+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6

Konu: 23.Söz 3.Nokta

  1. #1
    Gayyur elifnuray - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesajlar
    66

    Question 23.Söz 3.Nokta

    yirmi çüçncü sözün 3 noktasına biraz değinebilirmisiniz. Allah razı olsun.

  2. #2
    Ehil Üye hadema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    1.622

    Standart

    ÜÇÜNCÜ NOKTA
    İmân hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakiki imânı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imânın kuvvetine göre, hâdisâtın tazyikâtından kurtulabilir. -2- der, sefine-i hayatta kemâl-i emniyetle hâdisâtın dağlarvâri dalgaları içinde seyrân eder. Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlakın yed-i kudretine emânet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder, sonra saadet-i ebediyeye girmek için Cennete uçabilir. Yoksa, tevekkül etmezse, dünyanın ağırlıkları uçmasına değil, belki esfel-i sâfilîne çeker.

    İmanı kuvvetli olan insan öyle bir tevekkül sahibi olurki en büyük dehşetli bir dünya hadisinde bile titremez; zira dünya sahibsiz değil, insanlar sahibsiz değil.
    Burada kainata meydan okumak acizliği ve fakirliği had safhada olan bir insanın kendi kuvvetine dayanarak yapabileceği bir iş asla değil.
    Ancak ve ancak sırtını bütün kainatın sahibi olan Rabbi Rahimine dayanmakla olur. Başına gelen olaylar ve hadiseler ve musibetlerde sonuç ne olursa olsun (o kişi için müsbet veya menfi) ancak Allahın taktiri olduğunu gerçek hikmetinin ne olduğunu kendisinin bilemeyeceğini idrak etmesi şuurana varmasıdır.
    Dersanede bir abimiz vardı. Bir ara çok ağır hastalığa maruz kalmıştı. Hatta hastalık onu öldüreceğini öğrenmişti. Çevresindekilerinde şahidliğiyle bu abide en ufak bir tasa,korku, tereddüt olmamış. Derslere devam etmiş, hizmete devam etmiş. Sonucuna razı olmuş. Daha sonraları bir gün bize bir ders esnasında bunu kendi anlattı ve iyileştiğini söyledi.
    İşte kainata meydan okumanın anlamı burada var bence Çünkü Allah hepimize nasip etsin inşaallah öyle bir kuvvetli imana kavuşuyorki insan başına ne gelirse gelsin bu olay o insanı gerçek hedefinden saptırmaması gerektir.
    Allaha hakkıyla teslimiyet çok önemli buda tahkiki bir imanla olur inşallah.


    Demek, İmân tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktizâ eder. Fakat, yanlış anlama! Tevekkül, esbâbı bütün bütün reddetmek değildir. Belki, esbâbı dest-i kudretin perdesi bilip riâyet ederek; esbâba teşebbüs ise, bir nevi duâ-i fiilî telâkkî ederek; müsebbebâtı yalnız Cenâb-ı Haktan istemek ve neticeleri Ondan bilmek ve Ona minnettar olmaktan ibârettir.

    Tevekkül etmekte sebepleri itmekle olmuyor tabi. Çünkü Allahın adetullah kanunları var. Onlara riayet etmek gerek. Ancak sonucun sebeplerden olmadığının kesin şuurunda olmak kaydıyla.
    Örneğin hasta oluruz doktora gideriz doktor bize ilaç yazar. Biz o ilacı kullanırız, fakat şifayı verenin o ilaç değil Allah olduğunun kesin imanı içimizde olmak kaydıyla.

