+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 14 Sayfa var 1 2 3 11 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 131

Konu: Allah

  1. #1
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    buraya Allah hakk?nda hem risaleden,hemde abilerin yapt?klar? aç?klamar? al?nt?l?yal?m,
    Konu elff tarafından (24.05.07 Saat 21:26 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  2. #2
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Bazı çevrelerce , “Allah kendisinden büyük bir varlık yaratabilir mi?” şeklinde bir soru ortaya atılıyor. Bu soruya nasıl cevap vermemiz gerekir?

    Soru çelişkili bir mantık oyunudur ve tek kelimeyle demagojidir. “Allah’tan büyük” ve “yaratmak” kavramları birlikte sunulmuş ve sonucu olmayan bir soru ortaya atılmıştır. Allah’ın büyüklüğü denilince çok şeyler hatıra gelir. Meselâ, bunlardan birisi ezeliyettir. Allah ezelîdir, varlığının evveli yoktur. Buna göre soru şöyle oluyor: Allah kendisinden daha önce var olan bir mahluk yaratabilir mi?

    Büyüklüğün bir yönü de sonsuz kudrettir. Buna göre soru şu şekli alır: Allah kendi sonsuz kudretinden daha fazla kudrete sahip bir mahluk yaratabilir mi? Yaratılan, sonradan olmuş olacağından onun için ezeliyet düşünülemeyeceği gibi, yaratılan bir varlığın kudreti de sonradan verilmiş olacağından böyle bir kudretin sonuz olması da muhaldir. Buna göre soru, bir cevap almaktan çok zihin bulandırmaya yönelik bir oyundur. Bu sorununun bir cevabı olamayacağını soru sahipleri de pek ala bilmektedirler.

    Bu soruyu çeşitli yönlerden incelemek mümkündür.

    Birincisi, soruda çelişki söz konusudur. Bu soruyu soranlar, yaratıcı ve bir olan Allah’tan, varlığı muhal olan bir ortak yaratmasını istiyorlar. Sonra mahluk olacak o yaratığın yaratıcıdan daha büyük olabileceğine ihtimal vermekle, apaçık bir çelişki sergiliyorlar.

    Yaratılanla yaratıcının hiçbir cihetle birbirine benzemeyeceği açık bir gerçektir. Bir insan, yazdığı kitaplara ve bir usta ortaya koyduğu eserlere benzemeyeceği gibi, Allah da mahlukatına hiçbir cihetle benzemez.

    İkincisi, bu soruda, hayal ile gerçek birbirine karıştırılmıştır. Hayalen gökyüzündeki koca güneşin gelip cebimize girmesi mümkün olduğu hâlde, bu olayın gerçekleşmesini akıl kabul edemez.

    Üçüncüsü: Bu soru ile, yaratılması düşünülen varlığın şu anda mevcut olmadığı kabul edilmektedir. Hayal edilen varlığın yaratılması, Allah’tan beklenmekte, böylece Allah’ın yaratıcı olduğu, o hayalî varlığın ise mahlûk olacağı kabul edilmektedir. O hayalî varlığın yaratılması, Allah’tan istendiği gibi, onun büyüklüğü, gücü, dirayet ve azameti de Allah’tan istenmektedir.

    Bu öncüllerden, Allah’ın nihayetsiz büyük, yegâne yaratıcı, ezelî ve ebedî mutlak kâdir olduğu; o mevhum varlığın ise yaratılmaya muhtaç, aciz, zelil, miskin olduğu sonucu çıktığı hâlde, tam tersine o hayalî varlığın Allah’tan büyük olup olmayacağı sorulmaktadır.

    Soru ile yapılmak istenen kıyas, çelişkili hükümlere dayandırılmıştır. Dolayısıyla, bu sorunun iddia olma vasfı yoktur. Meselâ “Sonsuzdan daha büyük bir sayı yazılabilir mi?” sorusu, böyle çelişkili bir varsayıma dayanır. Bu sebeple hiçbir ilmî değere sahip değildir. Çünkü sonsuzdan büyük bir sayı olamaz ki, böyle bir soru sorulabilsin. Eğer sonsuz sınırsız bir büyüklüğün sembolü ise, hiçbir rakam, sonsuz ile kıyaslanamaz. Sonsuzdan büyük bir rakam düşünülse, o zaman da sonsuzluk gerçeği ortadan kalkar. Sonlu bir rakamın, sonsuzdan büyük olma çelişkisi ve imkânsızlığı ortaya çıkar. Bu soru da çelişkili kıyaslardan olduğu için mantıkça ve ilim bakımından hiçbir kıymeti yoktur.

