+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 5 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 42

Konu: Cennetle İlgili Bir Soru... Siz Soruları Seversiniz

  1. #1
    Gayyur kainatınmeyvesi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Bulunduğu yer
    Kainat
    Mesajlar
    50

    Standart Cennetle İlgili Bir Soru... Siz Soruları Seversiniz

    Bu alemde ışığı anlamamız için Allah karanlığı koymuştur, karanlığın derecesi arttıkça ışık azalacak, ışık derecesi arttıkça karanlık azalacaktır. İkisinin aynı derece de artması muhaldir. Keza, güzellik arttı mı çirkinlik azalacaktır, çirkinliğin artması ise güzelliği azaltır. Yine ikisi aynı derecede artamaz. Çünkü kainatta ne varsa arizidir, yani ona sonradan konmuştur ve bir sınırı vardır, sonsuzluk göstermez. Sonsuzluk göstermeyen her ne varsa bir derecesi olur. Örnekte belirttiğimiz gibi bu kainatta güzellik mahduttur bir derecesi vardır, onun derecesini belirleyen ise zıttı olan çirkinliktir. Evet bir şey mutlak güzel değilse içinde çirkinlik vardır. Cennette de güzelliklerin bir derecesi olmayacak mı, bu derece ise ancak zıttı ile ortaya çıkar yani çirkinliği ile. O zaman cennette çirkinlik mi var diyeceğiz. Soru bu aslında..

    Aslında soruyu kendi içimde biraz çözdüm ama sizinle paylaşıp tam bir fikir edinmek istedim, hem külli fayda olur.
    <<<<mazide şükrünü eda etmediğin nimetlerin şükrünü kaza etmek lazımdır.>>>>

  2. #2
    Vefakar Üye .zemzemi. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    Berzahistan
    Mesajlar
    405

    Standart

    "Suâlde diyor ki: "Birşeyin zıddı olmazsa, o şeyin nasıl kemâli olabilir?"
    Elcevap: Şu suâl sahibi, hakiki kemâli bilmiyor; yalnız nisbî bir kemâl zannediyor. Halbuki, gayra bakan ve gayra nisbeten hâsıl olan meziyetler, fazîletler, tefevvuklar hakiki değiller, nisbîdirler; zayıftırlar.

    Eğer gayr, nazardan sâkıt olsalar, onlar da sukut ederler. Meselâ, sıcaklığın nisbî lezzeti ve fazîleti, soğuğun tesiri iledir; yemeğin nisbî lezzeti, açlık eleminin tesiri iledir. Onlar gitse, bunlar da azalır.

    Halbuki, hakiki lezzet ve muhabbet ve kemâl ve fazîlet odur ki, gayrın tasavvuruna binâ edilmesin, zâtında bulunsun ve bizzat bir hakikat-i mukarrere olsun.

    Lezzet-i vücud ve lezzet-i hayat ve lezzet-i muhabbet ve lezzet-i mârifet ve lezzet-i İmân ve lezzet-i bekâ ve lezzet-i rahmet ve lezzet-i şefkat ve hüsn-ü nur ve hüsn-ü basar ve hüsn-ü kelâm ve hüsn-ü kerem ve hüsn-ü sîret ve hüsn-ü sûret ve kemâl-i zât ve kemâl-i sıfât ve kemâl-i ef'âl gibi bizzat meziyetler, gayr olsun olmasın, şu meziyetler tebeddül etmez.

    İşte Sâni-i Zülcelâl ve Fâtır-ı Zülcemâl ve Hâlık-ı Zülkemâlin bütün kemâlâtı, hakikiyedir, Zâtiyedir; gayr ve mâsivâ, ona tesir etmez, yalnız mezâhir olabilirler." sözler
    Allah (c.c) hep 12'den vurur.

