İman, duayı bir vesile-i kat’iye olarak iktiza(GEREKTİRME) ettiği ve fıtrat-ı insaniye onu şiddetle istediği gibi,
Cenâb-ı Hak dahi, “Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?” meâlinde,ferman ediyor. hem emrediyor Eğer desen: Birçok defa dua ediyoruz, kabul olmuyor. Halbuki âyet umumîdir;
‘Her duaya cevap var’ ifade ediyor.”

Elcevap: Cevap vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her dua için cevap vermek var.
Fakat kabul etmek, hem ayn-ı matlubu (İSTENİLEN ŞEYİN KENDİSİ) vermek, Cenâb-ı
Hakkın hikmetine tâbidir.

Meselâ, hasta bir çocuk çağırır: “Ya hekim, bana bak.”
Hekim “Lebbeyk,” ( BUYRUN) der. “Ne istersin?” Cevap verir.
çoçuk şu ilacı ver der. Hekim ise, ya aynen istediğini verir, yahut onun maslahatına binaen ondan daha iyisini verir,
yahut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez.

İşte, Cenâb-ı Hak, Hakîm-i Mutlak, hazır, nazır olduğu için, abdin (kul) duasına cevap verir.
Vahşet ve kimsesizlik dehşetini, huzuruyla ve cevabıyla ünsiyete (yakınlık) çevirir. Fakat insanın
hevâperestâne (NEFSİN İSTEKLERİNE DÜŞKÜN) ve heveskârâne (HEVESLERNE DÜŞKÜN)
tahakkümüyle (BASKI ZORBALIK) değil, belki hikmet-i Rabbâniyenin iktizasıyla,
ya matlubunu veya daha evlâsını verir veya hiç vermez.

Hem dua bir ubûdiyettir. (ALLAHA KULLUK) Ubûdiyet ise, semerâtı uhreviyedir.
(AHİRETE AİT NETİCE) Dünyevî maksatlar ise,o nevi dua ve ibadetin vakitleridir.
O maksatlar, gayeleri değil.

Meselâ, yağmur namazı ve duası bir ibadettir. Yağmursuzluk, o ibadetin vaktidir. Yoksa,
o ibadet ve o dua, yağmuru getirmek için değildir. Eğer sırf o niyetle olsa, o dua, o ibadet
hâlis olmadığından kabule lâyık olmaz.

Nasıl ki, güneşin gurubu, akşam namazının vaktidir. Hem güneşin ve ayın tutulmaları, “küsuf ve
husuf namazları” denilen iki ibadet-i mahsusanın vakitleridir. Yani, gece ve gündüzün nuranî
âyetlerinin nikaplanmasıyla bir azamet-i İlâhiyeyi ilâna medar olduğundan, Cenâb-ı Hak, ibâdını
o vakitte bir nevi ibadete davet eder. Yoksa o namaz, açılması ve ne kadar devam etmesi müneccim
hesabıyla muayyen olan ay ve güneşin husuf ve küsuflarının inkişafları için değildir.

Aynı onun gibi, yağmursuzluk dahi, yağmur namazının vaktidir. Ve beliyyelerin (BELA) istilâsı
ve muzır (ZARARLI) şeylerin tasallutu, (SATAŞMA) bazı duaların evkat-ı mahsusalarıdır
(ÖZEL VAKİTLER) ki, insan o vakitlerde aczini anlar; dua ile, niyaz ile Kadîr-i Mutlakın
(HERŞEYE GÜCÜ YETEN) dergâhına iltica eder. Eğer dua çok edildiği
halde beliyyeler def’ olunmazsa, denilmeyecek ki, “Dua kabul olmadı.” Belki denilecek ki,
“Duanın vakti kaza olmadı.(VAKTİ GELMEDİ) ” Eğer Cenâb-ı Hak, fazl (İHSAN) ve keremiyle
belâyı ref etse (KALDIRMA) , nurun alâ nur, o vakit dua vakti biter, kaza olur.

Demek, dua bir sırr-ı ubûdiyettir(KULLUK SIRRI) . Ubûdiyet ise, hâlisen (SAMİMİ OLARAK)
livechillâh (ALLAH İÇİN) olmalı.Yalnız aczini izhar (GÖSTERME) edip, dua ile Ona iltica
etmeli, rububiyetine karışmamalı. Tedbiri Ona bırakmalı, hikmetine itimad etmeli,
rahmetini itham etmemeli.

