+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 15

Konu: Buz Parçası Nev'inden Enaniyeti Eritip,Kuran'ın Işığı Altına Girmek Ne ile Mümkündür?

  1. #1
    Ehil Üye _MerHeM_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Alem-i şehadet
    Mesajlar
    2.225

    Standart Buz Parçası Nev'inden Enaniyeti Eritip,Kuran'ın Işığı Altına Girmek Ne ile Mümkündür?

    iman ve tefekkürde ne kadar derinleşirse, enaniyet hastalığından o nispette kurtulur. Bunun tek çaresi tahkiki imanı elde etmektir. İman insanın maddi ve manevi alemine yerleşip kökleştikçe, manevi arıza ve hastalıklar da iyileşip şifa bulur. Öyle ise bizim bu zaman da yapacağımız en önemli şey; sağlam ve tahkiki imanı elde etmektir.
    Bu zamnda insanın kendi başına, asrın vebası hükmünde olan benlik ve gururunu parçalaması ve sağlam imanı elde etmesi pek mümkün değildir. Bu sebeple asrın hekimi hükmünde olan Risale-i Nurlara müracaat edip onunla şifa bulmamız kaçınılmaz bir hale gelmiştir.
    Özet olarak enaniyetin mahiyetini anlamak ve tahkiki ve kuvvetli bir iman ile enaniyeti terbiye etmek ene duygusunu ıslah edip eritilebilir. Bu zamanda enaniyetin mahiyetini çözen ve tahkiki iman dersini veren Risale-i Nurlar olduğu için, Risale-i Nurlar ile meşgul olmak maksada ulaştırır...Yazan insan;

    Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.

    Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.

    Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.


  2. #2
    Ehil Üye _MerHeM_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Alem-i şehadet
    Mesajlar
    2.225

    Standart

    '' bir buz parçası nev'indeki şahsiyetini ve enâniyetini o havuz içine atıp eritendir. ''

    Fani olmak fena bulmak demektir.Çünkü hakikat ve ahıret için çalışanlarda makam hırsından vaz geçip ,Kendisini ne şekilde olursa olsun bir makam vermekten çekinip ,hal ile ve kal ile hasbi olarak, o makamdan vaz geçmektir.
    Mana-i muhalifiyle ele alalım.
    İnsan hiç ken ,Yani hariç bir şeyken şöhreti ,İlmi,makamı,serveti,hıfzı v.s. hiç bişeyi yokken nefsini feda etmesi kolaydır.Çünkü yokki neyi feda edecek fena kılacak.Kazandıkça zor olur.Şahsiyet kalıplaşır ,ene sertleşir kesafet peyda eder.Kırılması zordur.Erimesi güçtür.

    Fakat büyük bir alim ,sözüne itibar edilen ve yönlendiren bir abi ve alim,Şahsiyet kazanır.tecrübe kazanır itibar kazanır.alim olur ilim kazanır şahsi kemalat kazanır ,manevi makamlar velayetler kazanır.Bütün bu kanzadıklarına bir bedel öder ödedikleri gözüne gelir feda edemez.Yada eder.

    O kazanadığı şahsiyetini meşverette otatorite benim diyip meşvereti yönlendirmekle feda edemez.Adı meşveret hüküm ise başka bişey olur.Çünkü o fikirlerin hepsini cebinden çıkaracak bilgi ve tecrübeye sahip bir şahsiyettir.Herkes o na baş vurmalıdır.Kendisi kadar şahsiyet kazanmışlar varsa onlar belki dinlenebilir.

    Ubudiyetinden kazandığı sevabı ve Gayretinden kazandığı ilimle alim sıfatını,Dizini kırıp risale-inur gibi bir esere talebe olmak yolunda hakiki bir cihad-ı maneviyi yapmaya ihtiyaç bile hissetmez.Dizini kırıp okuyup,yazarak talebe sıfatını almak çok zordur.Çünkü o okuyup yazdıklarını artık ezbere bilmektedir nerden bahs açılsa ,her yere yetişir,onun ihtiyacı yoktur.