  3. #3
    Gayyur kainatınmeyvesi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Bulunduğu yer
    Kainat
    Mesajlar
    50

    Standart

    Zemzemi Allah Razı olsun görüş alanımızı genişlettin ama burda tam benim suale cevap var mı bilmiyorum. Ya da ben göremiyorum. Evet Rabbin kemalatı noktasında amenna, zaten O'nun kemalatı mutlak olduğu için zıttı O'na yaklaşamaz. Ama cennette mutlak ve tam güzellik ve kemalattan bahsedebilir miyiz? Mesela bir şey birşeyden daha güzel olacaksa, daha az güzel olan şey diğerine göre çirkindir veya çirkinlik içerir. Ancak böyle birşey diğerinden daha güzel olabilir.
    <<<<mazide şükrünü eda etmediğin nimetlerin şükrünü kaza etmek lazımdır.>>>>

  4. #4
    Müdakkik Üye _KimyA_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Mesajlar
    730

    Standart

    evet bu bnmde aklımı karıştırdı birşeyin zıddı olmaasa onu derecelendiremeyiz :S .... cennettedemi böyle ayrılıklar olcak? yada o zaman böyle bir şey düşünülürmüki ? sonuçta dünya yaşamı ile cennet çok farklı burda güzellik diye bir kavram var cennette varmıki bu ?:S
    Sanma şahım herkesi sen sadıkane yar olur
    Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyar olur
    Sadıkane belki ol alemde dildar olur
    Yar olur ağyar olur dildar olur serdar olur

    YAVUZ SULTAN SELİM

  5. #5
    Ehil Üye hadema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    1.622

    Standart

    Alıntı kainatınmeyvesi Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Zemzemi Allah Razı olsun görüş alanımızı genişlettin ama burda tam benim suale cevap var mı bilmiyorum. Ya da ben göremiyorum. Evet Rabbin kemalatı noktasında amenna, zaten O'nun kemalatı mutlak olduğu için zıttı O'na yaklaşamaz. Ama cennette mutlak ve tam güzellik ve kemalattan bahsedebilir miyiz? Mesela bir şey birşeyden daha güzel olacaksa, daha az güzel olan şey diğerine göre çirkindir veya çirkinlik içerir. Ancak böyle birşey diğerinden daha güzel olabilir.

    Ey insan! Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun?
    Otuz İkinci Sözün âhirinde denildiği gibi,

    dünyanın bin sene mesudâne hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen Cennet hayatının;

    ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rüyet-i cemâline mukabil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun.

    Müptelâ ve meftun ve müştak olduğunuz mecazî mahbuplarda ve bütün mevcudat-ı dünyeviyedeki hüsün ve cemal, Onun cilve-i cemâlinin ve hüsn-ü esmâsının bir nevi gölgesi; ve bütün Cennet, bütün letâfetiyle, bir cilve-i rahmeti; ve bütün iştiyaklar ve muhabbetler ve incizaplar ve câzibeler, bir lem'a-i muhabbeti olan bir Mâbud-u Lemyezelin, bir Mahbub-u Lâyezâlin daire-i huzuruna gidiyorsunuz. Ve ziyafetgâh-ı ebedîsi olan Cennete çağırılıyorsunuz. Öyleyse, kabir kapısına ağlayarak değil, gülerek giriniz.
    Mektubat | Yirminci Mektup | 223
    bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi, bir meyvesi de, hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyîye karşı şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbettir ki, bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise, hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir.


  6. #6
    Ehil Üye hadema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    1.622

    Standart

    Alıntı hadema Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ey insan! Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun?
    Otuz İkinci Sözün âhirinde denildiği gibi,

    dünyanın bin sene mesudâne hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen Cennet hayatının;

    ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rüyet-i cemâline mukabil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun.