Evet, hakikat-i halde, âyât-ı beyyinâtın (AP AÇIK AYETLE) beyanıyla sabit olan:
Bütün mevcudat, herbirisi birer mahsus tesbih ve birer hususî ibadet, birer has secde ettikleri gibi,
bütün kâinattan dergâh-ı İlâhiyeye giden, bir duadır:

Ya istidat (YETENEK) lisanıyladır bütün nebâtatın (BİTKİ) duaları gibi ki, herbiri lisan-ı istidadıyla (KABİLİYET DİLİ)
Feyyâz-ı Mutlaktan ( BOLLUK BEREKET VEREN ALLAH)bir suret talep ediyorlar ve esmâsına
bir mazhariyet-i münkeşife (BİR GÖRÜNÜME SAHİP OLMA) istiyorlar.

Veya ihtiyac-ı fıtrî (YARATILIŞTAN GELEN İHTİYAÇ) lisanıyladır bütün zîhayatların,(CANLI)
iktidarları dahilinde olmayan hâcât-ı zaruriyeleri ( ZARURİ İHTİYAÇLAR)
için dualarıdır ki, herbirisi o ihtiyac-ı fıtrî lisanıyla Cevâd-ı Mutlaktan idame-i hayatları için bir
nevi rızık hükmünde bazı metâlibi (İSTEKLER)istiyorlar.

Veya lisan-ı ıztırariyle (ÇARESİZLİK DİLİ) bir duadır ki, muztar (ÇARESİZ) kalan herbir zîruh, (RUH SAHİBİ) kat’î bir
iltica ile dua eder, bir hâmî-i meçhulüne iltica eder, belki Rabb-i Rahîmine teveccüh (YÖNELME) eder.

Bu üç nevi dua, bir mâni olmazsa, daima makbuldür.
Dördüncü nevi ki, en meşhurudur, bizim duamızdır. Bu da iki kısımdır: Biri fiilî ve hâlî, diğeri
kalbî ve kàlîdir. (SÖZ)
Meselâ, esbaba teşebbüs, bir dua-yı fiilîdir. (GEREKLİ ŞARTLARI YERİNE GETİREREK YAPILAN DUA ) Esbabın içtimaı (TOPLANMA BİRARAYA GELME) ,
müsebbebi (SEBEB OLMA) icad etmek için değil,
belki lisan-ı hâl ile müsebbebi Cenâb-ı Haktan istemek için bir vaziyet-i marziye (RAZI OLUNACAK HAL) almaktır.
Hattâ çift sürmek, hazine-i rahmet kapısını çalmaktır. Bu nevi dua-yı fiilî, Cevâd-ı Mutlakın
isim ve ünvanına müteveccih (YÖNELİK) olduğundan, kabule mazhariyeti ekseriyet-i mutlakadır.
İkinci kısım, lisanla, kalble dua etmektir. Eli yetişmediği bir kısım metâlibi istemektir.
Bunun en mühim ciheti, en güzel gayesi, en tatlı meyvesi şudur ki:
Dua eden adam anlar ki, Birisi var, onun hâtırât-ı kalbini işitir, herşeye eli yetişir,
herbir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına medet eder.
İşte, ey âciz insan ve ey fakir beşer! Dua gibi hazine-i rahmetin anahtarı ve tükenmez bir
kuvvetin medârı olan bir vesileyi elden bırakma. Ona yapış, âlâ-yı illiyyîn-i insaniyete çık, bir
sultan gibi bütün kâinatın dualarını kendi duan içine al, bir abd-i küllî (BÜTÜN VARLIKLARIN İBADETİNİ İÇİNE ALAN KUL)
ve bir vekil-i umumî gibi (GENEL VEKİL) 'İYYEKE NESTEİN' de, kâinatın güzel bir takvimi ol.

