+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 13

Konu: 24. Söz - 1.ve 2. Dallar

  1. #1
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart 24. Söz - 1.ve 2. Dallar

    Selamun Aleykum
    Risaletalim.com adresinde incelemeye çalıştığımız bir dersi inşallah yeni tefekkürlere gebe olabilmesi niyetiyle buradaki kardeşlerimizlede paylaşmak istiyoruz.

    Yirmi Dördüncü Söz


    Şu Söz "Beş Dal"dır. Dördüncü Dala dikkat et. Beşinci Dala yapış çık, meyvelerini kopar, al.

    " بِسْمِ اللَّهِ الرّحْمَنِ الرَّحِيمِ -Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.


    -اَللَّهُ لاَ اِلهَ اِلاَّ هُوَ لَهُ اْلاَسْمَاءُ الْحُسْنَى -O Allah ki, Ondan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. En güzel isimler Onundur. (Tâhâ Sûresi: 8.)

    Şu âyet-i celilenin şecere-i nurâniyesinin çok hakikatlarından bir hakikatının beş dalına işaret ederiz.

    Birinci Dal
    Nasılki bir sultanın kendi hükûmetinin dairelerinde ayrı ayrı ünvanları ve raiyetinin tabakalarında başka başka nâm ve vasıfları ve saltanatının mertebelerinde çeşit çeşit isim ve alâmetleri vardır. Meselâ: Adliye dairesinde «hâkim-i âdil»ve mülkiyede «sultan»ve askeriyede «kumandan-ı âzâm» ve ilmiyede «halife»Daha buna kıyasen sâir isim ve ünvanlarını bilsen anlarsın ki; birtek padişah, saltanatının dairelerinde ve tabaka-i hükûmet mertebelerinde bin isim ve ünvana sahib olabilir. Güya o hâkim, herbir dairede şahsiyet-i mâneviye haysiyetiyle ve telefonuyla mevcûd ve hâzırdır; bulunur ve bilir. Ve her tabakada kanunuyla, nizâmıyla, mümessiliyle meşhud ve nâzırdır, görünür, görür. Ve herbir mertebede perde arkasında, hükmüyle, ilmiyle, kuvvetiyle mutasarrıf ve basîrdir; idare eder, bakar.

    Öyle de:Ezel Ebed Sultanı olan Rabb-ül Âlemîn için, Rubûbiyetinin mertebelerinde ayrı ayrı, fakat birbirine bakar şe'n ve nâmları ve Uluhiyyetinin dairelerinde başka başka, fakat birbiri içinde görünür isim ve nişanları ve haşmet-nümâ icraatında ayrı ayrı, fakat birbirine benzer temessül ve cilveleri ve kudretinin tasarrufatında başka başka, fakat birbirini ihsas eder ünvanları var. Ve sıfatlarının tecelliyatında başka başka, fakat birbirini gösterir mukaddes zuhûratı var. Ve ef'alinin cilvelerinde çeşit çeşit, fakat birbirini ikmâl eder hikmetli tasarrufâtı var. Ve rengârenk san'atında ve mütenevvi' masnuatında çeşit çeşit, fakat birbirini temaşa eder haşmetli Rubûbiyeti vardır.

    Bununla beraber kâinatın herbir âleminde, herbir taifesinde, Esmâ-i Hüsnâdan bir ismin ünvanı tecelli eder. O isim o dairede hâkimdir. Başka isimler orada ona tâbidirler, belki onun zımnında bulunurlar.

    Hem mahlukatın herbir tabakasında az ve çok, küçük ve büyük, has ve âmm herbirisinde has bir tecelli, has bir Rububiyyet, has bir isimle cilvesi vardır. Yâni, o isim herşeye muhit ve âmm olduğu halde öyle bir kasd ve ehemmiyetle bir şeye teveccüh eder; güya o isim yalnız o şeye hastır.

    Hem bununla beraber Hâlık-ı Zülcelâl, herşeye yakın olduğu halde, yetmiş bine yakın nuranî perdeleri vardır. Meselâ: Sana tecelli eden Hâlık isminin mahlukıyetindeki cüz'î mertebesinden tut, tâ bütün kâinatın Hâlıkı olan mertebe-i kübrâ ve ünvan-ı âzama kadar ne kadar perdeler bulunduğunu kıyas edebilirsin.Demek bütün kâinatı arkada bırakmak şartıyla mahlûkıyetin kapısından Hâlık isminin müntehasına yetişirsin, daire-i sıfâta yanaşırsın.

    Mâdem, perdelerin birbirine temaşa eder pencereleri var. Ve isimler birbiri içinde görünüyor. Ve şuunat, bibirine bakar. Ve temessülât, birbiri içine girer. Ve ünvanlar, birbirini ihsas eder. Ve zuhurat, birbirine benzer. Ve tasarrufat, birbirine yardım edip itmam eder. Ve Rububiyyetin mütenevvi terbiyeleri, birbirine imdad edip muavenet eder. Elbette gerektir ki, Cenâb-ı Hakk'ı bir isimle, bir ünvan ile, bir Rububiyyetle ve hâkezâ.. tanısa, başka ünvanları, Rububiyyetleri, şe'nleri, içinde inkâr etmesin. Belki, herbir ismin cilvesinden sâir Esmâya intikal etmezse zarar eder. Meselâ: Kadîr ve Hâlık isminin eserini görse, Alîm ismini görmezse gaflet ve tabiat dalâletine düşebilir. Belki lâzım gelir ki, onun nazarı, daima karşısında هُوَ هُوَ اللهُ okusun, görsün. Onun kulağı herşeyden قُلْ هُوَ اللهُ اَحَدٌ dinlesin, işitsin. Onun lisanı لاَ اِلۤهَ اِلاَّ هُوَ بَرَابَرْ مِيزَنَدْ عَالَمْ desin, ilân etsin. İşte Kur'an-ı Mübin اَللَّهُ لاَ اِلۤهَ اِلاَّ هُوَ لَهُ اْلاَسْمَاءُ الْحُسْنَىُ fermanıyla, zikrettiğimiz hakikatlara işaret eder.

