+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 7 ve 7

Konu: 16.Söz 1.Şua

  1. #1
    Dost mansur61 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesajlar
    16

    Standart 16.Söz 1.Şua

    arkadaşlar 16.söz 1.şuayı mütaala edebilir miyiz?

  2. #2
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    1- Bir şeyin olmasını murad ettiği zaman, Onun işi sadece "Ol" demektir; o da oluverir. � Şânı ne yücedir Onun ki, herşeyin hüküm ve tasarrufu elindedir. Siz de Ona döneceksiniz. (Yâsin Sûresi: 82-83.)

    Yukarıdaki ayet-i kerimenin nurunun ilk şuası dile getirilmiş.



    Mezkur ayet-i kerime ;
    1. Ehadiyet-i Zât-ı İlâhiye ile külliyet-i ef'âli
    2. vahdet-i şahsiyesiyle muînsiz umumiyet-i Rubûbiyeti
    3. Ferdâniyeti ile şeriksiz şümûl-ü tasarrufâtı
    4. mekândan münezzehiyetiyle her yerde hâzır bulunması
    5. nihayetsiz ulviyetiyle her şeye yakın olması
    6. birliği ile her işi bizzat elinde tutması,
    gibi hakaik-i kuraniyeyi cem etmiştir. Birbirleri ile zahiren tenakuz halinde yada muhal gibi gözüken bu hakikatler yani soyut manalar somut bazı misallerle yaklaştırılmaya çalışılmış. Bilinmeyeni bilinen ile anlatmak...

    "Birtek zât, muhtelif merâyâ vâsıtasıyla külliyet kesb eder. Cüz'î-yi hakiki iken, umumi şuûnâta mâlik bir küllî hükmüne geçer. "

    Somut öğe '' ayna '' . Ayna dolu bir odaya girsek heryer bizim yansımamız neticesinde bizle dolar.Bir tek ' ben ' aynı zamanda sağ duvarda aynı zamanda sol duvarda vehakeza aynalar adedince pek çok yerde bulunurum.

    " Meselâ, şems bir cüz'î-yi müşahhas iken, eşyâ-i şeffâfe vâsıtasıyla, öyle küllî hükmüne geçer ki, rûy-i zemini timsâlleriyle, akisleriyle dolduruyor; hattâ katarât ve parlak zerrât adedince cilveleri bulunuyor. "

    Somut öğe 'güneş ' .Mesela semada ki bir tek güneş , güneş ışığını kırmayan , aksini , cilvesini (ısı-ışık-renk) kendinde yerleştirebilen kısacası şeffaf olan ( kesif değil şeffaf olmalı çünkü kesif madde ışığı kırar güneşin sadece bir yönünü yansıtır.Çiçek şeffaf değildir kesiftir ışığı kırar sadece rengini yansıtır) bir eşyaya tecelli etse her yerde yani şeffaf eşya adedince yer yüzü güneşcikler ile dolar.Yani semada bir tek olmakla birlikte yer yüzünde külliyet kesbetti.

    " Güneşin harareti ve ziyâsı ve ziyânın içinde olan yedi renkli elvân-ı seb'ası, herbirisi, mukabilindeki eşyaya muhît, âmm ve şâmil oldukları halde; herbir şeffaf şey dahi güneşin timsâliyle beraber harareti, hem ziyâyı, hem elvân-ı seb'ayı gözbebeğinde saklıyor ve sâfî kalbini ona bir taht yapıyor."

    Güneşin mukabilindeki eşyaya muhit olması önemli yani ondan birşey gizlenemiyor herşeyi kuşatmış ve hareret -ziya-elvan-ı seb'asını mukabilindeki eşyaya yansıtıyor.

    " Demek, şems, vâhidiyet haysiyetiyle, ona mukabil umum eşyaya muhît olduğu gibi; Ehadiyet cihetiyle, herbir şeyde güneş çok vasıflarıyla beraber, bir nevi cilve-i zâtıyla bulunur. Mâdem temsilden temessül bahsine geçtik. Temessülün çok envâından şu meseleye medâr olacak üç nevine işaret ederiz."

