+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 ve 4
Like Tree3Beğeni
  • 1 tarafından YİĞİDO
  • 1 tarafından YİĞİDO
  • 1 tarafından YİĞİDO

Konu: Otuz Birinci Söz

  1. #1
    Yasaklı Üye YİĞİDO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesajlar
    1.075

    Standart Otuz Birinci Söz

    OTUZ BİRİNCİ SÖZ
    MİRAC-I NEBEVİYEYE(A.S.M.)DAİRDİR
    2.2.BİRİNCİ ESAS-MİRACIN SIRR-I LÜZUMU(DEVAMI)
    Birisi cüz’î ve has, diğeri küllî ve âmm. İşte, Mirac, velâyet-i Ahmediyenin (a.s.m.) bütün velâyâtın fevkinde bir külliyet, bir ulviyet suretinde bir tezahürüdür ki, bütün kâinatın Rabbi ismiyle, bütün mevcudatın Hâlıkı ünvanıyla Cenâb-ı Hakkın sohbetine ve münâcâtına müşerrefiyettir.

    İkinci temsil: Bir adam, elindeki bir âyineyi güneşe karşı tutar. O âyine, kendi miktarınca bir ışık ve yedi rengi hâvi bir ziyayı, bir aksi, şemsten alır; onun nisbetinde güneşle münasebettar olur, sohbet eder. Ve o ışıklı âyineyi karanlıklı hanesine veya dam altındaki küçük, hususî bağına tevcih etse, güneşin kıymeti nisbetinde değil, belki o âyinenin kabiliyeti miktarınca istifade edebilir.

    Diğeri ise, âyineyi bırakır, doğrudan doğruya güneşe karşı çıkar, haşmetini görür, azametini anlar. Sonra pek yüksek bir dağa çıkar, güneşin pek geniş şâşaa-i saltanatını görür ve bizzat, perdesiz onunla görüşür. Sonra döner, hanesinden veya bağının damından geniş pencereler açar, gökteki güneşe karşı yollar yapar, hakikî güneşin daimî ziyasıyla sohbet eder, konuşur. Ve böylece, minnettârâne bir sohbet edebilir ve diyebilir: “Ey yeryüzünü ışığıyla yaldızlayan ve zeminin vechini ve bütün çiçeklerin yüzlerini güldüren dünya güzeli, gök nazdarı olan nazenin güneş! Onlar gibi benim haneciğimi, bahçeciğimi ısındırdın ve ışıklandırdın bütün dünyayı ışıklandırdığın ve yeryüzünü ısındırdığın gibi.” Halbuki, evvelki âyine sahibi böyle diyemez. O âyine kaydı altında güneşin aksi ise, âsârı mahduttur, o kayda göredir.

    İşte, Şems-i Ezel ve Ebed Sultanı olan Zât-ı Ehad ve Samedin tecellîsi, mahiyet-i insaniyeye, hadsiz merâtibi tazammun eden iki suretle tezahür eder:

    Lügatler :

    âmm : genel
    âsâr : eserler
    Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah
    Hâlık : herşeyin yaratıcısı Allah
    hâvi : içine alan
    iltifat : önem ve değer vererek, lütufla hitap ve muamele etme
    mahdut : sınırlı
    mahiyet-i insaniye : insanın mahiyeti, iç yüzü
    merâtib : mertebeler
    minnetterâne : minnet ve şükran duyarak
    Mirac : Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk
    münâcât : Allah’a yalvarış, dua
    münasebettar : ilgili, bağlantılı
    müşerrefiyet : şereflenme
    nazdar : nazlı, cilveli
    nazenin : ince, hoş, duyarlı
    nisbet : oran
    nisbet-i Rabbâniye : İlâhî bağ
    Rab : herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
    suret : şekil, biçim
    şâşaa-i saltanat : saltanatın gösterişi
    şems : güneş
    Şems-i Ezel ve Ebed Sultanı : ezel ve ebedin sultanı olan Güneş; bu tabir ezelden ebede kadar bütün varlık âlemini aydınlatan Allah için bir benzetme olarak kullanılır
    tazammun eden : içine alan
    tecellî : yansıma
    temsil : kıyaslama tarzında benzetme, analoji
    tevcih : yöneltme
    tezahür : belirme, görünme, ortaya çıkma
    ulviyet : yücelik
    vech : yüz
    velâyât : velâyetler, velîlikler
    velâyet-i Ahmediye : Hz. Muhammed’in velâyeti
    yaldızlamak : parlatmak
    Zât-ı Ehad ve Samed : herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan ve birliği herbir şeyde görünen Allah
    zemin : yer
    ziya : ışık
    Ararad bunu beğendi.

