+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 4 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 34

Konu: Nur Talebelerini Kendi Saflarına Çekmek

  1. #1
    Ehil Üye karatoprak1975 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Yaş
    44
    Mesajlar
    1.126

    Standart Nur Talebelerini Kendi Saflarına Çekmek

    İçinizden ne alaka diyenleriniz olabilir ama belkide saf niyetle olacakki bazı Tarikat ehli mensupları Nur telebelerini kendi saflarına çekmek istemişlermidir ? öyle bir olay Risaleinur sayfaları içerisinde geçiyormu geçiyorsa buraya aktarırmısınız .

    belkide kendimce hatalı bir konu açtım ama bu konuyu merak ediyorum.

  2. #2
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    Feyzi kardeşim,

    Sen Isparta vilayetindeki kahramanlara benzemek istiyorsan, tam onlar gibi olmalısın. Hapishanede-Allah rahmet eylesin-mühim bir şeyh ve mürşid ve cazibedar bir Nakşî evliyasından bir zat, dört ay mütemadiyen Risale-i Nur'un elli altmış şakirtleri içinde celbkârâne sohbet ettiği halde, yalnız birtek şakirdi
    muvakkaten kendine çekebildi. Mütebakisi, o cazibedar şeyhe karşı müstağni kaldılar. Risale-i Nur'un yüksek, kıymettar hizmet-i imaniyesi onlara kâfi olarak kanaat veriyordu.

    O şakirtlerin gayet keskin kalb ve basireti şöyle bir hakikati anlamış ki:

    Risale-i Nur'a hizmet ise, imanı kurtarıyor; tarikat ve şeyhlik ise, velayet mertebeleri kazandırıyor. Bir adamın imanını kurtarmak ise, on mümini velayet derecesine çıkarmaktan daha mühim ve daha sevaplıdır. Çünkü iman, saadet-i ebediyeyi kazandırdığı için bir mümine, küre-i arz kadar bir saltanat-ı bakiyeyi temin eder. Velayet ise, müminin Cennetini genişlettirir, parlattırır. Bir adamı sultan yapmak, on neferi paşa yapmaktan ne kadar yüksek ise, bir adamın imanını kurtarmak, on adamı velî yapmaktan daha sevaplı bir hizmettir.

    İşte bu dakik sırrı, senin Ispartalı kardeşlerin bir kısmının akılları görmese de umumunun keskin kalbleri görmüş ki, benim gibi biçare günahkâr bir adamın arkadaşlığını evliyalara, belki de eğer bulunsaydı müctehidlere dahi tercih ettiler.

    Bu hakikata binaen, bu şehre bir kutup, bir gavs-ı âzam gelse, "Seni on günde velayet derecesine çıkaracağım" dese, sen Risale-i Nur'u bırakıp onun yanına gitsen, Isparta kahramanlarına arkadaş olamazsın.

    Kastamonu Lâhikası





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  3. #3
    aouba
    Guest aouba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Hem hariçteki irşada hevesli zatlar, Risale-i Nur şakirdleriyle meşgul olmamalı. Çünki üç cihetle zarar görmeleri muhtemeldir. Takva dairesindeki talebeler irşada muhtaç olmadıkları gibi, hariçte kesretli namazsız var; onları bırakıp bunlarla meşgul olmak, irşad değildir. Eğer bu şakirdleri severse, evvelâ daire içine girsin; o şakirdlere peder değil, belki kardeş olsun, fazileti ziyade ise ağabeyleri olsun.

  4. #4
    aouba
    Guest aouba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Bu zamanda lillahilhamd sünnet-i seniye dairesinde kemal-i imanı kazanan Risale-i Nur şakirdleri evliyaların, mürşidlerin nazar-ı dikkatini celbedecek vaziyeti aldığından; her zamanda bulunan hakikî mürşidler, her halde bu zamanda Risale-i Nur şakirdlerine müşteri olurlar. Birisini elde etse, yirmi mürid kadar kıymet verirler.
    Kastamonu Lahikası

  5. #5
    Ehil Üye karatoprak1975 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Yaş
    44
    Mesajlar
    1.126

    Standart

    ilk cevaplar için sağolasınız ikinizde

  6. #6
    Vefakar Üye nura sevdalı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    HaTaY KıRıKHaN
    Mesajlar
    487

    Standart

    az önce menzilden geldim öyle bir ziyaret edeyim mübareği dedim,sağolsun başımızdaki vekil ve diğerleri benimde tövbe almam için baya ısrar ettiler üstelik ben nur talebesiyim,ve asla vazgeçemem boşuna ısrar etmeyin dememe rağmen yakamı bırakmadılar,sanırım biraz ısrarcılar....