    Tevekkül eden ve etmeyenin misâlleri, şu hikâyeye benzer:
    Vaktiyle iki adam, hem bellerine, hem başlarına ağır yükler yüklenip, büyük bir sefineye bir bilet alıp girdiler. Birisi, girer girmez yükünü gemiye bırakıp, üstünde oturup, nezâret eder; diğeri hem ahmak, hem mağrur olduğundan, yükünü yere bırakmıyor.
    Ona denildi: "Ağır yükünü gemiye bırakıp rahat et."
    O dedi: "Yok, ben bırakmayacağım. Belki zâyi olur. Ben kuvvetliyim. Malımı, belimde ve başımda muhâfaza edeceğim."
    Yine ona denildi: "Bizi ve sizi kaldıran şu emniyetli sefine-i sultaniye daha kuvvetlidir, daha ziyâde iyi muhâfaza eder. Belki başın döner, yükün ile beraber denize düşersin. Hem, gittikçe kuvvetten düşersin. Şu bükülmüş belin, şu akılsız başın, gittikçe ağırlaşan şu yüklere tâkat getiremeyecek. Kaptan dahi, eğer seni bu halde görse, ya divânedir diye seni tard edecek, ya 'Hâindir, gemimizi ittiham ediyor, bizimle istihzâ ediyor, hapis edilsin' diye emredecektir. Hem, herkese maskara olursun. Çünkü, ehl-i dikkat nazarında, zaafı gösteren tekebbürün ile, aczi gösteren gururun ile, riyâyı ve zilleti gösteren tasannuun ile, kendini halka mudhike yaptın; herkes sana gülüyor" denildikten sonra, o bîçarenin aklı başına geldi, yükünü yere koydu, üstünde oturdu. "Oh! Allah senden râzı olsun. Zahmetten, hapisten, maskaralıktan kurtuldum" dedi.
    İşte ey tevekkülsüz insan! Sen de bu adam gibi aklını başına al, tevekkül et. Tâ bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisenin karşısında titremekten ve hodfüruşluktan ve maskaralıktan ve şekâvet-i uhreviyeden ve tazyikât-ı dünyeviye hapsinden kurtulasın.

    Allaha tevekkül etmeyen bir insan herşeyden bir medet arar, herşeyden korkar, Sanırki bu vucudunu sahibi kendisi ve ona göre tedbir almaya çalışır. Sevdiği ve emanet olarak verildiği vucudunu korumak için aşırı bir evhamla çareler düşünmeye çalışır. Başına gelen hadisede ağırsa bu o kişi için çok dehşetli bir hal olur. Sebeblerin esiri olur ve sanırki onlardan başkası onu kurtaramaz(haşa).
    Aynı şekilde kendi sevdiklerinide o şekilde korumaya çalışır. Ama buna ne gücü nede imkanı vardır.

    Aslında biraz tefekkür etsek bu sözün manasının nasıl geniş olduğunun ve hayatımızda ne kadar büyük bir öneme haiz olduğunun şuuruna anlarız.
    Abilerden birisi bir gün derste bazen dil sürsçmesi de olsa kullandığımız bazı cümlelerin imanımızda alıp götürdüğünü bize söylemişti.
    "Örneğin hastalandım doktora gittim iyileştim" "Şu şey olmasaydı mahvolurdum" gibi kelimelerin dayanağı tamamen esbabdır(sebebdir) Çünkü asıl faili insan unutuyor veya dillendirmiyor.
    bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi, bir meyvesi de, hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyîye karşı şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbettir ki, bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise, hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir.


  3. #3
    Gayyur elifnuray - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesajlar
    66

    Standart 23 söz 3 nokta

    cevabınız ve ilginiz için teşekkürler.allah razı olsun.
    ben risalelere yeni başladım.sanırım sorularımla sizi biraz yorucam.
    hakkınızı helal edin.

  4. #4
    Gayyur elifnuray - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesajlar
    66

    Standart

    selam aleyküm. ben yirmi üçüncü sözün dördüncü noktasına detaylıca açıklayabilirmisiniz. anlamadığım çok nokta var. allah razı olsun

  5. #5
    Gayyur elifnuray - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesajlar
    66

    Standart

    “İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül ise saadet-i dareyni iktizâ eder” der
    Bediüzzaman Hazretleri. Bu ifadesiyle; hasretini çektiğimizin adını koymuş ve hayalini kurduğumuz,
    vasıl olmak için perişan olduğumuz o mutluluklar ülkesinin adresini göstermiştir bize.
    Saadet-i Dareyn;
    iki dünya saadeti. Dünyada başlayıp ahirette devam eden ve mutluluğun bitmediği âsûde bahar..
    Sadet-i dareyndir kalplerimizin, ruhlarımızın maksudu. Lâkin, elbette bedelsiz ve usulsüz kavuşulamaz
    hiçbir güzele.
    Sadet-i dareynin adresinde imandır ilk basamak..
    İman eden; “Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz.
    Öyleyse nihâyet derecede muntazam olan şu memleket de hâkimsiz olamaz”der. Ve devam eder, “Allah vardır.
    Yer, gök ve içinde ne varsa O’nundur. Ben de O’nunum” Bu ifadelerle artık, kul ile Rabbi arasında bir bağlılık
    oluşmuştur.
    Allah ile insan arasındaki irtibat demek olan imandan sonra adresin ikinci basamağı tevhidtir.
    “Lailaheillallah”. Kainatta hiç bir zerre yoktur ki bu cümleyi söylemesin.