    Eğer o yüksek hakikatları yakından temaşa etmek istersen, git fırtınalı bir denizden, zelzeleli bir zeminden sor. «Ne diyorsunuz?»de. Elbette «Yâ Celil, Yâ Celil, Yâ Aziz, Yâ Cebbar»dediklerini işiteceksin. Sonra deniz içinde ve zemin yüzünde merhamet ve şefkatle terbiye edilen küçük hayvanattan ve yavrulardan sor. «Ne diyorsunuz?» de. Elbette «Ya Cemil, Ya Cemil, Ya Rahîm, Ya Rahîm» diyecekler (Hâşiye) . Semâyı dinle. Nasıl «Ya Celil-i Zülcemâl»diyor. Ve arza kulak ver. Nasıl «Ya Cemîl-i Zülcelâl»diyor. Ve hayvanlara dikkat et. Nasıl «Ya Rahmân, Ya Rezzâk» diyorlar. Bahardan sor. Bak nasıl «Ya Hannan, Ya Rahmân, Ya Rahîm, Ya Kerim, Ya Lâtif, Ya Atûf, Ya Mûsavvir, Ya Münevvir, Ya Muhsin, Ya Müzeyyin» gibi çok Esmâyı işiteceksin. Ve insan olan bir insandan sor. Bak nasıl bütün Esmâ-i Hüsnâyı okuyor ve cephesinde yazılı. Sen de dikkat etsen okuyabilirsin. Güya kâinat, azîm bir musika-i zikriyyedir. En küçük nağme, en gür nağamata karışmakla, haşmetli bir letafet veriyor. Ve hâkezâ kıyas et. Fakat çendan insan bütün esmâya mazhardır, fakat kâinatın tenevvüünü ve melâikenin ihtilâf-ı ibâdâtını intac eden tenevvü-ü esmâ, insanların dahi bir derece tenevvüüne sebeb olmuştur. Enbiyânın ayrı ayrı şeriatleri, evliyanın başka başka tarîkatları, Asfiyanın çeşit çeşit meşrebleri şu sırdan neş'et etmiştir. Meselâ: İsa Aleyhisselâm, sâir Esmâ ile beraber Kadîr ismi onda daha galibdir. Ehl-i aşkta Vedud ismi ve ehl-i tefekkürde Hakîm ismi daha ziyade hâkimdir.

    İşte nasıl eğer bir adam hem hoca, hem zabit, hem adliye kâtibi, hem mülkiye müfettişi olsa; onun herbir dairede birer nisbeti, birer vazifesi, birer hizmeti, birer maaşı, birer mes'uliyeti, birer terakkiyatı ve muvaffakıyetsizliğine sebeb birer düşman ve rakibleri oluyor. Ve padişaha karşı çok ünvanlarla görünüyor ve görür. Ve çok lisanlarla ondan meded ister. Ve âmirinin çok ünvanlarına müracaat eder. Ve düşmanların şerrinden kurtulmak için, muavenetini çok Sûretlerle taleb eder. Öyle de: Çok Esmâya mazhar ve çok vazifelerle mükellef ve çok düşmanlara mübtelâ olan insan, münacatında, istiâzesinde çok isimleri zikreder. Nasılki nev-i insanın medâr-ı fahri ve elhak en hakikî insan-ı kâmil olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, Cevşen-ül Kebir nâmındaki münacatında binbir ismiyle dua ediyor; ateşten istiaze ediyor.

    İşte şu sırdandır ki Sûre-i قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ مَلِكِ النَّاسِ اِلهِ النَّاسِ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ اْلخَناَّسِ de üç ünvan ile istiazeyi emrediyor ve بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ de üç ismiyle istianeyi gösteriyor.



