+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 9 ve 9
Like Tree2Beğeni
  • 1 tarafından ademyakup
  • 1 tarafından ademyakup

Konu: Tsunami; Su Unsurunun Öfkesi

  1. #1
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart Tsunami; Su Unsurunun Öfkesi

    Evet kardeşler,tsunami su unsurunun öfkesidir.

    Allahı tanımamaları,ehli dalaletin çok olması,ehli dalaletin azgınlıkları,isyanları,aşırı günah işlenmeleri gibi daha çok nedenleri vardır...

    su niye öfkelenmiş;işte bu saydığımız ve saymadığımız hatalardan ve kusurlardan dolayıdır..

    Ehli küfre karşı cehennem bile öfkesinden parçalanacak dereceye gelmiş...ayette vardır...

    şimdi nerden çıkardık bu manaları...

    inceleyelim...
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  2. #2
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    13.lemadan ekliyelim..lemalar kitabından,

    ON BİRİNCİ İŞARET
    Ehl-i dalâletin (İNKARCILARIN,HAK YOLUN DIŞINDA OLANLARIN,KAFİRLERİN,MÜNAFIKLARIN V.S.) şerrinden(KÖTÜLÜKLERİNDEN,AZGINLIKLARINDAN) kâinatın kızdıklarını ve anâsır-ı külliyenin(BÜYÜK UNSURLARIN;SU,HAVA,TOPRAK,ATEŞ GİBİ) hiddet ettiklerini ve umum(bÜTÜN) mevcudatın(VARLIKLARIN) galeyana(KAYNAYIP COŞMAYA) geldiklerini, Kur'ân-ı Hakîm, mucizâne ifade ediyor.

    Yani, kavm-i Nuh'un başına gelen tufan ile semâvat(GÖKLERİN) ve arzın(YERİN) hücumunu

    ve kavm-i Semud ve Âd'ın inkârından hava unsurunun hiddetini(ŞİDDETLİ BİRSESLE YERE YIĞILMALARI)

    ve kavm-i Firavuna karşı su unsurunun (MUSA AS VE KAVMİ GEÇERKEN,SUYUN FİRAVUN VE ADAMLARINI YUTMASI)ve denizin galeyanını

    ve Karun'a karşı toprak unsurunun gayzını (ÖFKESİNİ-,KARUNUN TÜM MALLARINI YUTMASINI TOPRAĞIN ÖFKELENMESİ İLE)

    ve ehl-i küfre(KAFİRLERE) karşı âhirette sırrıyla Cehennemin gayzını ve öfkesini

    ve sair(DİĞER) mevcudatın(VARLIKLARIN) ehl-i küfür ve dalâlete karşı hiddetini gösterip ilân ederek gayet müthiş bir tarzda ve i'câzkârâne(MUCİZE GÖSTEREREK) ehl-i dalâlet ve isyanı zecrediyor. (engelliyor,menediyor,sakın azgınlaşma diyor)

    Risale-i Nur Külliyatı Arama Motoru
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  3. #3
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Niçin böyle ehemmiyetsiz insanların ehemmiyetsiz amelleri ve şahsî günahları kâinatın hiddetini celb ediyor?" sorusunun cevabını izah eder misiniz, kimin haklarına nasıl tecavüz ediyoruz?