    KİMİN HİMMETİ YANLIZ NEFSİ İSE;O İNSAN DEĞİLDİR.


    MÜSLÜMANLARIN HAYAT-I İÇTİMAİYE-İ İSLAMİYEDEKİ SAADETLERİNİN ANAHTARI ,MEŞVERET-İ ŞER'İYYEDİR.


    YAŞASIN SIDK! ÖLSÜN YE'S! MUHABBET DEVAM ETSİN!ŞURA KUVVET BULSUN!BÜTÜN LEVM VE İTAB VE NEFRET,HEVA HEVESE TABİ OLANLARA OLSUN;SELAM VE SELAMET,HÜDAYA TABİ OLANLARIN ÜSTÜNE OLSUN!


  7. #7
    Vefakar Üye karuban - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Yaş
    50
    Mesajlar
    486

    Standart

    Alıntı Şahide Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Feyzi kardeşim,

    Sen Isparta vilayetindeki kahramanlara benzemek istiyorsan, tam onlar gibi olmalısın. Hapishanede-Allah rahmet eylesin-mühim bir şeyh ve mürşid ve cazibedar bir Nakşî evliyasından bir zat, dört ay mütemadiyen Risale-i Nur'un elli altmış şakirtleri içinde celbkârâne sohbet ettiği halde, yalnız birtek şakirdi
    muvakkaten kendine çekebildi. Mütebakisi, o cazibedar şeyhe karşı müstağni kaldılar. Risale-i Nur'un yüksek, kıymettar hizmet-i imaniyesi onlara kâfi olarak kanaat veriyordu.

    O şakirtlerin gayet keskin kalb ve basireti şöyle bir hakikati anlamış ki:

    Risale-i Nur'a hizmet ise, imanı kurtarıyor; tarikat ve şeyhlik ise, velayet mertebeleri kazandırıyor. Bir adamın imanını kurtarmak ise, on mümini velayet derecesine çıkarmaktan daha mühim ve daha sevaplıdır. Çünkü iman, saadet-i ebediyeyi kazandırdığı için bir mümine, küre-i arz kadar bir saltanat-ı bakiyeyi temin eder. Velayet ise, müminin Cennetini genişlettirir, parlattırır. Bir adamı sultan yapmak, on neferi paşa yapmaktan ne kadar yüksek ise, bir adamın imanını kurtarmak, on adamı velî yapmaktan daha sevaplı bir hizmettir.

    İşte bu dakik sırrı, senin Ispartalı kardeşlerin bir kısmının akılları görmese de umumunun keskin kalbleri görmüş ki, benim gibi biçare günahkâr bir adamın arkadaşlığını evliyalara, belki de eğer bulunsaydı müctehidlere dahi tercih ettiler.

    Bu hakikata binaen, bu şehre bir kutup, bir gavs-ı âzam gelse, "Seni on günde velayet derecesine çıkaracağım" dese, sen Risale-i Nur'u bırakıp onun yanına gitsen, Isparta kahramanlarına arkadaş olamazsın.

    Kastamonu Lâhikası
    Diğer taraftan, orientalist (Şarkiyatçı) Prof Dr. Hamid Algar ise yazdığı makaleler ile konuyu ele almış ve hatıranın çok geniş çevrelerce bilinmesine vesile olmuştur. Gelenek Yayınları, Algar’ın ilgili makalesinin içinde yer aldığı "Bediüzzaman ve Tasavvuf" adlı bir derlemeyi Türkiye’de neşretmiş bulunuyor...