    Haşiye: Hattâ bir gün kedilere baktım; yalnız yemeklerini yediler, oynadılar yattılar. Hatırıma geldi, "Nasıl bu vazifesiz canavarcıklara mübârek denilir?" Sonra gece yatmak için uzandım. Baktım, o kedilerden birisi geldi, yastığıma dayandı, ağzını kulağıma getirdi. Sarîh bir sûrette, "Yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Rahîm" diyerek, güyâ hatırıma gelen îtirazı ve tahkiri, tâifesi nâmına reddedip yüzüme çarptı. Aklıma geldi, "Acaba şu zikir bu ferde mi mahsustur, yoksa tâifesine mi âmmdır? Ve işitmek yalnız benim gibi haksız bir mûterize mi münhasırdır, yoksa herkes dikkat etse bir derece işitebilir mi?" Sonra sabahleyin başka kedileri dinledim. Çendan onun gibi sarîh değil, fakat mütefâvit derecede aynı zikri tekrar ediyorlar. Bidâyette hır hırları arkasında "Yâ Rahîm" fark edilir. Git gide hır hırları, mırmırları aynı "Yâ Rahîm" olur. Mahreçsiz, fasîh bir zikr-i hazin olur. Ağzını kapar, güzel "Yâ Rahîm" çeker. Yanına gelen ihvanlara hikâye ettim. Onlar dahi dikkat ettiler, "Bir derece işitiyoruz" dediler. Sonra kalbime geldi, "Acaba şu ismin vech-i tahsîsi nedir ve ne için insan şivesiyle zikrederler, hayvan lisâniyle etmiyorlar?" Kalbime geldi, şu hayvanlar çocuk gibi çok nazdar ve nâzik ve insana karışık bir arkadaş olduğundan, çok şefkat ve merhamete muhtaçtırlar. Okşandığı vakit hoşlarına giden taltifleri gördükleri zaman, o nimete bir hamd olarak, kelbin hilâfına olarak, esbâbı bırakıp yalnız kendi Hâlık-ı Rahîminin rahmetini kendi âleminde ilân ile, nevm-i gaflette olan insanları ikaz ve "Yâ Rahîm" nidâsıyla, kimden meded gelir ve kimden rahmet beklenir, esbâbperestlere ihtar ediyorlar.


    -----------------------------------------


    Bizim terakkimiz aynı zamanda bizim en büyük engelimiz olabilir.
    Terakkimiz ayniı zamanda bizi bloke eden , bize set olan bir berzah olarak da karşımıza çıkabilir. Kainat kapıları zahiren açık gözüksede hakikatte kapalıdır. Bizim su-i istimalimiz ve meyil ve yorumumuz açık olanı kapatır ve kapalıyı görünmez hale sokar . insanın himmet ve gayret eli ise ancak nazar-ı basiretinin ulaştığı şeye uzanabilir. Görünmeyen bir engel ise aşılamayaşının verdiği bir sıkışmışlık hissi harici kendini belli edemez.
    Hepimiz hususi alemimizde birşeyler isteriz.Kimimiz daha takvalı olmak kimimiz daha sabırlı yada daha ihlaslı kimimiz salih ameli ziyadeleştirmek kimimiz risaleleri daha iyi anlamak gibi ... Herkes aleminde gaye-i hedefine varmak ile meşguldür ve bunun için aktif - pasif mücadele eder.
    Fakat bazen bu istek ve gayret kapıyı açmadan içeridekine ulaşmakdan öte bir temenniden öteye geçemez.Yani üzerine çok yoğunlaştığımız halde hallenemediğimiz bazı manevi hedeflere ulaşmak , kapılarını açmak bundan da öte kapıları teşhis edebilmeye bağlı iken o gayet-ül gayeye öyle yoğunlaşırız ki değil kapıları açmak onları göremeyiz bile.
    yirmidördüncü sözün birinci dali bize evvela kapıları , setleri gösterir.Yazıları görünmeyen bir kağıda görünür maddeyi sürmekle ortaya çıkması gibi birinci dala tırmanan kişinin nazarına önceden varlıkarından haberi olmadığı o engeller çarpar .Ve işte o engellerin en birincisi olarak da beki kendi terakkisi olduğunu fark eder. Nasıl mı ?

    İnşallah devamı daha sonra ...

    Not : Risale-i Nur 'u bir anahtar olarak sembolize eder Üstad... Anahtar ne içindir ? Kapalı bir kapıyı onun ile açarsın. Vazifesi , kullanılarak hedefe varmamıza vesile olmasıdır.Ama sen anahtarı elinde sımsıkı tutar yada cebinde saklarsan hedefe varamayacağın gibi zamanla hedefi onu tutmaktan ibaret bile zannedebilirsin
    .

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  2. #2
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    Birinci ve ikinci dallara bir bütün halinde bakmamız icab ediyor çünkü her iki dal birbirine cevap veriyor , izah ediyor ve konuyu genişletip derinleştiriyor.
    Evvela her iki dal marifetullah nedir doğru anlamamızı sağlıyor.
    Burası mühim yani doğru anlaşılması ...
    Katiyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billâhtır. Ve insaniyetin en âli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billâh içindeki marifetullahtır. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir. Mektubat | Yirminci Mektup

    Marifetullah , içersinde muhabetullahı , o da içerisinde lezzet-i ruhaniyi barındırıyor.
    Dikkat etmek lazım muhabbetullah marifetten sonra gelen bir makam yada mertebe değil.Çünkü ' sonra ' , nihayeti, sonu ihsas eden bir ifade fakat marifet nihayetsiz bir okyanus olduğundan bitmesi ve sonrasında başka bir mertebenin başlaması diye bir şey söz konusu değil o yüzden marifet bir çanaksa hacmi kadar içerisinde muhabbeti barındırıyor diyebiliriz yani diğer bir ifade ile ne kadar marifetullah okadar muhabbetullah ilaahir.Öyle ise Allah ' a olan muhabbetini yetersiz gören kimse evvela hemen marifetini gözden geçirmeli.
    Üstad dan öğreniyoruz ki muhabetullah hayatımızda gerçek mutluluğun yegane kaynağı dır diğer bir ifadeyle gerçekten kendimizi mutlu hissetmiyorsak aslında sebebi muhabbetullah noktasında yetersizliğimiz dolayısıyla marifetteki noksaniyetimizdir.