    Bu soru ile, bir yazarın, yazmış olduğu kitaba, kendi bilgisinden daha fazla bilgi koyması, güneşin kendi ışığından fazlasını bir su damlacığına vermesi gibi bir muhal talep edilmektedir. “Allah, kendinden daha büyük bir varlık yaratabilir mi?” sorusu, “Allah kendi kemâlinden daha fazlasını, bir mahluka verebilir mi?”, “Yarattığı o mahluk kâmil, kendisi eksik olabilir mi?” anlamına gelir. İlim adamları, üç çeşit varlık mertebesi olduğundan söz ederler. Vacip (olması zaruri), mümkin (olup olmama ihtimali aynı olan), mümteni (varlığı imkânsız).

    Mesela bir heykel ve onu yapan heykeltıraş düşünelim. Heykele nispetle heykeltıraşın olması vaciptir. Yani hiçbir heykel heykeltıraş olmadan olmaz (İğnenin ustasız, harfin katipsiz olamayacağı gibi.). Bu heykel yapılmadan önce, heykeltıraş için onu yapıp yapmamak mümkindir. Yani isterse yapar isterse yapmaz. Heykeltıraşa nispetle heykelin daha usta, daha yetkin, daha güçlü, daha bilgili olması ise mümtenidir.

    Eğer yukarıdaki soru bağlamında vücut mertebelerini ele alacak olursak, Allah’ın varlığı vaciptir. Yaratılmış ve yaratılacak olan her şeyin vücudu mümkin, Allah’ın şeriki, benzeri ve eşinin bulunması ve herhangi mahlukun kendisinden büyük ve güçlü olması ise mümtenidir. Bu soru ile Allah’ın yaratacağı o mahlukun “mümkin” olması kaçınılmaz iken, onun vacip olması hatta bu noktada daha ileri bir varlık mertebesine sahip olması istenmektedir.

    Soruyu soran kimse “büyüklük” kavramını da yanlış yorumlamaktadır. Allah’ın büyüklüğü yarattıklarına nispetle ortaya çıkan bir büyüklük değildir. Bütün isimleri ve fiilleri sonsuz olan Allah’ın zatı hiçbir mahluka benzemediği gibi, büyüklüğü de mahlukatın büyüklüğüne benzemez, ölçüye girmez, tasvire sığmaz, takdirle bilinmez. Mahlukatın büyüklüğü birbirine göredir, Allah’ın büyüklüğü ise sınırsızdır, nihayetsizdir.

    Okunma Sayısı : 1140

    Mehmet Kırkıncı

    Konu elff tarafından (24.05.07 Saat 21:32 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  3. #3
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Bütün varl?klar? Allah yaratt?. Öyleyse Allah'? kim yaratt??

    Bu ve benzeri sorular Allah hakk?ndaki bilgi ve inanç yetersizliğinden kaynaklan?yor. Allah, denildi mi ezelî ve ebedî olan, bütün s?fatlar? sonsuz kemalde bulunan Ehad ve Samed bir zat anlaş?l?r. Böyle bir zat ise yarat?lmaktan münezzehtir. Zira yarat?lan her şey hadistir (sonradan olmuştur), fanidir (varl?ğ?n?n bir sonu vard?r) ve bütün s?fatlar? s?n?rl?d?r. Bu soruda mahluk s?fatlar?n?n yarat?c?ya isnat edilmesi gibi aç?k bir tezat vard?r.

    Birtak?m sorular var ki tarihleri çok eskiye dayan?yor. Bu soru da onlardan biri. Peygamber Efendimiz'e gelen, inançs?z bir grup, 'Ya Muhammed, mahlukat? Allah yaratt?? Allah'? kim yaratt??' Diye sordular. Bu soru üzerine Cebrail (a.s) cevap olarak, Allah'tan ihlâs suresini getirdi. Bu sure ile şirkin bütün çeşitleri kökünden kesilip at?l?yor, tevhidin bütün mertebeleri en güzel şeklide izah ve ispat ediliyordu.

