+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: 23.Söz 2 Mebhas 2 Nükte

  1. #1
    Gayyur elifnuray - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesajlar
    66

    Post 23.Söz 2 Mebhas 2 Nükte




    İKİNCİ NÜKTE

    İnsanda iki vecih var: Birisi, enâniyet cihetinde şu hayat-ı dünyeviyeye nâzırdır. Diğeri, ubûdiyet cihetinde hayat-ı ebediyeye bakar.
    Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. (Furkan Sûresi: 70.)


    1-Evvelki vecih itibâriyle öyle bir bîçare mahlûktur ki, sermâyesi, yalnız ihtiyardan bir şa’re (saç) gibi cüzî bir cüz-i ihtiyârî ve iktidardan zayıf bir kesb ve hayattan çabuk söner bir şûle ve ömürden çabuk geçer bir müddetçik ve mevcudiyetten çabuk çürür küçük bir cisimdir. O haliyle beraber, kâinatın tabakatında serilmiş hadsiz envâın hesabsız efrâdından nâzik, zayıf bir ferd olarak bulunuyor.
    İkinci vecih itibâriyle ve bilhassa ubûdiyete müteveccih acz ve fakr cihetinde, pek büyük bir vüsati var, pek büyük bir ehemmiyeti bulunuyor. Çünkü, Fâtır-ı Hakîm, insanın mahiyet-i mâneviyesinde nihayetsiz azîm bir acz ve hadsiz cesîm bir fakr derc etmiştir-tâ ki, kudreti nihayetsiz bir Kadîr-i Rahîm ve gınâsı nihayetsiz bir Ganî-i Kerîm bir Zâtın hadsiz tecelliyâtına câmî geniş bir ayna olsun.

    1- insan da iki yön vardır. Birisi benlik cihetinde dünya hayatına bakar. Diğeri ubudiyet cihetinde ahiret hayatına bakar. İlk vecih öyle çaresiz bir mahluk ki; semayesi yalnız; kısa bir insani irade, kuvvetinden zayıf bir kazanç, hayattan; çabuk sönen bir alev, ömürden çabuk geçen bir zaman, varlıktan çabuk çürür bir parça. O haliyle beraber kâinata serilmiş sınırsız türlerden, hesapsız bireylerden nazik zayıf bir fert.
    İkinci yönüyl özellikle ve önemle kulluğa yönelik acz ve fakr yönünde çok büyük bi genişliği var ve çok büyük bir ehemmiyete sahip. Çünkü Fatır-ı Hakim (er şeyi hikmetle ve benzersiz şeyleri üstün sanatıyla yaratan Allah) insanın manevi yapısına sınırsız bir acz ve fakr yerleştirmiştir. Kudreti sınırsız Kadiri rahim (gücü her şeye yeten, rahmeti her şeyi kuşatan Allah) ve zenginliği sonsuz Ganiyyi Kerim (sonsuz cömertlik ve zenginlik sahibi olan Allah ) yansımalarına bir ayna olsun.

    İnsan şu kâinatta en aciz ve zayıf bir mahlûktur. İhtiyaçları ebede uzanmış ama bu ihtiyaçları temin edecek güç ve kuvvetten en mahrum varlıktır. Bütün sermayesi ve gücü icat ve yaratmadan mahrum kıl kadar bir iradesidir. Hatta bu iradenin mahiyeti de meşkûk tur. Hayatı ise çabuk sönen bir pırıltı gibidir.
    Ömür ise çabuk giden bir müddetçiktir. Yani, insan bu cüzi irade, hayat ve ömrünü iman ve kulluk ile ibka etmez ise, dünyadan hayvan gibi istifade etmesi bir kıl kadar zayıf ve yok hükmünde kalır. Üstat bu manaya işaret ediyor. Ama bu vaziyeti bırakıp, kulluk vaziyetine girse, durum tersine döner. Yani o cüzi iradesi Allah’ın kudretine istinat ile külli hükmüne geçer. O çabuk sönen hayatı ebedi olur ve kâinatın nazdar bir halifesi şekline girer.





