+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 18
Like Tree4Beğeni

Konu: Zahirperestlik; Görünüşü Sevme, Aldanma.

  1. #1
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart Zahirperestlik; Görünüşü Sevme, Aldanma.

    Zahirperestler,hep görüşüne bakar,kalırlar.Ayet okurlar,Hadis okurlar,risale okurlar;zahirdeki manada kalırlar,kabukta kalırlar,içe,öze yönelmezler.

    Batına yönelmezler.Batında ne var,derin ne var dikkat etmezler,onları ilgilendiren zahirde olandır.

    Risaleakademi de bu konu ile ilgili çalışma vardır.

    Güzel bir çalışma,okuyalım.Tefekkür edelim.

    Zahirperestler 5.şuayı anlamazlar.
    turabuakdamululema ve nuRNK bunu beğendi.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  2. #2
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    -GİRİŞ
    Zâhir
    (a.s. zuhûr'dan) açık, âşikar, bir şeyin dış yüzü manalarına gelen Arapça bir kelimedir. Bâtın kelimesinin zıddı olarak kullanılır. Zâhir kelimesi Kur’an’da (30: 7; 58: 13) bir şeyi sathi olarak bilen ve o şeyin mahiyetine nüfuz edemeyen kimseler için kullanılmıştır. Dış görünüşe aldananlar için zâhiriyyûn denmiştir.

    Zâhir-perest
    (a.f.b.s.) tabiri de dış görünüşe kıymet veren, dış görünüşe dikkat edip iç yüze aldırış etmeyen anlamındadır.
    Zâhir ve Bâtın isimleri Esmaü’l-Hüsna arasında yer almaktadır. Duyu organları ile algılanan şeyler zâhir, duyu organlarına gizli kalan, ancak akıl ile idrak olunan şey de bâtın için kullanılmaktadır. Allah duyu organları ile algılanamadığına göre O’nun bâtın oluşu zâhirdir, yani gizli oluşu açıktır. Allah’ın hem zâhir, hem batın oluşu çeşitli şekillerde izah edilmiştir: 1. Allah zatı ile batın, sıfat, isim ve fiilleri ile zahirdir. 2. Allah varlığı itibariyle zahirdir, zira kâinatta mevcut olan her şey O’nun varlığının şahidi ve delilidir. (MEB, İslam Ansiklopedisi)

    Tasavvufçulara göre zahir, görünen âlemdir. Bâtınsa bu izafî varlık­larda tecellî eden Allah’ın sıfatlarıdır. Sıfat, zâtın zuhuru, fiil, yâni işse sıfatların zuhuru olduğundan sûfî, mazharda, yâni zuhur yerinde, zahiri, yâ­ni görüneni, görünmesi gerekli olanı, Allah’ı, Allah’ın sıfatlarını görür; bu bakımdan irfanı olmayan kişi, ne kadar bilgin olursa olsun “zâhir-bin”dir; zahiri görür, “zahir ehli”dir. Eren olarak bilinen, ancak hakikate ermemiş olan velîlere de “zahir evliyası” denmektedir.“Zahir, bâtının aynasıdır” atasözü, dışı temiz, edepli, nâzik, hoş ve kutlu olan kişinin, içi ve özü de temiz olduğunu bildirir; “İç dışın aynasıdır” ve “Özü-sözü bir” de bu mealdedir. “Zahiri bâtınına uymaz” sözüyse, dışı temiz, görünüşü ince, sözü olgunluğunu gösteren bâzı kişi­lerin özlerinin pis, kaba, zâlim olduğunu belirtir. (Abdülbaki Gölpınarlı, Tasavvuftan Deyimler ve Atasözleri)

    Hz. Mevlana; “Ben dostlarımı ne kalbimle, ne de aklımla severim. Olur ya kalp durur, akıl unutur… Ben dostlarımı ruhumla severim. O ne durur, ne de unntur!” demekle tam bir bâtın ehli olduğunu göstermektedir.

    Evet, zahir aldatıcıdır, hakikati görmemektir, görememektir: “Ferci’ilbasara hel tera min fütur - Nazarını âleme gezdir. Hangi yerinde noksaniyeti görebilirsin? Kellâ, gören görmez -meğer kör ola veya kasr-ı nazar (kısa nazarlılık/zahirperestlik) illetiyle müptelâ ola.-” (Münazarat, s. 109)

    Kâfirlerden bahseden Rum suresinin 7. Ayetinde; “Onlar dünya hayatından bir zahir (dış görünüş) bilirler” denilmesi, zahirin aldatıcı olduğuna dikkat çekilmektedir. Hz. Mevlana, Zahire ilk aldananın şeytan olduğunu, “Hz. Âdem, üstü çamurla sıvanmış bir inci, bir mücevher iken, onu toprak olarak görmüştür.” (VI, 231-232.) sözleriyle dile getirir.