    Yazar: Sorularla Risale, 05-6-2010
    "Sual: Niçin böyle ehemmiyetsiz insanların ehemmiyetsiz amelleri ve şahsî günahları kâinatın hiddetini celb ediyor?"
    "Elcevap: Bazı risalelerde ve sabık işaretlerde ispat edildiği gibi, küfür ve dalâlet, müthiş bir tecavüzdür ve umum mevcudatı alâkadar edecek bir cinayettir. Çünkü hilkat-i kâinatın bir netice-i âzamı, ubudiyet-i insaniyedir ve rububiyet-i İlâhiyeye karşı iman ve itaatle mukabeledir. Halbuki ehl-i küfür ve dalâlet ise, küfürdeki inkârıyla, mevcudatın ille-i gayeleri ve sebeb-i bekaları olan o netice-i âzamı reddettikleri için, umum mahlûkatın hukukuna bir nevi tecavüz olduğu gibi, umum masnuatın aynalarında cilveleri tezahür eden ve masnuatın kıymetlerini aynadarlık cihetinde âli eden esmâ-i İlâhiyenin cilvelerini inkâr ettikleri için, o esmâ-i kudsiyeye karşı bir tezyif olduğu gibi, umum masnuatın kıymetini tenzil ile, o masnuata karşı bir tahkir-i azîmdir. Hem umum mevcudatın herbiri birer vazife-i âliye ile muvazzaf birer memur-u Rabbânî derecesinde iken, küfür vasıtasıyla sukut ettirip, câmid, fâni, mânâsız bir mahlûk menzilesinde gösterdiğinden, umum mahlûkatın hukukuna karşı bir nevi tahkirdir."(1)
    Bütün kainat ve içindeki her şey bir takım ruhu ile insana hizmet ediyor. Güneş insan için doğar, insan için batar. Bulutlar insan için toplanıp dağılır. Dağlar insan için yerinde sebatla oturur...
    Bu keyfiyetlere bakıldığı zaman, bütün mevcudat insanın hayatına ve yaşamasına hizmet ediyor ve alacaklı duruma geçiyor. Onların insanlardan hal dili ile talep ettiği tek ücret ise, insanın Allah’a karşı iman ve ibadetleridir. Yani kainatın insana bir takım gibi hizmet etmesinin ana sebebi, insanın Allah’a olan kulluğudur. Şayet insan iman ve ibadeti terk ederse bütün kainatın maksadını inkar ve hizmetini hafife almış oluyor. Böyle bir çirkinliğe karşı elbette kainat ve onun sahibi olan Allah ilgisiz ve kayıtsız kalmaz. Elbette insana bunun hesabını sorar.
    Amiyane bir temsil ile bu meseleye şöyle bakabiliriz: Bir futbol takımı topu sürerek getirip golcülerine verse, golcü de topu kaleye atma imkanı varken boş alana atsa o takımın emeğini ve gayretini heba etmiş ve takım arkadaşlarına büyük bir haksızlık ve zulüm etmiş sayılır. Elbette takımın teknik sorumlusu bu gölcüden hesap sorar ve sormalıdır.
    Aynı şekilde kainat da bir takım gibi Allah’ın tedbir ve terbiyesi ile hayatı sürüp insana veriyor, insan da bu hayatı ibadet kalesine atıp hanesine puan yazdırması gerekirken, hayatını küfür ve gaflet boşluğuna atıp bütün kainatın hakkına ve hukukuna tecavüz etmiş oluyor.
    Elbette kainatın yaratıcısı ve müdebbiri olan Allah insandan dehşetli bir hesap soracaktır. Güneş Allah’ın varlığına ve birliğine kuvvetli bir ayet iken, onun ayet yüzünü inkar ederek ona tapınmak, ona bir hakaret ve tecavüz değil de nedir acaba.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  4. #4
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    "Küfürdeki inkârıyla, mevcudatın ille-i gayeleri ve sebeb-i bekaları olan o netice-i âzamı reddettikleri için, umum mahlûkatın hukukuna bir nevi tecavüz olduğu gibi, umum masnuatın aynalarında cilveleri tezahür eden..." devamıyla açıklar mısınız?

