Zübeyir Gündüzalp'ten Uhuvvet Dersleri*




Birlikte bir dava uğrunda çalışan insanlar için uhuvvet çok önemlidir. Anlaşmakta zorluk çeken insanlar bir işi beraberce yapmakta zorluk çekebilirler. Yapılan işlerde gördükleri kusurları söylediklerinde arkadaşlarıyla araları açılabilir. Böyle meydana gelen çatışmalarla çözülmeler başlayabilir. Bu tür tehlikeleri gören Zübeyir Gündüzalp Nefis Muhasebesi adlı eseriyle Hizmet-i İmaniye ve Kur’âniye’ye baş koymuş kimseleri uyarıyor. Altın Prensipler adlı kitabının devamı niteliğindeki bu eserde, uhuvvet adına önemli nasihatlerde bulunuyor. Kişinin önce kendi kusurunu görmesi gerektiğinden söz eden Zübeyir Ağabey nefsimizi hizaya çekecek eserler okumamızı salık veriyor. Gelin, hep beraber onun sözlerine kulak verelim.

Kendi küçük kusurlarını büyük görmek yüksek bir fazilettir
Herkese kendi âdeti hoş gelir.
Fenalık ve iftiralara ne kadar fecî bir surette maruz kalınırsa kalınsın, mukabele-i bilmisil etmemek, tevbe ve istiğfara devam etmek, sabır ve tahammüle çalışmak, öyle hâdiselerden ibret ve ders almak, mütecaviz ve müfterilerle uğraşmamak, yüksek bir ahlâk ve kemâlâtın şiarındandır. Enbiyalar, veliler, sülehalar ahlâkı ile ahlâklanmaktır.
Kendi nefsini daima kötülemek, kendi küçük kusurlarını büyük görmek, başkalarının büyük kusurlarını küçük görmek, yüksek bir fazilettir. Takvada, doğrulukta, edep ve ahlâkta kendisi azimetle amel etmeye çalışmak, başkalarının lâkaydlıkları ile meşgul olmamak veya ikaz ve hatırlatmakta mütevaziyane ve yumuşaklık göstermek büyü bir fazilet ve din kardeşlerinin dinine hizmet edebilmek için semerdâr bir düsturdur.

Olumlu netice vermeyen tedbirleri başkasına söylememek ferasetin göstergesidir
İnsan beşerdir, hata edebilir. Hususan küllî ve umumî bir dâvanın hizmetkârlarına yapılan taarruzların çokluğu, şerâitin (şartların) ağırlığı; dâvâyı inkişaf ettirmek, hizmetin önüne çekilen mâniâları yıkabilmek için çeşitli hizmet şık ve şekilleri ararken hepsinde yüzde yüz isabete muvaffak olmak pek müşküldür.
Böyle bir hengâmede müsbet netice vermeyen tedbirleri o müdebbire söylemek lâzım iken, her ne sebeple olursa olsun, kat'iyyen başkasına söylememek ruh, kalb, akıl ve feraset eseridir. Bunun aksine başkalarına dert yanmak, safderunluk ve düşünce za'fının delilidir. Fayda vereceğim zannıyla fikrinde taannüd ve taassub göstermek zarar vermenin en bariz bir delilidir ki, bu da ahmaklığın gözlere görünecek derecede aşikâr olmasıdır. Zira ahmaklığın tarifi, "Fayda vereceğim niyetiyle zarar vermektir."
Kendisinin bir rey ve fikir sahibi olduğu gururuna kapılan, asıl rey, tedbir ve vazife sahibi kimseleri kötüleyen, fakat kendisine toz kondurmayan bir kimse, "Herkes için birer kusur buluyorum; acaba kusursuz ben mi kaldım? Onlar benim aklımın ermediğini yakînen biliyorlar da, tehevvüre kalkışıp veya o sözü içime atıp nefsimin, arkadaşlarımın kusurunu veya aslında kusur olmayıp da benim kusur görmek ve başkalarına nakletmek hususunda zorlatıcı bir kuvvet haline gelmemesi için benim yüzüme vurmamak edep ve hayâsına mı riâyet ediyorlar?" diye bir mülâhaza yapılsa, bir zararı bin zarara çıkaran dedikoduculuktan kurtulunması mümkün olur.