    Zahirperestler; cehalet, tevehhüm, hayalperestlik, suretperestlik, lafızperestlik, muvazenesizlik, iltibas, sathi nazar, ülfet, mübalağa, zihinleri tağlit, galat-ı his ve taassup, ifrat ve tefrit, muhalefet etme, safsata gibi hastalıklarla ma’lüldürler. Bediüzzaman, zahirperesti cahil bir âlim olarak görür, şimdiye kadar noksaniyetimizin ve geri kalmışlığımızın sebeplerinden birisinin cahil âlimlerin lüzumsuz taassuplarından ileri geldiğine kat’i bir şekilde hükmeder. (Divan-ı Harb-i Örfi, s. 84)

    Zahire aldananlar sadece zahirperestler değildir. Milletin geri kalmışlığından ciğeri yanan Bediüzzaman, “İslâmiyetin mağz ve lübbünü terk ederek kışrına ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık. Ve su-i fehim ve su-i edeple İslâmiyetin hakkını ve müstehak olduğu hürmeti ifa edemedik. Ta, o da bizden nefret ederek evham ve hayalatın bulutlarıyla sarıldığını” söyleyerek bir de öz eleştiri yapar. (Muhakemat, s. 7)
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  3. #3
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    B-ZAHİRPERESTLERİN ÖZELLİKLERİ

    1-Zahirperestler, dinin bazı zahiri meselelerini, fenlerin bazı meselelerine muarız kabul ederler
    Bediüzzaman bunu bir bela olarak görür, bizi dünya rahatından ve ecnebileri de âhiret saâdetinden mahrum ettiğini söyler. Çözüm önerisinde bulunur: Maarifin feyizli ve fenlerin merdâne himmetlerine; hakikati arama meylini, insaniyet muhabbetini ve insafı, o mânilerin ve belaların üzerine gönderip altüst etmelerine de kocaman bir aferin çeker. (Muhakemat, s. 8)

    Bediüzzaman, Muhakemat’ı yazmasının asıl sebeplerinden biri olarak da “zahirperestlerin bu hayali tevehhümlerini tard ve asılsızlığını Zahirperestlik, sanatta suretperestlik, edebiyatta da lafızperestlik olarak karşımıza göstermek” olduğunu gösterir. (Muhakemat, s. 9)

    Bediüzzaman Hâtime’de; “Ey hariçten ve uzaktan İslâmiyeti tenkit etmeye çalışan insafsızlar! Aldanmayın. Muhakeme edin. Nazar-ı sathîyle iktifa etmeyiniz. Zira şu sizin bahanelerinize sebep olanlar, şeriat lisanında ulemâ-i sû’ (menfaat için hakikati örten kötü âlim) ile müsemmâdırlar (isimlendirilmişlerdir). Onların muvazenesizlik, zahirperestliklerinden neş’et eden hicabın (perdenin) mâverâsına (arkasına) bakınız. Göreceksiniz ki, her bir hakikat-i İslâmiye, necm-i münîr (parlak bir yıldız) gibi bürhan-ı neyyirdir (parlak bir delildir). Nakş-ı ezel ve ebed, üzerinde görünüyor.” ikazında bulunur. (Muhakemat, s. 29)