    2-Evet, insan bir çekirdeğe benzer. Nasıl ki, o çekirdeğe Kudretten mânevîve ehemmiyetli cihazât ve kaderden ince ve kıymetli program verilmiş. Tâ ki, toprak altında çalışıp, tâ o dar âlemden çıkıp, geniş olan hava âlemine girip, Hàlıkından istidad lisâniyle bir ağaç olmasını isteyip, kendine lâyık bir kemâl bulsun. Eğer o çekirdek, sû-i mizâcından dolayı, ona verilen cihazât-ı mâneviyeyi, toprak altında bâzı mevadd-ı muzırrayı celbine
    sarf etse, o dar yerde, kısa bir zamanda, faydasız tefessüh edip çürüyecektir. Eğer o çekirdek, o mânevî cihazâtını, ’nın emr-i tekvinîsini imtisâl edip, hüsn-ü istimâl etse, o dar âlemden çıkacak meyvedar koca bir ağaç olmakla, küçücük cüz’î hakikati ve ruh-u mânevîsi, büyük bir hakikat-i külliye sûretini alacaktır.
    2- insan çekirdeğe benzer. Nasıl o çekirdeğe manevi bir kuvvet ve önemli bir donanım ve kaderden ince bir programlama verilmiş; ta ki o toprağın altından çıkıp yani o dar yerden genişe geçip Her şeyi yaratan Allaha yetenek lisanıyla ağaç olmasını isteyip; kendine layık bir mükemmellik bulsun. Eğer o çekirdek kötü huylarından dolayı ona verilen manevi donanımı toprak altında bazı zararlı maddeleri çekse; o dar yerde kısa sürede faydasız bozulup çürüyecektir. Eğer o çekirdek taneleri ve çekirdekleri çatlatan (Şüphesiz Allah’tır). Yaratılışa dair emrini yerine getirse- güzel kullansa o dar âlemden çıkacak meyveli koca bir ağaç olacak- küçük kısa hakikati ve manevi ruhu büyük kapsamlı bir hakikat suretini alacaktır.
    Nasıl bir tarlaya buğday tohumu ekilince, bu tohum gelişip büyüyerek buğday başağı oluyor; aynı şekilde insanın fıtrat ve mahiyeti de bir tarla gibidir, Allah bu tarlaya çok muhtelif kabiliyet tohumları ekmiştir. Şayet insan fıtrat tarlasındaki bu kabiliyet tohumlarını İslam suyu ile sulayıp, hayırda inkişaf ettirirse, herbir istidat kabiliyeti yönünde farklı bir mana ve farklı bir ibadet tarzına ulaşır. Böyle hissiyatların ibadet yönünde inkişaf etmesi, insan mahiyetinin kemalat ve hayır noktasından ağaç olmasıdır.
    İnsanın mahiyetinde kader planı ile konulmuş ve programlanmış maddi ve manevi sayısız kabiliyet ve duygular vardır. Bu kabiliyet ve programların iki yüzü var, birisi hayra diğeri ise şerre bakıyor. İnsan bu duygu ve kabiliyetleri şerre sevk ederse, bir nevi o duygu ve kabiliyetleri bozmuş ve kokuşturmuş oluyor. İşte insanın iradesini bu yönde kullanmasını Üstad Hazretleri su-i mizaç olarak isimlendiriyor. Yani su-i mizaç hayır ve güzellik için verilen bu duygu ve kabiliyetleri, insan kötü seçimi ile şer ve çirkin yolda istihdam ediyor demektir.
    Mesela; insandaki akıl bir cihazdır, bu cihaz sayesinde insan bütün kainat kitabında yazılmış manaları okuyor. Yine insandaki göz dünyadaki bütün renk tonlarını görebilecek bir kapasitedir. Kulak bütün sesleri işitir. Dil dünyadaki bütün yiyecek ve içecekleri tartıp ölçebiliyor. Kalp bütün kainatı kuşatacak kadar geniş bir mahiyettedir. Daha buna benzer çok cihaz ve duygular, insan mahiyetinde vardır. İşte bu cihazları şerde istihdam etmek su-i mizaçtır.