    Hakiki irtibat yapamaz,Çünkü o irtibat edilip istifade edilmesi gerekendir.O muhtaç değildir ,insanlar ona muhataçtır.O vaz geçilemez ve reddedilemezdir.Hakikaten bir kardeşinin ,ayağına gidip ,derdini dinleyip ,Onun derdini halletmeye gayret edemez.Diğer gam olup kardeşi için kendini feda edemez eder gibi gözükür.Çünkü bi derdi varsa gelsin sorsun öğrensin vakti dahi yoktur .Filan filan.

    Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.

    Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.

    Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.


  3. #3
    Ehil Üye Bilal-i Sivasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Bulunduğu yer
    İzmir
    Mesajlar
    1.298

    Standart

    http://www.egoloji.com Egoyu anlatan güzel bir site Psikolog bir nur talebesi tarafından hazırlanmış. Çok istifade ettiğim bir sitedir. Tavsiye ederim. 30. Söz harika ve ilmi bir şekilde şerhedilmiş.

    "Fena filihvan" fani olmanın, benliği yenmenin, sahabe mesleğine uygun şeklidir. Buzu önce eritip sonra buharlaştırmanın, bu asırda çok gerekli ve kolay bir yöntemidir.
    Ey muhataplarım!
    Ben çok bağırıyorum. Zîra, asr-ı salis-i aşrın, yani on üçüncü asrın minaresinin başında durmuşum,

    sûreten medenî ve
    dinde lakayd ve
    fikren mazinin en derin derelerinde olanları
    camie davet ediyorum.


  4. #4
    Ehil Üye hadema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    1.622

    Standart

    İşte, hakikate dar gelen ve bâzı köşelerinde hakikatin âzâları görünen ve hakikatle karışık şu temsil içine üçümüz de girmeliyiz, üçümüz de kendimizi Zühre, Katre, Reşha farz edeceğiz. Zîrâ onlarda farz ettiğimiz şuur kâfi gelmiyor. Biz aklımızı dahi onlara katmalıyız. Yani onlar maddî güneşlerinden nasıl feyiz alıyorlar; biz de mânevî güneşimizden öyle alıyoruz, anlamalıyız.
    İşte, sen, ey dünyayı unutmayan ve maddiyâta tevaggul eden ve nefsi kesâfet peydâ eden arkadaş, sen Zühre ol. Nasıl ki, o Zühre çiçeği ziyâ-i şemsten inhilâl etmiş bir renk alıyor; ve o bir renk içinde şemsin timsâlini karıştırıp kendine zînetli bir sûret giydiriyor. Zîrâ senin istidadın dahi ona benzer.
    Hem, şu esbâba dalmış Eski Said gibi, mektepli feylesof ise kamere âşık olan Katre olsun ki; kamer, güneşten aldığı ziyâ zıllini ona verir ve onun göz bebeğine bir nur verir. O da, o nur ile parlar. Fakat, o Katre, o nur ile yalnız kameri görür, güneşi göremez; belki, imânıyla görebilir.
    Hem, şu her şeyi doğrudan doğruya Cenâb-ı Haktan bilir, esbâbı bir perde telâkkî eder fakir adam, o da Reşha olsun. Öyle bir Reşha ki, kendi zâtında fakirdir. Hiçbir şeyi yok ki, ona dayanıp, Zühre gibi kendine güvensin. Hiçbir rengi yok ki, onunla görünsün. Başka şeyleri de tanımıyor ki, ona teveccüh etsin. Hâlis bir safveti var ki, doğrudan doğruya güneşin timsâlini gözbebeğinde saklıyor.
    Şimdi mâdem biz bu üç şey yerine geçtik; kendimize bakmalıyız. Bizde ne var? Ne yapacağız? İşte bakıyoruz ki, bir Zât-ı Kerîm, ihsanıyla bizi gayet derece tezyin ve tenvir ve terbiye ediyor. İnsan ise, ihsan edene perestiş eder, perestişe lâyık olana kurbiyet ister ve görmek talep eder. Öyle ise her birimiz, istidadımıza göre, o muhabbet câzibesiyle sülûk edeceğiz.