    Güneş birdir zatı itibaiyle vahiddir fakat herşeye muhit kuşatmış
    Güneş ehadiyeti itibariyle kendi zatında olan hasiyetleri - hararet,ziya-renk gib - mukabilindeki şeffaf eşyaya istidatı nisbtinde yansıtmış.Yani her şeffaf şey güneşi vasıflarıya göstermekle küçük güneşcikler haline dönmüş yani birin bin olması. O tektir ama herşey Ondandır. Cilve , tecelli ile hasıl olana denir. Cilvede , tecelli olunanın hasiyti bulunur.Mesela damladaki ısı damlaya değil güneşe aittir. Dolayısıyla damlada güneşin cilvesi var denilir.
    Aksedip görünmek ise üç şekilde olur :

    " � Birincisi, kesif maddî şeylerin akisleridir. O akisler hem gayrdır, ayn değil; hem mevâttır, ölüdür, hüviyet-i sûriyesinden başka hiçbir hâsiyete mâlik değil. Meselâ sen aynalar mahzenine girsen, bir Said binler Said olur; fakat zîhayat yalnız sensin, ötekiler ölüdürler. Hayat hâssaları onlarda yoktur."

    Kesif yani katı eşyanın aksi -yansıması . İnsan kesif eşyaya örnek . Aynada ki ben ölü hayattar değil.Sadece görüntüm var.Görüntüm harici hasiyetime mesela sahip değil mesela aynadaki benin kalbi atmak , solunumu yoktur vehakeza...

    " İkincisi, maddî nurânînin akisleridir. Şu akis ayn değil, fakat gayr da değil; mahiyeti tutmuyor, fakat o nurânînin ekser hâsiyetlerine mâliktir, onun gibi hayy sayılıyor."

    " Meselâ, şems dünyaya girdi, herbir aynada aksini gösterdi. O akislerin herbirinde, güneşin hâssaları hükmünde olan ziyâ ve ziyâdaki elvân-ı seb'a bulunuyor. Eğer, farazâ güneş zîşuur olsa idi-harareti ayn-ı kudreti, ziyâsı ayn-ı ilmi, elvân-ı seb'ası sıfât-ı seb'ası olsaydı-o vakit, o tek ve yektâ bir güneş, bir anda herbir aynada bulunur, herbirisini kendine bir arş ve bir çeşit telefon yapabilirdi. Birbirine mâni olmazdı. Herbirimizle aynamız vâsıtasıyla görüşebilirdi. Biz ondan uzak iken, o, bize bizden daha yakın olurdu."

    Evet güneş nurani eşyaya örnek. Damlada güneş var bu cihetle ' gayr deği ' fakat damlaya ' güneş ' diyemem bu cihetlede 'ayn değil ' . Semadaki güneş nereye damladaki güneş... Mazhar istidatı nisbetinde ayinedarlık yapar.Kalpde bir arşdır ama ' arşım yani arş-ı azamım diyemz.

    " � Üçüncüsü, nurânî ruhların aksidir. Şu akis, hem hayydır, hem ayndır. Fakat aynaların kabiliyeti nisbetinde tezâhür ettiğinden, o ruhun mahiyet-i nefsü'l-emriyesini tamamen tutmuyor."

    Hem nurani hem ruhani mesela Hz. Cebrail yada ruhani hayat mertebesine girmiş ruhu cismine galip evliya misüllü zatlar ( karakolda iken aynı anda camide cuma namazı kılan Hz. Üstad gibi ... ) Üstad ' ın camideki aksi hayydır ölü değil ( bizim aynaya yansımamız gibi deği ) hemde ayndır (yani güneşin damladaki tecellisi gibi değil ) yani bizzat kendisi aksetmiştir.

    " Fakat aynaların kabiliyeti nisbetinde tezâhür ettiğinden, o ruhun mahiyet-i nefsü'l-emriyesini tamamen tutmuyor."