    Yazar: Sorularla Risale, 25-12-2010

    Her şey Allah’ı tanıtmak ve sevdirmek üzere programlanmıştır. Bu programın dışına çıkıp bazı şeyleri bazı sebeplere vermek ise şirk ve zulümdür ve affı kabil değildir. Allah kainattan matlup olan ilahî maksatlarını miskin ve aciz olan sebeplere kaptırmaz, onlara bozdurmaz. Bu sebeple kâinatın her şeyi üstünde müthiş bir cebir ve izzet ile kendini ihsas edip ilan ediyor. Bu ilana göz kapamayı veya inkar etmeyi de sonsuz bir azap ile cezalandırıyor.
    Mesela, Rezzak ismi kainattaki bütün canlıların rızkını mükemmel bir ahenk ve titizlikle temin ediyor. İnsan bu ismin tecellilerini okuyup, önce Rezzak isminin manasını ve hükmünü talim edip, sonra bu ismin sahibi ve kaynağı olan Allah’a intikal etmesi gerekirken, bütün rızıkları sebeplere taksim ederek ne ismi ne de ismin arkasında duran Allah’ın Zat-ı Akdesini tanımıyor. Bu tanımamak ve inkar etmek, hem Rezzak isminin hukukuna bir tecavüzdür, hem de o ismin sahibi olan Allah’a hürmetsizlik ve saygısızlıktır.
    Bu sebeple inkâr ve küfür ebedi bir cehennemi iktiza ediyor. Bu örneği diğer isimlere de tatbik edebiliriz. Mesela, şifa güzel ve tatlı bir nimet olup, Şafi ismine işaret ediyor iken, insan bu şifa nimetini sebepler olan ilaçlara verse, aynı zulüm ve çirkinliği irtikap etmiş olur.
    Yine küfür, kainattaki bütün mevcudatın haklarına bir tecavüz bir hakarettir. Kainatın birinci maksadı Allah’ı insanlara tanıtmak ve sevdirmektir. Bütün mevcudat bu maksat etrafında kümelenmiş hizmet ederken, insanın bu ana maksadı görmezden gelmesi ve inkar etmesi, bir cihetle atomdan gezegenlere kadar her mevcudun hareket ve vazifesini hafife almak olup, onların haklarına bir tecavüzdür. Öyle ise basit gibi duran inkâr, neticesi itibari ile çok büyük ve zulümlü bir harekettir. Şirkte büyük bir zulüm vardır, ayeti buna işaret ediyor.
    Diğer bir husus; nasıl mahkemede suçun yanında bir de kamu davası açılır. Zira mahkeme insanların ortak bir alanıdır. Aynı şekilde küfür ve şirk sadece Allah’ın izzet ve azametine dokunan bir suç değil, ayrıca bütün kamunun da hakkına bir tecavüz olmasından, Allah kafiri cezalandırırken, bütün bu hakları da nazara alıyor ve öyle yargılıyor.
    Bin kişinin çalıştığı bir gemide, dümenci vazifesini yapmasa ve gemiyi karaya oturtsa, gemi sahibi o dümenciyi cezalandırırken, diğer gemi çalışanların da hakkını o dümenciden sorar. Dümencinin; ben basit bir dümeni döndürdüm, neden bu kadar üstüme geliyorsunuz, demeye hakkı yoktur. Belki dümeni sağa çevirmek basit bir eylem olabilir, ama neticesinde koca gemi mürettebatı ile batıyor. Demek önem eylemin basitliğinde değil, ondan sudur eden neticenin büyüklüğündendir.
    İşte kainat da koca bir gemi gibidir. İçinde, insandan başka, sayısız mahlukat tam vazifesini ifa ediyor. İnsan ise mahiyeti noktasından şu kainat gemisinin dümencisi gibidir. Şayet iman ve ibadet vazifesini terk ederse, bütün kainat gemisinin mürettebatını tahkir ve tezyif etmiş olur. O zaman elbette kainat gemisinin sahibi olan Allah, hem kendine hem de gemi mürettebatına yapılan bu zulmü cezalandırır.
    Özet olarak, mevcudatın asıl yaratılma gayesi ve varlıklarının devam etme gerekçesi, Allah’ın bütün isim ve sıfatları ile insana kendini tanıtmak ve sevdirmek istemesidir. İnsanın en büyük vazifesi de bu tanıtmak ve sevdirmek istemeye mukabil iman ile tanımak, ibadet ile de sevmektir. Koca kainatın çarkları insanın iman ve ibadetine hizmet ederken, insanın küfür ve dalalet ile bu vazifeyi terk etmesi, hem kainatın hukukuna bir tecavüz hem de kainatın arkasında asıl aktör olarak çalışan Allah’ın isimlerine bir tahkirdir, bir hakarettir.
    ahsdt bunu beğendi.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  5. #5
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Başa gelen felaketlerin nedeni;
    imansızlık,
    ahlaksızlık,
    ehli dalaletin çokluğu,
    müminler üzerinde galibiyeti,
    ehli küfrün azgınlığı,firavunlaşması,