    Ey Zühre-misâl! Sen gidiyorsun. Fakat çiçek olarak git. İşte gittin. Terakkî ede ede tâ bir mertebe-i külliyeye geldin. Güyâ bütün çiçeklerin hükmüne geçtin.
    Halbuki, Zühre kesif bir aynadır. Onda ziyâdaki yedi renk inhilâl ve inkısâr eder; şemsin aksini gizler. Sen sevdiğin güneşin yüzünü görmekte muvaffak olamazsın. Çünkü, kayıtlı olan renkler, hususiyetler dağıtıyor; perde çekiyor, gösteremiyor. Sen, şu halde, sûretlerin, berzahların ortaya girmesiyle neşet eden firâktan kurtulamazsın. Lâkin bir şart ile kurtulabilirsin ki, sen kendi nefsinin muhabbetine dalmış olan başını kaldırasın ve nefsin mehâsini ile telezzüz ve iftihar eden nazarını çekesin, gökyüzündeki güneşin yüzüne atasın. Hem, baş aşağı celb-i rızık için toprağa bakan yüzünü, yukarıdaki şemse çeviresin. Çünkü, sen onun aynasısın. Vazifen, âyinedarlıktır. Bilsen, bilmesen, hazîne-i rahmet kapısı olan toprak tarafından senin rızkın gelecektir. Evet, nasıl bir çiçek güneşin küçücük bir aynasıdır; şu koca güneş dahi gök denizinde Şems-i Ezelînin "Nur" isminden tecellî eden bir lem'anın katre-misâl bir aynasıdır.

    Ey kalb-i insanî! Sen, nasıl bir güneşin aynası olduğunu, bundan bil. Bu şartı yaptıktan sonra, kemâlini bulursun. Fakat güneşi, nefsü'l-emirde nasıl ise, öyle göremezsin. O hakikati, çıplak anlamazsın. Belki, senin sıfatlarının renkleri, ona bir renk verir ve kesâfetli dürbünün bir sûret takar ve kayıtlı kabiliyetin bir kayıt altına alır.

    Şimdi sen dahi, ey Katre içine giren hakîm feylesof! Senin katre-i fikrin dürbünüyle, felsefenin merdiveniyle tâ kamere kadar terakkî ettin, kamere girdin. Bak, kamer kendi zâtında kesâfetli, zulümâtlıdır; ne ziyâsı var, ne hayatı. Senin sa'yin beyhûde, ilmin faydasız gitti. Sen ye'sin zulümâtından ve kimsesizliğin vahşetinden ve ervâh-ı habîsenin iz'âcâtından ve o vahşetin dehşetinden şu şartlar ile kurtulabilirsin ki, tabiat gecesini terk edip, hakikat güneşine teveccüh etsen; ve yakînen inansan ki, şu gece nurları gündüz güneşinin ışıklarının gölgeleridir. Bu şartı yaptıktan sonra, sen, kemâlini bulursun. Fakir ve karanlıklı kamer yerine haşmetli güneşi bulursun. Fakat, sen dahi öteki arkadaşın gibi, güneşi sâfî göremezsin. Belki, senin aklın ve felsefen ünsiyet ve ülfet ettikleri perdeler arkasında ve ilim ve hikmetin nesc ettiği hicabların halfinde ve kabiliyetin verdiği bir renk içinde görebilirsin.
    İşte, Reşha-misâl üçüncü arkadaşınız ki, hem fakirdir, hem renksizdir. Güneşin hararetiyle çabuk tebahhur eder, enâniyetini bırakır, buhara biner, havaya çıkar. İçindeki madde-i kesîfe, nâr-ı aşk ile ateş alır, ziyâ ile nura döner. O ziyânın cilvelerinden gelen bir şuâa yapışır, yanaşır.
    Ey Reşha-misâl! Mâdem doğrudan doğruya güneşe âyinedarlık ediyorsun; sen hangi mertebede bulunsan bulun, ayn-ı şemse karşı, aynelyakîn bir tarzda, sâfî bakılacak bir delik, bir pencere bulursun. Hem, o şemsin âsâr-ı acîbesini ona vermekte müşkülât çekmeyeceksin. Ona lâyık haşmetli evsâfını tereddütsüz verebilirsin. Saltanat-ı zâtiyesinin dehşetli âsârını ona vermekte hiçbir şey senin elinden tutup ondan vazgeçiremez. Seni ne berzahların darlığı, ne kabiliyetlerin kaydı, ne aynaların küçüklüğü seni şaşırtmaz, hilâf-ı hakikate sevk etmez. Çünkü sen, sâfî, hâlis, doğrudan doğruya ona baktığın için, anlamışsın ki, mazharlarda görünen ve aynalarda müşâhede olunan, güneş değil, belki bir nevi cilveleridir, bir çeşit renkli akisleridir.


    Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | 306
    bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi, bir meyvesi de, hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyîye karşı şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbettir ki, bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise, hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir.


  5. #5
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    Alıntı _MerHeM_ Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    '' bir buz parçası nev'indeki şahsiyetini ve enâniyetini o havuz içine atıp eritendir. ''

    Fani olmak fena bulmak demektir.Çünkü hakikat ve ahıret için çalışanlarda makam hırsından vaz geçip ,Kendisini ne şekilde olursa olsun bir makam vermekten çekinip ,hal ile ve kal ile hasbi olarak, o makamdan vaz geçmektir.
    Mana-i muhalifiyle ele alalım.
    İnsan hiç ken ,Yani hariç bir şeyken şöhreti ,İlmi,makamı,serveti,hıfzı v.s. hiç bişeyi yokken nefsini feda etmesi kolaydır.Çünkü yokki neyi feda edecek fena kılacak.Kazandıkça zor olur.Şahsiyet kalıplaşır ,ene sertleşir kesafet peyda eder.Kırılması zordur.Erimesi güçtür.

    Fakat büyük bir alim ,sözüne itibar edilen ve yönlendiren bir abi ve alim,Şahsiyet kazanır.tecrübe kazanır itibar kazanır.alim olur ilim kazanır şahsi kemalat kazanır ,manevi makamlar velayetler kazanır.Bütün bu kanzadıklarına bir bedel öder ödedikleri gözüne gelir feda edemez.Yada eder.

    O kazanadığı şahsiyetini meşverette otatorite benim diyip meşvereti yönlendirmekle feda edemez.Adı meşveret hüküm ise başka bişey olur.Çünkü o fikirlerin hepsini cebinden çıkaracak bilgi ve tecrübeye sahip bir şahsiyettir.Herkes o na baş vurmalıdır.Kendisi kadar şahsiyet kazanmışlar varsa onlar belki dinlenebilir.

    Ubudiyetinden kazandığı sevabı ve Gayretinden kazandığı ilimle alim sıfatını,Dizini kırıp risale-inur gibi bir esere talebe olmak yolunda hakiki bir cihad-ı maneviyi yapmaya ihtiyaç bile hissetmez.Dizini kırıp okuyup,yazarak talebe sıfatını almak çok zordur.Çünkü o okuyup yazdıklarını artık ezbere bilmektedir nerden bahs açılsa ,her yere yetişir,onun ihtiyacı yoktur.

    Hakiki irtibat yapamaz,Çünkü o irtibat edilip istifade edilmesi gerekendir.O muhtaç değildir ,insanlar ona muhataçtır.O vaz geçilemez ve reddedilemezdir.Hakikaten bir kardeşinin ,ayağına gidip ,derdini dinleyip ,Onun derdini halletmeye gayret edemez.Diğer gam olup kardeşi için kendini feda edemez eder gibi gözükür.Çünkü bi derdi varsa gelsin sorsun öğrensin vakti dahi yoktur .Filan filan.
    Fesubhanallah nekadar dehşetli bir yazıydı.
    Kardeşim bu yazınızda kendime ait pek çok maraz gördüm , böyle teşhislere devam edin okumak acı oluyor ama sonunda hem dünya hemde ahiret hayatının kaybetmek var ,bilelim öğrenelim

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  6. #6
    Pürheves geda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Bulunduğu yer
    ankara
    Mesajlar
    208