    Peki marifetullah nedir.?
    İnsanın marifetullah kavramını doğru , eksiksiz anlayabilmesi için önce kendini kesinlikle tanıması lazım .
    Birinci dalda ki şu ifadeler bize insanı çok güzel tanıtıyor :
    " nasıl eğer bir adam hem hoca, hem zabit, hem adliye kâtibi, hem mülkiye müfettişi olsa; onun herbir dairede birer nisbeti, birer vazifesi, birer hizmeti, birer maaşı, birer mes'uliyeti, birer terakkiyatı ve muvaffakıyetsizliğine sebeb birer düşman ve rakibleri oluyor."
    insanın camiyet-i fıtrat ve halife-i arz olması, onu, vazife , nisbet, hizmet gibi konumlarda da külliyetle muvazzaf kılmış. Yani Sadece zabit yada mülkiye müfettişi değil insanın herbir dairede bir vazifesi var dolayısıyla vazifeli olduğu tüm dairelerde tecelli eden tüm isimlere muhataptır .
    Pratik bir dil ile ifade etmek gerekirse ne kadar esma var o kadar daire var , ne kadar daire var insanın da okadar vazifesi , hizmeti var dolayısıyla o kadar esma ya muhatabiyeti var.Demek ki insan yalnız bir isim bir sıfatta değil her bir ismi görebilmesi ve terakki etmesi lazım.
    Tam bu noktada şu uyarıya kulak verelim : " Elbette gerektir ki, Cenâb-ı Hakk'ı bir isimle, bir ünvan ile, bir Rububiyyetle ve hâkezâ.. tanısa, başka ünvanları, Rububiyyetleri, şe'nleri, içinde inkâr etmesin. Belki, her bir ismin cilvesinden sâir esmâya intikal etmezse, zarar eder. ". Demek marifetullah kavramının bam teli , tüm esmayı okuyabiliyor olmaktır.Allah ' ı tüm esması ile tanımaya çalışmaktır.Mesela sadece hakim isminde terakki eden bir kimse hadiselerde hemen hikmet taraması yapar.Kendiside kolay kolay abes iş yapmaz.Başına gelen bir hadisede mesela menfi bir olayda Hakim ismi ile müteselli olur '' muhakkak bir hikmeti vardır " der fakat Allah beni sevdiği için bu musibeti gönderdi cümlesini ( ki bu vedud ismini okuyabilmektir ) hikmette olduğu gibi teslimiyetle değil belki taklidane dile getirir fakat kalbi hakiki mutmainliği hikmet noktasında zaten bulmuştur. İşin en can alıcı noktası hakim isminde terakki eden bir kimsenin kendisini marifetullah ta terakki ediyor zannetmesi.Dolayısıyla marifette bukadar terakki ettiği halde ( ! ) neden kalbinde muhabbetullahı cılız bir alev şeklinde hissediyor ? Cevap basit çünkü Rabb-ül alemin olan Allah ( c.c ) tanımıyor , sadece Hakim bir Rab ile tanışıklığı mevcud . Siz sadece birini güzel olduğu için yada sadece cömert olduğu için nekadar sevebilirsiniz ? Tek yönünü bildiğimiz kişi için zaten sosyal hayatta '' tanıyorum '' ifadesini kullanmayız.

    Peki Allah ' ı yalnız bir ismi ile tanısak bize ne zararı olacak ki diye sorulsa ?
    " Meselâ: Kadîr ve Hâlık isminin eserini görse, Alîm ismini görmezse, gaflet ve tabiat dal düşebilir Belki, herbir ismin cilvesinden sâir Esmâya intikal etmezse zarar eder." Demek ki her bir ismin eksikliği yada boşluğu bir tür dalalet yada gaflet ile doluyor. Mesela Kuddus ismini okuyamamak , görememek bizim nezafetsizliğimizi netice veriyor gibi...

    İnşallah tefekkürlere devam ...

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  3. #3
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    `İşte nasıl eğer bir adam hem hoca, hem zabit, hem adliye kâtibi, hem mülkiye müfettişi olsa; onun herbir dairede birer nisbeti, birer vazifesi, birer hizmeti, birer maaşı, birer mes'uliyeti, birer terakkiyatı ve muvaffakıyetsizliğine sebeb birer düşman ve rakibleri oluyor. Ve padişaha karşı çok ünvanlarla görünüyor ve görür. Ve çok lisanlarla ondan meded ister. Ve âmirinin çok ünvanlarına müracaat eder. Ve düşmanların şerrinden kurtulmak için, muavenetini çok Sûretlerle taleb eder. Öyle de: Çok Esmâya mazhar ve çok vazifelerle mükellef ve çok düşmanlara mübtelâ olan insan, münacatında, istiâzesinde çok isimleri zikreder. Nasılki nev-i insanın medâr-ı fahri ve elhak en hakikî insan-ı kâmil olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, Cevşen-ül Kebir nâmındaki münacatında binbir ismiyle dua ediyor; ateşten istiaze ediyor.