    3-İşte, aynen onun gibi, insanın mahiyetine, kudretten ehemmiyetli cihazât ve kaderden kıymetli programlar tevdî edilmiş. Eğer insan, şu dar âlem-i arzîde, hayat-ı dünyeviye toprağı altında, o cihazât-ı mâneviyesini nefsin hevesâtına sarf etse, bozulan çekirdek gibi, bir cüz’î telezzüz için, kısa bir ömürde, dar bir yerde ve sıkıntılı bir halde çürüyüp tefessüh ederek, mesuliyet-i mâneviyeyi bedbaht ruhuna yüklenecek, şu dünyadan göçüp gidecektir.
    Eğer o istidad çekirdeğini İslâmiyet suyu ile, imânın ziyâsıyla, ubûdiyet toprağı altında terbiye ederek evâmir-i Kur’âniyeyi imtisâl edip, cihazât-ı mâneviyesini hakiki gàyelerine tevcih etse, elbette âlem-i misâl ve berzahta dal ve budak verecek ve âlem-i âhiret veCennette hadsiz kemâlât ve nimetlere medâr olacak bir şecere-i bâkiyenin ve bir hakikat-i dâimenin cihazâtına câmi’ kıymettar bir çekirdekve revnaktar bir makine ve bu şecere-i kâinatın mübârek ve münevver bir meyvesi olacaktır.

    3- insan yapısına- özüne güçten daha önemli bir donanım ve kaderden kıymetli programlar emanet edilmiştir. Eğer insan dünya âleminde, dünya toprağının altında o manevi donanımını nefsin gelip geçici heveslerine sarf etse; bozulan bir çekirdek gibi kısa tatlar için kısa ömürde dar yerde sıkıntıyla çürüyüp bozulacak, manevi mesuliye bedbah ruhuna yüklenecek, şu dünyadan göçüp gidecek.

    Yaratılan her varlık, Allah'ın ilm-i ezelisi olan kader ve sonsuz olan kudretiyle meydana geliyor. Bu durum insan için de geçerlidir. Fakat insanın cihazat ve donanımı diğer varlıklardan çok farlıdır. İsanın yaratılış gayesi farklı olduğu gibi, yaratılışı da farklıdır. İlm-i İlahide insana biçilen rol ne ise, Kudret-i İlahi ona göre insanı maddi ve manevi olarak donatmıştır. Kader, adeta bir proje gibi insanın niçin yaratılacağını ve maddi, manevi varlığının nasıl olacağını ortaya koyar. Kudret ise bu proje dâhilinde varlığı halkeder.

    Eğer sana verilen yetenek veya fıtratı İslam kuralları, iman ışığı ile kulluk toprağı altında terbiye edersen; kuranın emirlerine yönelirsen manevi donanımını gerçek ve doğru gayelere yönlendirirsen elbette görüntü âlemin de ve kabir âleminde dal budak verecek ahret âliminde ve cennette sınırsız mükemmelliklere ve nimetlere sahip olacak; ölümsüz bir ağaç, daimi hakikatlerle programlarını kapsayan bir çekirdek ve kainat ağacının mübarek ve nurlu bir meyvesi olacak.





    4-Evet, hakiki terakkî ise, insana verilen kalb, sır, ruh, akıl, hattâ hayal ve sâir kuvvelerin hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirerek, her biri kendine lâyık hususi bir vazife-i ubûdiyet ile meşgul olmaktadır. Yoksa, ehl-i dalâletin terakkî zannettikleri, hayat-ı dünyeviyenin bütün inceliklerine girmek; ve zevklerinin her çeşitlerini, hattâ en süflîsini tatmak için bütün letâifini ve kalb ve aklını nefs-i emmâreye musahhar edip yardımcı verse, o terakkî değil, sukuttur.