    Bu kısmı şu cümle açıyor :
    "Meselâ, Hazret-i Cebrâil Aleyhisselâm, Dıhye sûretinde huzur-u Nebevîde bulunduğu bir anda, huzur-u İlâhîde, haşmetli kanatlarıyla Arş-ı Âzamın önünde secdeye gider."
    Yani ayna olan Dıhye ' nin kabiliyeti arş-ı azamda kantlı bir cebraili yansıtmaya müsait değil.Ancak sureti insan şeklinde tecelli edebilir

    " İşte, şu sırdandır ki, mahiyeti nur ve hüviyeti nurâniye olan Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm, dünyada bütün ümmetinin salâvâtlarını birden işitir ve Kıyâmette bütün asfiyâ ile bir anda görüşür; biri birisine mâni olmaz. Hattâ evliyâdan, ziyâde nurâniyet kesb eden ve abdâl denilen bir kısmı, bir anda birçok yerlerde müşâhede ediliyormuş. Aynı zât, ayrı ayrı çok işleri görüyormuş. "

    Bast-ı zaman tayy-ı mekan da dair-i ruhda işler.


    "Evet, nasıl cismâniyâta cam ve su gibi şeyler ayna olur; öyle de, ruhâniyâta dahi hava ve esîr ve âlem-i misâlin bâzı mevcûdâtı ayna hükmünde ve berk ve hayal süratinde bir vâsıta-i seyir ve seyahat sûretine geçerler. Ve o ruhânîler, hayal süratiyle o merâyâ-i nazîfede, o menâzil-i latîfede gezerler. Bir anda binler yerlere girerler. "

    Evet ayna akis yeri idi. Güneş şeffaf şeyler nerede ise yani ayna nerede ise orada bir güneşcik vardı aynen öyle hava-esir-alem-i misalin bazı mevcudatı- da ayine hükmünde o vazifeyi yani yansıtma vazifesini görür.Üstad görmediğim şeyi yazmadım diyor. Uzayda hava yok ama esir var demek ki lemalarda seb'a semavt mevzuunu işlerken esir yada başka bir ayine vasitasıyla aynel yakin gitmiş görmüş gelmiş yazmış , vesselamm.

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  3. #3
    Dost mansur61 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesajlar
    16

    Standart

    1- İsm-i Nur hakkında ayrıntılı bir döküman var mı?
    2- İmamı Rabbaninin sözünü biraz açar mısınız?
    3-üstad güneşin bir kısmı nur bir kısmı madde mi diyor?

    Cevabınız için şimdiden Allah razı olsun.

  4. #4
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    Alıntı mansur61 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    1- İsm-i Nur hakkında ayrıntılı bir döküman var mı?
    2- İmamı Rabbaninin sözünü biraz açar mısınız?
    3-üstad güneşin bir kısmı nur bir kısmı madde mi diyor?

    Cevabınız için şimdiden Allah razı olsun.
    İmâm-ı Rabbânî (r.a.) gibi deriz:
    -2-
    2- Ben ne geceyim, ne geceye kulluk yaparım � Ben bir hakikat güneşinin hizmetkârıyım ki, ondan size haber getiriyorum.

    Yukarıdaki tabiri tam olarak anlamak için tasavvuf tarihini biraz bilmek lazım.Çünkü İmam-ı Rabbani burada bazı mutasavvıflara mesaj gönderiyor. Kendisinin ne olmadığını ifade ederek öyle olanlara hem gönderme yapıyor farkını ortaya koyuyor hemde muhataplarını ikaz ediyor.

    Üstad hazretkeri ise aynı ibareyi 28. mektupdada kullanmış.O mektubun ilgili makamında işlenen konu Hulusi abinin rüya mevzusu . Üstad hazretleri henüz açıklamalara geçmeden aynen 16. sözdeki gibi girizgah makamında aynı ibareyi kullanıyor demek ki konuya girmeden muhatabının dikkatini bir mevzuya çekiyor. Uyarıyor '' bende öyle değilim '' diyor.