    Müptelâ ve meftun ve müştak olduğunuz mecazî mahbuplarda ve bütün mevcudat-ı dünyeviyedeki hüsün ve cemal, Onun cilve-i cemâlinin ve hüsn-ü esmâsının bir nevi gölgesi; ve bütün Cennet, bütün letâfetiyle, bir cilve-i rahmeti; ve bütün iştiyaklar ve muhabbetler ve incizaplar ve câzibeler, bir lem'a-i muhabbeti olan bir Mâbud-u Lemyezelin, bir Mahbub-u Lâyezâlin daire-i huzuruna gidiyorsunuz. Ve ziyafetgâh-ı ebedîsi olan Cennete çağırılıyorsunuz. Öyleyse, kabir kapısına ağlayarak değil, gülerek giriniz.
    Mektubat | Yirminci Mektup | 223

    Dokuzuncu İşaret: İmân ve muhabbetullâhın neticesi, ehl-i keşif ve tahkikin ittifakıyla, dünyanın bin sene hayat-ı mesûdânesi, bir saatine değmeyen Cennet hayatı ve Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat müşâhedesine değmeyen bir kudsî, münezzeh cemâl ve kemâl sahibi olan Zât-ı Zülcelâlin müşâhedesi, rü'yetidir ki, Haşiye hadîs-i katî ile ve Kur'ân'ın nassıyla sabittir. Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm gibi bir muhteşem kemâl ile meşhur bir zâtın rü'yetine iştiyaklı bir merak, Hazret-i Yûsuf Aleyhisselâm gibi bir cemâl ile mümtaz bir zâtın şuhuduna meraklı bir iştiyak, herkes vicdânen hisseder. Acaba, dünyanın bütün mehâsin ve kemâlâtından binler derece yüksek olan Cennetin bütün mehâsin ve kemâlâtı bir cilve-i cemâli ve kemâli olan bir Zâtın rü'yeti, ne kadar mergub, merakâver ve şuhudu ne derece matlûb ve iştiyakâver olduğunu kıyas edebilirsen, et.

    Haşiye: Hadîsin nassıyla, "O şuhud, bütün lezâiz-i Cennetin o derece fevkındedir ki, onları unutturur ve şuhuddan sonra, ehl-i şuhudun hüsn-ü cemâli o derece fazlalaşır ki, döndükleri vakit, saraylarındaki âileleri çok dikkat ile, zor ile onları tanıyabilirler"[ el-Münzirî, et-Terğib ve't-Terhîb, 4:556.] hadîste vârid olmuştur.
    Sözler | Otuz İkinci Söz | 593
    bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi, bir meyvesi de, hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyîye karşı şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbettir ki, bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise, hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir.


  7. #7
    Gayyur kainatınmeyvesi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Bulunduğu yer
    Kainat
    Mesajlar
    50

    Standart

    Ophelia kardes zaten Risale-i Nur'dan cennet mevzusuna bakarsanız çok suale cevap var. Yani bu dünya o ebedi alemin numunesi hükmündedir. Burdaki lezzetlerin benzerleri de elbette orda vardır. Mesela burda bir meyve yersin, orda meyve hayattardır, yani çok özlüdür, sen gel desen gelecek. Tabi bununla birlikte bizim hiç görmediğimiz bilmediğimiz şeyler de elbet olacak. Bu dünyada cilvesini gördüğümüz esmalardan çok esmaların cilvesini belki ziyadesiyle alacağız. Bu dünyada muamele-i zevciyede mesela bir erkek karısında güzellik görse ona yetecektir. Ama cennette yetmişbin hulleden kemik iliği görülmesi diye tarif edilen mevzuda bir zevc güzellik gibi belki çok üstün bu dünyada hiç tadılmadık yetmiş bin gibi farklı özelliği zevcesine tattırabilir. Biz burda gördüğümüz kavramları mütaala edebiliyoruz, oraya hayal dahi uzanmıyor. Ama cennet risalesini çok iyi mütaala edersin hayalinin dahi uzanamadığı cennete ruhun küçük bir yolculuk yapar. Üstad akla ve kalbe çok iyi yaklaştırıyor..