    Allah Ehattir. Zat ve mahiyeti varl?klara benzemekten, mekan ve zamandan, değişip başkalaşmaktan uzak olan tek ve yekta varl?k odur. O Samettir. Bütün varl?klar, yarat?lmas?nda ve yaşat?lmas?nda, k?saca her hâl ve keyfiyetlerinde ona muhtaçt?rlar, o ise hiçbir şeye muhtaç değildir.

    Allah doğmak ve doğrulmak gibi mahluklara ait s?fatlardan uzakt?r. Çünkü onun ne başlang?c?, ne de sonu vard?r. Evet o, vard? ve ondan başka hiçbir şey yoktu. Ezelî ve ebedî olan Allah'?n bir başkas?n?n tesiriyle vücuda geldiği nas?l düşünülebilir?

    Onun eşi, benzeri, dengi yoktur. Ne yarat?c?l?ğ?nda, ne idaresinde, ne terbiye ediciliğinde, ne de hakimiyetinde; ona denk olabilecek hiçbir mevcut düşünülemez. Zerre kadar akl? olan kimse böyle bir zat hakk?nda, bu çelişkili sorunun sorulamayacağ?n? bilir.

    Evet yarat?c? olan, yarat?lan olamaz. Kuvvet ve kudreti sonsuz olan, bir başkas?n?n tesiriyle vücuda gelemez. Başlang?c? olmayan, sonradan olamaz. K?saca hem yarat?c?l?ğ?n sonsuz kemal s?fatlar?yla donat?lm?ş, hem de mahluk olman?n gereği olarak s?n?rs?z eksikliklere sahip bir konumda olamaz.

    Bir de konunun devir-teselsül ile ilgili bir yönü vard?r ki o da şudur. Art arda bağl? hadiseler zincirinde mutlaka bir ilk halka olmal?d?r ki diğer halkalar ona bağl? olsun. Mesela, on beş vagonlu bir trende, her bir vagonu bir önceki vagon çeker. Sonuçta iş, lokomotife dayand?ğ?nda, 'Lokomotifi kim çekiyor?' diye sorulmaz. Çekme gücü olan fakat çekilmeye ihtiyac? olmayan bir araç olmal? ki -o da lokomotiftir- tren sağl?kl? olarak hareket edebilsin.

    Ayn? şekilde, bir şekerin nas?l yap?ld?ğ?n? sorsak, bize cevaben, şeker fabrikas?nda yap?ld?ğ? söylenecektir. Şeker fabrikas?ndaki aletlerin nerede yap?ld?ğ?n? sorduğumuzda onlar?n da tezgahlard? gösterilecektir. Neticede problem bir ilme, bir iradeye dayand?r?lmazsa, tezgah?n da tezgah? sorulacak ve k?s?r döngüye düşülecektir.

    Bir er, emri onbaş?dan, o da yüzbaş?dan ve nihayet başkomutan da padişahtan al?r. Peki, padişah kimden emir al?yor, diye sorulmaz, zira o emir alan değil emir veren konumundad?r. Eğer birinden emir alacak olursa, o da emredilenler s?n?f?na girer ona emir veren kimse padişah olur.

    Buraya kadar yap?lan aç?klamalardan aç?kça anlaş?l?yor ki, bu kainat?n varl?ğ?, zat?, isimleri ve s?fatlar?yla ezelî olan bir yarat?c?ya dayanmaktad?r. Böyle bir zat? kimin yaratt?ğ? sormak aklen mümkün değildir.

    Okunma Say?s? : 1530

    Mehmet K?rk?nc?

    Konu elff tarafından (24.05.07 Saat 21:33 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  4. #4
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Allah, kainat? yaratmadan önce ne yap?yordu? Allah zamandan münezzeh olduğundan onun hakk?nda, “kainat yarat?lmadan önce” diye belirtilen bir zaman söz konusu değildir. Allah’?n böyle bir zaman dilimi içinde faaliyet göstermesi de düşünülemez.

    Zaman ancak yarat?klar için söz konusudur, zaman içinde iş görenler ancak yarat?klard?r. Ancak soruyu şöyle sormak mümkün olabilir: “Ezelde Allah vard?, onunla beraber hiçbir şey yoktu. O hâlde ezelde Allah ne yap?yordu?” Bu soruya k?saca, “Kendi cemal ve kemalini bizzat kendisi müşahede ediyordu.” şeklinde cevap verilir. Gayb? ancak Allah bilir.

