30. Söz) “Felsefenin ve felsefecilerin yanıldığı noktaları açıklıyor...” şeklinde bahsediliyor. 10. Söz, “öldükten sonra dirilmek...” tarzında açıklanıyor, vs... Yani Almanca’ya tercüme edilenlerin isimlerini kitapta saymış. Gençlik Rehberi, Peygamberimizin Mu’cizeleri vesâir risalelerden bahsediyor.

    Elhamdülillah onun mühim bir hizmeti oldu. Şimdi ne yaptığını ben bilemiyorum, fazla alâkadar olamadık. Velhâsıl o Hür Hıristiyanlar elhamdülillah iyi bir çığır açtılar.



    ** Kaç senesinde oldu bu hadiseler?



    1994, 96, 97 olmak üzere üç defa gittik ziyaretine.



    ** En son ne zaman haber aldınız kendisinden?

    İki sene evvel. O zaman gittiğimizde telefonla görüştük. Hasta olduğunu söyledi. Ben kendisini Türkiye’ye dâvet ettim. Gelmek istediğini, fakat doktorunun müsaade etmediğini söyledi. Hanımı vefat etmişti. Gelemedi.

    Bu Hür Hıristiyanlar grubu ilmî bir metodla gidiyor. Üstadımız “Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemâlâtını ef’âlimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri,

    elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler; belki küre-i arzın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyete dehâlet edecekler” diyor ya, işte orada bizimkilerin, bilhassa Türklerin hepsinin namaz kılmayışı, çoklarının mahkemeye düşmesi vs., ahlâkları iyi olmadığı için İslâmiyete tam bir numune olamadılar. Onun için de İslâmiyetin ilerlemesi zayıf, yani yavaş gidiyor. Yoksa elhamdülillah, Müslüman olacak bir çok insan var. Meselâ orada bir genç sadece Asâ-yı Musa’yı okudu ve hemen Müslüman oldu.



    ** Orada başka ne gibi faaliyetler var?



    Hıristiyanlarla beraber bazı ders ve toplantılarımız da oldu. Beni de çağırdılar. Berlin’de, Köln’de, Versay’da kiliseye gittik, orada İslâmiyet hakkında bazı sorular sordular. Onları cevaplamaya çalıştık

    İslâmı ciddiyetle araştırıyorlar


    Risâle-i Nur’un Almanya’daki tesirine bir örnek olarak şu anekdotu da aktaralım:

    “Said Nursî hakkında Alman Dışişleri Bakanlığının ‘Kültür Alış verişi’ adlı dergisinin 1/02 sayısındaki açıklama:

    “Reformlar ve Reaksiyonlar

    “(Geçmişte) İslâm âleminde fundamentalist akımların yanı sıra hüriyet anlayışını esas yapan ve Batı ile musalâhadan söz eden bir dizi mütefekkirler vardı ve (halen) var. Bunların düşünceleri hükümran olabilir ve İslâmiyette muhtemel bir reform (tecdid) için esas teşkil edebilir mi?

    “Türkiye’de ortaya çıkmış olan Nurcu cemaati hareketi (ki Nurculuk veya Cemaatu’n-Nur diye de tanınıyor) erternasyonal alanda gittikçe artan bir öneme haizdir. 1960’da vefat etmiş olan manevî önderi Said Nursî yazılarında modern (dünyanın) ilmî ve medenî gayretlerini övmektedir. İslâmî yazılı kaynaklara ve tasavvufî esasa dayalı sade üslûbu içerisinde dinin yaşanması esasını takip ediyor. Nursî’ye göre mücerret delillerle oluşan şahsî kanaatle Müslüman olunur. Siyasî faaliyeti Said Nursî kesinlikle reddetmektedir. Muhteviyatı geniş olan eserlerinde Nübüvvet-i Ahmediye ve haşirle ilgili çok sayıda müzakerelerinin yanı sıra değeri çok yüksek iş ahlâkı da tezahür etmektedir. Çalışmak bir fazilettir. Ekonomik, sosyal ve eğitimle ilgili meselelerde ise, fundamentalist akımların totaliter esaslarının aksine toplumda çeşitlilik anlayışını benimsemiştir. Said Nursî’nin yazılarının bir hayranı da Suriyeli muteber İlahiyatçı ve televizyon vaizi Said Ramazan al-Buti’dir. (Buti) devletçi İslâmî siyasetle fundemantalist ideolojiler arasında bir yol takip etmektedir. Taassubî tavrı ve bununla beraber cihadın bir cebr vasıtası olmasını reddediyor.”