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  4. #4
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    2-Zahirperestler, kabuk ile meşgul olurlar, hayalata saparlarBediüzzaman On İkinci Mukaddeme’de zahirperestlerin durumunu anlatır: Özü bulamayanların kabukla meşgul olduklarını, hakikati tanımayanların, hayallere saptıklarını, doğru yolu göremeyenlerin aşırılıklara düştüklerini, böyle dengesiz ve ölçüsüz davrananların çok aldandıklarını belirtir.Zahirperestleri aldatan bir sebebin de kıssanın hisseyle münasebetinin ve mukaddemenin maksutla zihindeki yakınlığının, dış dünyadaki yakınlığı ile karıştırılmış olunması olarak ifade eder. Zahirperestler Kur’ân’da zikredilen kıssaları anlamakta güçlük çekerler. Kur’ân hisse için kıssaları zikrettiği gibi, maksatlarından bir maksadına münasip (Muhakemat, s. 60) can alıcı noktaları seçip bir bağ kurarak maksada ulaştırır. Birbiriyle ilgili gibi görünmeyen bazı şeyler zihinde ve üslupta birbiriyle sarmaş dolaş olabilirler, sohbet edebilirler. Bu nedenle kıssa hisse içindir, ilgili olmayan kısımlarla meşgul olmak doğru değildir, hisse ne ise o alınıp gidilmesi gerekir. Bediüzzaman, zihindeki ve dış dünyadaki karışıklığı doğuran, ayrılıkları yerleştiren, hurafeleri icat eden, mübalağaları netice veren sebeplerden birisinin de belki de en birincisinin yaratılıştaki hüsün, azamet ve ulviyete zahirperestlerin kanaat etmemelerini gösterir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  5. #5
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    3-Zahirperestlerde mübalağa meyli vardır
    Mübalâğacılar ve hayalperestler bozulmuş zevkleri ile mükemmel nizamı hafife alırlar.
    Halbuki, şu âlemde herbiri kudretin en büyük mucizelerinden olan intizamdaki hüsün, kemal ve ulviyet, o derece hikmet eliyle nakşolmuş ki, bütün hayalperestlerin ve mübalâğacıların hülyalarından geçmiş olan harikulâde hüsün ve kemâle nispet olunsa, o harikulâde hayaller gayet âdi ve o âdâtullah gayet harikulâde bir hüsün ve haşmet gösterecektir. Fakat cehl-i mürekkebin hemşiresi ve sathî nazarın annesi olan ülfet, mübalâğacıların gözlerini kapatmıştır. Böyle gözleri açmak için Kitab-ı Hakîm iç ve dış dünyaları ülfetle dolmuş olanlara dikkatli olmalarını emreder. Kur’an’ın âyetleri öyle yıldızlar gibi parlaktırlar ki, cehalet ve sathi nazarlıların düştükleri karanlıkları def ettikleri gibi zahirperestliğin de perdelerini parça parça ederek akılları, iç ve dış dünyanın hakikatlerine yönlendirip irşat etmişlerdir. (Muhakemat, s. 43)