    Ayrıca, Türkiye’de İnsan Yayınlarından basılan, Prof. Dr. Hamid Algar’ın “Nakşibendilik” isimli kitabı da hadiseyi nakleden eserlerdendir. Algar’ın kitabı “bir başvuru kaynağı veya bir klasik adayı” reklamıyla basılmıştır ama Tarikat-ı Aliye-i Nakşibendiyye hakkında ciddi ve çok sayıda hatalarla ve özensizliklerle dolu bir eserdir. Fakat konumuz Eskişehir Hapishanesinde neler olduğuna ilişkin… Kitabın eksikliklerine girmemiz konuyu uzatmak olacaktır. İşte Nakşibendilik Kitabının Türkiye baskısı, sf. 298’de Algar şunları söyler:


    “Türk Hükümeti'nden eziyet görmesi Bediüzzaman'ı diğer bir Nakşibendi şeyhi ile, Şerefeddin Dağıstani (v.1936) ile bir araya getirdi. Her ikisi de 1936'nın başlarında, bir grup talebelerinin eşliğinde, kendilerini Eskişehir'de mahpus buldular. Bediüzzaman'ın bağlıları, Şerafeddin efendinin bağlılarını, kendilerinin veya şeyhlerinin herhangi bir sorusuna karşı, Bediüzzaman'ın otoriter cevabına uymaya davet eder. Şerefeddin efendi, talebelerine teklife aldırmamalarını söyler, ancak Bediüzzaman'ın bağlıları ısrar edince, Şeyhin onlara şunu sordurduğunu ifade ederler: 'Niçin buraya geldik ve buradan nasıl ayrılacağız?' Bediüzzaman'ın talebeleriyle gönderdiği ilk cevabı kısa ve özlüdür: 'Makam-ı Yusuftayken (yani hapisteyken) sükutu tercih edelim, dışarı çıkınca tekrar konuşuruz.'

    Şerefeddin'e özel olarak iletilen daha ayrıntılı bir cevapta ise Bediüzzaman şöyle söyler: 'Biz, yolun sorumluluklarını seçkin bir bağlılar grubuna devretmek için buradayız; hapiste olmak bir talihsizlik değildir.' O aynı zamanda Şerefeddin'in bağlılarının sırayla ne zaman hapisten çıkacaklarını da önceden söyler ve altı ay içinde 'Ehlullahtan birinin' vefat edeceğini belirtir. Bu 'Ehlullah'ın Şerafeddin'in kendisi olduğu ortaya çıkmıştır. Bu anektottan, Bediüzzaman'ın Nakşibendi Şeyhi ile ortak bir kaderi paylaştığı duygusuna sahip olduğu, ancak şeyhle ve bağlılarıyla ilgili yanlışsız öngörülerde bulunmasına dayanarak, daha üst bir manevi mertebede yer aldığı sonucu çıkarılabilir".

    Yine aynı kitapta Nurcu Badıllı’dan da bir alıntı vardır. Vakit darlığından ayrıntılı okuyup yerini göremedim, Tarihçe-i Hayat isimli kitapta bunlar yer alıyor mu tespit edemedim… Fakat, sorularla risale-i nur Badıllının sözlerini şu şekilde doğrulamıştır: “Abdülkadir Badıllı abinin aktardığına göre ise: Şerefeddin Hazretleri dört ay boyunca devamlı olarak Bediüzzaman’ın talebelerini kendi halkasına katmaya çalışmış, ancak yalnız bir tanesinde muvaffak olmuştur..” Bakınız: Tıklayınız: sorularlarisaleinur

    İşte Algar, ilgili bahsin dipnotunda Badıllı’nın ifadelerine yer veriyor:


    “Eskişehir hapishanesindeki karşılaşmayla ilgili tamamen farklı bir rivayet, Bediüzzaman'ın bağlılarından Abdülkadir Badıllı tarafından aktarılmıştır. Ona göre, Şerefeddin Efendi dört ay boyunca devamlı olarak Bediüzzaman'ın talebelerini kendi halkasına katmaya çalışmış, ancak yalnız bir tanesinde muvaffak olmuştur. Her iki rivayet de Bediüzzaman'ın üstünlüğünü ortaya koyma eğilimindedir”
    Bu Hadiseyi Şeyh Şerafeddin efendi tarafı farklı anlatıyor. Onların anlattığına göre ortada adam çelmek filan yoktur.

    b- Eskişehir Hapishanesinde Yaşananlarla İlgili Olarak Şeyh Şerafeddin Efendi Tarafı Ne Diyor?