    Ben Suriye’ye de gittim. Said Ramazan Al-Buti ile fazla konuşamadık. Bu zat buraya birkaç defa geldi. Suriye’de gördüğüm bazı kişiler dediler ki: “Biz Üstadı ve Risâle-i Nur’u Said Ramazan’dan dinledik.” Suriye eski devlet başkanına da çok tesir etmiş. Onun cenaze namazını o kıldırmış. Oğlunun da Buti ile arası gayet iyi. Said Ramazan Al-Buti’yi Diyanet reisi yapmak istemiş. O demiş ki: “Eğer bana böyle bir vazife verirseniz ben Suriye’yi terk ederim.” Yani devlet işine, siyasete karışmak istemiyor. Hatta o ölen Hafız Esat demiş ki: “Hocaların içinde beni tatmin eden sadece bu Said Ramazan.”



    11 Eylül’den sonra İslâmiyeti

    daha bir ciddiyetle araştırıyorlar



    Bir sene evvel ben “Ne gibi havadis var?” diye Almanya’daki kardeşlere sormuştum. Erkan Algan isminde bir kardeşimiz şöyle yazıyor:

    “Kur’ân ve diğer İslâmî kitapların satışı aniden arttı. Halk, kendisi İslâmiyet hakkında bilgi edinmeye başlıyor. Camilerin halka açık günlerinde dolup taşmaları takip ediliyor. Basın-yayın gerçi hâlâ İslâmiyet hakkında menfî yazılar çıkarıyor, fakat daha tedbirli davranıyor. Aynısı politikacılar için de geçerli. Ve bunlar İslâmiyet ve terörü ayırmaya çalışıyorlar. Böylece Müslümanları tehlikeli ve tehlikesiz sınıflara ayırıyorlar. Korktukları hissediliyor. Bu nedenle İslâmiyeti daha bir ciddiyetle araştırıyorlar...”
    Abdülkadir Badıllı

    Üstadın Avrupa’ya bakış açısı nasıldı?

    Üstad Avrupa ile aramızdaki münakaşaları ortadan kaldırmayı her zaman arzu etmiştir. Kendisi o zaman Papa’ya kitap göndermiş, daha sonra İstanbul’da Fener Patriği ile görüşmüş, tevhidi etraflıca anlatmış.

    Avrupa Birliği evvelâ dinî bir buluşma, birleşme değildir. Gümrük Birliği, Ticaret Birliği meseleleridir.

    Avrupa ile iç içe olunursa bilgili, akıllı Müslümanlar dini Risâle-i Nur ışığında iyi anlatırlarsa, o zaman Avrupa zaten kendisi teslim olacaktır.

    Avrupa’nın demokrasi noktasında bizlere büyük faydası olacaktır. Zira 1946’dan bu zamana kadar Türkiye’de demokrasi anlayışı sadece lâfta kalmıştır. Hakikî mânâda demokrasiden söz edilemez. İnşallah Avrupa’ya girdiğimizde gerçek manada demokrasi ruhunu yaşarız.

    Dinlerarası diyalog ile ilgili görüşlerinizi alabilir miyim?

    Hıristiyanlığı ve Yahudiliği İslâmiyet’le aynı kefeye koymak doğru değildir. Ama niyet tebliğ ise meşrudur. Meselâ Üstad Papa’ya Peygamberimizi (asm) anlatan ve Kur’ân-ı Kerim’in mucize olduğunu ispat eden bir kitap göndermiştir. Buna karşılık Papa cevap vererek teşekkürlerini sunuyor. Üstad 1953 yılında Fener Patriğiyle görüşürken kendisine “Peygambere inanıyor musun, Allah’ı bir biliyor musun?” dediğinde, Patrik bildiğini ancak diğer papazların hepsinin farklı görüşte olduğunu açıklamıştır. Diyalog bu anlamda olmalıdır.


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Letaiflerin Aslına Dönmesi
    By ehlisuffa in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 11.12.09, 05:48
  2. Anne Hristiyanlıkta İyi Bir Dinmiş...
    By Garip_Maznun in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 22.01.09, 01:20
  3. Herkes Aslına Çeker
    By **Muttakİ** in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 16.12.08, 21:57
  4. Dönme Dolap
    By insirah in forum Edebiyat
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 24.07.08, 16:03
  5. Bediüzzaman’a Göre Hıristiyanlıkta Beklenen Tasaffi (Aslına Dönme) Hareketi Nasıl Ola
    By aön in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.10.07, 13:40

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0