    Bu sorunun temelinde zaman ve ezel kavramlar?n?n, yanl?ş anlaş?lmas? ve kar?şt?r?lmas? söz konusudur. ?nsan, zaman ve mekâna kay?tl? olarak yaşad?ğ? için her hadise ve hakikati zaman ölçüsüne göre değerlendirmekte, kay?tl? kendi içerisinde yaşad?ğ? zaman?, evveli olmayan bir süreçle (ezel) kar?şt?rmaktad?r. ?şte yukar?daki soru, böyle bir yanl?ş değerlendirmenin sonucudur.

    Zaman, varl?klar?n bir tertip ile ve birbiri ard?nca yarat?lmas? ile ortaya ç?kan soyut bir kavramd?r. Bütün varl?klar?n yarat?lmas?, değişip başkalaşmalar?, yok olup son bulmalar?, hep zaman nehir içinde gerçekleşir. Allah’?n, sonsuz kuvvet ve kudretiyle yokluk âleminden varl?k sahas?na ç?kar?lan bütün varl?klar, zaman nehrinde hiç durmadan akarlar. Geçmiş zaman, gelecek zaman ve şimdiki zaman kavramlar? nispidirler, birbirlerine göre bu isimleri al?rlar. Bu gün dünün yar?n?yd?, yar?n?n ise dünü olacak.

    Ezel kavram?na gelince o, zaten, zaman itibariyle bir sonsuzluk demek değildir. Zaman, devir, as?r, y?l, ay, gün, saat, saniye, an gibi dilimlere bölünebildiği hâlde, ezel için böyle bir taksim söz konusu değildir. Ayn? zamanda ezel, bir başlang?ç noktas? olarak da düşünülemez.

    “Allah vard?, başka hiçbir şey yoktu.” (Hadis-i şerif). Zaman ise, mahlukat?n yarat?lmas? ile başlad?. Şu hâlde zaman kavram?, geçmişe doğru ne kadar uzat?l?rsa uzat?ls?n, Allah’?n ezeliyeti ile karş?laşt?r?lamaz .

    Ancak soruyu şöyle sormak mümkün olabilir: “Ezelde Allah vard?, onunla beraber hiçbir şey yoktu. O hâlde ezelde Allah ne yap?yordu?” Hemen şunu ifade etmek gerekir ki; Allah ezelde bir şey yapmaya -haşa- mecbur olmad?ğ? gibi, bir şey yapmamas? da onun için bir eksiklik değildir. Zira o, mahlukat? yaratmasa da sonsuz kemâldedir. Mevcudat? yaratmas?yla kemalinde bir artma, yaratmamas?yla bir eksilme söz konusu değildir.

    Bu aç?klamadan sonra, soruyu iki ş?k içerisinde cevaplayal?m: Allah, ezelde kendi cemal ve kemalini bizzat kendi müşahede ediyordu. Allah’? kemaliyle bilmek yine ona mahsustur. Zira, Miraç hadisesi ile Allah’? bizzat müşahede eden Efendimiz (asm.), “Seni gerektiği gibi bilemedim.” demiştir.

    Allah, ezelde, isim ve s?fatlar?n?n tecelli yeri olacak varl?klar?n mahiyet ve hakikatlerini, hüviyetlerini, plân ve programlar?n?, manevî miktar ve suretlerini ezelî ilminde takdir ve müşahede etmekteydi. Allah, lütuf ve keremi, rahmet ve merhametiyle, ilmi dairesindeki mahiyet ve hakikatlere, harici vücut giydirmeyi istedi. Ve ‘ol’ emrini verip mahlukat? yaratt?. Bu yaratma fiili, mahlukat için, bir ihsan, bir lütuf ve bir ikram idi.

    Allah’?n hem kendi kemal ve cemalini seyretmesinde, hem de varl?klar?n manevî plân ve programlar?n? yapmas?nda, onlar? ezelî ilminde takdir etmesinde bir zaman ve müddet söz konusu değildir. Yani bunlar bir zaman silsilesi içerisinde düşünülemez. Ezeldeki bu müşahede, bu tanzim ve takdir, insan akl?n?n anlad?ğ? anlamda bir takdir ve tanzim değildir. Allah’?n zat? mahlukat?n zatlar?na, fiilleri mahlukat?n işlerine benzemediği gibi ?lâhî takdiri de insan?n anlad?ğ? manada bir programlama değildir.