    Bununla birlikte asıl kendi sualime risale-i nurdan şu bölüm açıklık verebilir:

    Sual: اَلْمَرْءُمَعَمَنْاَحَبَّ sırrınca: "Dost, dostuyla beraber Cennet'te bulunacaktır." Halbuki, basit bir bedevî, bir dakikada sohbet-i Nebeviyede Lillâh için bir muhabbet peyda eder; o muhabbetle, Cennet'te Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın yanında bulunması lâzım gelir. Halbuki gayr-ı mütenâhî feyze mazhar Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın feyzi, bir basit bedevî feyziyle nasıl birleşir?

    Elcevab: Bir temsil ile, şu ulvî hakikata şöyle bir işaret ederiz ki, meselâ: Gâyet güzel ve şa'şaalı bir bağda muhteşem bir zât gâyet büyük bir ziyafet, gâyet müzeyyen bir seyrangâh öyle bir Sûrette ihzâr etmiş ki: Kuvve-i zâikanın hissedecek bütün lezâiz-i mat'ûmatı câmi', kuvve-i bâsıranın hoşuna gidecek bütün mehâsini şâmil, kuvve-i hayaliyeyi keyiflendirecek bütün garâibi müştemil ve hâkezâ.. bütün havass-ı zâhire ve bâtınayı okşayacak ve memnun edecek herşeyi içine koymuştur. Şimdi iki dost var. Beraber o ziyafete giderler. Bir locada, bir sofrada oturuyorlar. Fakat, birisinin kuvve-i zâikası pek az olduğundan cüz'î zevk alır. Gözü de az görüyor. Kuvve-i şâmmesi yok. Sanayi-i garibeden anlamaz. Hârika şeyleri bilmez. O nüzhetgâhın, binden ve belki milyondan birisini, kabiliyeti nisbetinde ancak zevkederek istifade eder. Diğeri; ise bütün zâhirî ve bâtınî duyguları, akıl ve kalb ve his ve lâtifeleri, o derece mükemmel ve o mertebe inkişaf etmiştir ki; o seyrangâhtaki bütün incelikleri, güzellikleri ve letâifi ve garâibi ayrı ayrı hissedip zevkederek, ayrı ayrı lezzet aldığı halde o dost ile omuz omuzadır. Mâdem, bu karmakarışık, elemli ve daracık şu dünyada böyle oluyor. En küçük ile en büyük beraber iken, serâdan süreyyaya kadar fark oluyor. Elbette dar-ı saadet ve ebediyet olan Cennet'te bittarîk-ıl evlâ: Dost dostu ile beraber iken, herbirisi istidadına göre sofra-i Rahmânürrahîm'den, istidadları derecesinde hisselerini alırlar. Bulundukları cennetler ayrı ayrı da olsa, beraber bulunmalarına mâni olmaz. Çünki: Cennet'in sekiz tabakası birbirinden yüksek oldukları halde, umumun damı
    Arş-ı A'zamdır. Nasılki mahrutî bir dağın etrafında, birbiri içinde, birbirinden yüksek, kaidesinden zirvesine kadar surlu daireler bulunsa; o daireler birbirinin üstündedir.. fakat, birbirinin güneş görmelerine mâni olmaz, birbirinden geçebilir, birbirine bakar. Öyle de: Cennetler de buna yakın bir tarz ile olduğu, ehâdîsin mütenevvi rivâyâtı işaret ediyor.


    <<< Bu mevzudan bir işaret belki, evet cennet Rabbin en güzel isimlerinin aynasıdır ve cennette sadece güzellik vardır, çirkinlik orda yoktur. Peki sual şuydu çirkinlik olmasa derece olmayacak. Orda belki dereceyi belirleyen çirkinlik değil, insana verilen istidatdır. Allah sadece orda güzeli yaratır, ama ben dereceme göre daha güzel ve daha az güzel görebilirim. Bir şeyi bir şeyden daha az güzel görmem de Allah'ın benim nazarıma verdiği bir kabiliyetle olabilir. Yoksa orda birşey diğerinden daha az güzel değildir.. Diye ben ders aldım.. İnşallah hata yoktur... >>>>
    <<<<mazide şükrünü eda etmediğin nimetlerin şükrünü kaza etmek lazımdır.>>>>