    Allahı tanımamaları vesaire çok şeyler vardır.

    4 külli unsur vardır;bunlar su,hava,ateş ve topraktır..

    Bu unsurlar aynen cehennemin kafirlere öfkelenmesi gibi,

    insanların azgınlığına,zalimliğine,Allahı tanımak istememelerine öfkelenmektedir.

    Bu öfkelenmelerinde Allahın Kahhar isminin tecellisi görülmektedir...

    Asıl öfkelenen kızan -tabiri caizse,bu ifadeleri birşeyler anlaşılsın diye kullandım,Allah bu tabirlerden münezzehdir---Allah(c.c) kendisidir.

    Azabıma layıktırlar diyor.

    Birde Allah kainata öyle bir düzen ve sistem koymuş ki,bu sisteme ve düzene aykırı olan şeyler derhal tokat yer.Bu sisteme biz Sünnetullah diyoruz...

    işte şu örneğe bakınız;taşlar niye düşmüş,niye öfkelenmiş;

    Birincisi: Şimdiye kadar gelen semavi taşlar bir iki karış oldukları halde, böyle yirmi beş metre uzunluğunda ve on metre genişliğinde dağ gibi taşlar, elbette semavatın(GÖKLERİN) dinsizliğe karşı bir alamet-i hiddetidir.(ÖFKELENMESİNE DELİLDİR)

    Bu bakışla konuyu devam ettirelim..
    ahsdt bunu beğendi.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  6. #6
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    El-Kahhar

    "Kudretinin karşısında her şeyi aciz bırakan.”
    “Her şeyi hükmüne itaat ettirebilen bir galibiyet ve hâkimiyet sahibi.”
    “Düşmanlarını kahrederek zelil ve perişan hale getiren.”
    “Yerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere) dönüştürüldüğü gün, onlar tek olan, Kahhar olan Allah’ın huzuruna çıkarılacaklardır.” (İbrahim14/, 4)
    İlâhî ahlâkla ahlâklanmanın bir gereği de, Allah’ın kahrına hedef olanları kahretmektir. Bu noktada hatırımıza hemen şeytan gelir. İnsan şeytanı kahrettiği nisbette Allah’ın lütfuna mazhar olur. Şeytanı en çok kahreden şeyler ise, “iman, salih amel ve güzel ahlâktır.”
    Kalbini, ruhunu ve bütün iç dünyasını böylece güzelleştiren insan, şeytanı kahretme yolundadır ve ilâhî rahmete mazhar olmaya aday demektir.
    Nefsiyle, bir ömür boyu yılmadan usanmadan cihad etmek, onun emrine baş eğmemek; küfürden, şirkten, haramdan uzak kalmak; şüphelileri de elden geldiğince terke çalışmak, Allah’ın lütfuna ermenin ve kahrından uzak kalmanın en büyük sebepleridir.
    Nur Külliyatı'nda, şöyle buyurulur:
    “Herkes; kendi âleminde bir kumandan olduğundan, âlem-i asgarında cihad-ı ekber ile mükelleftir ve ahlâk-ı Ahmediye ile tahalluk ve sünnet-i nebeviyyeyi ihya ile muvazzaftır.”
    Kahhar isminin tecellisi, bütün azametiyle Cehennemde kendini gösterecek ve böylece kâfir ve müşrikler, kahır ve perişan olacaklardır.
    Allah’ın kahrına uğramanın önemli bir sebebi de, Allah’ın kullarına ve diğer canlı mahlukatına haksızlık ve zulmetmektir. Böyle yapan bir insan, kendisinde kahrın tecellisini istemiş olur.
    •••
    Kahhâr ismi, insanı isyan ve günahtan men ederek Cehennem azabından uzaklaştırır. Mazlumları da hakkını çiğneyen ve kendilerine bir şey yapamadığı zalimlere azap edileceği müjdesi vererek, rahatlatır. Sorularla İslamiyet-Alaaddin Başar
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  7. #7
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    "Kadîr-i Zülcelâl herbir unsura çok vazifeler vermiş ve herbir vazifede çok neticeler verdiriyor..." Âdil ve Rahîm, Kadîr ve Hakîm, neden hususî hatalara hususî ceza vermeyip koca bir unsuru musallat eder?