İyi olmayı istiyorsanız, önce kendi kusurunuzu görünüz
İyi olmanızı istiyorsanız evvelâ kötülüğünüze inanınız, kusurlardan kurtulmak istiyorsanız evvelâ kendi kusurunuzu görüp, kendinizi kusursuz zannederken, kusurlu olduğunuzu müşâhede ediniz.
Bahtlı ve talihli kimse, başkasına va'z edilirken ibret alandır.
Kusurlu, hatalı bir arkadaşımızın yanlışlarını yumuşaklıkla, hürmet ve tevâzu ile yalnız ona söyleyiniz. Kabullenmezse dahi, ikinci bir kimseye onun hakkında gıybet etmeyiniz. Birisinin kusurunu, kusuru düzelteceğim diye etrafa yaymak, şahsî kin, garaz, nefsin karışması gibi hallerin zorlamasının neticesidir. Veyahut fayda veriyorum zannıyla zararların üremesine sebep olan bir safdillik ve bilememezliktir. Başkalarına yaymak değil, dâima ve dâima ona söylemektir. Söylerken de, "Acaba, hakikaten ve bizzat nefsü'l-emirde hata mıdır? Yoksa benim fikrime, görüşüme göre mi hatalıdır?" diye insan kendini murakabe etmelidir.

Çevresindekileri tenkit edenlerle bir arada bulunmayınız
Hiddetle heyecanla konuşmanıza asla itimad etmeyiniz. Zira nefis ve şahsî hissiyat karışır. Yapacağım derken parçalarsınız. Hem de kendinizi parçalamış olursunuz. Çok defa kendisini tenkîd etmek kâmilliğine erişememiş, yakın akraba veya mesai arkadaşlarını tenkid etmeye alışanlarla bir yerde oturmayınız. Onu dinleye dinleye siz de münekkid ve yıkıcı bir ahlâk sahibi olursunuz.
Adaletten ayrılmamak, hakikati itiraf ve tasdik etmektir. Zıddı zulümdür.
Nefsini daima itab eden, din ve dâvâ arkadaşlarının iyiliklerine hasr-ı nazar eden başkalarınca nefret edilmekten kurtulur.
Dedikodu ile, arkadan çekiştirmekle mesele halletmeye çalışmak, ya safdillik, ya şuur altı veya şuur üstü garaz ve muhalefet nişanıdır. Veya canı incitilmişin intikam korkusudur.
Dışarıdan tenkid kolaydır. Aynı işin içine girdikten sonra, tenkidin zulümkârlığını anlamak o kimse için ne acı, ne felâketli, ne hasaretli ve ne derece mânevî mes'uliyetlere dûçâr olucudur!..

Nefsin hilelerini açığa çıkaran eserleri okuyunuz
Nefsinden gelen sözün samimiyet olduğuna inat edenden korkulur. Bunlardan kendinizi koruyunuz. Kendiniz, aynı bilmemezliğe düşmemek için düşününüz. Nefsin desiselerini beyan eden eserleri sırf kendinize hitap ederek okuyunuz.
Nefsine itimad ederek mesai arkadaşlarını âmiyane görenin sonu tehlikelidir. İstişâre esnasında kendi fikrine saplanarak vereceği cevabı düşünen; azaların fikirlerini küçümseyen, hatadan kurtulamaz.
İşin içine çok acı söz girdi mi, onun tadı tuzu kalmaz. Herkes kendi fikrini çok beğenip, arkadaşını daima isabetsiz görmek kıyamet alâmetidir. Nefsin desiselerini açıklayan eserleri sık sık kendinize hitap ederek okumak bu hastalığın yegâne devâ ve dermanıdır.

Başkalarını ıslah için evvelâ kendimizi ıslah etmek icab eder
Kendini ıslaha ve derse muhtaç görmeyen, bilemeyen gafletten uyansın. Uyarıcı eserlere sarılsın.
Dostlarına şiddet-hiddet eden, haşin davrananın dostları dağılır. Bu neticeyi kendinden bilmek, güzel bir fazilettir.
Herkesin bir kusurunu bulup, kendi kusurlarını görmeyerek dostlarını terk eden, terk edilir.

Başkalarından gelen acı nasihat faydalı şerbettir
Halini, etvarını, gidişatını başkasından dinle! Çünkü senin fenalığın, yanlışlık ve hataların senin nefsine, dostun gözüne iyi görünür. Seni medhedenlere aldanma. Senin yanlışlık ve isabetsiz hareketlerini sana söyleyenler senin hakikî dostlarındır. Hastaya şeker vermek câiz olmayabilir. Onun için acı ilâç faydalıdır.
"Senin yolunda şöyle bir kuyu var" diyen insan senin hayırâhındır.
Yanlış hatt-ı harekette giden, zararlı hali olan bir kimseye her zaman, "İyi gidiyorsun" demek, onu gaflete düşürmek ve ona zulmetmek olur.
Acı nasihat faydalı şerbettir.
A benim güzel dostum!.. Çok kere olduğu gibi bugün yine çok tenkidler ettin. Kusurlar, hatalar saydın. Acaba gıyabında tenkidler yaptığın, gıybetini ettiğin Allah'ın kullarının o yaşa kadar olan iyiliklerinden, hayra hizmetlerinden, güzel huylarından, zararsız hallerinden ne kadarını yâdettin, kaç tanesini saydın? Münekkid ve kusur sayıcılardan olma! Korkarım ki, zulümkâr olursun...