    Gece ve geceperest olmamak ; Gecede eşya el feneri ile aydınlatılır yada diğer tabir ile kafa feneri ile fakat kafa feneri yıldız böceği gibidir hakikati kuşatamaz , ancak güneş kuşatıcıdır hakikati tüm yönleri ile olduğu gibi gösterir dolayısıyla Üstad hazretleri okudğumuz risalelerin bilhassa ibarenin geçtiği bölümlerin kendinin değil hakikat güneşi Kuran-ı Kerim ' den terahhuş ettiğini ifade ediyor. Üstad temsil mesleğini ve o temsilde zikri geçen meselleri kendinden değil Kuran-ı kerimden almıştır. O yüzden 16. sözün girizahında ibareden sonra şöyle bir açıklama yapmış : " Temsil, i'câz-ı Kur'ân'ın en parlak bir aynası olduğundan, biz dahi bir temsil ile şu sırra bakacağız. "
    Yani bu temsiller benim hülyalarım kendi kurgularım değil diyor çünkü hülya-kurgu-rüya bahsinde yine aynı ibareyi kullanmış. "Ben hakikati bulmada rüyaları değil ( geceye kulluk yapmamak ) Kuran ' ı takip ederim."



    İsmi Nur hakkında ayrıntılı döküman derken Risale-i nur Külliyatı dahilinde ism-i Nur ' un geçtiği bölümlerin dökümanı mı kastettiniz ?
    Tarama motoru vasıtsıla böyle güzel bir dökümanı siz çıkarabilirsiniz.Bu konuda risale-i nur genelinde bir araştırma ve tefekkür çalışması yapsanız ve bizler siznde istifade etsek çok güzel olurdu . Böyle bir çalışmayı bekleriz...

    Üstad ' ın güneş hakkında ki ifadelerinden nurunu cennetten aldığını okuyoruz. Fakat güneş saf nur değil yani ısıyada sahip işte yakıcılığını da cehennemden almıştır. Işık ve ısı ise elle tutulur maddeler değillerdir.
    Güneş nuranidir ama ruhani değildir. Yani bu açıdan güneşin aksi ile cebrail farklıdır .
    Madde kesifdir ama ziruh ve zişuur olabilir. ( bitkilerin programlarının vücud-u zahirisi olsa idi programları onların ruhları olurdu o yüzden bitkilerde kısmen ruh sahibir desek çokda yalnış olmaz .

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  5. #5
    Dost mansur61 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesajlar
    16

    Standart

    kardeşim verdiğiniz bilgiler için Allah razı olsun. İsmi Nur hakkında nette araştırma yaptım Allahın isimleri ile ilgili küçük bir program buldum, orda geçen Nur ile ilgili bilgi aynen şöyle:

    NUR

    Alemleri nurlandıran, istediği simalara, zihinlere ve gönüllere nur yağdıran
    Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir. (Bu nur,) Allah'ın, onların yüceltilmesine ve isminin zikredilmesine izin verdiği evlerdedir; onların içinde sabah akşam O'nu tesbih ederler. (Nur Suresi, 35-36)
    Allah 'Nur' sıfatının sahibidir ve yukarıdaki ayette de bildirildiği gibi göklerin ve yerin nuru O'dur. Ancak Allah bu sıfatını insanlar üzerinde de tecelli ettirir. Allah'a iman eden, O'nun büyüklüğünü tanıyıp takdir eden, hak din olan İslam'a yönelen ve İslam ahlakıyla yaşayan kullarına da kendinden bir 'nuru' nimet olarak verir:
    Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi? Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler. (Zümer Suresi, 22)
    İnkarcıların durumu ise tam zıttıdır. Onlar için yeryüzünde tek bir 'nur' kaynağı dahi yoktur. İçinde bulundukları karanlıklardan çıkmak için bir yol bulabilmeleri de mümkün değildir. Allah inkarcıların içlerinde yaşadıkları karanlığı şöyle tarif etmiştir:
    Ya da (inkar edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur. (Nur Suresi, 40)
    Allah kafirleri karanlıklar içinde bıraktığı gibi mümin kullarını da her işlerinde karanlıktan aydınlığa çıkarır. Bu iki grubun durumlarının birbirinden çok farklı olduğuna ve müminlerin kesin bir üstünlük içinde olduklarına dair Kuran'da şöyle bir örnek verilmiştir:
    Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve insanlar içinde yürümesi için kendisine bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp oradan bir çıkış bulamıyanın durumu gibi midir? İşte, kafirlere yapmakta oldukları böyle 'süslü ve çekici' gösterilmiştir. (Enam Suresi, 122)
    Müminleri doğru yola, 'kendinden olan bir nura' yöneltmek için Allah çeşitli uyarılar gönderir. Gerek elçileri, gerekse elçileriyle gönderdiği hak kitapları birer 'nur' kaynağı kılar. Onların getirdiği hükümlere uyanlar ise doğru yola ulaşmış ve Rablerinden olan bir 'nuru' kazanmışlardır:
    Ey Peygamber, gerçekten biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Ve kendi izniyle Allah'a çağıran ve nur saçan bir çerağ olarak (gönderdik). (Ahzab Suresi, 45-46)
    Sizi karanlıklardan nura çıkarması için kuluna apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı elbette şefkatli olandır, esirgeyendir. (Hadid Suresi, 9)
    Ey Kitap Ehli, Kitaptan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve bir çoğundan geçiveren elçimiz geldi. Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi. Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 15-16)

    Allah'ın salih kulları sonsuza kadar hoşnutluk içinde yaşayacak, nurlarıyla tanınacaklardır. İnkar edenler ise ahirette de sonsuz bir karanlık içinde kalacak ve müminlerin sahip olduğu nurdan isteyeceklerdir. Müminlerle inkarcıların ahiretteki bu zıtlıkları ayetlerde şöyle bildirilmiştir:
    "O gün, mü'min erkekler ile mü'min kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. "Bugün sizin müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz), altından ırmaklar akan cennetlerdir." İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. O gün, münafık erkekler ile münafık kadınlar, iman edenlere derler ki: "(Ne olur) Bize bir bakın, sizin nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım." Onlara: "Arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayıp-bulmaya çalışın" denilir. Derken aralarında kapısı olan bir sur çekilmiştir; onun iç yanında rahmet, dış yanında o yönden azab vardır." (Hadid Suresi, 12-13)

    Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkar edenlerin velileri ise tağut'tur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi, 257)
    O'dur ki, sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size rahmet etmekte; melekleri de (size dua etmektedir). O, mü'minleri çok esirgeyicidir. (Ahzab Suresi, 43)

    Yer, Rabbi'nin nuruyla parıldadı; (orta yere) kitap kondu; peygamberler ve şahidler getirildi ve aralarında hak ile hüküm verildi, onlar haksızlığa uğratılmazlar. (Zümer Suresi, 69)

    Allah'a ve O'nun Resûlü'ne iman edenler; işte onlar Rableri katında sıddîklar ve şehidler (veya şahid)lerdir. Onların ecirleri ve nurları vardır. İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise; işte onlar da cehennem halkıdır. (Hadid Suresi, 19)

    Ey iman edenler, Allah'tan sakınıp-korkun ve O'nun elçisine iman edin, size kendi rahmetinden iki kat (güzel karşılık) versin. Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve size mağfiret etsin. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Hadid Suresi, 28)

  6. #6
    Dost mansur61 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesajlar
    16

    Standart

    şimdi 2.şuaya geçebilir miyiz? 1.şua biraz anlaşılmıştır.

  7. #7
    Dost mansur61 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesajlar
    16

    Standart

    arkadaşlar bu 16.sözün 2.veya diğer şuaları ile ilgilii video veya yazılı dökümanı olan var mı?

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0