    Okunma Say?s? : 8692

    Mehmet K?rk?nc?


    Konu elff tarafından (24.05.07 Saat 21:38 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  5. #5
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Allah’? bu dünyada niçin göremiyoruz? Allah’?n bir ismi Nur’dur. Nuranî varl?klar olan meleklerden, güneş ?ş?ğ?na ve kâinat? doldurmuş bütün ?ş?nlara kadar her şey bu ismin değişik tecellilerini taş?maktad?r. ?nsan gözü, bu dünyada, sadece madde alemini görür. Ne kendi ruhunu, ne amellerini yazan melekleri görebilir, ne de ?ş?nlar âlemini.

    ?nsan gözünün kainatta mevcut ?ş?nlar?n ancak % 2.5 kadar?n? görebildiği tespit edilmiştir. Bu göz ile bu alemde bütün nuranî varl?klar? yaran Allah’?n görülmesini beklemek, en az?ndan, fizik kanunlar?na z?t bir anlay?ş olur. Konunun bir başka yönü de insanlar?n bu dünyada imtihan olmalar?d?r. Allah’?n görünmesi bu imtihan s?rr?na da ters düşer.

    Allah ?n görme organ?m?z olan göz ile görünmemesi, kudret ve ilmiyle her şeyi kapsamas?ndan ve z?dd?n?n yokluğundand?r.

    Mesela, atmosferin yer küreyi her yandan kuşatmas? gibi, güneşin de bütün feza âlemini kuşatt?ğ?n? farz etsek, o zaman güneşi göz ile görmek mümkün olmaz. Her yer güneşin ?ş?ğ?yla kapland?ğ?ndan güneş görünmez olur. Hem gece gibi bir z?dd? da olmad?ğ?ndan güneş görülmez ve mahiyeti anlaş?lmaz. Bununla beraber, ?ş?ğ?yla her yerde bulunan ve her yeri kapsayan güneşin varl?ğ?n? inkâr etmek de cehalet olur.

    Ayn? mant?k perspektifi içerisinde, isim ve s?fatlar?yla her şeyi kuşatan ve her yerde haz?r olan ve z?dd? olmayan Allah’?n da göz ile görülmemesine bir derece bak?labilir.

    Ahirette durum tamamen farkl?d?r. Cennet ehlinin ruhlar? bedenlerine galip gelecektir. Burada gölge hükmünde olan varl?klar?n?n asl? orada yarat?lacakt?r. ?nsan her yönüyle cennete lay?k ve ondaki her türlü ihsanlardan faydalanabilecek bir varl?k olarak cennete girecektir. Cennette bile rüyet hadisesinin sürekli olmay?ş? üzerinde düşünmek gerekir.

    Demek oluyor ki, cennet ehli, rüyete mazhar olacaklar? zaman ayr? bir hale girecekler ve bu ?lâhî ikram kendine mahsus ayr? bir ortamda gerçekleşecektir. Nitekim, rüyetten döndüklerinde ailelerinin onlar? tan?yamayacaklar? yolundaki haberler de bunu göstermektedir.

    Okunma Say?s? : 920

    Mehmet K?rk?nc?

    Konu elff tarafından (24.05.07 Saat 21:39 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  6. #6
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    EL-ADL:SONSUZ ADALET SAH?B?

    Prof. Dr. Alaaddin Başar




    EL-ADL:SONSUZ ADALET SAH?B?

    Alaaddin Başar


    Allah Adl?dir. Adaleti sonsuz kemâldedir ve onun ötesinde bir adalet düşünülemez.
    Nur Külliyat?nda adalet iki temel esasa ayr?larak incelenir: ??hkak-? hak? ve ?zalimleri cezaland?rmak.?
    ?hkak-? hak, her hak sahibine hakk?n? en güzel şekilde vermek demektir.
    Allah, ağac?n dallar?ndan, güneşin gezegenlerine, Cennetin tabakalar?ndan, Cehennemin menzillerine kadar her şeyi lây?k mevkiine koymuştur.
    Bunun bir küçük misalini de insanda sergilemiş, her organ? yerli yerine koymuş, vazife yapmas? için gerekli olan bütün şartlar? en güzel şekilde haz?rlam?ş ve ihtiyaçlar?n? görmüştür.
    ?nsan?n simas?nda, göz ile kulağ? nas?l adaletle yerleştirmişse, ruhunda da ak?l ve haf?zay? ayn? adalet ölçüleriyle yaratm?ş ve her birine uygun vazifeleri yüklemiştir.
    Varl?k âleminde adaletini en güzel şekilde gösteren Allah, kullar?n?n amellerine de adalet üzere karş?l?k verecektir.