    Standart

    Alıntı _MerHeM_ Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    '' bir buz parçası nev'indeki şahsiyetini ve enâniyetini o havuz içine atıp eritendir. ''

    Fani olmak fena bulmak demektir.Çünkü hakikat ve ahıret için çalışanlarda makam hırsından vaz geçip ,Kendisini ne şekilde olursa olsun bir makam vermekten çekinip ,hal ile ve kal ile hasbi olarak, o makamdan vaz geçmektir.
    Mana-i muhalifiyle ele alalım.
    İnsan hiç ken ,Yani hariç bir şeyken şöhreti ,İlmi,makamı,serveti,hıfzı v.s. hiç bişeyi yokken nefsini feda etmesi kolaydır.Çünkü yokki neyi feda edecek fena kılacak.Kazandıkça zor olur.Şahsiyet kalıplaşır ,ene sertleşir kesafet peyda eder.Kırılması zordur.Erimesi güçtür.

    Fakat büyük bir alim ,sözüne itibar edilen ve yönlendiren bir abi ve alim,Şahsiyet kazanır.tecrübe kazanır itibar kazanır.alim olur ilim kazanır şahsi kemalat kazanır ,manevi makamlar velayetler kazanır.Bütün bu kanzadıklarına bir bedel öder ödedikleri gözüne gelir feda edemez.Yada eder.

    O kazanadığı şahsiyetini meşverette otatorite benim diyip meşvereti yönlendirmekle feda edemez.Adı meşveret hüküm ise başka bişey olur.Çünkü o fikirlerin hepsini cebinden çıkaracak bilgi ve tecrübeye sahip bir şahsiyettir.Herkes o na baş vurmalıdır.Kendisi kadar şahsiyet kazanmışlar varsa onlar belki dinlenebilir.

    Ubudiyetinden kazandığı sevabı ve Gayretinden kazandığı ilimle alim sıfatını,Dizini kırıp risale-inur gibi bir esere talebe olmak yolunda hakiki bir cihad-ı maneviyi yapmaya ihtiyaç bile hissetmez.Dizini kırıp okuyup,yazarak talebe sıfatını almak çok zordur.Çünkü o okuyup yazdıklarını artık ezbere bilmektedir nerden bahs açılsa ,her yere yetişir,onun ihtiyacı yoktur.

    Hakiki irtibat yapamaz,Çünkü o irtibat edilip istifade edilmesi gerekendir.O muhtaç değildir ,insanlar ona muhataçtır.O vaz geçilemez ve reddedilemezdir.Hakikaten bir kardeşinin ,ayağına gidip ,derdini dinleyip ,Onun derdini halletmeye gayret edemez.Diğer gam olup kardeşi için kendini feda edemez eder gibi gözükür.Çünkü bi derdi varsa gelsin sorsun öğrensin vakti dahi yoktur .Filan filan.

    buz parçası nevinden diye tairf ettiğiniz enaniyetin öyle yönleri var ki hocam bazen de alev topu olabiliyor,öyle tehlikeli öyle dehşet bir hal oluyorki biz aciz kullar için büyük bir tuzak ve gayya kuyusuna dönüşebiliyor...hafizenallah...

    Bu alev topu dediğimiz ene marazı anlıyoruzki teveccühünasmış...

    eminim siz değinceksiniz inşallah lakin biz sabredemedik

  7. #7
    Yasaklı Üye iksir-i nurani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    77

    Standart

    Alıntı _MerHeM_ Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    '' bir buz parçası nev'indeki şahsiyetini ve enâniyetini o havuz içine atıp eritendir. ''

    Fani olmak fena bulmak demektir.Çünkü hakikat ve ahıret için çalışanlarda makam hırsından vaz geçip ,Kendisini ne şekilde olursa olsun bir makam vermekten çekinip ,hal ile ve kal ile hasbi olarak, o makamdan vaz geçmektir.
    Mana-i muhalifiyle ele alalım.
    İnsan hiç ken ,Yani hariç bir şeyken şöhreti ,İlmi,makamı,serveti,hıfzı v.s. hiç bişeyi yokken nefsini feda etmesi kolaydır.Çünkü yokki neyi feda edecek fena kılacak.Kazandıkça zor olur.Şahsiyet kalıplaşır ,ene sertleşir kesafet peyda eder.Kırılması zordur.Erimesi güçtür.

