+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Risâle-i Nurdan Şefkat Dersleri

  1. #1
    Ehil Üye İNSan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesajlar
    2.341

    Standart Risâle-i Nurdan Şefkat Dersleri

    Zulmün küreselleştiği, merhametsizliğin sınır tanımadığı, ben merkezciliğin firavunlaştığı bu asırda insanlığın şefkat ve merhamet derslerine, hatta şefkati bir meslek olarak tanımlayıp, çalışmalarının hizmetlerinin özü, temeli yapan insanlara ne kadar çok ihtiyaç var!
    İşte asrımızın maddî manevî yaralarına merhem olmak üzere Kur’ân eczahanesinden tertip edilen reçetelerden oluşan Risâle-i Nur tefsirleri şefkat duygumuzun nasıl kullanılması gerektiğini ders veriyor bizlere.

    Hız asrı!
    Zamanın hızla ve bereketsiz bir şekilde aktığı, her türlü günahın yaygınca işlendiği felâket ve helâket asrının insanları olan bizler için en kısa, en doğru ve en hızlı şekilde hakikatlere ulaşmak çok önemli.
    İşte Risâle-i Nur’lar Rahim ve Hakim isimleri vasıtasıyla insanı Rabbinin huzuruna bir anda götürüveren Kur’ân tefsirleridir.
    Risâle-i Nur, Rabbimizin Rahîm ve Hakîm isimlerine acz, fakr, şefkat ve tefekkür denilen dört esas ile ayna olmaktadır.
    Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati 26. Söz’ün Zeyli’nde şöyle açıklar: “Cenâb-ı Hakk’a vâsıl olacak tarîkler pek çoktur. Bütün hak tarikler Kur’ân’dan alınmıştır. Fakat bu yolların bazısı bazısından daha kısa, daha selâmetli, daha umumiyetli oluyor. O yollar içinde kasır fehmimle Kur’ân’dan istifade ettiğim acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür yoludur. Evet, bu yol daha kısa olup dört aşamadan ibarettir.”

    Acz, fakr, tefekkür
    Acz; kişinin kusur ve noksanlığının kendine, hayır ve güzelliklerin Rabbine ait olduğunu anlamasıdır. Kişi Rabbinin kudretine dayanarak mahbubiyet makamına çıkabilir.
    Fakr; haz ve hırsla istenilen şeylerde kişinin nefsini geri çekip, ölümde ve hizmette öne atılmasıdır.
    Tefekkür; Hakîm isminin gereği olarak kişinin kendisinde ve varlık âleminde Yaratıcısını eserleri ile tanıması, isimlerini, sıfatlarını keşfetmesidir.
    Ve şefkat…
    Şefkat; aczini fakrını tefekkür eden insanın kendinde bulunan bütün güzelliklerin Cenâb-ı Hak’tan geldiğini anlamasıdır. Karşılıksız, hiçbir menfaat gözetmeksizin fedakârlık yapmayı beraberinde getirir. Bu yönüyle peygamberlik makamına has bir duygudur.

    Bediüzzaman Hazretleri bu meseleyi anlatırken Hz. Yusuf’un (as) kıssasına atıfta bulunarak Hz. Yakub’un (as) oğlu Yusuf’a (as) duyduğu şefkatin, Züleyha’nın Yusuf’a duyduğu aşktan çok daha üstün olduğunu belirtir. (Bediüzzaman Said Nursî, Mektûbât, 7. Mektub)
    Bediüzzaman Hazretleri, kadınları “şefkat kahramanları” olarak tanımlar. Şefkat duygusuyla en korkak hayvan olan tavuğun yavrusu için ölümü göze alacak fedakârlığını örnek verir. Eğer kadınlardaki bu şefkat suistimal edilmezse, âhir zamanda büyük fedakârlıklarla iman dairesinde önemli hizmetler yapacaklarını müjdeler. Bu müjdeyi Peygamberimizin (asm) hadislerinden çıkardığını ifade eder. (Hanımlar Rehberi, s.30)

    Dengeli şefkatler…
    Aczini, fakrını tefekkür edemeyen insanın, şefkat duygusunu da dengeli bir şekilde “sırat-ı müstakîm” üzere kullanamaması kaçınılmazdır. İşte o zamanlar şefkat yürek yakar, yandırır… Ya da şefkat imanla inkişaf etmemişse Nemrut gibi ezer geçer…
    Şefkat seciyesi eğer tevhid nuru ile aydınlanmazsa en lâtif, en şirin halden yakıcı bir ıztıraba, zahmete, musîbete dönüşür. Sevdiklerinin ölüm ve ayrılıklarını gören insanı, şefkat duygusu yakar ve yandırır.
    Rabbine karşı isyana sürükler.
    Şefkati iman nuruyla inkişaf etmeyen insanlar Firavunmeşreb olurlar. Zulmeder, baskı uygularlar. Böyle insanların etrafı dalkavuklarla doludur.
    İman ile nurlanan bir şefkat ise özgürlüğü, cesareti ve onuru da beraberinde getirir.
    Bediüzzaman Hazretleri Münâzarât isimli eserinde şu tesbiti yapar: “Rabıta-i iman (iman bağı) ile Sultan-ı kâinata hizmetkâr olan adam, başkasına tezellül ile tenezzül etmeye ve başkasının tahakküm ve istibdatı altına girmeye izzet ve şehamet-i imaniyesi bırakmadığı gibi, başkasının hürriyet ve hukukuna tecavüz etmeyi dahi şefkat-i imaniyesi bırakmaz.”