    4- gerçek yükseliş insanın kalp, sır, ruh, akıl, hayal ve diğer duyuları ile yüzlerini ebedi hayata çevirip; her birinin kendine has kulluk görevi ile meşgul olmasını sağlamalıdır. İnkârcıların yükselme zannettikleri hayatın inceliklerine girme zevklerinin her çeşidini hatta en aşağısını tatmak için; insanın tüm ince duygularını kalp ve aklını nefse boyun eğdirip yardımcı olmak… Bu yükseliş değil alçalmadır.
    Bu tarife göre, maddî terakkiler, yükselmeler, ilerlemeler hakikî değil, mecazîdirler. Zira, kabir kapısında sona ererler. Eğer bu terakkiler manevî terakkilere vesile olursa o başka meseledir; insanlığın hayrına olan teknoloji, insanın marifet ufkunu genişlendiren ve onu hikmet sahasında derinleştiren ilim gibi.
    Hakikî terakki, insanın iç dünyasında, onu melekler sırasına geçiren hatta bazı yönleriyle onların da ilerisine götüren ilerlemelerdir. Bu ise her bir manevî duygu ve latîfeyi yaratılış gayesine en uygun ve ilâhî rızaya muvafık şekilde kullanmakla gerçekleşir. Bu takdirde, bu latîfeler kendilerine has ibadetlerini yerine getirmiş oldukları gibi, insanın manen terakkisine ve ebedî saadetine vesile olurlar.Kalbi iman nuruyla parlayan insan, terakki etmiştir. Aklı ilimle aydınlanan insan, terakki etmiştir.
    Şefkatli ve merhametli insan, terakki yolundadır. Sevgi ve korku hislerini yerinde kullanan, yani Allah için seven ve korkan insan manen ilerlemenin en büyük iki sebebini bulmuş demektir.İnsan, bütün duyguları ve latîfeleriyle tek başına bir şirketler gurubu gibidir. Yüzlerce belki binlerce yönden kâr sağlayabilmekte, aksi hâlde yine binlerce çeşit zararlara düşebilmektedir.
    Meselâ, helâle nazar eden, ilim tahsiline yardımcı olan göz, insan ruhu için büyük bir kâr kaynağıdır. Aynı alet, haramda ve zararlı eserleri okumakta kullanılırsa insanı isyana ve iflâsa götürebilir. Her organ, her duygu, her latîfe bu mânâda değerlendirilirse Üstadımızın terakki tarifi çok daha iyi anlaşılır.
    İnsan, Kur'an-ı Kerim’in tabiri ile AHSENİ TAKVİM (en güzel kıvam) suretinde yaratılmış kainatın halifesidir. Fıtratındaki genişlik ve donanım sayesinde Allah’a muhatap bir varlıktır. Yani insan her bir maddi ve manevi aza ve duyguları ile Allah’ın bütün isim ve sıfatlarını tanıyıp bilecek bir mahiyete sahiptir. Bu noktadan bakıldığında insan kainat kadar geniş ve donanımlıdır.
    Her bir azası ve latifesi bir aleme açılan pencere gibidir. Mesela; göz penceresi ile insan renkler alemini seyreder. Dokunma hissi ile maddi alemi hisseder. Dildeki tatma duyusu ile tatlar alemine açılır ve hakeza. Daha bunun gibi binlerce duygu ve his sayesinde, insan bütün kainat ve içindeki dürülü alemleri bilir ve o alemlere misafir olur.
    Ve insandaki her bir aza ve duyguların kendine mahsus bir terakki ve kemali vardır.
    Mesela; gözün kemalatı ve terakki etmesi, Allah’ın kainattaki sanatlarını teftiş ederek akla ve kalbe aktarmaktır. Kulağın kemali helal sesleri işitmek ve orada tecelli eden isimlerin manalarını akla ve kalbe aktarmaktır. Aklın kemalatı Allah’ın kainatta sergilediği manaları okumak ve tefekkür etmektir; kalbin terakki ve kemali muhabbetullahtır ve hakeza. İşte insanın sahip olduğu bütün bu cihaz ve latifelerin kemalat kazanıp tekemmül etmesi, insandaki iman ve tevhit anlayışı iledir. Şayet bu duygu ve azaların gerçek veriliş amacı olan iman ve ibadetten yüzlerini günah ve gaflete çevirirsek, o zaman bu duygular dünyanın adi ve süfli işlerinden meccanen heba olup gider. Yani asıl maksadının dışında kullanılmış olur ki; bu o duygu ve azalar için tam bir zulümdür.”