Evliyâ, sulehâ ve ulemânın İslâm ahlakı ve edebi hakkındaki eserleri inceleyiniz
Çok tenkitçilerin, gıybetçilerin, herkesin kusurlu işlerini sayanların meclislerine yanaşma. Bu kötü ahlâk sana da bulaşır. Hem çabuk bulaşır. Zira bu fena huyun muharriki nefistir. Nefsanî şeyler nefisleri kolayca harekete geçirir.
Tenkidçi, kusurları piyasaya çıkarıcı kimselerin dostluğunda bulunup da, eğer ona kapılmamışsan, Ahlâk-ı Muhammediye (aleyhissalatu vesselam), evliyâ, suleha ve ulemanın İslâm ahlâkı ve edebi hakkındaki eserlerini mütalâa ettikten, ilim ve hikmet tetebbuatında bulunduktan sonra, onların hal ve kallerini; düşünce ve zihniyetlerini; hısım, akraba, çoluk-çocuklarına karşı muamelelerini; din kardeşleri ve dâvâ arkadaşlarına olan hatt-ı hareketlerini; ibadet, itaat, takva hususundaki vaziyetlerini tetkik et ve gör. Eğer sen ilim, irfan, kemalât, fazilet, edep, terbiye, ahlâk ve hâyâ, azimet ve takvâ ehli olarak o eserlerinden müstefîd olmuşsan, hemen dergâh-ı ilâhiye el açıp, "Aman yâ Rab!.. Tenkitçi, kusur arayıcı, kusur görücü ve gıybetçi olmak felâketinden Sana sığınıyorum. Beni bu âfet lerden muhafaza eyle. Amin" diyerek gözyaşları dökeceksin.

Kendinizin başardıklarını başkalarında görmezseniz, onları tenkit etmeyiniz
Ey ehl-i İslâm ve irfan! Din kardeşlerinin ayıplarını, kusur ve hatalarını sayıp dökmekte, bakıyorum ki çok mahirsin. Acaba bir o kadar veya onun yarısı kadarı olsun kendi ayıplarını, kendi kusur ve yanlışlarını, isabetsiz hareketlerini, seni dinleyenlere aynı iştiha, aynı maharetle sayıp döktün mü? Korkarım ki, zulümkâr olmuş olmayasın. Güzel huyları anlatanı dinle. Güzel huylu ol. Nefsini zemmeden, kusurlarını itiraf eden din ve dâvâ arkadaşlarını medheden ahlâk-ı âliye erbabı ile sohbet et. Ahlâk-ı âliye ile yükselmek aşkına düşersin. "Tahallakû bi ahlâkillah" emr-i cemiline inkiyad şerefiyle şereflenirsin.
Herkes yükü kendi gücü kadar çekebilir. Öyle ise sen kendi gücünün başardığı şeyleri başkalarında görmezsen kendini mihenk yapıp onları tenkid etmemelisin. Kendinde bir üstünlük vehmedip gurura düşmemelisin. Onlar kabiliyetlerine göre ne kadar hizmet görseler ind-i ihlâsa binâen makbuldur.

Hizmet ve dava arkadaşlarınızın gönlünü kırmayınız
Ey ferasetli ve müdebbir ehl-i hizmet! Omuz omuza verip çalışmaya çok muhtaç olduğunu; tek başına veya ekalliyette kaldığın zaman muvaffakıyetsizliğe düşeceğini her gün hatırla ve bu hakikatı bir karta yazıp cebine koy ki, günde on defa nefsine ihtar edebilesin.
Bir ve beraber olduğun hizmet ve dâvâ arkadaşlarının gönlünü kırma. Senin gönlünü kıran olursa, "Buna benim nefsim müstehaktır" de ve gönlünü kıranın gönlünü hoşnut eyle.
Böyle bir zamanda, böyle kudsî bir îmân hizmetinde çalışanlara karşı durumumuz şudur: Bir zerre hizmet, bir dağ; bir dirhem hizmet, bir batmandır. Bir nur hizmetinde -az dahi olsa- bulunanlar, çok hürmet, muhabbet ve şefkate lâyıktır. "Dâne taşıyan bir karıncayı bile incitme."
Dostunu şiddet ve minnet içinde tutarsan, bir daha senin suratını bile görmek istemez.