    Şeyh Şeraffedin Efendi tarafına geçmeden bağlantılı olduğu için en başında yazalım:

    Şeyh Şerafeddin Efendinin yakınlarıyla da görüşmüş olan Yalovalı Araştırmacı Yazar Arif Ekim, “Yalova Araştırmaları 1” kitabında yer alan makalesinde, yukarıdaki Algar ifadelerini aktardıktan sonra şöyle diyor:


    “Hamid Algar, açık söylemek gerekirse, bir defa okuduğunu ya yanlış anlamış ya da çarpıtmıştır. Mesela, Said-i Nursi'nin Şerafeddin Efendi'nin altı ay içinde öleceğini söylediği cümlesinde kaynak olarak gösterdiği Hasan Burkay, Said-i Nursi ile Şerafeddin Efendi'nin Eskişehir hapishanesinde kısa bir süre aynı dönemde bulunduğunu ifade ile, olayı çok farklı ifade etmekte ve Şeyh Şerafeddin'in kendisinin ölümünü önceden bilerek müritlerine bildirdiğini söylemektedir: Yani, bu önceden ölümü biliş menkıbesi, bizzat Şerafeddin Efendi'nin kendisine aittir ve Said-i Nursi ile alakası yoktur

    Hasan Burkay Hz., Meşayihten olup Şerafeddin Dağıstani’nin yakın talebesi ve halifesidir. Şerafeddin Efendiyle ilgili hatıraların kaynaklarından biridir. Bu hatıralarını yazdığı kitapları basılmıştır.

    Şimdi Şerafeddin Efendi tarafının ne söylediklerine odaklanabiliriz:


    “Menemen Hadisesi” sonrasındaki birkaç yıl içerisinde, ülkemizde hakim olan havanın tesiri ile hemen bütün tasavvuf büyüklerine yapılan takibat esnasında Şeyh Şerâfeddin Dağıstanî ve yakın bağlıları da soruşturmaya uğramış ve birkaç müridi ile birlikte Şeyh Şerâfeddin de Eskişehir cezaevinde gözetim altına alınmıştır. Yapılan mahkeme süreci esnasında yaşananların bir kısmı cezaevinde aynı koğuşta birlikte kaldıkları Konyalı maneviyat adamlarından; tasavvuf ehlinden merhum Ali Kemal Belviranlı’nın (vefatı: 2003) babası merhum İsmail Hakkı Belviranlı (vefatı:1969) kanalıyla günümüze intikal etmiştir.

    Bundan başka olarak, Şeyh Şerâfeddin ile Eskişehir cezaevi günlerinde görevi gereği tanışan ve cazibesine kendisini kaptırarak intisab eden ve 1994’de yaklaşık 100 yaşlarında vefat eden Yusuf Efendi adlı biri Eskişehir cezaevi günlerine ilişkin olarak aşağıdaki vakıayı anlatmış ve önemli tarihi ilişkilere işaret eden bu anılar kayıt altına alınmıştır:

    “Bir zamanlar Şeyh Şerâfeddin Eskişehir cezaevinde diğer bazı Nakşbendi şeyhleri ve İslam alimleri ile birlikte Menemen hadisesi ile ilgili olarak tutuklanmıştı. Ben de cezaevinde muhafız olarak görevliydim. Tutukluluk halindeki bir diğer önemli kişi ise ünlü Said Nursi idi. Şeyh Şerâfeddin Dağıstanî, halifesi Abdullah ve diğer bazı ileri gelen müridleri ile beraber tutuklanmıştı. Said Nursi de bazı yakın şakirdleri ile birlikteydi. Said Nursi, Şeyh Şerâfeddin’in de aynı hapishanede tutuklu olduğundan haberdar olunca şakirdlerini herhangi bir şeye ihtiyaçları olup olmadıklarını sormak ve yardımcı olabileceklerini teklif etmek üzere nezaketen Şeyh Efendi’ye yolladı. Şeyh Şerâfeddin, bu yardım teklifine ‘Teşekkür ederim, ancak biz ‘Hiç’iz ve ‘Hiç’in de hiçbir şeye ihtiyacı yoktur’ diye oldukça manidar bir cevab yolladı.

    Daha sonraki günlerde Said Nursi’nin şakirdleri, yine Şeyh Şerâfeddin’e gelmeğe ve bir ihtiyaçları olup olmadığını sormağa devam ettiler. O her defasında bu talebleri olumsuz olarak cevaplıyordu.