  8. #8
    Ehil Üye hadema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    1.622

    Standart

    Yedinci İşaret: Güzel şeylere ve bahara meşrû muhabbetin, yani, "Ne kadar güzel yapılmış" nazarı ile o âsârın arkasındaki ef'âlin güzelliğini ve intizamını ve intizam-ı ef'âl arkasındaki güzel esmânın cilvelerini ve o güzel esmânın arkasında sıfatın tecelliyâtını ve hâkezâ, sevmekliğin neticesi ise, dâr-ı bekâda o güzel gördüğün masnuâttan bin defa daha güzel bir tarzda, esmânın cilvesini ve esmâ içindeki cemâl ve sıfatını Cennette görmektir. Hattâ İmâm-ı Rabbânî Radıyallâhü Anh demiş ki: "Letâif-i Cennet, cilve-i esmânın temessülâtıdır." Teemmel!
    Sekizinci İşaret: Dünyada, dünyanın âhiret mezraası ve esmâ-i İlâhiye aynası olan iki güzel yüzüne karşı mütefekkirâne muhabbetin uhrevî neticesi, dünya kadar, fakat fânî dünya gibi fânî değil, bâkî bir Cennet verilecektir. Hem, dünyada yalnız zayıf gölgeleri gösterilen esmâ, o Cennetin aynalarında en şâşaalı bir sûrette gösterilecektir. ......................................
    Sözler | Otuz İkinci Söz | 592
    bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi, bir meyvesi de, hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyîye karşı şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbettir ki, bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise, hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir.


  9. #9
    Ehil Üye hadema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    1.622

    Standart

    • Dokuzuncu esas:


    Hem anlarsın ki, öyle bir Rahmân, böyle bir âlemde öyle has ibâdına, öyle ikramlar edecek; ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne kalb-i beşere hutûr etmiştir. Âmennâ.
    Sözler | Onuncu Söz | 75
    bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi, bir meyvesi de, hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyîye karşı şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbettir ki, bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise, hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir.