    5- Şu hakikati bir vâkıa-i hayaliyede, şöyle bir temsilde gördüm ki:
    Dâneleri ve çekirdekleri çatlatan Allah. (En’âm Sûresi: 95.)
    Ben büyük bir şehre giriyorum. Baktım ki, o şehirde büyük saraylar var. Bâzı sarayların kapısına bakıyorum; gayet şenlik, parlak bir tiyatro gibi, nazar-ı dikkati celb eder, herkesi eğlendirir bir câzibedarlık vardı. Dikkat ettim ki, o sarayın efendisi kapıya gelmiş, it ile oynuyor ve oynamasına yardım ediyor. Hanımlar, yabânî gençlerle tatlı sohbetler ediyorlar. Yetişmiş kızlar dahi, çocukların oynamasını tanzim ediyorlar. Kapıcı da, onlara kumandanlık eder gibi bir aktör tavrını almış. O vakit anladım ki, o koca sarayın içerisi bomboş; hep nâzik vazifeler muattal kalmış. Ahlâkları sukut etmiş ki, kapıda bu sûreti almışlardır. Sonra geçtim, bir büyük saraya daha rast geldim. Gördüm ki, kapıda uzanmış vefâdar bir it ve kaba, sert, sâkin bir kapıcı ve sönük bir vaziyet vardı. Merak ettim: Ne için o öyle, bu böyle? İçeriye girdim; baktım ki, içerisi çok şenlik. Daire daire üstünde, ayrı ayrı nâzik vazifelerle, saray ehli meşguldürler. Birinci dairedeki adamlar sarayın idaresini, tedbîrini görüyorlar. Üstündeki dairede kızlar, çocuklar ders okuyorlar. Daha üstünde, hanımlar, gayet latîf sanatlar, güzel nakışlarla iştigal ediyorlar. En yukarıda, efendi, padişahla muhâbere edip halkın istirahatini temin için ve kendi kemâlâtı ve terakkiyâtı için kendine has ve ulvî vazifeler ile iştigal ediyor gördüm.
    Ben onlara görünmediğim için, "Yasak!" demediler; gezebildim.
    Sonra çıktım, baktım. O şehrin her tarafında bu iki kısım saraylar var; sordum.
    Dediler: "O kapısı şenlik ve içi boş saraylar, kâfirlerin ileri gelenlerinindir ve ehl-i dalâletindir. Diğerleri, nâmuslu Müslüman büyüklerinindir." Sonra bir köşede bir saraya rast geldim. Üstünde "Said" ismini gördüm. Merak ettim. Daha dikkat ettim, sûretimi üstünde gördüm gibi bana geldi. Kemâl-i taaccübümden bağırarak, aklım başıma geldi, ayıldım.
    İşte, o vâkıa-i hayaliyeyi sana tâbir edeceğim. Allah hayır etsin.
    İşte, o şehir ise, hayat-ı içtimâiye-i beşeriye ve medîne-i medeniyet-i insaniyedir. O sarayların her birisi, birer insandır. O saray ehli ise, insandaki göz, kulak, kalb, sır, ruh, akıl gibi letâif ve nefis ve hevâ ve kuvve-i şeheviye ve kuvve-i gadabiye gibi şeylerdir.
    Her bir insanda herbir latîfenin ayrı ayrı vazife-i ubûdiyetleri var; ayrı ayrı lezzetleri, elemleri var. Nefis ve hevâ, kuvve-i şeheviye ve gadabiye, bir kapıcı ve it hükmündedirler.
    İşte o yüksek letâifi, nefis ve hevâya musahhar etmek ve vazife-i asliyelerini unutturmak, elbette sukuttur, terakkî değildir. Sâir cihetleri sen tâbir edebilirsin.


    5- İşte, o şehir ise, hayat-ı içtimaiye-i beşeriye ve medine-i medeniyet-i insaniyedir
    O sarayların herbirisi birer insandır. (Toplum hayatı bir şehre, her bir insan da bir saraya benzetiliyor.)
    O saray ehli ise, insandaki göz, kulak, kalb, sır, ruh, akıl gibi letâif ve nefis ve hevâ ve kuvve-i şeheviye ve kuvve-i gadabiye gibi şeylerdir,
    (İnsanın çok farklı yönleri ve çok farklı organları ev halkına benzetiliyor. Bu ev halkı beraber yaşamak zorundadır.
    Fakat herkes aynı saygınlık ve aynı önemde değildir. Dolayısıyla herkes değerini ve yerini bilmelidir. Bir kısmı efendi yerindedir:
    Akıl, kalp ve ruh gibi. Bir kısmı bu efendiye hizmetkâr yerindedir: Hayatın devamı için iştihalı bir
    mideye, neslin devamı için karşı cinse arzulu olmaya ihtiyacımız gibi)