    İşte şu sırdandır ki Sûre-i قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ مَلِكِ النَّاسِ اِلهِ النَّاسِ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ اْلخَناَّسِ de üç ünvan ile istiazeyi emrediyor ve بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ de üç ismiyle istianeyi gösteriyor.`



    Yukarıda ki dersle devam edelim inş.
    İnsanın her bir dairede ( daire derken esmanın tecelli ile o esmanın cilvesine haiz her türlü vücud dairesi )
    1. birer nisbei
    2.birer vazifesi
    3.birer hizmeti
    4.birer maaşı
    5.birer mesuliyeti
    6.birer terakkiyatı
    7muvaffakiyetsizliğine sebep birer düşmanı
    8. rakibi oluyor.

    Bu maddeler açıkça görüldüğü gibi birbirleri ile tam bir uyum içerisinde.Hepsini bir araya topladığımımızda yada bir bütün halinde baktığımızda insana bir yol haritası gibi görünüyor.
    Biraz yakından bakalım ;
    İnsanın herbir dairede vazifesi olması onun o dairelerde mevcudiyetini netice verir ki buda '' padişaha karşı çok ünvanlarla görünür '' hakikatinin doğurur. Ordaysanız gözükürsünüz.Ve görünmek ise - 24. mektupda ve 11. sözde rastladığımız sırr-ı hilkati alemin en üst sebebi olan nazar-ı dekaik-i aşinasıyla bizzat kendisinin görmek istemesi illeti ile tam bir paralellik içerisinde - yani Rahman ' a görünmek olan yaratılışından matlub olan semereyi netice verir
    '' padişaha karşı çok ünvanlarla görünür ve görür '' kısmının ikinci bölümü ise yaratılışından beklenen ikinci en büyük gaye olan görmek -ilmelyakin, aynel yakin hakkal yakin mertebelere cami - tahakkuk eder.

    Ebede giden caddenin kendi şeridine düşen kısmında ,insanın hedefine varmasında ona engel olaran herşeyi düşman olarak nitelendirebiliriz. Tabi ki işin melekuti boyutunda onlar aslında kendi vazifelerini yapmak zorunda olan bizim terakki zenbereklerimiz , fakar zahirde düşmanımız desek yalnış olmaz. Evet terakkiyatın olduğu yerde engel, düşman rakip olmazsa olmaz . En basitinden bir odanın dağınıklık halinden düzenli şekle terakkiyatı için bile tenbellik gibi bir düşmandan söz edebiliyorsak varın düşman ve engel kavramının genişliğini siz düşünün.Peki insan bu düşmanlara karşı mezkur esma dairelerinde nasıl mertebe kat edecek? Basit bir örnek yeryüzünün en kıymetli paha biçilmez bir cevheri , elması tek bir güvenlik şifresi tarafından korunan bir kasada ulu orta bırakılır mı ?
    En azından izlediğimiz tüm james bond filmleri sağolsun kıymetli mücevherlerin onlarca sıkı güvenlik sistemleri tafasından düşmanların saldırızına karşı nasıl korunduğunu biliyoruz.Evet kainatın en kıymetli pırlantası olan esmayı (umum esmayı) , bünyesinde saklayan bir kılıf hükmünde olan insanın koruma kalkanı ise yine o esmalardır.Tek bir isme olan odaklanma yada görebilme kabileti ile yetersiz ve zayıf kalırsın. Sen mahiyetin itibariyle adeta zırhlı araçlar gibi dört bir yönden isimler kalkanı ile muhafaza olmalısın ki o cevherler kömüre kalbolmasın.Yani yalnz Alim ismini iyi okuyup tartıştığın kimseyi iyi tahlil edebiliyor olman fkat sabur ismi ile ona tahammül edemen ve rahim ismi ile onun iyiliği için ona acımadan ve bunların olması için ise vedud ismi ile karşındakini gerçekten sevmeden sana ahiretin ve dünyan için yeterli olmayacaktır.En basitinden Efendimizin ( a.s.m) nefret ettiği üç şeyden biri olan laf kavgasından seni uzak kılmak için yetersiz kalacaktır.İşte muvaffakiyetsizliğine en büyük sebep ola ve enaniyete üfleyen o şeytana karşı gerekli esmalarla kendini muhafaza etmelisin.
    Çok ünvanlarla O ' nu görebiliyor olman çok suretlerle O ' ndan yardım isteyebilmeni çok farklı hadise , insan ve musibetlerde sana o düşman ve diğerere karşı avantaj sağlar.

    Peki nasıl olacak ?
    Onlarca esma ile nasıl irtibat kurabilriz ?
    Bir iki isimden öteye nasıl geçip okuyabiliriz ?

    Biraz düşünelim devamı sonra inş...

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  4. #4
    Yasaklı Üye İbrahim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    37
    Mesajlar
    743

    Standart

    Alıntı gulsah Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Tam bu noktada şu uyarıya kulak verelim : " Elbette gerektir ki, Cenâb-ı Hakk'ı bir isimle, bir ünvan ile, bir Rububiyyetle ve hâkezâ.. tanısa, başka ünvanları, Rububiyyetleri, şe'nleri, içinde inkâr etmesin. Belki, her bir ismin cilvesinden sâir esmâya intikal etmezse, zarar eder. ". Demek marifetullah kavramının bam teli , tüm esmayı okuyabiliyor olmaktır.Allah ' ı tüm esması ile tanımaya çalışmaktır.Mesela sadece hakim isminde terakki eden bir kimse hadiselerde hemen hikmet taraması yapar.Kendiside kolay kolay abes iş yapmaz.Başına gelen bir hadisede mesela menfi bir olayda Hakim ismi ile müteselli olur '' muhakkak bir hikmeti vardır " der...