  2. #2
    Yasaklı Üye YİĞİDO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesajlar
    1.075

    Standart

    TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ 8.62.EMİRDAĞ HAYATI(DEVAMI)
    Saniyen: Madem Risale-i Nur o mu’cize-i kübrânın elinde bir elmas kılıç hükmünde hizmetini göstermiş ve en muannid düşmanları teslime mecbur etmiş. Hem kalbi, hem ruhu, hattâ hissiyatı tam tenvir edecek ve ilâçlarını verecek bir tarzda hazine-i Kur’âniyenin dellâllığını yapan ve ondan başka me’haz ve mercii olmayan bir mu’cize-i mâneviyesi bulunan Risale-i Nur o vazifeyi yapıyor ve aleyhinde dehşetli propagandalar ve gayet muannid zındıklara tam galebe çalmış ve dalâletin en kalın ve boğucu ve geniş daire-i âfâkında ve fennin en geniş perdelerinde Asâ-yı Mûsâ’daki Meyvenin Altıncı Meselesi ve Birinci ve İkinci, Üçüncü ve Sekizinci Hüccetleriyle gayet parlak bir tarzda gafleti dağıtıp nur-u tevhidi göstermiş. Elbette bizlere lâzım ve millete elzemdir ki, şimdi resmen izin verilen din tedrisatı için hususî dershaneler açılmasına ve izin verilmesine binaen, Nur şakirtleri, mümkün olduğu kadar her yerde küçücük bir dershane-i Nuriye açmak lâzımdır. Gerçi herkes kendi kendine bir derece istifade eder, fakat herkes herbir meselesini tam anlamaz. Hem iman hakikatlerinin izahı olduğu için, hem ilim, hem mârifetullah, hem ibadettir. Eski medreselerde beş on seneye mukabil, inşaallah Nur medreseleri, beş on haftada aynı neticeyi temin edecek ve yirmi senedir ediyor.

    Ve hem hükûmet ve millet ve vatan, hem hayat-ı dünyeviyesine ve siyasiyesine ve uhreviyesine pek çok fâidesi bulunan bu Kur’ân lemeatlarına ve dellâlı bulunan Risale-i Nur’a değil ilişmek, tamamıyla terviç ve neşrine çalışmaları elzemdir ki, geçen dehşetli günahlara kefaret ve gelecek müthiş belâlara ve anarşistliğe bir sed olabilsin.

    Kardeşlerim,

    Merak etmeyiniz ve Nurun fevkalâde perde altındaki fütuhatına kanaat ediniz. Şimdiye kadar hiçbir eserin böyle ağır şerait altında bu derece tesirli intişarını tarih göstermiyor.

    Hem tam serbestiyet verilmemesinin sebebi ve hikmeti: Nurların fevkalâde kuvvetinden korkuyorlar. Belki sarsıntı verecek diye, tam takdir ve kabul etmekle beraber, şimdilik resmen intişarından telâş ettiklerini, Diyanet Reisi büyük reisle görüşmesinden haber alınmış. Eski gibi hücum yok; belki musalâha istiyorlar. Fakat Nurlar lehinde kuvvetli cereyanlar, inşaallah o telâşı, iştiyakla resmen neşrine çevirecek. Hem çok enaniyetliler, eserlerini terviç etmek için, Nurların meydana çıkmalarına kıskanmak damarıyla taraftar olmuyorlar.