    Zahirperestler, özellikle hayret verecek acayip şeyleri görmeye, göstermeye, yeniliklere ve icada meyillidirler. Bu nedenle beşer, zahirperestliğin bir vasfı olan sathî nazarıylakâinat kaplarında ülfet kapağı altında olan ruhânî gıdâyı zevk edememektedir. Kabı ve kapağı yalamak usanç; kanaatsizlik de harikulâde şeylere meyil, hayalâta iştihadan ve mübalağadan başka bir netice vermemektedir. Mübalâğa, dağ tepesinden yuvarlanan bir kartopu gibi hayalin yüksek zirvesinden dile kadar tekerlense, sonra dilden dile dolanırken kendi hakikatinin çok parçalarını dağıtmakla beraber, çok hayalâtı da kendine toplar, çığ gibi büyür. Ne kalbe, ne kulağa, ne de hayale sığar. Sonra bir nazar-ı hak gelir; onu soyarak çıplak hale getirir ve sonradan eklenenleri dağıtıp aslına döner. "Hak gelir, bâtıl ölür" sırrı da zâhir olur. (
    Muhakemat, s. 44)
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  6. #6
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    4-Zahirperestlik İslam hakikatlerine leke süren ifrat ve tefrite sebep olmaktadırlar Gulyabânî gibi hayalâta alışan zahirperestlerin dimağları hakikati kabul etmeye yatkın değildirler, çünkü başka maksatlara odaklanmışlardır. “Göz yummakla gündüzü gece yapmaya veya üflemekle güneşi söndürmeye ihtimal vermek gibi delicesine bir harekette bulunur”lar. "Arzın küre oluşuna hükmeden, dindeki çok meselelere muhalefet” ve onu bahane ile “büyük bir iftira” edip bir de vesveseli zihinleri ile büyüterek dindar insanların ciğerlerini hakikaten dağdar ve hamiyet ehlini İslâm terakkiyatından ümitsiz ederler. Avamperestane, ifratkârâne olan hayalâtlarla ve safsatalarla bizi cahil bırakırlar, bir de cehlimizden istifade etmek isterler.Zahiriyyunun fikirlerini karıştıran ve hayalâtını intizamdan çıkaran enbiyanın sıdkını tasdik eden delillerinin yalnız harikulâde hallere münhasır olduklarına itikad etmeleridir. Yani sadece mucizelerle tasdik edildiklerine inanmalarıdır. Peygamberimizin bütün hal ve hareketlerinin veya çoğunluğunun, harika olmasına itibar etmeleridir. Buna, vücudun tabiatı müsaade etmediği için, hayalleri intizam bulamıyor. Halbuki, böyle itikad, İlâhi hikmetin sırrından, âlemde cârî olan İlâhi kanunlardan, Peygamberlerin teslim ve tabi oldukları şartlardan gafil olmanın neticesidir. Peygamberimizin her bir hal ve hareketi, doğruluğuna delillik ve hakka sımsıkı bağlılığına şehadet etmekle beraber; Peygamber de Allah’ın koymuş olduğu tabiat kanunlarına uymak ve bağlı kalmak zorundadırlar. (Muhakemat, s. 45)Bediüzzaman, genellikle İslâmın cemalini görmeyen ve sathi nazarla uzaktan İslâmiyete bakan tefrit ehlini (normalin altında aşırı olan), dinin hasımları; bazan da iyilik bilerek fenalık eden dinin cahil dostlarını da ifrat ehli (normalin üzerinde aşırı) olarak vasıflandırmakta, "zahirperest" ve " sathî nazar sahibi" tâbiriyle yad etmekte, onları zihninde azarlayıp teşhir ettiği muhatapları (Muhakemat, s. 67) olarak görmektedir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  7. #7
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    5-Zahirperestlerin davranışları kasıtlıdır
    Hayalâtzahirperestleri havalandırır. Mesela bu hava ile Sevr ve Hutla ilgili hadisin doğru ihtimallerini kasıtlı olarak tersyüz etmişlerdir. Bediüzzaman da bu konunun doğru ihtimallerini ilmi delillere dayandırarak 14. Lem’a’da ispatlar. (
    Muhakemat, s. 52)
    Bediüzzaman mecazın mecaza kapı açtığını söyler. Zâhirperestlerin, Kehf Sûresinin 86. Ayetinde geçen;
    "Nihayet gün batısına vardı ve güneşin hararetli ve çamurlu bir çeşme suyunda gurub ettiğini gördü." mecazi ifadelerindeki hakikate vâkıf olamadıklarından, ayetin onları dışarıya sürmüş olduğunu belirtir. (Muhakemat, s. 61)
    Bediüzzaman, yine Kur’ân’da zikrolunan, "Yeri yayıp döşedi." (Nâziât Sûresi, 79:30); "Yayılmış." (Gàşiye Sûresi, 88:20); "Yeri döşeyip düzenledik." (Zâriyât Sûresi, 51:48); "Nihâyet gün batısına vardı ve güneşin hararetli ve çamurlu bir çeşme suyunda gurub ettiğini gördü." (Kehf Sûresi, 18: 86) ve emsalleri gibi, anlayamadıkları bazı mecazi ifadeleri
    zahir ehlinin kasıtlı olarak başkalarının zihinlerini bozmak için kullanmaya kalkıştıklarını ifade eder. (Muhakemat, s, 65)
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  8. #8
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    6-Zahirperestler imkanatla vukuatı birbirine karıştırırlar
    Bediüzzaman, zahir ehlini gidip gelme vartalarına atan hususlardan birisinin, belki en birincisinin, imkânâtı, vukuâta karıştırmak (Muhakemat, s. 66) olduğunu belirmektedir. Olabilecek şeyleri kasıtlı olarak olmuş gibi göstermek veya bilmeden karıştırmak sağlıklı bir düşüncenin eseri değildir. Bunun hakikatle bir ilgisinin olmadığı gibi hakikatten de epeyce uzak bir durumdur.