    ?Her kim zerre kadar hay?r işlemişse onu görecektir. Her kim de zerre kadar şer işlemişse onu görecektir.? Zilzâl sûresi, 7-8

    Adalet denilince bunun z?dd? olan zulüm hat?ra gelir. Zulüm, ?başkas?n?n mülkünde, izni olmaks?z?n, tasarruf etmek? demektir. Allah zulümden münezzehtir; çünkü bütün mülk âleminin tek sahibi ve yarat?c?s? O?dur.
    Bütün esmâ-i hüsna gibi, Adl isminin de diğer isimlerlerle yak?n ilgisi vard?r. Bunu k?saca şöyle ifade edebiliriz:
    Azîz, Cebbâr, Celîl, Kahhâr, Kadîr, Muktedir, Muntakîm... olan Allah, adaleti en kâmil mânâda tatbik eder.
    Rahmân, Rahîm, Kerîm, Latîf, Halîm, Ğaffar... olan Allah, bir kulunu Cehenneme koyarsa, o kul bunu hak etmiş demektir.
    Bir insan?n Adl isminden feyiz alabilmesi için, öncelikle kendisine ilâhî bir ihsan olarak verilen bütün organlar?n?, ak?l, kalb, hayal, haf?za gibi manevî cihazlar?n?, sevgisini, korkusunu ve daha nice hislerini yarat?l?ş gayelerinde kullanmas? gerekir. Ancak o zaman, ?her şeyi yerli yerine koymak ve her hak sahibine hakk?n? vermekle? adalet etmiş ve zulümden kurtulmuş olur.
    Akl?n? başkalar?n? aldatmaya ve onlara haks?zl?k etmeye yoran bir insan, öncelikle kendi akl?na zulmetmiş olur. Çünkü, o ak?lla nice ilimler tahsil edebilir ve faydal? işler yapabilirdi. Böylece, hem dünyas?n? hem de ahiretini mamur etmiş olurdu. Muhatab?na zarar vermekle ettiği zulüm ise ikinci derecede kal?r. Çünkü, kendi akl?na verdiği zarara karş?l?k muhatab?n?n, meselâ, mal?na zarar vermiş olur.
    Yine, bir insan?n âdil olabilmesi için, maddî imkânlar?n? da adalet üzere kullanmas?, israftan sak?nmas?, fakirin hakk? olan zekât? eksiksiz vermesi gerekir. Zekât vermeyen insan, hem kendi nefsine, hem de muhtaçlara zulmetmiş demektir.
    Adaletin ikinci şubesine gelince, elinde hüküm ve infaz yetkisi bulunan kimseler, ?zalimlere hak ettikleri cezay? vermek? ve bunu yaparken de aş?r? giderek zulme girmemek suretiyle, Adl ismine mazhar olur ve bu isimden ayr? bir feyiz al?rlar.
    Konu elff tarafından (24.05.07 Saat 21:39 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  7. #7
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Yani, mânen der: Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma. Onlara tezellül edip minnet çekme. Onlara temellük edip boyun eğme. Onlar?n arkas?na düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-? Kainat birdir. Herşeyin anahtar? Onun yan?nda, herşeyin dizgini Onun elindedir. Herşey Onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun
    Konu elff tarafından (24.05.07 Saat 21:40 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  8. #8
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Üçüncü Kelime
    Yani, nas?l ki ulûhiyetinde ve saltanat?nda şeriki yoktur; Allah bir olur, müteaddit olamaz. Öyle de, rububiyetinde ve icraat?nda ve icâdât?nda dahi şeriki yoktur.
    Bazen olur ki, sultan bir olur, saltanat?nda şeriki olmaz; fakat icraat?nda, onun memurlar? onun şeriki say?l?rlar ve onun huzuruna herkesin girmesine mâni olurlar, "Bize de müracaat et" derler. Fakat Ezel-Ebed Sultan? olan Cenâb-? Hak, saltanat?nda şeriki olmad?ğ? gibi, icraat-? rububiyetinde dahi muinlere, şeriklere muhtaç değildir. Emir ve iradesi, havl ve kuvveti olmazsa, hiçbir şey hiçbir şeye müdahâle edemez. Doğrudan doğruya herkes Ona müracaat edebilir. Şeriki ve muini olmad?ğ?ndan, o müracaatç? adama "Yasakt?r, Onun huzuruna giremezsin" denilmez.