    Bir gün Şeyh Şerâfeddin, Said Nursi’nin şakirdlerine Said-i Nursi’ye ‘Neden burada tutukluyuz?’ diye sormalarını istedi. Said Nursi’nin şakirdleri gitti ve bu soruyu ilettiler. Said Nursi, bu soruyu ‘Biz Hz. Yusuf (a.s.)’ın derecesi olan ‘Suskunluk Orucu’ makamına ermek üzere bu medrese-i Yusûfîyye’deyiz’ diye cevapladı. Şeyh Şerâfeddin’in bu soruyu sorması ve Said Nursi’nin de bu cevabı vermesi aralarındaki tartışmaların sonu oldu.

    Ancak bu soru-cevap teatisi benim için çok kafa karıştırıcı oldu ve derinlemesine düşünmeğe başladım. Kendi gayretimle bu konunun içinden çıkamayınca bu defa ben Şeyh Şerâfeddin’e ‘Sizin ve bu diğer şeyhlerin burada bulunuşunuzun sırrı nedir?’ diye sordum. Cevaplaması için ısrarımın sonucunda diğer tutuklular ile bir araya geldikleri bir sırada Şeyh Efendi şunları söyledi: ‘Ben buraya sebepsiz yere tutuklanmış olan birçok kişiye manevi sırlar iletmek üzere gönderildim. Manevi desteğe ihtiyacı olan bu kişileri himmetle destekliyoruz. Allah beni buraya bu destek için gönderdi, çünkü bu kimseler buraya toplatılmıştı ve burada olmasa bir araya toplamam da zor bir şeydi. Sizinle vedalaşmak için buradayım, çünkü kısa bir süre sonra bu dünyadan göçeceğim. Sizin sırlarınızı size teslim edeceğim. Tutuklu olmamız, gerçekte bizim için tutsaklık değildir, çünkü daima ilahi varlıkta müstağrak haldeyiz ve biz buradan asla bir tutsak olarak etkilenmeyiz. Bir süre sonra, sizin hepiniz buradan çıkarılacaksınız ve önemli bir şahsın ölümünden sonra tekrar bir araya geleceksiniz

    Şeyh Efendi’yi dikkatli bir şekilde dinleyen diğer tutuklu ve mahkumlar arasında Said Nursi’nin şakirdleri de vardı ve bütün bunları işittiler. Yaklaşık 3 aylık tutukluluktan sonra Şeyh Şerâfeddin ve Said Nursi de dahil tutukluların çoğu serbest bırakıldılar.”

    Bununla birlikte, Eskişehir hapishanesinde Şeyh Şerafeddin Dağıstani ve Said Nursi arasında yaşananlar, 1995'de ABD'de basılmış Muhammed Hişam Kabbani’nin yazdığı “The Naqshbandi sufi way” adındaki bir kitap ile ayrıca dünya gündemine gelmiştir. Bu kitapta, yukarıdaki Yusuf Efendi hatırası ile beraber Eskişehir cezaevinde olanlar tamı tamına yer almaktadır. Bakınız: Kitabın kendisi hakkında bir sitenin reklamıdır: Tıklayınız Bu kitabın 343. ve 344. sayfalarında hatıra ayrıntılı bir şekilde yazılmıştır.

    Eskişehir Hapishanesinde yaşananlar ayrıca, Şerafeddin Efendinin Halifesi Hasan Burkay’ın “Hz. Muhammed (S.A.V.)'in Varisleri” kitabında da kayıtlıdır. Bkn: Şeyh Hacı Hasan Burkay, Hz. Muhammed (S.A.V.)'in Varisleri, Ankara; 1994, sayfa: 255-256

    “The Naqshbandi sufi way”de Yusuf Efendi olarak adı gecen kişinin Hasan Burkay'ın “Hz. Muhammed (S.A.V.)'in Varisleri” kitabında Gaffarzade Yusuf olarak yer aldığını belirtelim. Bu bilgilere hudaverdi.org sitesinden ulaşılabilir. Hudaverdi.org Hasan Burkay’ın bağlılarınca yayınlanan bir sitedir. İlgili hatıralar bu sitede de yazılmıştır.

    Söylendiğine göre Hasan Burkay kitabı hazırlarken Gaffarzade Yusuf ile bizzat görüşmüş. Yusuf Efendi cezaevinde mürid olarak bulunmuyor; orada bekçi-gardiyan muhafız gibi bir şey. Ancak Dağıstani'den o kadar etkilenmiş ki sonradan müridi oluyor.