  2. #2
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Yasemin GÜLEÇYÜZ
    Risâle-i Nur’dan şefkat dersleri (2)



    Kur’ân-ı Kerîm’in asrımızdaki tefsiri olan Risâle-i Nur Külliyatı, okuyanlarına rahmet ve şefkat diliyle doğru İslâmiyet’i ve İslâmiyet’e lâyık doğruluğu ders vermektedir.
    En başta müellifinin hayatı Risâle-i Nur’un mahiyetine bir delil teşkil eder.

    Bir şefkat kahramanı:
    Bediüzzaman Said Nursî
    Henüz anne şefkatine ihtiyaç duyduğu yaşlarda ailesinden ilim tahsili için ayrılmıştır. Koca Osmanlının parçalandığı o günlerde Doğu Cephesinde Gönüllü Alay Kumandanı olarak vazife yapmış, Ruslarla, Ermeni fedailerle savaşmış, buna rağmen cephede at sırtında dahi olsa İşaratü’l-İ’câz gibi muhteşem bir eseri kaleme almıştır.
    Bir araştırma yapılsa cephede at üstünde, mermiler ve top gülleleri altında, şehitler arasında yazılan kaç eser vardır ki dünyada?
    Doğu ve Güneydoğunun kalkınması için eğitimin önemini, bir üniversitenin lüzumunu her fırsatta idareciler karşısında dile getirmiş, halkı bu konuda aydınlatma noktasında da geziler yapmıştır.

    Dünyamı da feda ettim,
    ahiretimi de…
    “Beni nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm (bencil) bir adam mı zannediyorlar? Ben cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, âhiretimi de. Seksen küsûr senelik bütün hayatımda dünya zevki nâmına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında esâret zindanlarında yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı Harplerde bir cani gibi muamele gördüm, bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan men edildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere maruz kaldım. Zaman oldu ki, hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim beni intihardan men etmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti.” (Tarihçe-i Hayat, s. 543)
    Evet, 1952 yılında Eşref Edip’le yaptığı sohbetten aldığımız bu sözlerle özetlediği hayatı, onun şefkat kahramanlığının ispatı hükmündedir…

    Sevgi ve şefkat odaklı bir
    hayat tarzı: Müsbet hareket
    Kafaların İslâm dini konusunda karmakarışık olduğu günümüz ortamında İslâmiyete lâyık doğruluk ve doğru İslâmiyeti anlama, anlatma, hayatıyla örnek olma vazifesi kuşkusuz çok önemli bir vazifedir.
    İşte Bediüzzaman Hazretlerinin Risâle-i Nur’da verdiği müsbet hareket formulü bu çok önemli vazifenin ifasını lâyıkıyla gerçekleştirir. Kur’ân hakikatlerinden taviz verilmeden, ama şiddet de uygulamadan gerçekleştirilen bir sivil toplum hareketi meydana getirir Risâle-i Nur.
    Bediüzzaman Hazretleri kendisine yapılan sayısız resmî ve gayr-i resmî keyfi muâmeleler karşısında “Nur mesleğinin bir esası olan şefkat düsturu”ndan asla vazgeçmemiş, hatta bedduâ dahi etmemiştir. Bunun sebebini şöyle izah eder: “Çünkü o zalim gaddarın ya peder ve validesi gibi ihtiyar bîçarelere veya evlâdı gibi masumlara maddî ve manevî darbe gelmemesi için o dört beş masumun hatırına binâen o zalim gaddarlara ilişmiyorum. Bazen de hakkımı helâl ediyorum.” (Tarihçe-i Hayat, s. 454)

    Kur’ânî bir düstur: Suç şahsîdir
    Bir caninin cinayetiyle yakınlarını, hatta köyünü ateşe vermek, tarafgirâne düşmanlık etmek zulümdür. Kur’ân inananlara bu şefkatli hakikat dersini verir. “Suçun şahsîliği” kaynağını Kur’ân’dan alan bir düsturdur.
    “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.” (Fatır Sûresi, 18.)
    “Muhakkak o (insan), çok çok zalim ve çok çok cahildir” (Ahzab Sûresi, 72.)
    İşte Bediüzzaman Hazretleri ölümünden önceki son derslerinde bu gerçeği sıkça vurgular, farklı açılardan yukarıda verdiğimiz âyetlerin yorumunu, açılımını yapar.
    “Halbuki, bir masumun hakkı, yüz cani için feda edilmez, onların yüzünden ona zulmedilmez. Şimdiki vaziyet, yüz masumu birkaç cani için zararlara sokar. Meselâ, hatalı bir adama müteallik biçare ihtiyar valide ve pederi ve masum çoluk çocukları ezmek, perişan etmek, tarafgirane adavet etmek, şefkatin esasına zıttır. Müslümanlar içinde tarafgirane cereyanlar yüzünden böyle masumlar zulümden kurtulamıyorlar” der. (Tarihçe-i Hayat, s. 414)
    O, ihlâs ve şefkat esaslarından dolayı, siyaset ve politikaların masumların hukukuna zarar veren yönlerinden uzak durur.
    İşte Risâle-i Nur’un verdiği bu şefkat dersinin cazibesiyle, her bir Nur Talebesi “müsbet hareket” formülünü şahsî ve içtimâî hayatında pusula yapar.
    Zaten zulmün artık küreselleştiği asrın insanları için bu formül “âb-ı hayat” hükmünde değil midir?
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Risale-i Nurdan Dualar
    By rasulgülleri_nuryarenleri in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30.10.14, 20:53
  2. Risale-i nurdan dualar
    By _vatan_ in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.04.14, 08:26

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0