    Tevhid’e dair akla gelen ilk şey, tevhid’in öncelikle inkâr oluşu. Yani O’dan başka olan sahte ilâhları inkar…
    “La ilahe..” ilah yoktur. “..İllallah” O’dan başka. İşte bu cümle sebeplerin sukutudur. Ve bu cümle amennâ
    dedikten sonra, sebeplere ilahlık makamını verecek şekilde bir fâil nazarıyla bakılamayacağının ifadesidir.

    Tevhid; kuvvetli bir iman akabinde, sebepler perdesinin şeffaflaşması ve Allah’ın isim ve sıfatlarıyla
    buluşmaktır.

    Kâinatta elbette her şey sebeplerle ortaya çıkar. Allah’ın kâinattaki kanunudur bu.
    Hayat için rızk gerekir. Neslin devamı için dişi-erkek. Çiçeklerin açması için bahar gelir.
    Hastalıklar için virüsler, felaket ve musibet için kazalar, depremler ve afetler gelir.
    Mazlumların zulme uğramasına zalimler sebeptir.

    İşte bu sebeplere hikmetle bakmayı bilmek ve hâdiseler satırlarında ilahî mesajları okuyabilmektir tevhid.

    Yani, yaşamımızda karşımıza çıkan maddî-manevî her şeyde Allah’ı görebilmek ve sebeplere
    takılmayıp her şeyde Allah’ı müşâhede edebilmektir. Manevi durumumuzu ortaya koyması için
    gelen bu bela ve musibetlerin her biri bir sebeple gönderilir adresimize. Gönderen ise Allah’tır!

    Sebeplere takılmak değil midir yaşamımızı buhrana çeviren ve bizi perişan eden!? Hikmetsiz,
    basiretsiz bakış ve yorumlarla bu sebeplerin her biri bir çıkmaz sokağa döner. Öyle miydi,
    böyle miydi derken başımız döner bir türlü çıkamayız işin içinden. Falancaya kızarken filancaya söylenirken periş
    an olur, hasta oluruz. Ve böylece her birimizin hayatı dahi bir çıkmaz sokağa dönerken intikamlarla, intiharlarla
    bunalım çağı oluvermiştir işte şu asrımız..

    Oysa tevhidin mânâsını idrak eden hastalığın mânâsını da bilir, musibetin de. Ve der;
    “Kâinatta maksatsız, çirkin ve abes olanı yaratmamışsa Allah, adresime gönderdiği musibeti
    de maksatsız değildir. Çirkin hiç değildir.”

    Gıdası verilmeyen, hücreleri yenilenmeyen her azanın hasta olması gibi yaratılanda yaratanı
    göremeyen her bir ruh da, hastadır. Asrımızda kanser günden güne hızla yayılıyor. Herkes telaşa düşmüş
    “ya bende de varsa!”diye. Oysa bu kadar telaş niye, zaten ölmek için gelmedik mi dünya misafirhanesine!?
    Telaş edilmesi gereken hakiki hastalığa gelince; sebeplere ilahlık derecesinde kıymet vermekle kanser
    olmuş ruhlarımız!

    Tevhid ehli sebeplere ne tapacak ve hayranlık duyacak kadar kıymet verir ne de kin ve nefret edecek kadar
    ciddiye alır. Sebepler tevhid ehli için, Allah’ın isimlerini okutturan aynalar hükmündedir.

    Baharda, çiçekte Cemîl ve Latîf isimlerini lezzetle okurken, fırtınalı denizlerde ve çakan şimşeklerde,
    ibretle Kahhar ve Celîl isimlerini müşahede edebilmektir tevhid. Sağlık-sıhhatte rahmeti, hastalıkta,
    musibette terbiye edicilik ma’nasındaki Rab ismini okuyabilmek imanı kamil olanların tevhid basamağındaki
    başarısına işarettir. Evet iman eden, yaratılan her şeyde mutlaka O’nu görür.