    Ayrıca Araştırmacı Dr. Hayati Bice, “İşaret Taşları” ismini verdiği ayrıntılı bir kitabında “Şeyh Şerafedin Efendi” bölümünde bu hatırayı nakletmiştir. Bice’nin ifade ettiğine göre Eskişehir’de yaşananlar Ali Kemal Belviranlı’nın anlattıklarından yazıya dökülenlerdir. Tekrar edelim ki Ali Kemal Belviranlı, hadiseler cereyan ederken aynı hapishanede kalan ve olanlara şahid olan merhum İsmail Hakkı Belviranlı’nın oğludur. Bkn: Dr. Hayati Bice, İşaret Taşları, İnsan Yayınları, İstanbul-2006, sayfa: 257-258

    Bu arada hiçbir yerde yayınlanmayan bir hatıradan bahsedeceğiz:


    Eskişehir cezaevinde, sabahlara kadar mütemadiyen CELCELUTİYYE okuyarak uykularını kaybeden Said Nursi'ye Şeyh Şerafeddin Dağıstani'nin "Gidin söyleyin Said Molla'ya, bıraksın okumayı; yatsın uyusun; bu işin sonunda bir şey olmayacak! Bize haber verilmiştir " diye haber yolladığı, aynı cezaevinde bulunan bir diğer Nakşi mürşid-i kamilin öz oğlunun bizzatihi anlattığı bir hatıradır. Bir ahbabım aracılığıyla ikinci ağızdan olan bu hatıra bendenize de ulaşmıştır. Nitekim Tarihçey-i hayatta şu bilgi vardır: “Bediüzzaman ve talebeleri idam edilecek diye propagandalar yaptırarak”… Yani bu mahkeme neticesinde Said Nursi ve talebelerinin idam edileceği beklentisi ve söylentisi var idi.

  8. #8
    Vefakar Üye karuban - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Yaş
    50
    Mesajlar
    486

    Standart

    Eskişehir Hapishanesi Hadiselerinde Sonuç:

    Biraz uzun olduğu için özetin özetini yapmak gerekecek:

    Said Nursi tarafı Eskişehir’de yaşananları şöyle yansıtıyor: Şerafeddin Dağıstani Efendi, ara vermeden Said Nursi’nin talebelerini kendi halkasına katmaya çalışmış ama biri hariç başarılı olamamıştır. Bu da Risale-i Nur’un Tarikat-ı Muhammediyye’den üstün bir eser ve hizmet olduğuna kanıttır!

    Şerafeddin Efendi tarafı: Şeyh Şerafeddin Efendi, o hapiste toplanan alim, meşayıh ve salihlere bizzat destek olmak, ümidsizliğe düşmemeleri için hiçbir zarar görmeden hapisten kurtulacaklarını müjdelemek, kendi vefatından önce hapistekilere bir takım emanetleri ulaştırmak ve onlarla topluca vedalaşmak için orada bulunmuştur.

    Ayrıca, Şeyh Şerafeddin, devamlı olarak Said Nursi’nin talebelerini kendine bağlamak için uğraşmış değildir! Aksine uzun zaman talebeleri ve Said Nursi’yi geri çevirmiş, onlardan hiçbir istek ve beklentileri olmadığını söylemiştir.

    Görüldüğü gibi iki tarafın anlattıkları birbirine muvafık değildir. Nur tarafı, muhtemelen hadiseleri kendi anlamak istedikleri yönde yorumlamışlar ve risale mesleğinin ne kadar üstün olduğunu ispat etmek amacıyla hareket etmişlerdir.

    Hiçbir talebenin Şeyh efendiye kapılmaması ne Said Nursi’nin gücünü ve etkisini gösterir; ne de Şerafeddin efendinin amacına ve maneviyatına bir göstergedir. Nur camiası, anlamsız bir kıyasa ve ispatlamaya girişerek kendini zor durumda bırakmıştır.

    Bu tarz bir ispatlama, talebeler ve muhib nurcular açısından parlak görünebilir; ancak dışarıdan bakan bendeniz gibiler bu tarz bir ispatlamanın tam tersi bir hava verdiğini, olayın farklı yansıtılmasının güvenirliğe gölge düşürdüğünü görmekte zorlanmayacaklardır.