    Salisen: Risale-i Nur, hacılarla hariç âlem-i İslâma yayılıyor, kendi kendini lâyık ellere yetiştiriyor. Ve Şam’a el yazısı ile gönderdiğimiz Asâ-yı Mûsâ ve Zülfikar’ı heyet-i ilmiye on beş gün tetkik etmiş, tam takdir etmelerine alâmet olarak demişler: “Biz bunu mecmualar halinde kısım kısım tab edelim, hem bunu birden tab etmeye çok para lâzım.”
    Said Nursî

    Lügatler :
    alâmet : belirti, işaret
    âlem-i İslâm : İslâm dünyası
    binaen : dayanarak
    cereyan : akım, hareket
    daire-i âfâk : çok büyük ve geniş daire
    dalâlet : hak yoldan ayrılma, sapkınlık
    dellâl : duyurucu, ilân edici
    dershane-i Nuriye : Risale-i Nur’un okunduğu yerler
    Diyanet Reisi : Diyanet İşleri Başkanı
    elzem : çok gerekli
    enaniyetli : bencil, gururlu
    fütuhat : fetihler, zaferler, başarılar
    gaflet : duyarsızlık, âhirete ve Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli
    galebe etmek : üstün gelmek
    hakikat : bir şeyin gerçek mahiyeti, gerçek, doğru
    hariç : dış
    hayat-ı dünyeviye ve siyasiye ve uhreviye : dünya hayatı, siyasî hayat ve âhiret hayatı
    hazine-i Kur'âniye : Kur’ân hazinesi
    heyet-i ilmiye : ilmi heyet
    hikmet : gaye, sebep, sır
    hissiyat : duygular, hisler
    hususî : özel
    hüccet : kanıt, delil
    inşaallah : Allah dilerse, izin verirse
    intişar : yayılma
    iştiyak : arzu, istek
    izah : açıklama
    kanaat etme : razı olma, yetinme
    kefaret : günahın bağışlanmasına vesile olan şey
    lehinde : tarafında
    lemeat : parıltılar
    marifetullah : Allahı bilme ve tanıma
    mecmua : kitap
    me'haz : kaynak
    merci : başvurulacak, sığınılacak yer
    Meyve : Meyve Risalesi; On Birinci Şua
    mu’cize-i ekber : en büyük mu’cize
    mu’cize-i kübrâ : büyük mu’cize
    mu’cize-i mâneviye : mânevî mu’cize
    muannid : inatçı, inanmamakta direnen
    mukabil : karşılık, denk gelen
    musalâha : barışma
    müthiş : dehşet veren, korkutan
    neşr : yazma, yayımlama
    nuru tevhid : her şeyin bir olan Allah’a ait olduğunu gösteren nur, aydınlık
    salisen : üçüncü olarak
    saniyen : ikinci olarak
    sed : engel
    serbestiyet : serbestlik
    şakirt : talebe, öğrenci
    şerait : şartlar
    tab etmek : yazmak, basmak
    takdir : birşeyin değerini anlama ve ilân etme
    tedrisat : eğitim ve öğretim kurumları
    temin etme : sağlama
    tenvir etme : aydınlatma, ışıklandırma
    terviç : bir düşünceyi tutma, destekleme
    tetkik etmek : incelemek
    zındık : dinsiz
    Zülfikar : Risale-i Nur’dan Kur’ân ve Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mu’cizelerine dair bahislerin toplandığı eser
    Ararad bunu beğendi.