Kusursuz arkadaş arayan, kusurundan habersiz kimse, arkadaş bulamaz
Halk nazarında nice itibarsız, hakir görünen Müslümanlar ve İslâm'a hizmet edenler vardır ki, onlar insanlardan takdir, hürmet ve muhabbet beklemezler. Onlar, ehl-i îmâna hürmetkâr ve merhametli olurlar. Onlara Allah'ın rızası kâfî gelir.
Sen bir mü'mine, "Fenadır" diye kötü zanda bulunabilirsin. Halbuki o kimse Allah'ın makbulüdür.
Arkadaş! Gül padişahın yanında silâha davranmış diken var.
Dikensiz gül, kusursuz arkadaş arayan kusurundan habersiz kimse arkadaş bulamaz.
Nur-u Kur'ân hizmetinde bir ve beraber çalıştığınız kardeşler ve ehl-i îmân içinde, gücenen ve küstürenlerden olmayınız. "Deymiyor bu dünya böyle şeylere..."
İnsan iyi işli olmalı. Kendisini daima kusurlu görmeli.

Kendi fikirlerinizi isabetli, birlikte çalıştığınız kişilerin fikirlerini isabetsiz görmeyiniz
Müşterek bir işte çalışan şahıslar, dinî veya dünyevî bir müessese mensupları müdavele-i efkâr yaparlarken, herkes kendi fikrini mutlak bir isabet bilmesi, diğer arkadaşlarının fikirlerini isabetsiz görmesi, müessese arkadaşlarının reylerini hakir bulmasıdır. Kendi fikirleri ile yapılan işlerin zararlı ve iflâsa gittiğini hatırlatan en yakın arkadaşlarına yüz çevirmesi, müessesenin maddî imkânlarını elinde bulunması, şubelerdeki işin içyüzünden haberi olmayanların ve teveccühüne aldanmasıdır. Müesseseye sekiz-on işte şahsî kanaatinden ve başka arkadaşların fikirlerinden zararlar gelince de bir takım teviller yapma yoluna sapmak, telâşsız görünerek kendi cebindekini değil, umumun hukukunu zayi etmesidir.
Müdavele-i efkârda bir işi isabetsiz veya zararlı bulduğunu arkadaşına söylerken, edep, terbiye, hürmet gibi yüksek ahlâkı çiğneyerek tehevvürle, şiddetle söylememesi, karşısındakinin izzetini kırması, İslâmî terbiye ve ahlâka sırt çevirmek olduğu halde, bunu hiç nazara almayarak, "Bana böyle dedi, şöyle dedi" gibi hiddetle mukabele etmesidir. Dehşetli zararlarda kendisinin dahil olmadığına, ya cehl-i mürekkeple veya gururla iddiada bulunmasıdır. Halbuki mesai arkadaşlarına hürmetle mukabele edip, kendi fikirlerinin isabetsiz olabileceğine ihtimal vererek, yirmi meselede hiç olmazsa on adedini arkadaşlarının kanaatlerine münasip bulup iş yapmasıyla fikirler menfî hislerin karışmadığı anlaşılmış olur.
Fikirlerindeki isabetsizlik zararlara sebep olunca, diğerleri bu zarara sebep olana hürmetkârâne, asilâne, alçak gönüllülükle kendi fikirlerindeki veya vazifelerdeki kusurlarını da sayarak, ondan özür dileyerek söylemesi - velev kırkıncı defa da kabul etmeyecek olsa- yine o yanlış yapana söylemek yerine şuna buna söylemesi; böylece müeesese mensuplarına olan hüsn-ü zan ve itimadın kırılması; bir kimsenin aile çatısı altında kalması icab eden hatalarını yayması; o kimseyi kötüleyip şuna veya buna söylemekle bin zarar getireceğini hissiyatının tesiriyle görememesidir.