    (Bu arada bu mevzunun geçtiği bir sitede, istisnai Nurculardan bir kardeşimiz, Eskişehir’de denilerek anlatılanların Nurcularca yanlış anlaşıldığını vurgulayıp şu mesajı yazmıştır: “ehl-i risalenin bazı mevzuları şimdiye kadar hatalı anladıkları buna binaen başka cemaatlerle aramıza soğukluk girdiğini biliyoruz. Allah’ın izniyle bunlar zamanla düzeliyor ve düzelecektir. Ehl-i risale de üstadın ne demek istediğini tam anlayacaktır inşaallah.” Bu güzel yaklaşımı vermeden geçemedim. Tebrik ve takdir ediyorum)

  9. #9
    Ehil Üye nurhanali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    3.463

    Standart

    Karuban kardeş zamanında niye itiraz edilmemiş şimdi yazıyorlar hiiiç tesiri yok.
    Bize söylenen hatıralarda öyle denmiyor üstad kendi elbisesini yama yapan bir talebesini hapisten çıktıktan sonra tekrar tarikata döndü yada meyletti diye tanımamıştır.Daha çok hatıralar var.Hem o cazibedar şeyh hapisten çıkış tarihini dahi keramet ile demiş bizzat abilerden dinledik.Evet sadakte; hadise şahidenin iktibasında olduğu gibi olmuştur.
    Risale-i nur bir imtihan kitabıdır.
    Davasına sadık olmayan insanların başarı ihtimali yoktur.



  10. #10
    Ehil Üye nurhanali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    3.463

    Standart

    Bu konuyu çok güzel aydınlatan Altan Tan Beyin kaleminden bir hikaye: Dedemin dedesinin babası Hacı Hesene Bekro zamanında Midyat dağlarında zalim mi zalim, gaddar mı gaddar bir ağa varmış. Üstüne üstlük bir de Müslüman geçinirmiş . Bu zalim ağa zapt ettiği bunca bağ, bahçe, tarla yetmezmiş gibi komşu köyün, birkaç koyun ve keçisini otlatmak için kullandığı dere kenarındaki merayı da bostan yapmış kendine. Köylüler ne desin, boyun büküp eyvallah etmişler rezile. Malum Midyat'ta Süryani, Yezidi ye, Müslümanlar birlikte yaşarlar. Kız alıp verme hariç dostluk, arkadaşlık ve ticaret devam eder aralarında. Sıcak bir yaz günü susuzluktan bunalan, biri Müslüman, biri Süryani, biri de Yezidi üç arkadaş dere kenarına inmişler. Ellerini, yüzlerini yıkayıp kana kana su da içince biraz kendilerine gelir gibi olmuşlar. Üçü de güçlü kuvvetli aslan gibi delikanlılarmış.

    Gözleri ağanın bostanına takılmış. Sağa sola bakmışlar kimseyi görmemişler. Nasıl olsa dere Allah'ın deresi, bostan da köyün ortak merası, birkaç salatalık, bir iki kavun karpuz yesek ne olur deyip dalmışlar bostana. Müslüman Hasso kavuna, Süryani Gebro karpuza, Yezidi Carcuro da saldırmış hıyara. Daha ilk lokma ağızlarında iken kara vicdanlı Reşo ağa bitivermiş bostanın başında. Bir nara boğazında düğümlenmiş zalimin. Birkaç saniye zarfında birkaç bin tilki dolaşmış kafasında. Ulan demiş tam yalnız başına gelecek zamanı buldum. Her ne kadar aslan gibiysem de bu üç teres de zebellah gibi. Tek tek olsalar neyse ama üçüyle birden baş etmem zor. Bırakıp gitsem namımız beş paralık olacak, ne yapsam ne etsen diye düşünürken aniden bir şimşek çakmış kafasında. Atılmış ortaya, dönmüş Yezidi Carcuro'ya, "ulan dinsiz kitapsız demiş hele bu Hasso benim Müslüman kardeşim, dinimiz, kitabımız, Allah'ımız Peygamberimiz bir. Malımız, mülkümüz, canımız kanımız ortak. Gebro desen İsa efendimizin ümmetinden bir dürüst Ehli Kitap, hiç olmazsa dini kitabı belli, kestiği yenilir, kadınlarıyla evlenilir, sözüne güvenilir. Bunlara değil birkaç kavun, karpuz bütün bostan helal olsun. Ulan peki sana ne oluyor be hey dört kitabın dördüne de inanmaz, camisiz, kilisesiz, imansız. Sen nasıl benim mülküme destursuz girersin" demiş, girişmiş zavallıya. Hasso ile Gebro derin bir nefes çekip şükretmişler. Azıcık da hoşlarına gitmiş ağanın sözleri. Ağa kafa, göz, ağız, burun demeden Allah ne verdiyse yapıştırmış, komaya sokmuş gariban Carcuro'yu.