    ?şte, şu kelime ruh-u beşer için şöyle bir müjde verir ki:
    ?man? elde eden ruh-u beşer, mânisiz, müdahâlesiz, hâilsiz, mümanaats?z, her hâlinde, her arzusunda, her anda, her yerde o ezel ve ebed ve hazâin-i rahmet mâliki ve defâin-i saadet sahibi olan Cemîl-i Zülcelâl, Kadîr-i Zülkemâlin huzuruna girip hâcât?n? arz edebilir. Ve rahmetini bulup kudretine istinad ederek kemâl-i ferah ve süruru kazanabilir
    Konu elff tarafından (24.05.07 Saat 21:40 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  9. #9
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Dördüncü Kelime Yani, mülk umumen Onundur. Sen, hem Onun mülküsün, hem memlûküsün, hem mülkünde çal?ş?yorsun. Şu kelime, şöyle şifal? bir müjde veriyor ve diyor:
    Ey insan! Sen kendini, kendine mâlik sayma. Çünkü sen kendini idare edemezsin. O yük ağ?rd?r; kendi baş?na muhafaza edemezsin, belâlardan sak?n?p levaz?mat?n? yerine getiremezsin. Öyleyse, beyhude ?zt?raba düşüp azap çekme. Mülk başkas?n?nd?r. O Mâlik hem Kadîrdir, hem Rahîmdir. Kudretine istinad et; rahmetini itham etme. Kederi b?rak, keyfini çek. Zahmeti at, safây? bul.
    Hem der ki: Mânen sevdiğin ve alâkadar olduğun ve perişaniyetinden müteessir olduğun ve ?slah edemediğin şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîmin mülküdür. Mülkü sahibine teslim et. Ona b?rak; cefâs?n? değil, safâs?n? çek. O hem Hakîmdir, hem Rahîmdir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet ald?ğ?n zaman, ?brahim Hakk? gibi "Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler" de, pencerelerden seyret, içlerine girme.
    Konu elff tarafından (24.05.07 Saat 21:41 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  10. #10
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Sizlere müjde! Mahbuplar?n?zdan nihayetsiz firaklar?n yaralar?n? tedavi edip merhem süren bir Mahbub-u Bâkîniz var. Madem O var ve bâkidir; başkalar? ne olursa olsun, merak çekmeyiniz. Belki o mahbuplarda sebeb-i muhabbetiniz olan hüsün ve ihsan, fazl ve kemal, o Mahbub-u Bâkînin cilve-i cemâl-i bâkisinden çok perdelerden geçip, gayet zay?f bir gölgenin gölgesidir. Onlar?n zevalleri sizleri incitmesin. Çünkü onlar bir nevi aynalard?r. Aynalar?n değişmesi, şâşaa-i cemâlin cilvesini tazeleştirir, güzelleştirir. Madem O var, herşey var.
    Konu elff tarafından (24.05.07 Saat 21:41 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Allah muhsinlerle -Allah'ı görür gibi ibadet eden mücahidlerle- beraberdir.
    By fanidünya... in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 14.10.14, 19:56
  2. Allah’ın İnsanları Bela Musibetlerden Koruması, Saklaması Allah’ın El-Hafîz İsmi
    By muhsin iyi in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.08.12, 16:03
  3. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 30.06.12, 23:03
  4. Nefsi Küçük Görmek, Allah’a Yakın Olmak, Allah’a Yaklaşmak
    By muhsin iyi in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02.02.12, 03:59
  5. Allah Şaşırtmasın İİfadesini Kullanmak Doğru mudur. Allah İnsanı Şaşırtır mı?
    By Asrisaadete-Hasret in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10.08.08, 10:18

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0