  3. #3
    Yasaklı Üye YİĞİDO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesajlar
    1.075

    Standart

    Bütün eşyanın san'atındaki ihtimamat ve san'atkarane tasvirat ve mahirane tezyinat, bir ilm-i muhiti gösteriyor. Çünki binler vaziyet-i muhtemele içinde, muntazam ve müzeyyen, san'atlı ve hikmetli bir vaziyeti intihab etmek, derin bir ilim ile olur. Bütün eşyadaki şu tarz-ı intihabat, bir ilm-i muhiti gösteriyor.
    Hem icad ve ibda'-ı eşyada kemal-i sühulet, bir ilm-i ekmele delalet eder. Çünki bir işde kolaylık ve bir vaziyette sühulet, derece-i ilim ve meharetle mütenasibdir. Ne kadar ziyade bilse, o derece kolay yapar.
    İşte şu sırra binaen herbiri birer mu'cize-i san'at olan mevcudata bakıyoruz ki; hayret-nüma bir derecede sühuletle, kolaylıkla, külfetsiz, dağdağasız, kısa bir zamanda fakat mu'ciznüma bir surette icad edilir. Demek hadsiz bir ilim vardır ki, hadsiz sühuletle yapılır ve hakeza... Mezkûr emareler gibi binler alamet-i sadıka var ki, şu kainatta tasarruf eden zatın muhit bir ilmi vardır. Ve her şey'i bütün şuunatıyla bilir, sonra yapar. Madem şu kainat sahibinin böyle bir ilmi vardır; elbette insanları ve insanların amellerini görür ve insanlar neye layık ve müstehak olduklarını bilir, hikmet ve rahmetin muktezasına göre onlarla muamele eder ve edecek.
    Ey insan! Aklını başına al, dikkat et! Nasıl bir zat seni bilir ve bakar, bil ve ayıl!..

    (Bediüzzaman Said Nursi – 20. Mektub’dan)

    Lügatler
    Alamet-i sadıka : Doğru alametler, kesin belirtiler, şüphesiz işaretler
    amel :iş, fiil, ibadet
    Dağdağa :gürültü, boş yere telaş ve zorluklar
    Delalet : delil olmak
    Derece-i ilim :ilim derecesi
    Emare :alamet,işaret, belirti, iz, ipucu
    Eşya :nesneler, şeyler
    Hadsiz : sayısız, sınırsız
    Hakeza :öylece, bunun gibi, böyle
    Hayret-nüma :hayret veren,hayret gösteren
    Hikmet :Herkesin bilmediği gizli sebeb, gizli sır, sebeb, fayda, gaye
    İbda-ı eşya :her şeyin yeniden yaratılması
    İcad :yaratma, var etme, vücuda getirmek
    İhtimamat :özenmeler, fazla dikkat ve gayret etmeler
    İlm-i ekmel :en mükemmel ilim
    İlm-i muhit :sonsuz-sınırsız ilim
    İntihab :seçmek, ayırıp beğenmek
    Kâinat : evren, yaratılanların hepsi
    Kemal-i suhulet :mükemmel bir kolaylıkla
    Külfet :zahmet, sıkıntı, yorgunluk
    Maharet :ustalık, beceriklilik
    Mahirane :ustaca, becerikli olarak, hünerli olarak
    Mevcudat :varlıklar, kâinattaki her şey
    Mezkur :zikri geçen, önceden bahsedilmiş
    Mu’cize-i sanat :sanat mucizesi
    Mu’ciznüma :mucize gösteren
    Muamele: davranış, işlem, birbiri ile işlem görme Muhit: etrafını kuşatan, çeviren
    Mukteza :icab eden, lazım gelen
    Muntazam :düzenli, tertipli, intizamlı
    Müstehak :hak etmiş, kendisi kazanmış
    Mütenasib :uygun, aralarında münasebet bulunan
    Müzeyyen :bezenip süslenmiş
    Rahmet :merhamet, acımak, şefkat etmek, ihsan etmek, esirgemek
    Sanatkârane :sanatlı olarak, sanata yakışır şekilde
    Sır :herkesin bilmediği gizli hakikat
    suret : biçim, şekil
    Sühulet : kolaylık
    Şey’ :madde, eşya, varlık
    Şuunat :işler, fiiller
    Tarz-ı intibahat :uyanıklık, göz açıklığı, hassasiyet, farkındalık
    Tasarruf etmek : dilediği gibi, dilediği yerde ve şekilde kullanmak
    Tasvirat :şekil ve suret vererek anlatmalar, resimlendirmeler, şekiller
    Tezyinat :süslemeler, donatmalar, ziynetler, süsler
    Vaziyet :durum, hal
    Vaziyet-i muhtemele :ihtimali durumlar, olası haller
    Zat : hürmete layık kimse, kişi
    Ziyade : fazla, daha çok, fazlasıyla