    Yazar: Sorularla Risale, 29-6-2009

    Beşinci sual: Âdil ve Rahîm, Kadîr ve Hakîm, neden hususî hatalara hususî ceza vermeyip koca bir unsuru musallat eder? Bu hal cemâl-i rahmetine ve şümul-u kudretine nasıl muvafık düşer?

    Elcevap: Kadîr-i Zülcelâl herbir unsura çok vazifeler vermiş ve herbir vazifede çok neticeler verdiriyor. Bir unsurun birtek vazifesinde bir tek neticesi çirkin ve şer ve musibet olsa da, sair güzel neticeler, bu neticeyi de güzel hükmüne getirir. Eğer bu tek çirkin netice vücuda gelmemek için, insana karşı hiddete gelmiş o unsur o vazifeden men edilse, o vakit o güzel neticeler adedince hayırlar terk edilir; ve lüzumlu bir hayrı yapmamak şer olması haysiyetiyle, o hayırlar adedince şerler yapılır—ta birtek şer gelmesin gibi, gayet çirkin ve hilâf-ı hikmet ve hilâf-ı hakikat bir kusurdur. Kudret ve hikmet ve hakikat, kusurdan münezzehtirler. Madem bir kısım hatalar, unsurları ve arzı hiddete getirecek derecede bir şümullü isyandır ve çok mahlûkatın hukukuna bir tahkirli tecavüzdür. Elbette, o cinayetin fevkalâde çirkinliğini göstermek için, koca bir unsura, küllî vazifesi içinde, “Onları terbiye et” diye emir verilmesi ayn-ı hikmettir ve adalettir ve mazlumlara ayn-ı rahmettir. OnDördüncü Söz

    Allah, kainattaki bir unsura yüz vazife takmış olsa, bunun doksanı hayırlı ve güzel neticeler verse, ama bir kaçı da bazı küçük zararlara vasıta olsa, o zaman, o unsurun hayrı, zararına galip olmasından, sevk ve faaliyeti gerekli olur.

    Şayet Allah, o unsuru birkaç cüzi zararından dolayı men edip, faaliyetinden geri bıraksa, o doksan faydalı ve güzel neticesi kaybolacağından, tam zararlı bir tablo ortaya çıkar. Bu ise Allah’ın rahmet ve hikmetine zıt olur.

    Mesela, yağmur unsurunu düşünelim, yağmurun yüz vazifesinin doksan dokuzu insanlığa ve mahlukata faydalı ve güzel neticeler veriyor. Geriye kalan bir kaç zarar ise, yine kendi tedbirsizlik ve dikkatsizliğimizin bir neticesidir. Sel gibi afetlerin, derenin önüne yapılan hanemize zarar vermesi, yağmurun suçu değildir. Kendi suçumuzun bir sonucudur. Kendi hatamız neticesinde selin yıktığı hanemize zarar gelmemesi için, keşke yağmur olmasa idi, ya da yağmasaydı desek, o zaman bir tek zarar gelmemek için külli bir hayır ve faydayı yok etmiş oluruz. Bu da o küçük zarara kıyaslanamayacak kadar büyük bir zarar olur.