    Ve saadet-i dareynin üçüncü basamağı; teslim olmak. Kendini Allah’a bırakmak, O’na boyun eğmek.

    Teslimiyet; kaderin tecellisi demek olan kazaya rızadır. Ve Allah’ın kaderden bize ayırdığını
    -bu bir bela ve musibet bile olsa- gönül rızasıyla kabul edebilmektir.

    Âlimler, teslimiyet için “belâ geldiğinde içte ve dışta değişme olmaksızın sabit olmaktır” demişler.
    İnsan dil ile “ne yapalım Allah’tan bu da!” der. Der demesine fakat, esefle, ye’s ile çıkar bu cümleler
    ağızdan! Bu teslimiyet değildir. Diliyle söylediği bu güzel cümleyi kalbiyle gösterdiği hoşnutsuzluk ile
    yalanlar insan. Farkında olarak ya da farkında olmadan.

    Ey insanoğlu! Ağla sızla feryat et, istersen vur başını duvardan duvara. Mukadder programı değiştirmeye
    muktedir olamazsın!

    Âcizliğini unutan insan, kulluğunu hatırlatmak için kaderin kendisine sunduğu şerbeti acı da olsa yüzünü
    buruşturmadan yudumlamalıdır. Semavat ve arzın dışına çıkmaya güç yetiremeyen insana, acaba rızadan başka ne yakı
    şır?!

    “Onların Rableri katındaki mükafatı, altlarından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Orada ebedi olarak
    devamlı kalıcıdırlar. Allah onlarda razı olmuştur ve (onlar da) O’ndan razı olmuşlardır. İşte bu (karşılık),
    Rabbisinden korkan kimseler içindir.” (Beyyine, 98/8)

    Ve Tevekkül; âsûde bahar ülkesinin adresindeki son basamak. Yani işini Allah’a ısmarlamak. O’na sığınmaktır
    tevekkül. Gerekeni yapmak demek olan, sebeplere teşebbüsten sonra ağırlıklarını O’nun kudret eline bırakmak.

    Abdülkadir Geylani Hazretleri (ks); “Tevekkül eden kimse, Rabbin va’di ile sukûnet bulur.” demiştir.

    İnsanoğlu kaderine rıza göstermeyip tevekküle yanaşmadığı sürece ıstıraplardan, evhamlardan,
    sabırsızlıklardan asla ve asla kurtulamayacaktır. Ve böylece insan olma asaletine yakışmayan
    bir hal ile, yani yaratana değil, yaratılmış olana tenezzül edecektir. Her sıkıntı karşısında
    çaresizlik sancıları çekecek, kainata da zavallı bir dilenci olacaktır.

    Hz. Ömer (ra) şöyle buyurmuştur: “İster hoşuma giden olsun, isterse de gitmeyen; hangi hal üzere
    sabahlarsam sabahlayayım benim için fark etmez. Çünkü ben, hayrın hoşuma gidende mi, yoksa gitmeyende mi
    olduğunu bilmiyorum.” (İbn-i Kesîr)

    Beşeri bütün matlûbuna vâsıl eden kelimedir tevhid..

    Hastayken hastalığı, sağlıklı iken sağlığı, musibetzede iken musibeti, yalnızken yalnızlığı, gençken gençliği,
    ihtiyarken ihtiyarlığı sevmeyi becerebiliyorsak ve falan bize hakaret ettiğinde filan da bahçemize çöp
    döktüğünde kızmamayı başarabiliyorsak, işte hasretini çektiğimiz âsûde bahar ülkesi burada, içimizde hem de her y
    anımızdadır. Hatta o kadar ki gittiğimiz her kışı bahara döndürecek kadar yanımızdadır bu bahar.
    Saadet-i dareyndir bu.

    Lâkin nefsin gözü gaflet ile sebeplerden açılan maneviyat alemine kapanırsa, her şeyi kapkara görür.
    Ve kör olan elbette güneşin gösterdiği güzelliklerden habersizdir.