  4. #4
    Yasaklı Üye YİĞİDO - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesajlar
    1.075

    Standart

    TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ 8.61.EMİRDAĞ HAYATI(DEVAMI)
    1بِاسْمِهِسُبْحَانَهُ
    Aziz, sıddık kardeşlerim,

    Evvelâ: Leyle-i Kadirde kalbe gelen pek uzun ve geniş bir hakikate pek kısaca bir işaret edeceğiz. Şöyle ki:

    Nev-i beşer, bu son Harb-i Umumînin eşedd-i zulüm ve istibdadıyla; ve merhametsiz tahribatıyla; ve bir düşmanın yüzünden yüzer mâsumu perişan etmesiyle; ve mağlûpların dehşetli meyusiyetleriyle; ve galiplerin dehşetli telâş ve hâkimiyetlerini muhafaza ve büyük tahribatlarını tâmir edememelerinden gelen dehşetli vicdan azaplarıyla; ve dünya hayatının bütün bütün fâni ve muvakkat olması ve medeniyet fantaziyelerinin aldatıcı ve uyutucu olması umuma görünmesiyle; ve fıtrat-ı beşeriyedeki yüksek istidadatın, mahiyet-i insaniyesinin umumî bir surette dehşetli yaralanmasıyla; ve ebed-perest hissiyat-ı bâkiye ve fıtrî aşk-ı insaniyenin heyecan içinde uyanmasıyla; ve gaflet ve dalâletin, en sert, sağır olan tabiatın Kur’ân’ın elmas kılıcı altında parçalanmasıyla; ve gaflet ve dalâletin en boğucu, aldatıcı, en geniş perdesi olan siyasetin rû-yi zeminde pek çirkin, pek gaddârâne hakikî sureti görünmesiyle; elbette, hiçbir şüphe yok ki, şimalde, garpte, Amerika’da emareleri göründüğüne binaen, nev-i beşerin mâşuk u mecazîsi olan hayat-ı dünyeviyesi böyle çirkin ve geçici olmasından, fıtrat-ı beşerin hakikî sevdiği ve aradığı hayat-ı bâkiyeyi bütün kuvvetiyle arayacak. Ve elbette, hiç şüphe yok ki, bin üç yüz altmış senede her asırda üç yüz elli milyon şakirdi bulunan ve her hükmüne ve dâvâsına milyonlar ehl-i hakikat tasdikle imza basan ve her dakikada milyonlar hâfızların kalbinde kudsiyetle bulunup lisanlarıyla beşere ders veren ve hiçbir kitapta emsali bulunmayan bir tarzda beşer için hayat-ı bâkiyeyi ve saadet-i ebediyeyi müjde verip bütün beşerin yaralarını tedavi eden Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın şiddetli, kuvvetli ve tekrarlı binler âyâtıyla belki sarihan ve işareten on binler defa dâvâ edip, haber verip, sarsılmaz kat’î delillerle, şüphe getirmez hadsiz hüccetlerle hayat-ı bâkiyeyi kat’iyetle müjde ve saadet-i ebediyeyi ders vermesi, elbette nev-i beşer bütün bütün aklını kaybetmezse ve maddî ve mânevî bir kıyamet başlarında kopmazsa, İsveç, Norveç, Finlandiya ve İngiltere’nin Kur’ân’ı kabule çalışan meşhur hatipleri ve din-i hakkı arayan Amerika’nın çok ehemmiyetli dinî cemiyeti gibi, rû-yi zeminin kıt’aları ve hükûmetleri, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânı arayacaklar ve hakikatlerini anladıktan sonra bütün ruh u canlarıyla sarılacaklar. Çünkü, bu hakikat noktasında kat’iyen Kur’ân’ın misli yoktur ve olamaz ve hiçbirşey bu mu’cize-i ekberin yerini tutamaz.
    Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :
    1: Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.