    Fakat büyük bir alim ,sözüne itibar edilen ve yönlendiren bir abi ve alim,Şahsiyet kazanır.tecrübe kazanır itibar kazanır.alim olur ilim kazanır şahsi kemalat kazanır ,manevi makamlar velayetler kazanır.Bütün bu kanzadıklarına bir bedel öder ödedikleri gözüne gelir feda edemez.Yada eder.

    O kazanadığı şahsiyetini meşverette otatorite benim diyip meşvereti yönlendirmekle feda edemez.Adı meşveret hüküm ise başka bişey olur.Çünkü o fikirlerin hepsini cebinden çıkaracak bilgi ve tecrübeye sahip bir şahsiyettir.Herkes o na baş vurmalıdır.Kendisi kadar şahsiyet kazanmışlar varsa onlar belki dinlenebilir.

    Ubudiyetinden kazandığı sevabı ve Gayretinden kazandığı ilimle alim sıfatını,Dizini kırıp risale-inur gibi bir esere talebe olmak yolunda hakiki bir cihad-ı maneviyi yapmaya ihtiyaç bile hissetmez.Dizini kırıp okuyup,yazarak talebe sıfatını almak çok zordur.Çünkü o okuyup yazdıklarını artık ezbere bilmektedir nerden bahs açılsa ,her yere yetişir,onun ihtiyacı yoktur.

    Hakiki irtibat yapamaz,Çünkü o irtibat edilip istifade edilmesi gerekendir.O muhtaç değildir ,insanlar ona muhataçtır.O vaz geçilemez ve reddedilemezdir.Hakikaten bir kardeşinin ,ayağına gidip ,derdini dinleyip ,Onun derdini halletmeye gayret edemez.Diğer gam olup kardeşi için kendini feda edemez eder gibi gözükür.Çünkü bi derdi varsa gelsin sorsun öğrensin vakti dahi yoktur .Filan filan.

    zîhassa-i meşhure;

    Meşhur özellik sahibi, Yani Ihtiyarsız verilen nesil,akıl ,zeka,güzellik ,ses v.s. yada sonradan verilen ve kazandığı ilim ,servet, makamı v.s. Olan kişi eğer dikkat etmezse tasannua ondan riyaya ve ondanda çalışarak şahsiyet kazanarak ,şöhreti bulur.Sonra mübtela olur o şohrete ,ne etse vaz geçemez.Kardeşinin her fırsatta müsbet veya menfi bir yönden yaklaşarak değerlendirerek(tenkid)tenzil edip,kendi şahsiyetini öne çıkarır.Tesnüdden mahrum kalır.

    Parmakla gösterilen olur.O vakit dünyevi yahud hoşlandığı için kabirde vede ahırette azaba müstehak olur.Kendisini mazhar bilir.Yani güzellikleri gösteren bir ayna olmaya layık görür.

    Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki:
    "Her şeyin bir şevki vardır. Her şevkin de bittiği bir zaman vardır. (Yapacağı işe karşı bu şevki) duyan kişi işini yaparken mutedil hareket eder ve bu itidali devam ettirirse, muvaffak olacağını ümid edin, (çünkü bu şekilde takibine devam edebilir). Şayet (aşırılığa düşerek dikkat çekmiş ve) parmakla gösterilecek hâle gelmişse ona itibar edip (sâlihlerden) saymayın"
    Tirmizî, Kıyâmet 21, (2455).[/size]

  8. #8
    Yasaklı Üye iksir-i nurani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    77

    Standart

    Manevî ulvî cihaddan ve o kudsî hizmetten Mahrum olanların hastalığı;



    İnsanda, ekseriyet itibariyle
    • hubb-u câh denilen hırs-ı şöhret ve hodfüruşluk ve
    • şan ü şeref denilen riyakârane halklara görünmek ve nazar-ı âmmede mevki sahibi olmağa,
    ehl-i dünyanın her ferdinde cüz'î-küllî arzu vardır.