    Her bir insan da her bir lâtifenin ayrı ayrı vazife-i ubudiyetleri var. Ayrı ayrı lezzetleri, elemleri var
    (Her bir latifemizin işi ayrıdır. Lezzeti ve elemi de ayrıdır. Akıl, kalp ve ruh farklı işlerle görevlidir:
    heva , heves ve şehvetin ayrı işi vardır. Her birinin kendilerine özel zevkleri ve acıları var.
    Çok zaman nefsin hoşuna giden bir şey kalbe acı vermektedir. Tersi de doğrudur.)

    Nefis ve hevâ, kuvve-i şeheviye ve gadabiye, bir kapıcı ve it hükmündedirler
    (Damak zevki kapıcı gibidir, içeriye giren çıkanları kontrolle vazifelidir. Zehirli gıdaların girmesine mani olur.
    İnsandaki gazap-öfke duygusu it gibidir. Sarayı korumakla görevlidir. Dolayısıyla bunların yeri kapıdır)

    İşte o yüksek letâifi nefis ve hevâya musahhar etmek ve vazife-i asliyelerini unutturmak, elbette sukuttur, terakki değildir.(Akıl, kalp ve ruhun bedensel arzuların ve gadabın hizmetine verilmesi, saraydaki efendinin kendi asıl işini bırakıp hizmetçinin veya itin keyfini gütmeye çalışmasına benzetiliyor. Efendi sürekli kapıcı veya itle düşüp kalkıyorsa o saraydaki yüksek işler ihmale uğruyor demektir)

    “Bazı sarayların kapısına bakıyorum; gayet şenlik, parlak bir tiyatro gibi nazar-ı dikkati celb eder, herkesi eğlendirir bir cazibedarlık vardı.
    (Gafletle bakınca bedensel zevklerini ön plana çıkarmış insanlar oldukça renkli bir hayat sürüyorlar ve imrenilecek zevkler tadıyorlar gibi görünüyor)

    Dikkat ettim ki, o sarayın efendisi kapıya gelmiş, itle oynuyor ve oynamasına yardım ediyor. (Akıl, ruh, kalp gibi bu bedenin efendisi olan çok yüksek yanlarımız, bu efendiye hizmetle görevli basit bedenî zevklerle meşgul)

    Hanımlar yabanî gençlerle tatlı sohbetler ediyorlar (Sarayın ahlakî yapısının bozukluğunu gösteren bu temsil, insana Allah’ın emanet olarak verdiği çok önemli cihazların Allah’ın rızasının olmadığı yerlerde kullanılması yani emanete hiyaneti anlatıyor).

    Yetişmiş kızlar dahi çocukların oynamasını tanzim ediyorlar.
    (İnsandaki bu çok mühim cihazların oyun ve oyuncak mesabesindeki boş işlere sarfedilmesine işaret ediyor)

    Kapıcı da onlara kumandanlık eder gibi bir aktör tavrını almış,
    (Bedensel zevkler, hayatın devamı için birer hizmetkar iken, bedeni zevkleri için yaşayan insanlar akıl,
    kalp ve ruhunu bedenî zevklerin hizmetine sunmuşlar demektir.

    “Yemek için mi yaşamak? Yoksa yaşamak için mi yemek?” sorusu bu ayrımı vurgulamaktadır.
    Bedeni zevkler araçtır. Amaç olmamalıdır. Eğer amaç olmuşsa roller değişmiş demektir. Efendi hizmetkar, hizmetkar efendi olmuş demektir).

    O vakit anladım ki, o koca sarayın içerisi bom boş, hep nazik vazifeler muattal kalmış, ahlâkları sukut etmiş ki,
    kapıda bu sureti almışlardır. (Akıl, kalp ve ruhun işlerinin ihmal edildiği bir insanın bedenî veya içtimaî hayatdaki
    şatafatlı görünüşü, iç dünyasındaki harabenin ve kokuşmuşluğun perdesidir. İmrenilecek değil tiksinilecek bir durumdur.)