    Peki Allah ' ı yalnız bir ismi ile tanısak bize ne zararı olacak ki diye sorulsa ?
    " Meselâ: Kadîr ve Hâlık isminin eserini görse, Alîm ismini görmezse, gaflet ve tabiat dal düşebilir Belki, herbir ismin cilvesinden sâir Esmâya intikal etmezse zarar eder." Demek ki her bir ismin eksikliği yada boşluğu bir tür dalalet yada gaflet ile doluyor. Mesela Kuddus ismini okuyamamak , görememek bizim nezafetsizliğimizi netice veriyor gibi...

    İnşallah tefekkürlere devam ...[/SIZE]
    tam bu noktada hem pratiğe dökülmüş güzel bir örnek hem de bir ders i hakikat olarak şu parça aktarılabilir ......... " Evet bu zamanda siyaset, kalbleri ifsad eder ve asabî ruhları azab içinde bırakır. Selâmet-i kalb ve istirahat-ı ruh isteyen adam, siyaseti bırakmalı. Evet, şimdi küre-i arzda herkes ya kalben, ya ruhen, ya aklen, ya bedenen gelen musibetten hissedardır, azab çekiyor, perişandır. Bilhassa ehl-i dalalet ve ehl-i gaflet, rahmet-i umumiye-i İlahiyeden ve hikmet-i tâmme-i Sübhaniyeden habersiz olduğundan, nev-i beşere rikkat-i cinsiye, alâkadarlık cihetiyle kendi eleminden başka nev-i beşerin şimdiki elîm ve dehşetli elemleriyle dahi müteellim olup azab çekiyor. Çünki lüzumsuz ve malayani bir surette vazife-i hakikiyelerini ve elzem işlerini bırakıp âfâkî ve siyasî boğuşmalara ve kâinatın hâdisatına merak ile dinleyerek, karışarak ruhlarını sersem ve akıllarını geveze etmişler. Ve bilerek kendi zararına fiilen rıza göstermek cihetinde, zarara razı olana şefkat edilmez manasındaki
    الراضى بالضرر لا ينظر له
    kaide-i esasiyesiyle şefkat hakkını ve merhamet liyakatını kendilerinden selbetmişler. Onlara acınmayacak ve şefkat edilmez. Ve lüzumsuz başlarına bela getirirler.
    Ben tahmin ediyorum ki: Bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında, selâmet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran, yalnız hakikî ehl-i iman ve ehl-i tevekkül ve rızadır. Bunların içinde de en ziyade kendini kurtaranlar, Risale-i Nur'un dairesine sadakatla girenlerdir.
    Çünki bunlar, Risale-i Nur'dan aldıkları iman-ı tahkikî derslerinin nuruyla ve gözüyle, herşeyde rahmet-i İlahiyenin izini, özünü, yüzünü görüp, her şeyde kemal-i hikmetini, cemal-i adaletini müşahede ettiklerinden kemal-i teslimiyet ve rıza ile, rububiyet-i İlahiyenin icraatından olan musibetlere karşı teslimiyetle, gülerek karşılıyorlar, rıza gösteriyorlar. Ve merhamet-i İlahiyeden daha ileri şefkatlerini sürmüyorlar ki, elem ve azab çeksinler. İşte buna binaen, değil yalnız hayat-ı uhreviyenin, belki dünyadaki hayatın dahi saadet ve lezzetini isteyenler, -hadsiz tecrübelerle- Çünki bunlar, Risale-i Nur'dan aldıkları iman-ı tahkikî derslerinin nuruyla ve gözüyle, herşeyde rahmet-i İlahiyenin izini, özünü, yüzünü görüp, her şeyde kemal-i hikmetini, cemal-i adaletini müşahede ettiklerinden kemal-i teslimiyet ve rıza ile, rububiyet-i İlahiyenin icraatından olan musibetlere karşı teslimiyetle, gülerek karşılıyorlar, rıza gösteriyorlar. Ve merhamet-i İlahiyeden daha ileri şefkatlerini sürmüyorlar ki, elem ve azab çeksinler. İşte buna binaen, değil yalnız hayat-ı uhreviyenin, belki dünyadaki hayatın dahi saadet ve lezzetini isteyenler, -hadsiz tecrübelerle- Risale-i Nur'un imanî ve Kur'anî derslerinde bulabilirler ve buluyorlar."

  5. #5
    Yasaklı Üye İbrahim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    37
    Mesajlar
    743

    Standart

    Marifetullah ın meyvesi işte burası
    Alıntı İbrahim Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bunların içinde de en ziyade kendini kurtaranlar, Risale-i Nur'un dairesine sadakatla girenlerdir.
    Çünki bunlar, Risale-i Nur'dan aldıkları iman-ı tahkikî derslerinin nuruyla ve gözüyle, herşeyde rahmet-i İlahiyenin izini, özünü, yüzünü görüp, her şeyde kemal-i hikmetini, cemal-i adaletini müşahede ettiklerinden kemal-i teslimiyet ve rıza ile, rububiyet-i İlahiyenin icraatından olan musibetlere karşı teslimiyetle, gülerek karşılıyorlar, rıza gösteriyorlar. Ve merhamet-i İlahiyeden daha ileri şefkatlerini sürmüyorlar ki, elem ve azab çeksinler.