    Ağa Carcuro'yu halledince dönmüş Gebro'ya "ulan demiş biraz önce de söyledim. Hasso benim din kardeşim. Dinimiz, kanımız, malımız, canımız bir. Peki sen neyin nesi oluyorsun? Doğru düzgün bir adam olsan bir Allah'ı üçe çıkarmaz, İsa efendimizi Allah'ın oğlu yapmazdın. Bir Müslümanın malını nasıl yersin? Yedim seni namussuz" demiş patlatmış yumruğu. Eşşek sudan gelinceye kadar dövmüş, dil derman güç takat bırakmamış biçarede. Hasso iyice rahatlamış. "Hem canım, zalim malim de olsa, ağa ne de olsa Müslüman, insan kardeşi"nin kıymetini bilmeli, ötekilerin iflahını kesti bana bir şey yapmadı" demiş içinden. Gebro'nun da işini bitirdikten sonra sağa dönmüş Hasso'ya vay, vay, vay demiş. "Seni gidi vicdansız, hele bunlar biri Yezidi öbürü Hıristiyan. Din, iman, helal, haram bilmezler. Sen sözde Müslüman olacaksın, helali haramı bileceksin, benim malımı mülkümü muhafaza edeceksin. Kendin yetmezmişsin gibi bir de bu gâvurları takmışsın peşine. Bostanıma girersin ha! ulan ben seni gebertmeyeyim de kimi geberteyim. Seni telef etmeyeyim de kimi edeyim"; demiş çökmüş böğrüne.

    Gözünde fer, ağzında diş bırakmamış, kolunu kanadını kırmış, iflahını kesmiş Hasso'nun. Carcuro'dan da Gebro'dan da beter etmiş gariban Hasso'yu. Köylüler ertesi gün per perişan bulmuşlar üç arkadaşı. Yaralarını sarıp, su ekmek vermişler. Kim yaptı? Nasıl oldu? Ne oldu? Üçünüz birden nasıl böyle dayak yediniz, diye soranlara Hasso, "Yezidi'ye arka çıkacaktık, Yezidi'ye arka çıkacaktık, Yezidi'ye arka çıkacaktık", demiş de başka bir şey dememiş. Bugün bile Midyat'ta Tur-u Abidin köylerinde üç beş arkadaş birlikte yola çıktıklarında aksakallılar gençlere, Siz siz olun Yezidi'ye sahip olup, Yezidi'ye sahip olun, Yezidi'ye sahip, diye üç kez seslenirler."

    Evet. Hikaye her şeyi açıklıkla anlatıyor. Dünya da ve Türkiye'de Hak ve Özgürlüklerin kazanılması, geliştirilmesi, muhafazası "diğerinin" hak ve özgürlüklerini savunmak ve "başkasının" hak ve özgürlüğü için mücadele etmekten geçiyor. Bu gün gündemde Başörtüsü var, yarın anayasa da ki hak ve özgürlüklerimiz, ertesi gün başka bir konu olacak. Gelin hep beraber tüm "Yezidilere" sahip çıkalım. Onlara sahip çıkmanın bizin hak ve özgürlüklerimizin garantisi olduğunu unutmayalım. Evrensel hak ve değerler için günlük, aktüel değil ,gelin evrensel düşünelim.

    Uzm.Cemil PASLI
    cmpasli@gmail.com
    Risale-i nur bir imtihan kitabıdır.
    Davasına sadık olmayan insanların başarı ihtimali yoktur.



+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. İnsan Kendi Kaderini Kendi mi Belirler?
    By LeMaLaR in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 21.07.19, 10:37
  2. O halde o kafasız, kendi eliyle kendi evini yıkıyor.
    By fanidünya... in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03.12.14, 13:39
  3. Her Seferinde Besmele Çekmek Gerekiyor mu?
    By **merdümgiriz in forum Fıkıh
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 03.03.09, 20:48
  4. Acı Çekmek
    By NurTalebesi in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 29.07.08, 22:25
  5. Nazarları Risale-i Nur'a Çekmek İçin Hangi Konuyu Sunabilirim?
    By emrekars in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 26.05.08, 07:45

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0