------------------------------------
CÜMLE AÇIKLAMALARI
Aynı şekilde, yağmursuzluk yağmur namazının sadece vaktidir. Bu ibadet niye yapılır?
Sadece Allah’ın rızasını kazanmak için. Yağmur yağması için değil. Böyle bir niyetle o namaz
kılınırsa o namaz namaz olmaz. Burada yağmur talebi ve duası var, ama bu zahirî bir maksattır.
Hakikî faide rıza-ı ilahîdir. Bu rıza ahirette nasıl bir şekilde tezahür edecek onu Allah bilir.
Güneşin batışı akşam namazının vaktidir. Güneşin ve ayın tutulmaları da "küsuf ve husuf namazları"
denilen iki özel namazın vakitleridir. Ramazanın hilalinin görülmesi ramazan orucunun vaktidir.
Vakitleri girince bu ibadetler ifa edilir. Bu ibadetler niye yapılır? Allah’ın rızasını hoşnutluğunu
kazanmak için. Başka bir amacı yoktur o ibadetlerin. Başka bir amacı varsa o ibadet ibadet olmaz
Bazı belalar musibetler belli duaların vakitleridir. O dualar samimi olarak yapıldığında,
hakikî faide olan rıza ilahîye erişiriz ve onun karşılığını da Ahirette bakî bir surette görürüz.
Zahirî maksat olan bela ve musibetlerin def’i ise Cenab-Hakk’ın hikmetine tabidir. Allah bizim
heveslerimizi kâinata mühendis yapmamıştır. Her şeyi bizim arzu ve heveslerimize göre tanzim
etmesini beklemek kulluk edebine aykırıdır.

Demek dua Cenabı Hakka yapmış olduğumuz gizli bir kulluktur..Çünkü herkes dua edemez .
dua etmesi için bir insanın önce fakirliğini acizliğini görmesi lazım..Acizliğini fakirliğini hiçliğini gören bir insan ellerini açar ve dua eder..
Demek ki buda kulluğun bir sıırı oluyor..Kulluk ise Allah için olmalı..Şimdi baktığımız da onlarca insan başkalarına kul köle olmuştur .
Başkalarını karşısında titreyen boyun büken insanlar asıl yaratıcıları karşısında kul olmasını bilememişlerdir...


Evet ayetlerin açık bir şekilde isbatıyla sabit olan budur ki :Kainatta hiçbir şey yoktur ki hamd ile Allah'ı tesbih etmesin, Onu anmasın,
Ona dua etmesin. Fakat siz onların bu tesbihlerini, zikirlerini, dualarını fark etmiyorsunuz." (el-İsra, 44)Bu ayet bize kainatta
bütün mevcudatın Allahı övdüğünü ,Allahı zikrettiğini ,Allahın kusurdan uzak olduğunu mükemmel olduğunu ilan ettiklerini
bizlere gösteriyor .Bu ve diğer ayetleri okuduktan sonra hayır kainattaki varlıklar Allahı zikretmiyorlar diyemeyiz..
Biz insanlar şükrümüzü ,hamdimizi ,teşekkürümüzü lisanı kal ile yani konuşarak dile getiriyoruz..Bazen de lisani hali kullanıyoruz..
Karşımızda ki bir insana gel işareti yapsam hiç konuşmasam benim onu çağırdığımı anlar değil mi ?
İşte canlı ,cansız bazı mahlukatlarda lisani hali kullanırlar...
Şimdi bir ağaca bakalım .Ağacın dallarında çiçeklerini ,yapraklarını ,meyvelerini vermesi hem onun vazifesidir hemde
kusursuz olması onun ibadetidir..Yani ağaç der ki ben cansız bir varlık idim ama meyve verdim insana hizmet ettim ,
yaprak verdim hayvanlar alemine hizmet ettim birinci vazifemi yerine getirdim..Hizmetimin kusursuz mükemmel olması
bu sanatı beni yaratanı (ağacı) beni inşa edeni sanatkarı gösterdiğinden ben şükrümü ,hamdini ,duamı yerine getirmiş oluyorum...
Aynı şekilde güneşi ele alalım ..güneş her sabah doğmasıyla etrafı aydınlatmasıyla bize hizmet ediyor bu onun birinci
vazifesi oluyor...O güneşin ışınlarını muntazam yansıtması aynı zamanda bizleri ısıtması vs. gibi hizmetini kusursuz
mükemmel yapıp bizlere asıl sanatkarı hatırlatması ile o güneş şükrünü ,hamdini duamı yerine getirmiş oluyor...
Gecemizi ayıdnlatan lamba hükmünde olan yıldızları ,ayı düşünün.Yağmuru ,bulutları düşünün..Vücudunuzun nakışlarını düşünün
bir gözün yapısına bakın ,burnunuza bakın ,dişlerinizi inceleyin ,ayaklarınıza bakın işte bu ve bunun gibi saymakla bitiremeyeceğimiz
kadar çok olan nimetlerimizin hepsi bize asıl sanatkarı gösteriyor..Ve diyor ki ben başıboş ,öylesine yaratılmadım 2 vazifem var biri
insanlara hizmet etmek ,ikincisi kusursuzluğumla ,güzelliğimle ,mükemmel çalışmamla beni yaratan asıl sanatkarı sizlere göstermek bu da benim şükrümdür duamdır ..

