+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5

Konu: Kader

  1. #1
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Madem Cenâb-? Hak ezelî ilmiyle benim ne yapacağ?m? biliyor, öyleyse benim ne kabahatim var?" sorusuna nas?l cevap vermeliyiz ? Bu soruyu soranlardan baz?lar?, hem samimi değil, hem de Türkçe bilmiyor... Bu iki hususu aç?klad?ktan sonra sorunun cevab?na geçmek istiyorum.

    Soru sahibi niçin samimi değil? Önce onu aç?klayay?m: her insan vicdanen bilir ki, kendisinde iki ayr? hareket, iki ayr? fiil söz konusu. Bir k?sm? ihtiyarî, yani kendi isteğiyle, iradesiyle ortaya ç?k?yor. Diğer k?sm? ise ?zd?rarî; yani tamamen onun arzusu, iradesi d?ş?nda cereyan ediyor.

    Meselâ; konuşmas?, susmas?, oturmas?, kalkmas? birinci gruba; kalbinin çarpmas?, boyunun uzamas?, saç?n?n ağarmas? da ikinci gruba giren fiillerden. O birinci grup işlerde, istemek bizden, yaratmak ise Allahtan. Yâni, biz cüzi irademizle neyi tercih ediyor, neye karar veriyorsak Cenâb-? hak mutlak iradesiyle onu yarat?yor. ?kinci tip fiillerde ise bizim irademizin söz hakk? yok. Dileyen de yaratan da Cenâb-? Hak. Biz bu ikinci gruba giren işlerden sorumlu değiliz. Yâni, âhirette boyumuzdan, rengimizden, ?rk?m?zdan, cinsiyetimizden yahut dünyaya geldiğimiz as?rdan sorguya çekilmeyeceğiz.

    ?şte soru sahibi bu iki fiili bir sayma gafleti içinde. Gelelim as?l büyük hataya: Adam, yapt?ğ? bütün müspet işlere sahip ç?k?yor, “ben yapt?m, ben kazand?m” diye göğsünü gere gere anlat?yor bunlar?... Ama, s?ra işlediği günahlara, yapt?ğ? hatalara, ettiği zulümlere gelince kadere yap?ş?yor: Kaderimde bu varm?ş, diye işin içinden ç?kmaya çal?ş?yor. Evine giren h?rs?z? mahkemeye verirken kaderi unutuyor.

    “Bu adam” diyor, “Benim evime girdi, şuyumu çald?, buyumu gasp etti.” H?rs?z?n: “Ben masumum. Benim kaderimde soymak, bu zat?n kaderinde de soyulmak varm?ş.” şeklindeki müdafaas?na k?z?yor, köpürüyor, ç?ld?racak hâle geliyor!.. Ama, s?ra kendi işlediği günahlara gelince, utanmadan ve s?k?lmadan o h?rs?z?n müdafaas?na sar?labiliyor!..

    Böyle birisiyle, kader konusunu ciddî mânâda konuşmak mümkün mü? Gerçek şu: Biz her türlü işimizde, fiilimizde kaderin mahkûmu değiliz. ?htiyarî fiillerde, yani kendi irademizle yapt?ğ?m?z işlerde serbest b?rak?lm?ş?z. Bunu vicdanen biliyoruz. Bu fiillerde isteyen biziz, yaratan ise Cenâb-? hak...

    Zaten dünyaya imtihan için gönderilmiş olmam?z da bunu gerektirmiyor mu? ?mtihana giren bir aday dilediği salonda imtihan olamaz. ?mtihan? istediği saatte başlatamaz ve sona erdiremez. Sorular?n puanlamas?n? kendi tayin edemez. Bütün bunlar, onu imtihan eden kimsenin tayini ve tespiti iledir. Fakat, imtihan başlad?ktan sonra, cevaplar? dilediği gibi verir. ?mtihan süresince kendisine müdahale edilmez. Aksi hâlde buna imtihan denmez.

    Şimdi, şu sorunun cevab?n? arayal?m: ?nsanlar bu dünyada kendi amel defterlerini diledikleri gibi doldurmuyorlar m?? ?lâhî emir ve yasaklara uyup uymama konusunda serbest değiller mi? O hâlde, bu adamlar neyin davas?n? görüyorlar?!.. Bir yandan, işledikleri günahlar?n sorumluluğundan kurtulmak için iradelerini inkâra kalk?ş?yor; diğer yandan, meselâ, pencerelerini taşlayan ve Allah?n sorumlu bile tutmad?ğ?, küçük bir çocuğu dövmekten de geri durmuyorlar. Bu sahne onlar? sorumlu k?lmaya ve utand?rmaya yetmiyor mu?