    Gözleriyle sayfamda gezinen İrfan Mektebi’nin sevgili misafiri! Şimdi istersen biraz düşün!
    Mutlu musun yoksa mutsuz mu? Kaderin adresine postaladığı hadiselere memnuniyetsizlikler,
    vehimler ve esefler ile bakarak zindan yapıyorsan yaşamını, başa dönmelisin. Yani adresin başına.
    İman! Çünkü Bediüzzaman Hazretleri “iman, saadet darını netice verir” demiyor,
    “Sadet-i dareyn’i netice verir” diyor. Yani, “iman; sadece âhiret mutluluğu olan cenneti netice vermez.
    Hem dünya hem ahiret mutluluğunu netice verir.” Evet Allah’a inanıyorsan bu dünyada da mutlu olursun,
    olmalısın (!) Çünkü dünyada kadere rıza ile elde edilen manevi huzur ahiretteki cennet saadetinin habercisidir.
    Kadere rızasızlık ile gelen dünyadaki mutsuzluklar ise ahiretteki cehennem azabının alametidir.

    Mutlu musunuz, halinizden memnun musunuz? Öyleyse problem yok. Çünkü siz tevekkül ehlisiniz.
    Elinizden geleni yapıyor sonra gelen neticeye rıza gösteriyorsunuz. Demek ki; yerlerin ve göklerin
    ilâhına teslimsiniz. Öyleyse her şeyde O’nu görüyorsunuz, O’nu okuyorsunuz ki falancaya filancaya
    kızmakla kendinizi, hayatınızı ve başkalarının hayatını zindan etmiyorsunuz. Ve gittiğiniz her yere mutluluk
    taşıyorsunuz. Huzursuzluk karanlıklarını iman nuruyla ortadan kaldırıyorsunuz.
    Öyleyse siz imanı kâmil olanlardansınız. Evet Sırat-ı müstakim üzere olanların dünyası da cennettir ahreti de.

    Aah Saadet-i Dareyn.. Nerdesin?.. İnsaniyet seni ararken perişan oldu.. Evet biliyoruz ki aslında
    sen “Lâilâheillallah” demek kadar yanımızdasın..

    Lâkin Aaah âhir zaman! Sen nasıl bir zamansın ki biz insanlar aradığımız Saadet-i Dareyn çok
    yakınımızdayken onu bulamayacak kadar kör olduk seninle.. Çek artık üzerimizdeki ve kalplerimizdeki
    kara bulutlarını. Çek ki; âsûde bir bahar ülkesi gelsin ve hiç gitmesin bizden..

    İman, tevhid, teslim ve tevekkül yağmurlarıyla baharlar gelsin kalplerimize, ebedi mutluluk çiçekleri
    açsın. Bırakalım ıztırapları, yeis ve elemleri.. iman nimetinden mahrum ya da nasibi az olanlara..
    Ve huzuru bulalım, yaşatalım doya doya. Evet İman ehli bir takım sebeplerle kıymetlisini
    kaybettiğinde hüsrana uğramaz.. Çünkü iman eden bilir: Madem O var her şey var!
    Velhasıl: âmenna diyorsa dillerimiz her şeyde O’nu görmeli gözlerimiz.
    O’nu okuyunca gözlerimiz, teslimiyete bürünecektir kalplerimiz.
    Teslimiyetimiz varsa O’na, dünya yükümüz hafiftir artık. Ve tevekkül varsa O mutlaka bizimledir.
    Yerlerin ve göklerin ilahı olan Allah’ın (c.c) yanında olduğu kişi ise dünyadan ebede kadar âsûde
    bahar ülkesindedir.


    BU YAZI SORULARLA RİSALE NUR SİTESİNDEN ALINTIDIR.

  6. #6
    Dost erkn.yldz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesajlar
    27

    Standart

    çok güzel

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. 23.Söz 5.Nokta
    By elifnuray in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 29.11.09, 15:52
  2. Üç Nokta...
    By ehlenvesehlen in forum Edebiyat
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 09.09.08, 08:31
  3. Nokta-i İstinadımız... Nokta-i İstimdadımız..!?
    By celine in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 04.07.08, 08:43
  4. Demokrasiye Nokta..Nokta Dergisi Kapandı
    By elff in forum İnanca ve Düşünceye Özgürlük Platformu
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 07.05.07, 17:42
  5. Nokta ...
    By semair in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10.03.07, 11:22

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0