    Üstad sonra ehl-i imanın dünyasının tasvirine geçer:

    “Sonra geçtim, bir büyük saraya daha rast geldim. Gördüm ki, kapıda uzanmış vefadar bir it ve kaba, sert, sakin bir kapıcı ve sönük bir vaziyet vardı;
    (Gadap-öfke gibi hayatı korumaya yönelik hissiyatlar yerli yerinde kullanılmış azdırılmamış, bedensel zevkler helal
    bir şekil de tatmin edilmiş ama şımartılmamış. Yani, kapıcıya yetecek kadar ekmek, köpeğe yetecek kadar kemik verilmiş, o kadar).

    Merak ettim, niçin o öyle, bu böyle? İçeriye girdim. Baktım ki, içerisi çok şenlik, (Akıl, kalp ve ruh kendi işleri
    ile meşgul olduklarından dışarıda yani görünürde bedensel ve toplumsal bir sükunet hakimdir. Bu dış sükunet içte hararetli bir faaliyetin habercisidir).

    Daire daire üstünde, ayrı ayrı nazik vazifelerle saray ehli meşguldürler. Birinci dairedeki adamlar, sarayın idaresini,
    tedbirini görüyorlar, (En alt daire kalorifer dairesi, mutfak ve temizlik işlerinin yapıldığı dairedir ve insanın hayatının
    muntazam bir şekilde devam etmesi yani bedensel hayatımızın sürmesi için gerekli işleri temsil ediyor).

    Üstündeki dairede kızlar, çocuklar ders okuyorlar. (Akıl gibi latifelerin ilimle meşguliyetine işaret ediliyor.)

    Daha üstünde hanımlar, gayet lâtif san'atlar, güzel nakışlarla iştigal ediyorlar. (Kalp ve vicdanın kendine has muhabbet-i ilahî gibi yüksek işlerle meşguliyetini anlatıyor).

    En yukarıda efendi (ruha işaret var), padişahla muhabere edip halkın istirahatini temin için, (vahye muhatap olup, bu insan hayatının ve hayata takılı bunca cihazatın nasıl ve nerde kullanılırsa amacına ulaşacağını öğrenme işine işaret ediyor)

    ve kendi kemâlâtı ve terakkiyâtı için, kendine has ve ulvî vazifelerle iştigal ediyor gördüm. (En nihayet ruhun kendi kemalatı ve yükselişi için beden ötesi yüksek ruhanî vazifelere işaret ediyor..)
    -------------------------------------------------------

  2. #2
    Gayyur elifnuray - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesajlar
    66

    Standart

    Bu çalışmada sorularla risale nur sitesinden yararlandım. Açıklamaları bulduğum yazılardan derledim. Bana ait değil. Ancak ben çok faydalandım umarım size de yararı olur. Allah yar ve yardımcınız olsun

  3. #3
    Pürheves cisrinur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Mesajlar
    198

    Standart .

    Alıntı elifnuray Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bu çalışmada sorularla risale nur sitesinden yararlandım. Açıklamaları bulduğum yazılardan derledim. Bana ait değil. Ancak ben çok faydalandım umarım size de yararı olur. Allah yar ve yardımcınız olsun

    Emeğinize sağlık Allah razı olsun amin inşaAllah
    Ya Ali, herkes ibadetini arttırır iken, sen İHLAS'ını arttır.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. 23.söz 2.mebhas 5 nükteyi açıklarmısınız lütfen.perşembe dersimiz var
    By ahsen rana in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 21.12.11, 12:37
  2. 11 Lem'a 2.Nükte
    By bir_damla_nur in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 04.01.09, 23:55
  3. 23.Söz 2.Mebhas 2.Nükte.
    By beylikdüzü73 in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 26.10.08, 18:09
  4. 23. Söz İkinci Mebhas 1. Nükte
    By muhayrık in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 07.10.08, 13:30
  5. 23. Söz, 4. Nükte
    By rukiye2 in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 02.09.08, 00:16

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0