    Onun için hikmet ve hayır, küçük zararlara bakmaz, neticede hasıl olan külli hayra bakar, ona göre yaratır.

    Allah, deprem gibi bir unsura çok hikmet ve gayeler takmıştır. Tıpkı yağmur misalindeki gibi. Ama bu depremin neticelerinde cüzi zarar ve şer gibi duran haller de vardır. Allah, cüzi şerler gelmemek için, bu unsuru hareketten men etmiyor. Eğer men etse, o zaman ona takılan çok hayırlı ve güzel neticeler gidecek ve külli şer olacak.

    Deprem, sel, yangın gibi afetler daha ziyade insanların umumi kusur ve yanlışlarına hem bir ceza, hem de terbiye hükmünde olmasından, zahiri olarak rahmet ve cemale uygun düşmüyor gibi görünüyor. Ama, altında çok rahmet ve güzellikler vardır.

    Mesela, depremde zayi olan malların sadaka yerine geçmesi, gaflet ve dalalette olanlara bir ikaz olması gibi neticeleri vardır. Aksi takdirde gafletten uyanmayan insanların ebedi hayatları tehlikede kalacaktı. İşte bunun gibi ve daha bilmediğimiz bir çok rahmet ve güzel yönleri vardır. Bunların tahakkuk etmesi o unsurun hareketine bağlıdır. O zaman Allah, neticede hasıl olacak güzellik ve hayırlar için depremin gelmesine müsaade ediyor, cüzi zararlarına bakmıyor, diye anlayabiliriz..
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  8. #8
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    "Kâinat Sultanını tanıttırmak için emsâlsiz, kesilmeyen bir su, hava ve elektrikten; zelzeleyi, fırtınayı ve Harb-i Umumi gibi umumi ve dehşetli âfâtı, nev-i insanın yüzüne çarparak..." cümlesini açıklar mısınız?

    Yazar: sorularlarisaleinur ], 25-11-2009


    Kainattaki bütün olaylar ve fiiller, Allah’ın bir icraatı, bir tedbir ve iradesidir. En küçük zerre bile onun tedbir ve iradesi olmadan hareket edemezken, nasıl olur da deprem ve sel gibi külli felaketler, tesadüfe ve sebeplere havale edilebilir.

    Depremi fay hattının kırılmasına, sel felaketini suyun gelişi güzel akmasına bağlayıp, orada İlahi terbiye ve hikmetleri örtbas etmek ve o azim olayları adi sebeplere havale etmek büyük bir ahmaklıktır.

    Halbuki bütün bu bela ve musibetler, Allah’ın hem kainattaki tasarruf ve terbiyesini, hem de insanların inkar ve gafletten gelen zulümlerini tokatlayan birer İlahi ikaz ve ceza olduklarını göstermek içindir. Ama insanlar, inkar ve gaflet gözlüğü ile olaylara baktıkları için, bu ihtar ve ceza manasını göremiyorlar, bu da gafletin derin bir haletidir.

    Üstad Hazretlerinin emsalsiz kesilmeyen su ve elektrik dediği şeyler, böyle semavi ve arzi musibetlerin maddi sebepleridir.

    Mesela; Allah depremi fayın kırılması ile icat ediyor, seli yağmurun bir iki saat sağanak bir şekilde yağdırmak ile icat ediyor, gökyüzünün kızarmasını şimşek ve başka sebeplerle icat ediyor, dünya savaşını bir prensin öldürülmesi ile icat ediyor vs. Bunlar işin bahanesi ve adi bir sebebidir, hakiki anlamda bunları bize musallat eden ve tasarruf eden Allah’ın irade ve kudretidir. İşte tabiatçılar ve sebebe tapanlar bu noktayı göremedikleri için, böyle azim işleri gayet adi ve basit sebeplere dayandırıyor ve ondan biliyorlar ve küfür gafletinin en kalın bir perdesini gözlerine çekiyorlar.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  9. #9
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    "Kâinat sultanını tanıttırmak için emsalsiz, kesilmeyen bir su, hava ve elektrikten; zelzeleyi, fırtınayı..." cümlesini açar mısınız ve bunların zelzele, fırtına ve Harb-i Umumi ile ilgisi nasıl kurulmuştur?