    Hattâ o arzu için, hayatını feda eder derecesinde şöhretperestlik hissi onu sevkeder. Ehl-i âhiret için bu his gayet tehlikelidir, ehl-i dünya için de gayet dağdağalıdır; çok ahlâk-ı seyyienin de menşeidir ve insanların da en zaîf damarıdır.

    Yani: Bir insanı yakalamak ve kendine çekmek; onun o hissini okşamakla kendine bağlar, hem onun ile onu mağlub eder.

  9. #9
    Yasaklı Üye iksir-i nurani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    77

    Standart

    Ulema-üs sû' hakkında bir tehdid-i azîm var.
    Bu zamanda ehl-i ilim ziyade dikkat etmeli.


    Tesanüd- enaniyet-ehl-i fazl ve kemal ve kuvvetli enaniyet-i ilmiye



    Hakikaten insanda en tehlikeli damar, enaniyettir ve en zaîf damarı da odur. Onu okşamakla, çok fena şeyleri yaptırabilirler.

    O ehl-i fazl ve kemal ve kuvvetli enaniyet-i ilmiyeyi taşıyan zâtlar bilsinler ki; bana değil, Kur'an-ı Hakîm'e talebe ve şakird oluyorlar. Ben de onların bir ders arkadaşıyım. Haydi farz-ı muhal olarak ben üstadlık dava etsem, mâdem şimdi ehl-i îmanın tabakatını, avamdan havassa kadar, maruz kaldıkları evham ve şübehattan kurtarmak çaresini bulduk; o ulema ya daha kolay bir çaresini bulsunlar veyahut bu çareyi iltizam edip ders versinler, tarafdar olsunlar. Ulema-üs sû' hakkında bir tehdid-i azîm var. Bu zamanda ehl-i ilim ziyade dikkat etmeli. Haydi farzetseniz ki, düşmanlarımızın zannı gibi ben, benlik hesabına böyle bir hizmette bulunuyorum. Acaba dünyevî ve millî bir maksad için, çok zâtlar enaniyeti terkedip, firavun-meşreb bir adamın kemâl-i sadakatla etrafına toplanıp, şiddetli bir tesanüdle iş gördükleri halde; acaba bu kardeşiniz, hakikat-ı Kur'aniye ve hakaik-i îmaniye etrafında, kendi enaniyetini setretmekle beraber, o dünyevî komitenin onbaşıları gibi, terk-i enaniyetle hakaik-i Kur'aniye etrafında bir tesanüdü sizden istemeye hakkı yok mudur? Sizin en büyük âlimleriniz de, ona "Lebbeyk" dememesinde haksız değil midirler?


  10. #10
    Yasaklı Üye iksir-i nurani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    77

    Standart

    بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
    لاَ َتحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَفْرَحُونَ ِبمَآ اَتَوْا وَيُحِبُّونَ اَنْ يُحْمَدُوا ِبمَا لَمْ يَفْعَلُوا فَلاَ َتحْسَبَنَّهُمْ ِبمَفَازَةٍ مِنَ الْعَذَابِ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ
    · 1.) Rahman ve Rahim Olan Allahın adıyla..
    2.) Yaptıkları övünen ve yapmadıkları hayırla övülmekten hoşlanan kimseleri, sakın azabdan kurtulurlar zannetme. Onlar için pek acı bir azab vardır. (Al-i İmrân Sûresi: 188)

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. ..Işığı önüne al yürü
    By BiRDüNYaUMuT in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 13.09.13, 22:54
  2. Çağrı Film'inden Kesitler...
    By SeRDeNGeCTi in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 14
    Son Mesaj: 11.12.09, 02:59
  3. Ay Işığı...
    By yasemenn in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 10.08.08, 22:23
  4. Bütün Saadetler Mümkündür
    By zahid in forum Şiirler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22.01.08, 22:51
  5. Eve Çatıdan Girmek Lazım.
    By mirkat in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08.07.07, 13:43

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0