İhtiyaç Lisanıyla Duâ ;Bütün canlı varlıkların hayatlarını devam ettirebilmek için rızka ihtiyacı vardır. Canlıların rızk talepleri fıtrî ihtiyaç
lisanıyla yapılan bir duâdır. Canlı varlıkların rızıklarının verilmesinin duâ olduğunu ve bu tür duâların kabul edilmesinin.Kabiliyet dili
ile yapılan duadır. Mesela; kaysı çekirdeği kaysı olmak için kabiliyet dili ile Allah’tan istiyor. Bir kartal yumurtası kartal
olmak için kabiliyet lisanı ile Allah’tan talepte bulunuyor. İnsan da aynı şekilde fıtrattan gelen bir çok kabiliyetlerle, kabiliyet
dili Allah’tan talep ederse, Allah bu talebi ekseriya geri çevirmez. Yalnız kabiliyet doğrultusunda istemek gerekir.
Kabiliyetimiz olmadığı bir sahada talep edersek, Allah bunu vermez. Nasıl kaysı, erik olamaz ise; çiftçi kabiliyeti
olan birisi de marangoz olamaz.


İkinci tür duâ İhtiyac-ı fıtrî lisanıyladır ki, llah, kainatta var olan bütün mahlukatı ihtiyaç ve fakirlik içinde yaratmıştır.
Özellikle hayat ve şuur sahibi varlıklar, kainatta her şeye muhtaç olarak yaratılmışlardır. İşte bu ihtiyaçların hepsine
birden fıtrat denilebilir. Yani; bütün mahlukatın mahiyet ve fıtratı, ihtiyaçlar ile kaplanmıştır. İşte bu ihtiyaçlar da,
bir nevi Allah’tan talep ve istekte bulunuyorlar. Mesela; bir mide acıkması ile Allah’tan rızık talep ediyor.
Bir göz, görme ihtiyacı ile renkleri ve görüntü alemini talep ediyor ve hakeza. Allah da bu ihtiyaçlara mutlak bir ekseriyet
ile cevap veriyor. Zira mahlukatın bu ihtiyaçları tedarik etmesi imkansızdır. Mesela; bir elmanın icadı için, bütün kainatın
çarklarını işletmek ve döndürmek gerekiyor.

Zorda Kalanların Duâsı
İhtiyaç dairesinde zîşuurların ıztırar derecesindeki duâları makbuldür. Çaresizlerin ve zorda kalanların duâsının makbul
olduğu naslarda bildirilmiştir...Zorda kalanın duâsının kabul edilmesinin yanında bir şeyi ısrarla isteyen ve istediği şeye çok önem
veren kişilerin duâlarının kabul edileceği de hadis-i şeriflerde bildirilmiştir (Taberânî, II, 817). Duâ eden kişinin isteğini canı gönülden
istemesi ve ona olan ihtiyacını derinden hissetmesi duânın kabulünü kolaylaştırmaktadır. Iztırar dili ile yapılan duadır.
Iztırar; bir şahsın zor bir durumda kalıp, çaresiz bir hale düşmesi demektir. Mesela; okyanusa düşen bir adamın,
kırık bir tahta üstünde yaptığı dua gibidir. Çok zor bir durumda olmasından dolayı, o hali Allah’ın şefkatini daha kuvvetlice
kendisine çekiyor. Bu tarz dua da ekseri olarak makbuldür.

Dördüncü nevi ki, en meşhurudur, bizim duamızdır. Bu da iki kısımdır: Biri fiilî ve hâlî, diğeri kalbî ve kàlîdir."(1)

İzah: Fiili ve kavli duadır. Kavli dua zaten ibadetlerin akabinde yapmış olduğumuz dualardır. Fiili dua ise;
Allah’ın kainatta koymuş olduğu sebeplere müracaat etmektir. Mesela; çocuk sahibi olmak için evlenmek, fiili bir duadır.
Zengin olmak için çalışmak fiili bir duadır. Topraktan mahsul almak için tarlayı sürmek, sulamak, tohumlamak, ekip biçmek
fiili bir duadır vs. Şartları ve sebepleri yerine getirilir ise; fiili dua da ekseri olarak makbuldür.


KONUYA AİT AÇIKLAMALAR NUR İKLİMİ SİTESİNDEN ALINMIŞTIR.