    Bu soruyu soranlardan baz?lar?n?n Türkçe bilmediğinden söz etmiştik. Geliniz bu soruyu dilbilgisi yönünden inceleyelim: “Mâdem Cenâb-? Hak, ezelî ilmiyle benim ne yapacağ?m? biliyor, öyleyse benim kabahatim ne?”

    Bu cümlede iki tane fiil geçiyor: biri, “yapmak”, diğeri “bilmek”. Yapmak fiilinin öznesi: ben. Bilmek fiilinin öznesi: Cenâb-? Hak. Yâni soru sahibi, “Ben yap?yorum, Allah da biliyor.” diyor. Ve sonra bize soruyor: Benim kabahatim ne? Ona nazikane şu cevab? veriyoruz: “Senin kabahatin o işi yapmak.”

    Bu konuda Nur Risalelerinden Sözler adl? eserde şu tespit yap?l?r: “Kader, ilim nevindendir. ?lim, malûma tâbidir. Yani nas?l olacak, öyle taallûk ediyor. Yoksa malûm, ilme tâbi değil.” ?lim, “bilmek” ya da “bilgi” mânâs?na geliyor. Malûm, “bilinen”, âlim ise “bilen”, yahut “bilgin”. Bu kaideyi bir misâl ile aç?klamaya çal?şal?m. Meselâ, ben bir gencin fen fakültesinde okuduğunu bilmiş olay?m. Bu bilgim ilimdir. Malûm ise, o gencin o fakültede öğrenci olduğu. ?şte, benim ilmim bu malûma tâbidir. Yani o genç fen fakültesinde okuduğu için, ben de onu öylece bilirim.

    Misâller çoğalt?labilir.

    “Madem Cenâb-? Hak benim ne yapacağ?m? biliyor,” denilmekle, Allah?n âlim olduğu, soru sahibinin ise, o fiili yapacağ? peşinen kabul edilmiştir. ?şte o adam?n, söz konusu fiili işlemesi malûm, Allah?n, bunu ezelî ilmiyle bilmesi ise ilimdir. Ve bu ilim, malûma tâbidir.

    Yukar?da, Sözlerden naklettiğimiz cümlelerin devam?nda da şöyle buyurulur:

    “Yani ilim desâtiri; malûmu, haricî vücut noktas?nda idare etmek için esas değil. Çünkü malûmun zât? ve vücud-u haricîsi, iradeye bakar ve kudrete istinat eder.”



    Bilindiği gibi, bir şeyi, bir hâdiseyi yahut bir fiili bilmek, onun fâili olmak için yeterli değildir. Bir misâl: Konuşmay? herkes bilir. Ama, bir insan bu işe teşebbüs etmedikçe ve konuşma fiilini işlemedikçe onun konuştuğundan söz edebilir miyiz?

    Bir başka misâl: Allah Resulü (a.s.m.) ?stanbulun fethini müjdelemiştir. Ama, “fetih” fiilini sultan Mehmet işlediği için “fatih” unvan?n? o padişaha veririz. ?stanbulu, peygamber Efendimizin(a.s.m.) fethettiği gibi bir iddiada bulunmay?z.

    Demek ki, fâil olmak için fiili bilmek yetmiyor. Onu irade etmek, bizzat teşebbüs etmek ve işlemek gerekiyor. ?şte Allah, insan?n bütün amellerini, bütün fiillerini bilir. Ama, iradesini ve kuvvetini sarf ederek o işi yapan insand?r ve her türlü sorumluluk da ona aittir.

    Daha önce de belirttiğimiz gibi; kul, kendi cüzi iradesini, -hay?r olsun, şer olsun- hangi işe sarf ederse, Cenâb-? Hak onu yarat?r. ?stemek kuldan, yaratmak Allahtand?r. Fakat, bütün fiilleri Allah?n yaratmas?, insan? sorumluluktan kurtarmaz... ?nsana kuvvet ihsan eden, her türlü imkân? bağ?şlayan Allaht?r. Kul bu imkân?, bu kuvveti onun r?zas?na ayk?r? olarak kullan?rsa elbette sorumlu olur, suçlu olur.