Meşveret sonrasında kötü hissiyattan doğan neticeyi başkasına yüklemeyiniz
Müteaddit defalar bir iş hususunda münakaşa edilir; meşveret ve müdavele-i efkâr adı ile söze oturulur. Münakaşa ve kavga ile kalkılır. Bu kavgamsı konuşmada herkes heyecanlanır. Hisler heyecana gelir. Biri diğerine, diğeri ötekine hakaretli sözler sarf eder. İlk defa birisi hakaret eder, diğeri de misilleme yapar. Birinci hakaret edip kalb kıranı kasdederek, "Birinci bana böyle dedi, ben de ona öyle dedim" der. Bu beş altı defa tekerrür edince, artık en yakın dava arkadaşına ikincisi küskün durur. Bu küskünlüğü gören ikinci birinciden soğur. İkinci ile üçüncü birleşir. Birincisinin gıyabında konuşa konuşa, artık o da haricilerin müşfiki, can kardeşine küsücü olmuştur. Artık birincinin hakkında tenkitler ve kusurları sayıp dökmeler başlamıştır.
İslâm muaşeret, edep ve terbiyesine riayet etmeden, nefis ve tehevvürüne kapılarak, dahilî hizmet mensuplarına hariçtekilere dahi yapılmayacak bed muameleyi yapmaktadır. Bu kötü hissiyat zararlı netice doğurunca, "Ben sebep oldum, özür dilerim" olgunluğunu göstermeyerek, zararlı neticeyi acib bir halet-i ruhiye ile karşısındaki arkadaşına yüklemektir. Taraflar dahi şahısların umumunun alâkadar olduğu umumî bir meselede, iki taraf da birbirini sabit fikirlilikle itham ederek, müessese hizmetine dinamit koyarak umumun zararına sebep olmalarıdır.

Zübeyir Gündüzalp kimdir?
Zübeyir Gündüzalp (ağabey) de Risale-i Nur tarihinin en önemli simalarından biridir. 1920 senesinde Konya Ermenek'te dünyaya gelir. Kökleri hem anne hem baba tarafından Kafkasya'ya dayanır. Aile, dedesine izafeten Zivar ismini uygun görmüştür. Bu isim daha sonra Bediüzzaman Hazretleri'yle ilk tanışmasında Üstad tarafından "Zübeyir" olarak değiştirilecek ve öyle kalacaktır. Zübeyir Gündüzalp'in çocukluğu da Ermenek'te geçer. Hareketli, çevik ve cesur bir çocuktur. Bediüzzaman Hazretleri'nin, "Zübeyir, ben seni daha bir çocukken manevi himayeme almıştım." buyurduğu Zübeyir Gündüzalp, daha çocuk yaşlarında sık sık oruç tutar, Ermenek'in yüksek yerlerindeki kayalıklara çıkarak tefekküre dalardı. Genç yaşlarında Ermenek Postanesi Müdürü Şefik Bey'in desteğiyle postanede memur olarak çalışma hayatına atılır. Askerliğini Balıkesir Susurluk'ta tamamlayan Zübeyir Gündüzalp, Konya eşrafından Sabri Halıcı'nın dükkânında ilk defa Risale-i Nur derslerine katılmaya ve Risale okumaya başlar. Üstad'la ilk karşılaşması ise 1946 senesinde Üstad'ı Emirdağ'da ziyaretinde olmuştur. Üstad'ın yanına vardığında Üstad, "Hoşgeldin kardaşım!" diye karşılar ve ismini sorar. "Ziver Efendim" cevabını verince, Üstad, "Hoşgeldin Zübeyir kardaşım!" der. Gündüzalp, "İsmim Zübeyir değil, Ziver, Efendim." diye düzeltmeye çalışır, ancak Üstad yine "Hoşgeldin Zübeyir kardaşım…" diye tekrarlar. Bu olaydan sonra hep Zübeyir ismini kullanır.
Afyon hapsinde Bediüzzaman'la birlikte bulunan ve o dönemde yaptığı müdafaalarla adından söz ettiren Zübeyir Gündüzalp, daha sonra Üstad'ın Urfa'ya gitmesi üzerine tayinini Urfa'ya aldırır. 1953 senesinde Üstad'ın isteğiyle daimi olarak yanında kalmaya başlar. Böylece Üstad'ın vefatına kadar fasılasız olarak sürecek beraberlikleri başlamış olur. Üstad'ın vefatından sonra Zübeyir Gündüzalp Nur talebeleri için devamlı bir müracaat mercii olmuştur. 1963 yılında gazete çıkarmaya teşebbüs eden bir kısım Nur talebelerine çok ağır şartnameler eşliğinde onay verir. Hayatı boyunca bedeni rahatsızlıklardan kurtulamayan Zübeyir Gündüzalp, 2 Nisan 1971 günü yaklaşık on senedir ikamet ettiği Kirazlımescid'deki medresede fani hayata veda eder.


Nezih Nuri Kırmızcı
Herkul.org