+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 10 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 96

Konu: Muhakemat Dersleri

  1. #1
    Gayyur muhakematçı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    alemlerde
    Mesajlar
    144

    Standart Muhakemat Dersleri

    bu bölümde elimden geldiği kadar, muhakemat kitabını yazacağım ve anlamaya çalışacağım inşALLAH. ama elbette sizlerin yardımıyla olacak bu. insan tek başına hiç bir şey yapamaz. ama birlikte yapılan dualar daha kuvvetlidir.

    cümle cümle; paragraf paragraf gidelim beraberce olur mu? haydi bismillah!

    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

    Cümle tahiyyat, ol Hâkim-i Ezel ve Hakîm-i Ezelî ve Rahman-ı Lemyezelî’ye elyaktır ki: Bizi İslâmiyetle serfiraz ve şeriat-ı garra ile sırat-ı müstakime hidayet etmiştir.

    Öyle bir şeriat ki; akıl ve nakil, dest be-dest ittifak vererek ol şeriatın hakaikinin hakkaniyetini tasdik etmişlerdir.

    Öyle hakaik ki; kökleri hakikat zemininde rüsuh ile beraber dal ve budakları kemalâtın göklerine yükselip, intişar edip.. öyle füruat ki; meyveleri saadet-i dâreyndir. Ve bizi Kur’an-ı Mu’ciz ile irşad eylemiş…

    Öyle kitab ki: Kaideleri ile hilkat-ı âlemin kitabından dest-i kader ve kalem-i hikmet ile mektub ve cari olan kavanin-i amîka-i dakika-i İlahiyeyi izhar ettiğinden; ahkâm-ı âdilanesiyle nev’-i beşerin nizam ve müvazenet ve terakkisine kefil-i mutlak ve üstad-ı küll olmuştur.


    evet kitap, besmele ile başladı. tahiyyat dediği hediye, selam duaların bütününün ancak ALLAHa layık olduğunu vurguladıktan sonra, ki O hakim-i ezel, hakim-i ezeli ve rahman-ı lemyezeli ki, bize İSLAMİYETi nasip kılmış ve bizi sırat-ı müstakime hidayet buyurmuştur.

    sonra şeriat ki, ALLAHın vaz ettiği genel düzenin adı - aklın ve naklin ( ki bu vahiydir. ) ittifakını arkasına almıştır. ve o şeriatın ne kadar doğru olduğuna delildirler.

    bir üst cümlede şeritaın hakaiki denmişti. devam eden cümlede ise bu hakaike vurgu yapılır. der ki: Öyle hakaik ki; kökleri hakikat zemininde rüsuh ile beraber dal ve budakları kemalâtın göklerine yükselip, intişar edip.. evet öyle bir hakikatlardır ki, eğer bir ağaç gibi düşünsek; kökleri hakikat zemininde, dal ve budakları kemalatın ( kemalattan şunu anlamalı: tüm felsefelerin ulaşmaya çalıştığı olgunluk seviyesi kimbilir! ) göklerine yükselmiş ve yayılmıştır. peki ya bu ağacın meyveleri?? evet onlar da saadet-i dareyndir. yani cennettir. elhamdülillahi haza min fadli rabbi...

    ve o mucize olan kuran- ı kerim! bizi onunla terbiye etmiştir. evet bu KURAN, öyle bir KURANdır ki, kanunları, düsturları, prensipleri şu yaradılışın ince, derin manalarını tespit etmiştir. ve böylece insan topluluklarının nizamına, terakkilerine kefil-i mutlak ve üstad olmuştur.

    şimdi sizler de aynı bu şekilde devam eden cümle veya paragrafları, önce aynen alıntısı sonra birazcık kendi istifade ve istifazalarımız şeklinde gidelim kardeşler. şimdiden teşekkürler.


  2. #2
    Gayyur muhakematçı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    alemlerde
    Mesajlar
    144

    Standart salavatlar KİM'e ya?