  10. #10
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Şu remizli nüktenin sırrı şudur ki:Hakîm-i Ezelî, inâyet-i sermediye ve hikmet-i ezeliyenin iktizâsı ile, şu dünyayı, tecrübeye mahal ve imtihana meydan ve Esmâ-i Hüsnâsına ayna ve kalem-i kader ve kudretine sayfa olmak için yaratmış. Ve tecrübe ve imtihan ise neşv ü nemâya sebeptir. O neşv ü nemâ ise, istidadların inkişafına sebeptir. O inkişaf ise, kabiliyetlerin tezâhürüne sebeptir. O kabiliyetlerin tezâhürü ise hakâik-ı nisbiyenin zuhuruna sebeptir. Hakâik-ı nisbiyenin zuhuru ise Sâni-i Zülcelâlin Esmâ-i Hüsnâsının nukuş-u tecelliyâtını göstermesine ve kâinatı mektubât-ı Samedâniye sûretine çevirmesine sebeptir. İşte şu sırr-ı imtihan ve sırr-ı teklif iledir ki, ervâh-ı âliyenin elmas gibi cevherleri, ervâh-ı sâfilenin kömür gibi maddelerinden tasaffî eder, ayrılır. İşte, bu mezkûr sırlar gibi daha bilmediğimiz çok ince, âlî hikmetler için, âlemi bu sûrette irâde ettiğinden, şu âlemin tegayyür ve tahavvülünü dahi o hikmetler için irâde etti. Tahavvül ve tegayyür için zıdları birbirine hikmetle karıştırdı ve karşı karşıya getirdi. Zararları menfaatlere mezc ederek, şerleri hayırlara idhâl ederek, çirkinlikleri güzelliklerle cem' ederek hamur gibi yoğurarak şu kâinatı tebeddül ve tegayyür kanununa ve tahavvül ve tekâmül düsturuna tâbi kıldı. Vaktâ ki, meclis-i imtihan kapandı, tecrübe vakti bitti, Esmâ-i Hüsnâ hükmünü icrâ etti, kalem-i kader mektubâtını tamamıyla yazdı, kudret nukuş-u san'atını tekmil etti, mevcudât vezâifini ifâ etti, mahlûkat hizmetlerini bitirdi, her şey mânâsını ifade etti, dünya âhiret fidanlarını yetiştirdi, zemin Sâni-i Kadîrin bütün mu'cizât-ı kudretini, umum havârik-ı san'atını teşhir edip gösterdi, şu âlem-i fenâ sermedî manzaraları teşkil eden levhaları zaman şeridine taktı, o Sâni-i Zülcelâlin hikmet-i sermediyesi ve inâyet-i ezeliyesi o imtihan neticelerini, o tecrübenin neticelerini, o Esmâ-i Hüsnânın tecellîlerinin hakikatlerini, o kalem-i kader mektubâtının hakâikını, o numûne-misâl nukuş-u san'atının asıllarını, o vezâif-i mevcudâtın faydalarını, gâyelerini, o hidemât-ı mahlûkatın ücretlerini ve o kelimât-ı kitâb-ı kâinatın ifade ettikleri mânâların hakikatlerini ve istidad çekirdeklerinin sünbüllenmesini ve bir mahkeme-i kübrâ açmasını ve dünyadan alınmış misâlî manzaraların göstermesini ve esbâb-ı zâhiriyenin perdesinin yırtmasını ve her şey doğrudan doğruya Hâlık-ı Zülcelâline teslim etmesi gibi hakikatleri iktizâ etti; ve o mezkûr hakikatleri iktizâ ettiği için kâinatı dağdağa-i tegayyür ve fenâdan, tahavvül ve zevâlden kurtarmak ve ebedîleştirmek için o zıdların tasfiyesini istedi ve tegayyürün esbâbını ve ihtilâfâtın maddelerini tefrik etmek istedi; elbette kıyâmeti koparacak ve o neticeler için tasfiye edecek. İşte şu tasfiyenin neticesinde, Cehennem, ebedî ve dehşetli bir sûret alıp, tâifeleri -Bugün sizler ayrılın, ey mücrimler! (Yâsin Sûresi: 59.) tehdidine mazhar olacak. Cennet ebedî, haşmetli bir sûret giyerek ehil ve ashâbı --Size selâm olsun, buraya ter temiz geldiniz. Ebediyen kalmak üzere Cennete girin. (Zümer Sûresi: 73.) hitabına mazhar olacak. Yirmisekizinci Söz'ün Birinci Makamının İkinci Sualinde isbat edildiği gibi; Hakîm-i Ezelî, şu iki hânenin sekenelerine, kudret-i kâmilesiyle ebedî ve sâbit bir vücûd verir ki; hiç inhilâl ve tagayyüre ve ihtiyarlığa ve inkırâza mâruz kalmazlar. Çünki; inkırâza sebebiyet veren tagayyürün esbabı bulunmaz...
    http://www.risaleara.com/oku.asp?id=...ik-ı%20nisbiye
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Alevilikle İlgili Birkaç Soru
    By Eyüpşan in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 10.11.08, 21:42
  2. Fıkıhla İlgili Birkaç Soru
    By nefsin_secdecisi in forum Fıkıh
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 02.03.08, 12:24
  3. Zemzemle İlgili Soru
    By borte in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.02.08, 13:12
  4. Beddua ile İlgili Bir Soru
    By nurlu dağ in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 24.11.06, 09:19
  5. Mail Adresiyle İlgili Bir Soru?
    By ahmetsait59 in forum İstek, Öneri ve Forum Yardımı
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 11.11.06, 20:48

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0