    Yazar: sorularlarrisaleinur, 16-12-2009

    Cenab-ı Hakk nihayetsiz bir şefkat ve merhamet sahibi olmasından, haşa kullarına zulmetmez. Ancak insan kendisini azaba müstehak kılınca o zaman Allah-ı Zülcelal, kendisi küçük ama, zulmü ve aybı ve günahı büyük insana, zulümlü ve zulümatlı isyanından, kâinat ve külli unsurlar dediğimiz hava su, toprak vb. kızıp bunu neticesinde Cenab-ı Hakk Rablığının külli dairesinde, insanlığı uyandırmak ve dehşetli asiliğinden vazgeçirmek ve tanımak istemedikleri kâinat sultanını tanıttırmak için, benzeri ve misli olmayan üç unsuru deprem, fırtına ve harb-i umumi gibi dehşetli afetlere çevirerek insanın yüzüne çarpıp, hem hikmetini, hem kudretini, hem adaletini, hem irade ve hakimiyetini pek açık bir surette gösterip, onları imtihan etmek ister.

    İşte insan bunlara bakıp ders ve ibret alması lazım gelirken, o zalim insan Cenab-ı Hakk'ın sadakatli birer abdi olan hava, su ve elektriğin bu neticelerini kendi küçücük akıllarına sığıştırmayarak derler: "Bu tabiatın işidir ve bir maddenin patlamasıyla oldu. Tesadüfen meydana geldi. Güneşin sıcaklığının elektrikle çarpmasıdır ki, Amerikada bütün makinaları durdurmuş, Kastamonu ve semasında havayı kızartmış, yangın suretini vermiş diyerek manasız laflar etmektedirler."

    İşte gerek su, gerek hava ve gerekse elektriği Cenabı- Hakk, âdeta her birini yoktan var ederek, bunları insanların ihtiyacı için göndermektedir. Yeryüzü yağmur vasıtasıyla hayat bulmakta, yağmur yağdırılmadığı vakit hayat adeta felç olabilmektedir. Cenab-ı Hakk yağmurun dizginini bizatihi kendi elinde tutarak, istediği vakitte gönderiyor.

    Yoksa insanlar istedikleri vakit yağmur yağıyor değil. Yine Cenab-ı Hak havanın menbaını kendi kabzayı tasarrufunda tutarak bazen rüzgarı estirmez, hayatı dehşetli bir azap yerine dönderir. Ve bazen de rüzgârı estirip insana nefes aldırmaktadır. Âdeta havayı kesip insanların o nimete şükrünü hakkıyla eda etmesi için göndermemekktedir. Elektrik ise ne şarktan ne de garbtan alınmış bir madde değil. Direk Cenab-ı Hakk'ın kudretiyle halk edilmektedir.

    Demek ki; her şeyin menbaı Cenab-ı Hakk'ın hazinesidir. Özellikle bunların belirtilmesi ise ehemmiyetlerinden dolayı olabilir. Veya ahir zamanda bunlar üzerinde, özellikle su ve elektrik üzerinde farklı temayüller uyanabileceği yönünde kanaatimiz mevcuttur.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Su Unsurunun Galeyanı
    By bahtiyarsb in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 10.09.09, 14:09
  2. Bahçeli'nin Öfkesi Gittikçe Artıyor
    By elips in forum Gündem
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 16.10.08, 08:04
  3. Fotoğraflarla Tsunami...
    By SeRDeNGeCTi in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 23.06.08, 17:52
  4. Fikir Öfkesi
    By hafız halime in forum İnanca ve Düşünceye Özgürlük Platformu
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.02.08, 00:49

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0