    Salavat-ı bînihaye, ol Server-i Kâinat ve Fahr-i Âlem’e hediye olsun ki: Âlem, enva’ ve ecnasıyla onun risaletine şehadet ve mu’cizelerine delalet ve hazine-i gaybdan getirdiği metâ-ı âlîye dellâllık ediyor. Güya âleme teşrif ettiğinden herbir nev’, kendi lisan-ı mahsusuyla alkışladığı gibi; Sultan-ı Ezel, zemin ve âsumanın evtarını intak edip herbir tel başka lisan ile mu’cizatının nağamatını inşad etmekle, o sadâ-yı şirin bu kubbe-i minada ilelebed tanin-endaz etmiştir. Güya âsuman, kendi mi’rac ve melek ve kamerin elsine-i semaviyesiyle risaletini tebrik ve zemin kendi hacer ve şecer ve hayvanın dilleriyle mu’cizelerine senâhân ve cevv-i feza, kendi cinn ve bulutların işaratıyla nübüvvetine beşaret ve sâyebân ve zaman-ı mazi, enbiya ve kütüb ve kâhinlerin rumuz ve telvihatıyla o şems-i hakikatın fecr-i sadıkını göstererek müjdeci ve zaman-ı hal yani asr-ı saadet lisan-ı haliyle tabiat-ı Arabdaki inkılab-ı azîmin ve bedeviyet-i sırftan medeniyet-i mahzanın def’aten tevellüdünü şahid göstererek nübüvvetini isbat ve zaman-ı müstakbel kendi vukuat ve fünununun etvar-ı müdakkikanesiyle onun mevkib-i ikbalini istikbal ve lisan-ı hakîmane ile irşadatına teşekkür; nev’-i beşer kendi muhakkikleriyle bahusus hatib-i beligi ki, şems gibi kendi kendine bürhan olan Muhammed’in (A.S.M.) lisan-ı fasihanesiyle haktan geldiğini ilân ve Zât-ı Zülcelal kendi Kur’anının lisan-ı beliganesiyle ol Nebiyy-i Ümmi’nin ferman-ı risaletini kıraat ediyorlar ve oluyorlar.

    kaldığımız yer, salavat-ı binihaye ile başlar. buradan devam ederiz.

    kitapta buraya kadar şunlar söylendi:

    1- tahiyyatların ALLAHa layık oluşu
    2- sonra O ALLAHın bizi İSLAMİYET ile serfiraz kılışı ve şeriat-ı garra...
    3- o şeriatın hakaiki, hakikatları
    4- ve kur'an-ı muciz


    şimdi buradan peygamberimize geçmekte oluşu manidar! sanki bir sıralanış var.

    burada da baştaki gibi "cümle tahiyyatın ALLAHa verilmesi" gibi bir havale ve bağışlama görürüz: "Salavat-ı bînihaye, ol Server-i Kâinat ve Fahr-i Âlem’e hediye olsun ki:"

    "Âlem, enva’ ve ecnasıyla onun risaletine şehadet ve mu’cizelerine delalet ve hazine-i gaybdan getirdiği metâ-ı âlîye dellâllık ediyor." evet, alemler, o alemlerin her türü, Onun peygamberliğini tasdikliyor ve mucizelerine bizatihi delil olurlar. devam ediyor diyor ki, Onun sırf gayb hazinesinden getirdiği yüksek, çok büyük hediyeye (meta ) dellallık ediyorlar. örnek: elma, yüzünde ki fıtri tadı, kokusu, rengi, kabuğu ile, veyahut ayın O'nun bir işareti ile iki parça olması ile bir delaletleri vardır, değil mi?

