Hayatın ağır tekâlifini omuzuna alıp zahmet çekme. Hayatın fenasını düşünüp, hüzne düşme. Yalnız dünyevî ehemmiyetsiz meyvelerini görüp dünyaya gelişinden pişmanlık gösterme. Belki o sefine-i vücudundaki hayat makinesi, Hayy-u Kayyum'a aittir. Masarıf ve levazımatını, o tedarik eder. Ve o hayatın pek kesretli gayeleri ve neticeleri var ve ona aittir. Sen, o gemide bir dümenci neferisin. Vazifeni güzel gör, ücretini al, keyfine bak. O hayat sefinesi, ne kadar kıymetdar olduğunu ve ne kadar güzel faideler verdiğini ve o sefine sahibi zâtın, ne kadar Kerim ve Rahîm olduğunu düşün, mesrur ol ve şükret ve anla ki: Vazifeni istikametle yaptığın vakit, o sefinenin verdiği bütün netaic; bir cihetle senin defter-i a'maline geçer, sana bir hayat-ı bâkiyeyi temin eder, seni ebedî ihya eder.

Asa-yı Musa


Tekâlif: Teklifler, verilen görevler, yükümlülükler.
Dünyevî: Dünya hayatına ait, dünyadaki yaşantıyla ilgili.
Ehemmiyetsiz: Önemsiz.
Belki: Umulur, olabilir. * Kat’iyyetle. Şüpesiz.
Sefine-i vücud: Vücud gemisi, beden gemisi.
Hayy-u Kayyum: Varlığı, diriliği her an için olup, gökleri, yerleri her an için tutan, daimi her şeye her hususta iktidarı yeten Allah(cc).
Masarıf: Masraflar, giderler, harcamalar.
Levazımat: Lüzumlu şeyler, gerekenler.
Tedarik: Ele geçirme, elde etmek, sağlamak. *Hazırlamak.* Karşılamak.
Kesret: Çokluk, bolluk.
Nefer: Asker.
Sefine: Gemi.
Kıymetdar: Kıymetli, değerli.
Faide: Fayda, yarar.
Kerim: Kerem sahibi, bağış, iyilik, lütuf ve cömertlik sahibi.
Rahîm: Çok merhametli, çok acıyan, çok şefkatli.
Mesrur: Sevinçli.
İstikamet: Doğruluk.
Netaic: Neticeler, sonuçlar.
Cihet: Yön, taraf.
Defter-i a'mal: Amellerin defteri, herkesin bütün yaptıklarının meleklerce yazılıp kayıt edildiği manevi defter.
Hayat-ı bâkiye: Ölümsüz ve sonsuz hayat, baki hayat.
Ebedî: Sonsuz.
İhya: Hatatlandırma, canlandırma.