  6. #6
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    İbrahim kardeş maşallah tam onikiden vurmuşsunuz , reşha modelini çizdiniz.

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  7. #7
    Yasaklı Üye İbrahim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    37
    Mesajlar
    743

    Standart

    Alıntı gulsah Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    İbrahim kardeş maşallah tam onikiden vurmuşsunuz , reşha modelini çizdiniz.
    Allah razı olsun.. Ders insaallah ikinci dala kadar uzar da reşha nedir kimdir onuda öğreniriz...

  8. #8
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    İnşallah abi , biraz yavaş gidelim dedik çünkü hazım isteyen mevzular .

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  9. #9
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    Cenâb-ı Hakk'ın Vâcib-ül Vücud ve Mevcud ve Vâhid ve Ehad isimlerinin hakikî cilveleri ve daireleri var. Belki âyineleri, daireleri hakikî olmazsa; hayalî, ademî dahi olsa, onlara zarar etmez. Belki vücud-u hakikînin âyinesinde vücud rengi olmazsa, daha ziyade safî ve parlak olur. Fakat Rahmân, Rezzâk, Kahhâr, Cebbâr, Hallâk gibi isimleri ise, tecellileri hakikî olmuyor, itibarî oluyor. Halbuki o esmalar, Mevcud ismi gibi hakikattırlar, gölge olamazlar; aslîdirler, tebeî olamazlar.

    İşte Sahabe ve Asfiya-i Müçtehidîn ve Eimme-i Ehl-i Beyt, - Eşyanın hakikatleri kesin olarak vardır. -2- derler ki, Cenâb-ı Hakk'ın bütün esmasıyla hakikî bir surette tecelliyatı var. Bütün eşyanın, Onun icadıyla bir vücud-u ârızîsi vardır. Ve o vücud çendan Vâcib-ül Vücud'un vücuduna nisbeten gayet zaîf ve kararsız bir zıll, bir gölgedir; fakat hayal değil, vehim değildir. Cenâb-ı Hak, Hallak ismiyle vücud veriyor ve o vücudu idame ediyor.Mektubat | On Sekizinci Mektup )



    -------------------------------


    Onlarca , yüzlerce , binlerce isim ve bir okadar da cilveye , renge haiz esma bahçesinden mahdut bazı çiçeklerin bir iki rengini koklayabilmiş vahdetül vücud meşreb sahiplerinin ellerinde ki çiçekleri koklimaktan ve belki de o kokunun tesirinin verdiği aşk sarhoşluğundan sair esmaya intikal edemeyişleri onlara ne kadar nakıse vurmuş öğrendik.
    O yüzden '' Peki nasıl olacak '' diye sorduk ?
    Kalıpları nasıl kırabiliriz ?
    Kendileştirmeden Rabbani mektupları nasıl okuyabiliriz ?
    Dedik , dedik ama bazı cevaplar o kadar kıymetlidir ki uzun ve sancılı bir sual devresi yaşanmasını gerektirir. Bu noktada süreyi yaşayanlar cevapları da yaşamaya hak kazanırken yalnız soruyu merak edip soranlar ise cevapları okumakla idare etmek zorundadırlar.
    Allah ( c.c. ) hepimize hayırlı sualler sormayı ve hayırlı cevaplar yaşamayı nasib etsin.

    -------------------------------------------
    -------------------------------------------

    Kaldığımız yerden devam edersek :

    " Öyle de: Çok Esmâya mazhar ve çok vazifelerle mükellef ve çok düşmanlara mübtelâ olan insan, münacatında, istiâzesinde çok isimleri zikreder. Nasılki nev-i insanın medâr-ı fahri ve elhak en hakikî insan-ı kâmil olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, Cevşen-ül Kebir nâmındaki münacatında binbir ismiyle dua ediyor; ateşten istiaze ediyor.

    İşte şu sırdandır ki Sûre-i قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ مَلِكِ النَّاسِ اِلهِ النَّاسِ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ اْلخَناَّسِ de üç ünvan ile istiazeyi emrediyor ve بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ de üç ismiyle istianeyi gösteriyor.` "


    -------------

    1. ) Üstad İnsanın mahiyetini anlattı sonra bu manada rehberimiz olmaya en layık ismi zikretti...
    Hz. Muhammed ( a.s.m) ...
    O , şu alem sergisinde her bir ismin azam mertebeki keyfiyetini seyredebileceğimiz mütecessim bir levha-i esma'ül hüsna ' dır.
    Allah ( c.c ) görülmeyen bilinen , Hz. Muhammed ( a.s.m) görünen bilinmeyen...
    Allah ( c.c ) ' hazretleri , bilinemeyeceği ile bilinilmiş ama Hz. Muhammed bildik zannedilen bir gaybi muamma ...