    "Güya âleme teşrif ettiğinden herbir nev’, kendi lisan-ı mahsusuyla alkışladığı gibi; Sultan-ı Ezel, zemin ve âsumanın evtarını intak edip herbir tel başka lisan ile mu’cizatının nağamatını inşad etmekle, o sadâ-yı şirin bu kubbe-i minada ilelebed tanin-endaz etmiştir." "güya" ifadesi ne kadar da bir letafet katıyor anlatıma! şöyle ki: O, aleme teşrif etti ve öyle bir teşriftir ki O'nunkisi, bütün türler, mahluklar kendilerine has diller ile O'na hoşamedi eder, alkışlarlar. sonra:

    onlardan asuman, mirac-ı peygamberi ile, elbette melekleri ile ve kameri, ayının kendine has dilleri ile- asuman, gökyüzüydü- ona mukabil yer, zemin hiç durur mu? evet o da, taşıyla, ağacıyla, hayvanlarının dilleriyle peygamberliğini tebrik edip, mucizelerini övüyorlar... ve cevv, yani hava boşluğu! cinleri ile bulutları ile ( not: burada cin ile bulutun birlikte zikredilişi ile anlarız ki, bu kadar birbirinden farklı türler, Onun nübüvvetini tasdikte omuz omuzalar!! ) yine Onun peygamberliğini tasdik ederler. sonra:

    zaman-mazi yani geçmiş zaman, peygamberleri, kitapları, falcıları dahi Onun geleceğini müjdelerler de peki ya Onun asrı, asr-ı saadet ne yapar?

    evet zaman-ı hal yani o asr-ı saadet, o şiddetli bedeviyetten azam bir medeniyete taşınmalarıyla, o "zaman-ı hal" de Onun peygamberliğini tasdik etmiştir.

    evet zaman-ı istikbal ise, hadiselerin gidişatı ve bilimin ve sanatın keşifleri ile ümmetini de alkışlamakla Onun bu irşadına teşekkür eder.

    evet, insanlık, tüm hatipleri ve en büyüğü ki onların; O hz. MUHAMMEDdir. haktan geldiğini kendi o apaçık dili ile yine kendisi ifade ediyor.

    nihayet, O ALLAH, kuran-ı muciz-ül beyanla Onun peygamberliğini kesin olarak ilan ediyor. evet ilan ediyorlar...






  3. #3
    Gayyur Ebu Ubeyde - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Bulunduğu yer
    Aziz Vatan içinde, Aziz İstanbul dışında
    Mesajlar
    90

    Standart

    Güzel bir ders başlatmışsın kardeşim, takipçilerinizden olacağım inşaallah.

  4. #4
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    51
    Mesajlar
    15.435

    Standart

    Alıntı muhakematçı Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Salavat-ı bînihaye, ol Server-i Kâinat ve Fahr-i Âlem’e hediye olsun ki: Âlem, enva’ ve ecnasıyla onun risaletine şehadet ve mu’cizelerine delalet ve hazine-i gaybdan getirdiği metâ-ı âlîye dellâllık ediyor. Güya âleme teşrif ettiğinden herbir nev’, kendi lisan-ı mahsusuyla alkışladığı gibi; Sultan-ı Ezel, zemin ve âsumanın evtarını intak edip herbir tel başka lisan ile mu’cizatının nağamatını inşad etmekle, o sadâ-yı şirin bu kubbe-i minada ilelebed tanin-endaz etmiştir. Güya âsuman, kendi mi’rac ve melek ve kamerin elsine-i semaviyesiyle risaletini tebrik ve zemin kendi hacer ve şecer ve hayvanın dilleriyle mu’cizelerine senâhân ve cevv-i feza, kendi cinn ve bulutların işaratıyla nübüvvetine beşaret ve sâyebân ve zaman-ı mazi, enbiya ve kütüb ve kâhinlerin rumuz ve telvihatıyla o şems-i hakikatın fecr-i sadıkını göstererek müjdeci ve zaman-ı hal yani asr-ı saadet lisan-ı haliyle tabiat-ı Arabdaki inkılab-ı azîmin ve bedeviyet-i sırftan medeniyet-i mahzanın def’aten tevellüdünü şahid göstererek nübüvvetini isbat ve zaman-ı müstakbel kendi vukuat ve fünununun etvar-ı müdakkikanesiyle onun mevkib-i ikbalini istikbal ve lisan-ı hakîmane ile irşadatına teşekkür; nev’-i beşer kendi muhakkikleriyle bahusus hatib-i beligi ki, şems gibi kendi kendine bürhan olan Muhammed’in (A.S.M.) lisan-ı fasihanesiyle haktan geldiğini ilân ve Zât-ı Zülcelal kendi Kur’anının lisan-ı beliganesiyle ol Nebiyy-i Ümmi’nin ferman-ı risaletini kıraat ediyorlar ve oluyorlar.