    7-Zahirperestler zahire takılıp kalmakla belagatın üzerini örterler

    Bediüzzaman zahire takılıp kalmayıbir belâ olarak görür. Nazarı ve belagatı örten şeyin sadece nazarını zahire tahsis etmek olduğunu söyler. Âyet ve hadisin tefsir veya tercümesinin, onlardaki hüsün ve belâğatı gösteremeyeceğini belirtir. Zahirperestlere göre güya aklen hakikat, mecaz manalardan kaçınmaktadır. Halbuki, mecazi manalar, aklî olduğu gibi, hissî, sıradan ve makamla ilgili veya daha başka çok şeylerle de olabilirler (Muhakemat, Sayfa 45)açıklamasını getirir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  9. #9
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    8-Zahirperestlik, sathîlik ve galat-ı histen gelmiştir
    Temsil sırrıyla bir Müslim veya bir Kürt’ün, bir Hıristiyan veya bir Rum ile hamiyet mücadelesinde hissiyatları mânen mukabele ve muvazeneyle tezahür eder. Bu farkın belki zahirperestlik, sathîlik ve his yanılgısından ileri gelmekte olduğunu söyleyen Bediüzzaman, “Ey Müslüman, aldanma, başını indirme! Paslanmış bîhemtâ (eşsiz) bir elmas, daima mücellâ (parlak, cilalı) cama müreccahtır (tercih edilir). Zahiren olan İslâmiyetin zaafı, şu medeniyet-i hazıranın, başka dinin hesabına hizmet etmesidir. Halbuki şu medeniyet suretini değiştirmesi zamanı hulûl etmiştir (yaklaşmıştır).” (Sünuhat, s. 85) demektedir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  10. #10
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    9-Zahirperest, hodgamdır ve her şeyin zahirine bakar, her şeyi kendine bakan yüzüyle muhâkeme eder
    Zahirperest,
    zahiren rahmete uygun olan şeyleri zulüm, edebe uygun olan şeyleri edepsizlik olarak görür. Halbuki bu meselelere hikmet nazarıyla bakmış olsalar, yaratılışa, sanata ve fıtri gayelere bakan perdeli yüzlerini anlamış olsalar, bu yanlış anlayıştan kurtulabilirler. Halbuki edeb kaynağı olan Kur’ân-ı Hakîmin bâzı tâbirleri bu yüzler ve perdelere göredir. Bize görünen çirkin mahlûkların ve hâdiselerin zâhirî yüzleri altında gayet güzel ve hikmetli san’at ve yaratılışa bakan güzel yüzler var ki, Sanatkarına bakar, çok güzel perdeler var ki, çok hikmetleri saklar, pek çok zâhirî intizamsızlıklar ve karışıklıklar var ki, pek muntazam bir kudsi kitâbettir.
    Her şeyde, hattâ en çirkin görünen şeylerde, hakiki bir güzellik yönü vardır. Kâinattaki her şey, her hâdise, ya bizzat güzeldir, ona hüsn-ü bizzat (zatında güzel) denilir; veya neticeleri cihetiyle güzeldir ki, ona hüsn-ü bilgayr (netice itibariyle güzel) denilir.

    Bir kısım hâdiseler,
    zâhiren çirkin ve karışıktır. O zahirî perde altında gayet parlak güzellikler ve intizamlar vardır. Mesela: Bahar mevsiminde fırtınalı yağmur, çamurlu toprak perdesi altında, nihayetsiz güzel çiçek ve muntazam nebâtâtın tebessümleri saklanmış ve güz mevsiminin haşin tahribâtı, hazin ayrılık perdeleri arkasında, tecelliyât-ı Celâliye-i Sübhâniyenin mazharı olan kış hâdiselerinin tazyikinden ve tâzibinden (azabından)muhâfaza etmek için, nazdar çiçeklerin dostları olan nâzenin hayvancıkları vazife-i hayattan terhis etmekle beraber, o kış perdesi altında nâzenin, taze, güzel bir bahara yer ihzar etmektir (hazırlamaktır). Fırtına, zelzele, vebâ gibi hâdiselerin perdeleri altında gizlenen pek çok mânevî çiçeklerin inkişafı vardır. Tohumlar gibi neşv ü nemâsız kalan birçok istidad çekirdekleri, zâhiri çirkin görünen hâdiseler yüzünden sünbüllenip güzelleşir. Güyâ umum inkılâblar ve küllî tahavvüller (bütün değişiklikler)birer mânevî yağmurdur. (Sözler, s.120)
    İşte, zâhirperest
    ve sermâyesi âfâkî mâlûmâttan ibâret olan akl-ı dünyevî böyle silsile-i efkârı, hiçe ve ademe incirâr ettiğinden, hayretinden ve haybetinden me’yusâne feryad ediyor, hakikate giden bir doğru yol arıyor. Mâdem ufûl edenlerden ve zevâl bulanlardan ruh elini çekti, kalb dahi mecâzî mahbublardan vazgeçti, vicdan dahi fânîlerden yüzünü çevirdi; sen dahi bîçare nefsim, İbrâhimvârî, gıyâsını çek, kurtul. (Sözler 198)
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Allah ı sevme de sorunumuz yok Allah tan korkma da sorunumuz var ?
    By tomris uyar in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 26.09.13, 15:00
  2. Aldanma dünyanın süsüne
    By _AgaH_ in forum Şiirler
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 14.03.13, 19:47
  3. Dünyayi ve ondaki mahlukati mana-yi harfiyle sev. Mana-yi ismiyle sevme"
    By gamze-i_dilruzum in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 18.02.13, 10:57
  4. Şeyh Sa'nan Tepesinden Tiflis'in Görünüşü
    By ŞİMŞEK MUSTAFA in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07.12.08, 13:52

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0