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  10. #10
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    Gayemiz olan Marifetullah yolculuğunda , rehberimiz şu noktadan sonra Hz. Muhammed (a.s.m ) olacak.
    Neden O (a.s.m) ?
    Çünkü " Hem mahiyetinin câmiiyetiyle bütün esmâ-i İlâhiyeye bir mazhar-ı etemm olmuştur.Yirmi Dördüncü Mektup "
    Bu sebepten Habibullah ünvanını tek O alabilmiştir.." Elbette bunun için denilebilir ki, Cemîl-i Zülcelâl, kendi cemâlini sevmesiyle, o cemâlin en mükemmel âyine-i zîşuuru olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmı sever" Yirmi Dördüncü Mektup.
    Dikkat herhangi bir isim , Rabb yada Rahman değil Allah ' ın habibi olmuş . Aradaki fark ise herkesin Rabbi kullarını sever fakat bende habibullahım diyemezsin çünkü Allah ismi tüm esma ve sıfata camidir . " ... âyine-i kalbe uzanan bir nisbet-i Rabbâniye ile bir tezâhürdür ki; herkes istidadına ve tayy-ı merâtibde seyr ü sülûkuna esmâ ve sıfâtın tecelliyâtına nisbeten cüz'î ve küllî o Şems-i Ezelînin nuruna ve sohbetine ve münâcâtına mazhariyeti var. Gâlib-i esmâ ve sıfâtın zılâlinde giden velâyetlerin derecâtı bu kısımdan ileri gelir.Otuz Birinci Söz


    Şimdi elinde bir cep aynası var yalnız vücudunun bir bölümünü belki sadece yüzünü gösterebilir ve o ayna da çatlaklar var yüzünü olduğu gibide yansıtamıyor birde evinde üç boyutlu parlak bir boy aynası var hangisini daha çok seversin. Aslında aynanın mahiyeti nedir ki cam niye sevilsin . Ama aynasız ev olmuyor aynasız dışarı çıkmıyor hanımlar.Görmek istiyorlar kendilerini.
    Hz. Muhammed ( a.s.m) elimizde ki bu manada tek rehber bir ikincisi yok . Bir insan olarak bizler yine bir insan olan onun izini sürmeden O nun vardığı hedefe yaklaşamayız .

    Hz. Muhammed ' i ( a.s.m) ise yirmidördüncü söz ikinci dalda ki reşha sembolünün yardımı ile takip edeceğiz inş. Reşha mesleğini inceledikçe göreecğiz ki bütün risale-i nur külliyatı reşha model insan yetiştirmek için telif edilmiş , baştan aşağıya reşha modelinin dnasının kodlarıdır. Risale-i Nur zahiren bakıldığında bu zamanda ihtiyaç duyulan konuların işlendiği bir eser gibi duruyor değil mi ? Bu kadar basit değil aslında inşallah reşha model bireyin tesisi için özellikle nasıl sistemlendiğini görebiliriz. Puzzle gibi düşün , parça parça eklersin sonra bir resim ortaya çıkar işte birinci sözden başla tüm parçalar birleştiğinde ortaya reşha modeli çıkıyor. "Birinci dal şimdilik burada bitti ileride cevşen ksımı için tekrar dönüş yapacağiz inş
    Şimdi ikinci dal' a geçmeye çalışalım.


    Not : 24. sözün 2. dalı reşhayı anlatır . Marifetullahtır
    24. mektubun 2. nüktesi Hz. Muhammed ( a.s.m ) ' in habibullah oluşunun hikmetini anlatır. Muhabbetullahtır.


    Nasıl olabilir diye sormuştuk hani. Nasıl bizdeki galip isim yada isimlerden diğerlerine intikal ederiz ?
    Evvela neden olmuyor bunu öğrenmek lazım . Bakalım nedenmiş ?

    " insan, çendan bütün esmâya mazhar ve bütün kemâlâta müstaiddir; lâkin,
    1. iktidarı cüzî,
    2.ihtiyârı cüzî,
    3.istidadı muhtelif,
    4. arzuları mütefâvit olduğu halde,
    5. binler perdeler, berzahlar içinde hakikati taharrî eder. Onun için, hakikatin keşfinde ve hakkın şuhudunda berzahlar ortaya düşüyor. Bâzılar berzahtan geçemiyorlar.
    6.Kabiliyetler başka başka oluyor. Bâzıların kabiliyeti bâzı erkân-ı imâniyenin inkişafına menşe' olamıyor..." Sözler | Yirmi Dördüncü Söz

    ---

    İktidar ve ihtiyarımızın cüz'i oluşları tüm esmaya mazhariyeti sınırlıyor . Öyle ise bu iş yani tam bir ayinedarlık iktidar ve ihtiyar ile olacak iş değil. Mevcud iktidar ve ihtiyar ile mertebe kat edersin ama gayemiz reşha olmak o yüzden bizdeki o ciüz'i iktidar ve ihtiyardan beklentimiz olmamalı , onlardan dahi geçmeliyiz.
    İstidatlar çeşit çeşit oluyor bu istidatlar ve kişinin arzuları onu bazı esmaya yönlendiriyor.
    Berzahlar engel oluyor. Öyle ise berzaha girmemek lazım . Berzahsız yol var mı ?
    Kabiliyetler inkişafa menşe olamıyor diyor fakat kabiliyet ortaya çıkmış hali yoksa istidadımız var fakat ortaya çıkan kabiliyetler yetmiyor.Yani benim istidadım yok diyemiyoruz çünkü kabiliyetle aynı şey değil.

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0