    kaldığımız yer, salavat-ı binihaye ile başlar. buradan devam ederiz.

    kitapta buraya kadar şunlar söylendi:

    1- tahiyyatların ALLAHa layık oluşu
    2- sonra O ALLAHın bizi İSLAMİYET ile serfiraz kılışı ve şeriat-ı garra...
    3- o şeriatın hakaiki, hakikatları
    4- ve kur'an-ı muciz


    şimdi buradan peygamberimize geçmekte oluşu manidar! sanki bir sıralanış var.

    burada da baştaki gibi "cümle tahiyyatın ALLAHa verilmesi" gibi bir havale ve bağışlama görürüz: "Salavat-ı bînihaye, ol Server-i Kâinat ve Fahr-i Âlem’e hediye olsun ki:"

    "Âlem, enva’ ve ecnasıyla onun risaletine şehadet ve mu’cizelerine delalet ve hazine-i gaybdan getirdiği metâ-ı âlîye dellâllık ediyor." evet, alemler, o alemlerin her türü, Onun peygamberliğini tasdikliyor ve mucizelerine bizatihi delil olurlar. devam ediyor diyor ki, Onun sırf gayb hazinesinden getirdiği yüksek, çok büyük hediyeye (meta ) dellallık ediyorlar. örnek: elma, yüzünde ki fıtri tadı, kokusu, rengi, kabuğu ile, veyahut ayın O'nun bir işareti ile iki parça olması ile bir delaletleri vardır, değil mi?

    "Güya âleme teşrif ettiğinden herbir nev’, kendi lisan-ı mahsusuyla alkışladığı gibi; Sultan-ı Ezel, zemin ve âsumanın evtarını intak edip herbir tel başka lisan ile mu’cizatının nağamatını inşad etmekle, o sadâ-yı şirin bu kubbe-i minada ilelebed tanin-endaz etmiştir." "güya" ifadesi ne kadar da bir letafet katıyor anlatıma! şöyle ki: O, aleme teşrif etti ve öyle bir teşriftir ki O'nunkisi, bütün türler, mahluklar kendilerine has diller ile O'na hoşamedi eder, alkışlarlar. sonra:

    onlardan asuman, mirac-ı peygamberi ile, elbette melekleri ile ve kameri, ayının kendine has dilleri ile- asuman, gökyüzüydü- ona mukabil yer, zemin hiç durur mu? evet o da, taşıyla, ağacıyla, hayvanlarının dilleriyle peygamberliğini tebrik edip, mucizelerini övüyorlar... ve cevv, yani hava boşluğu! cinleri ile bulutları ile ( not: burada cin ile bulutun birlikte zikredilişi ile anlarız ki, bu kadar birbirinden farklı türler, Onun nübüvvetini tasdikte omuz omuzalar!! ) yine Onun peygamberliğini tasdik ederler. sonra:

    zaman-mazi yani geçmiş zaman, peygamberleri, kitapları, falcıları dahi Onun geleceğini müjdelerler de peki ya Onun asrı, asr-ı saadet ne yapar?

    evet zaman-ı hal yani o asr-ı saadet, o şiddetli bedeviyetten azam bir medeniyete taşınmalarıyla, o "zaman-ı hal" de Onun peygamberliğini tasdik etmiştir.

    evet zaman-ı istikbal ise, hadiselerin gidişatı ve bilimin ve sanatın keşifleri ile ümmetini de alkışlamakla Onun bu irşadına teşekkür eder.

    evet, insanlık, tüm hatipleri ve en büyüğü ki onların; O hz. MUHAMMEDdir. haktan geldiğini kendi o apaçık dili ile yine kendisi ifade ediyor.

    nihayet, O ALLAH, kuran-ı muciz-ül beyanla Onun peygamberliğini kesin olarak ilan ediyor. evet ilan ediyorlar...
    Maşallah kardeşimm..inşallah vesilenle muhakematı takip ederiz..