    Şöyle bir düşünelim: Bir emniyet mensubu, yetkisini ve silâh?n? kötüye kullanarak birisini haks?z yere vursa, devlete mi katil denilecektir, yoksa o görevliye mi? Şüphesiz, katil o görevlidir!.. Şimdi bu görevli, “Ben o suçu devletin imkânlar?yla işledim. Ne kendi silâh?m? kulland?m, ne de kendi mermimi.” şeklinde bir özür beyan edebilir mi?


    Okunma Say?s? : 1393

    Alaaddin Başar (Prof.Dr.)

    Konu HakanBa tarafından (02.06.07 Saat 14:42 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  2. #2
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Deprem gibi afetler bir tesadüf mü, yoksa kaderimiz midir?

    Deprem kader mi, değil mi? Bunu tahlil etmek için önce kaderin ne olduğunu hat?rlayal?m: Kader, k?saca, her varl?ğ?n ve her olay?n bütün incelikleriyle Allah?n ezeli ilminde malum olmas? ve ona göre takdir edilmesi, yarat?lmas?d?r. Her hadise “mukadderdir”, yani yeri ve zaman? ezelden belirlenmiştir. Kainatta olup bitenler gibi, olacaklar da Allah taraf?ndan bilinir. ?lahi ilmin d?ş?nda kalan hiçbir olay düşünülemez. Her ne oluyorsa, ad?na k?saca kader dediğimiz ilahi ilmin s?n?rlar? içinde olmaktad?r. Kainatta tesadüf yok, tevafuk vard?r. Bütün mekanlar? ve bütün zamanlar? kuşatan kader gerçeği tesadüfe meydan b?rakmam?şt?r.

    Deprem de bir fiil. Her fiil gibi o da failini gösteriyor. Dünyay? yoktan var eden, onu güneşin etraf?nda bir uzay gemisi gibi uçuran, büyük bir sistem dahilinde mevsimleri değiştiren, yeryüzünde bitkileri, hayvanlar?, insanlar? hâlk eden, say?s?z işleri vakti vaktine, şaş?rmadan, ak?l almaz bir ölçüyle düzenleyen, nihayetsiz ilmi, iradesi ve kudretiyle atomlar? mucizevi bir şekilde yan yana getirip harikulade eserler yaratan Allah, kendi mülkünde meydana gelen ve insanlar? yak?ndan ilgilendiren deprem gibi önemli bir hadiseyi bilmesin, irade etmesin, baş?boş b?raks?n, tesadüfe havale etsin... Mümkün mü?

    Kainattaki her olay gibi deprem de Allah taraf?ndan bilinmekte ve icra edilmektedir Ne zaman ve nerede deprem olacak, nas?l olacak, neticesinde kimler ölecek, kimler kurtulacak bütün bu unsurlar, bütün ayr?nt?lar?yla kaderde mevcuttur.

    Bu temel hakikati böylece tespit ettikten ve iman?m?z? tazeledikten sonra şimdi başka bir hususu inceleyelim.

    Biri ç?k?p diyebilir ki: “Biz bu cümleyi kaderi inkar etmek ve depremin tesadüfen meydana geldiğini söylemek için kullanm?yoruz. Maksad?m?z, insanlar? tedbire davet etmek. Deprem kuşağ?nda yerleşim birimleri kurmamak, deprem ihtimalini daima göz önünde bulunduran binalar yapmak, inşaatlarda depreme dayan?kl? ve hafif malzemeler kullanmak gibi tedbirlerle bu felaketin zarar?n? bir derece önleyebiliriz. ?şte biz, bu noktalar? hat?rlatarak ihmalcileri ikaz etmek istiyoruz.”

    Eğer söylenmek istenen bu ise şunu önemle belirtelim ki, körü körüne teslimiyetçiliğe “kader” deyip, tedbirler almay? “kaderi değiştirmek” diye ifade etmek yanl?ş bir anlay?şt?r. ?slami tevekkül anlay?ş? hiçbir tedbir almadan sonucu beklemek değil, elden gelen her şeyi yapt?ktan sonra sonucu teslimiyetle beklemektir. Sebeplere teşebbüs edip; sonucu Allahtan istemektir. Çünkü, sebepler bir araya gelmekle mutlaka netice has?l olacağ? şeklinde bir kural yoktur. Sebepler yarat?c? değil, birer vesiledirler. Tedbir için her ne yap?l?rsa yap?ls?n, yine de neticeleri yaratacak olan Allaht?r.