    Lügatler :

    aşk-ı insaniye : insanın aşkı
    âyât : âyetler
    aziz : çok değerli, izzetli
    beşer : insan
    binaen : dayanarak
    cemiyet : topluluk
    dalâlet : hak yoldan ayrılma, sapkınlık
    din-i hak : hak din
    ebed-perest : sonsuzluğu aşırı seven
    ehl-i hakikat : hak ve doğru yolda olanlar
    emare : belirti, işaret
    emsal : benzer
    eşedd-i zulüm : zulmün en şiddetlisi
    evvelâ : birincisi
    fâni : gelip geçici
    fantaziye : aşırı süs ve lüks
    fıtraten : yaratılıştan
    fıtrat-ı beşeriye : insanın tabiatı, karakteri
    fıtrî : yaratılıştan gelen, doğal
    gaddârâne : acımasızca, zulmederek
    gaflet : âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli; umursamazlık
    galip : yenen, üstün gelen
    garp : batı
    hadsiz : sayısız, sınırsız
    hâfız : Kur’ân’ı ezberlemiş
    hakikat : gerçek
    hakikî : asıl, gerçek
    hâkimiyet : hükümranlık, egemenlik
    Harb-i Umumî : İkinci Dünya Savaşı
    hatip : hitap eden, konuşan
    hayat-ı bâkiye : devamlı ve kalıcı âhiret hayatı
    hayat-ı dünyeviye : dünya hayatı
    hissiyat-ı bâkiye : kalıcı olmayı, sonsuzluğu isteyen duygular
    hüccet : kanıt, delil
    istibdad : baskı ve zulüm
    istidadat : istidatlar, kabiliyetler
    işareten : işaret ederek
    kat'î : kesin
    kıyamet : dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması
    kudsiyet : kusur ve noksandan uzak olma
    Kur’ân-ı Mu’cizü'l-Beyân : açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân
    mağlup : yenik düşen
    mahiyet-i insaniye : insana ait özellikler, insanın içyapısı
    mâsum : günahsız, suçsuz
    mâşuk-u mecazî : gerçek sevgiye lâyık olmadığı halde aşık olunan şey
    meyusiyet : ümitsizlik
    misli : benzeri
    mu’cize-i ekber : en büyük mu’cize
    muhafaza : koruma
    muvakkat : geçici
    nev-i beşer : insanlar, insanlık türü
    ruh u can : ruh ve can; büyük bir istek
    rû-yi zemin : yeryüzü
    saadet-i ebediye : sonu olmayan, sonsuz mutluluk
    sarihan : açık şekilde
    sıddık : çok doğru ve bağlı
    suret : şekil, biçim
    şakird : talebe, öğrenci
    şimal : kuzey
    tahribat : yıkıp bozmalar
    tasdik : onaylama
    umum : genel, herkes
    umumî : genel
    Ararad bunu beğendi.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Tam Otuz Yıl
    By BiKeS_ in forum Şiirler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 20.03.09, 00:03
  2. 21. Söz Birinci Makam ve Birinci ile İkinci İkazı Açabilirmisiniz
    By pırlanta in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 27.02.09, 09:08
  3. Yirmi Ikinci Soz/Birinci Makam/Birinci Burhan
    By yakaza in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 16.09.08, 13:34
  4. Birinci Sözün Birinci Paragrafi
    By Kur'aniyyun in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.06.08, 23:14
  5. Otuz İki Farz
    By SeRDeNGeCTi in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 08.07.06, 23:38

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0