    Evet, bin üç yüz elli sene saltanat süren ve saltanatı devam eden ve ekser zamanda üç yüz elli milyondan ziyâde raiyyeti bulunan ve hergün bütün raiyyeti onunla tecdid-i bîat eden ve onun kemâlâtına şehâdet eden ve kemâl-i itaatle evâmirine inkıyad eden; ve arzın nısfı ve nev-i beşerin humsu o zâtın sıbgı ile sıbgalansa, yani mânevî rengiyle renklense ve o zât onların mahbub-u kulûbu ve mürebbî-i ervâhı olsa, elbette o zât, şu kâinatta tasarruf eden Rabbin en büyük abdidir. Hem, ekser enva-ı kâinat o zâtın birer meyve-i mu'cizesini taşımak sûretiyle onun vazifesini ve memuriyetini alkışlasa, elbette o zât şu kâinat Hâlıkının en sevgili mahlûkudur. Hem bütün insaniyet, bütün istidadıyla istediği bekâ gibi bir hâceti ki, o hâcet ise, insanı esfel-i sâfilînden âlâ-yı illiyyîne çıkarıyor. Elbette o hâcet en büyük bir hâcettir ve en büyük bir abd, umumun nâmına onu Kâdiü'l-Hâcâttan isteyecek.Onuncu Söz
    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

  5. #5
    Gayyur muhakematçı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    alemlerde
    Mesajlar
    144

    Standart

    Emma ba’d: Şu fakir, garib Nursî ki, Bid’atü’z-zaman lâkabıyla müsemma olmaya lâyık iken haberi olmadan Bedîüzzaman ile meşhur olan bîçare; tedenni-i milletten ciğeri yanmış gibi feryad u figan ederek, ah!. ah!.. ah!.. vâ esefâ der ki: İslâmiyetin mağz ve lübbünü terkederek kışrına ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık. Ve sû’-i fehm ve sû’-i edeb ile İslâmiyetin hakkını ve müstehak olduğu hürmeti îfa edemedik. Tâ o da bizden nefret ederek evham ve hayalâtın bulutlarıyla sarılıp tesettür eyledi.

    Hem de hakkı var. Zira biz İsrailiyatı usûlüne ve hikâyatı akaidine ve mecazatı hakaikine karıştırarak kıymetini takdir edemedik. O da ceza olarak bizi dünyada te’dib için zillet ve sefalet içinde bıraktı. Bizi kurtaracak yine onun merhametidir.

    Öyle ise, ey ihvan-ı müslimîn!.. Geliniz, ona tarziye vereceğiz. El birliğiyle dest-i sadakatı uzatacağız, biat edeceğiz. Onun habl-ül metinine sarılacağız.

    Hem de bilâ-perva olarak ilân ederim: Beni geçmiş asırların efkârına karşı mübarezeye heyecan ve şecaate getiren ve yüzer senelerden beri sevk-ül ceyş ile kuvvet bulan hayalât ve evhamın müdafaasına beni gayrete getiren itikadım ve yakînimdir ki: Hak neşv ü nema bulacaktır, eğer çendan toprakta gizlense… Ve tarafdar ve mültezimleri muzaffer olacaklardır, eğer çendan zaman ve zeminin merhametsizliğinden az ve zayıf olsalar…