    Tedbir al?ns?n veya al?nmas?n, her iki hâlde de olup bitenler “kader” dir. Tedbir almakla kaderin d?ş?na ç?k?lmaz. Gemi rota değiştirmekle okyanustan ç?km?ş olmaz. Biz insanlar kader okyanusunda yüzen birer gemi gibiyiz. Rotam?z? ne yana çevirirsek çevirelim, tedbir alal?m veya almayal?m o ilim okyanusundan ayr?lm?ş olmay?z. Tedbir almamaya kader deyip, tedbir almay? kaderden kurtulmak zannetmenin, doğru kader inanc? ve anlay?ş?yla hiçbir alakas? yoktur.

    Haller değişir, ama kader değişmez. Mesela, bir fakir çal?ş?p zengin olmakla, “Ben kaderimi değiştirdim.” diyemez. Değişen onun hâlidir, fakirliğin yerini zenginlik alm?şt?r. Şöyle demesi gerekir: “Benim kaderimde önce fakir olmak, sonra da çal?ş?p zengin olmak varm?ş.”

    ?slam bize, “Kadere inan?yorsan tedbiri b?rakacaks?n.” demiyor. Aksine, önce tedbir al?p, sonra tevekkül etmemizi istiyor.

    Gerçeğe Doğru

    Konu HakanBa tarafından (02.06.07 Saat 14:42 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  3. #3
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Bütün fiillerimizi Allah yaratt?ğ?na göre, bizim suçumuz ne?



    Bir apartman?n üst kat?n?n lütuflarla bodrum kat?n?n ise işkence aletleriyle dolu olduğunu ve bir şahs?n bu apartman?n asansörü içerisinde bulunduğunu farz ediniz. Kendisine, apartman?n bu keyfiyeti daha önce anlat?lm?ş bulunan bu zat, üst kat?n düğmesine bast?ğ?nda lütfa mazhar olacak, alt kat?n düğmesine bast?ğ?nda ise azaba uğrayacakt?r.

    Burada iradenin yapt?ğ? tek şey, sadece hangi düğmeye bas?lacağ?na karar vermesi ve teşebbüse geçmesidir. Asansör ise, o zat?n kudret ve iradesiyle değil, belirli fizik ve mekanik kanunlarla hareket etmektedir. Yani, insan üst kata kendi iktidar?yla ç?kmad?ğ? gibi, alt kata da kendi iktidar?yla inmemektedir. Bununla beraber asansörün nereye gideceğinin tayini, içindeki şahs?n iradesine b?rak?lm?şt?r.

    ?nsan?n kendi iradesiyle yapt?ğ? bütün işler, bu ölçüyle değerlendirilebilir. Mesela; Cenab-? Hak, meyhaneye gitmenin haram, camiye gitmenin ise faziletli olduğunu insanlara bildirmiş bulunmaktad?r. ?nsan bedeni ise kendi iradesiyle, misaldeki asansör gibi her iki yere de gitmeye müsait bir yap?dad?r.

    Kainattaki faaliyetlerde olduğu gibi, beden içindeki faaliyetlerde de insan?n iradesi söz konusu olmamakta ve insan bedeni, kanun-u külli ad? verilen ilahi kanunlarla hareket etmektedir. Fakat onun nereye gideceğinin tayini, insan?n irade ve tercihine b?rak?lm?şt?r. O hangi düğmeye basarsa, yani nereye gitmek isterse, beden oraya doğru hareket etmekte, dolay?s?yla da gideceği yerin mükafat? veya cezas? o insana ait olmaktad?r.

    Zafer Dergisi

    Konu HakanBa tarafından (02.06.07 Saat 14:43 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  4. #4
    Gayyur hasretdenizi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    137

    Standart



    ALLAH RAZI OLSUN



  5. #5
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    ecmain.Allah razı olsun.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Kader
    By sonadem in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 06.12.12, 15:55
  2. Kader mi?
    By süheyla5866 in forum İslam'a Göre Kadın ve Aile
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 04.02.09, 22:41
  3. Kader
    By irfanakgul in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 12.04.08, 01:44
  4. Kader Utansin Kahrolsun Kader Gibi İfadeleri Kullanmak Doğru mudur?
    By BiKeS_ in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 13.08.07, 11:25

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0