    Hem de itikadımdır ki: İstikbale hüküm sürecek ve her kıt’asında hâkim-i mutlak olacak yalnız hakikat-ı İslâmiyettir. Evet saadet-saray-ı istikbalde taht-nişin hakaik ve maarif yalnız İslâmiyet olacaktır. Onu fethedecek yalnız odur; emareler görünüyorlar...


    bundan sonra, üstad, kendi maksadını ifade eden cümleler sarfediyor. bu ifadeler çok ilginçtir. (not: burada biraz yorum yapacağım. katılmayanlar, itiraz etmesinler. yorum olduğunu belirtiyorum çünkü. hatalar bana aittir. )

    "Şu fakir, garib Nursî ki, Bid’atü’z-zaman lâkabıyla müsemma olmaya lâyık iken haberi olmadan Bedîüzzaman ile meşhur olan bîçare;" burada üstad'ın kendisini bidat-üz zaman olarak görmesi, biraz da zamanının çok keşmekeş, herc-ü merc içinde oluşu ile açıklanabilir. müellif tüm bir topluma atfen kendisini güya bid'at-üz zaman olarak görmüştür. veyahut olanlardan rahatsızlığını ifade etmek istemiştir. evet üstad, İSLAMİYETin hüsranına çarpınışı içinde, kendisini biçare, zayıf olarak görmektedir. ( bu eserin eski said dönemine ait olduğu unutulmamalı! üstad o dönemde kurtuluşu siyasi, geniş bir dairede somut, sosyolojik unsurlarla ölçmektedir. )
    "tedenni-i milletten ciğeri yanmış gibi feryad u figan ederek, ah!. ah!.. ah!.." evet bu ifadeler, iddiamızı teyidler. yazık diyor üstad:

    "İslâmiyetin mağz ve lübbünü terkederek kışrına ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık. Ve sû’-i fehm ve sû’-i edeb ile İslâmiyetin hakkını ve müstehak olduğu hürmeti îfa edemedik." eski saidin, çözümü siyasi dairede aramakta olduğuna bir delil daha, bu cümledir. yazıklar ve eyvahlar içindedir. halbuki yeni said tamamiyle farklıdır. o tam bir şakirdir. yeis, dünyasını meşgul bile etmez. çünkü çözümü kendi, nefsinden başlatır. derslerini de kendine yapar evvela. ve elbette o meşhur istiğnasını söyler, durur: euzü billa himineş şeytani ves siyaseh....bunu zamanın hususiyetleri, öne çıkan o zamana has prensipleri olarak kabul etmek lazım! zira bir üçüncü said dönemi mevzubahisdir. bu dönemde said nursi farklı bir çizgi de geliştirmeye başlamışmış ama... vefatına denk gelen bir süredir. o halde said nursi ye hakim olan anlayış yeni said in anlayışıdır.

    "Tâ o da bizden nefret ederek evham ve hayalâtın bulutlarıyla sarılıp tesettür eyledi."


  6. #6
    Gayyur muhakematçı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    alemlerde
    Mesajlar
    144

    Standart

    Zîra mâzi kıt’asında, vahşetâbâd sahralarında haymenişin taassub ve taklid; veyahut cehlistan ülkesinde menzilnişin müzahrefat ve istibdâd olanlara, Şerîat-ı Garra’nın galebe-i mutlak ve istilâ-i tammına sed ve mâni olan sekiz emir, üç hakîkatle zîr ü zeber olmuşlardır ve oluyorlar.

    O mâniler ise:

    * Ecnebilerde taklid ve cehâlet ve taassub ve kıssîslerin riyâseti.

    * Ve bizdeki mâni ise; istibdâd-ı mütenevvi ve ahlâksızlık ve müşevveşiyet-i ahvâl ve atâleti intac eden ye’stir ki,

    şems-i İslâmiyetin küsufa yüz tutmasına sebeb olmuşlardır.

    Sekizinci ve en birinci mâni ve belâ budur: Biz ile ecnebiler; ba’zı zevahir-i İslâmiyet ve ba’zı mesâil-i fünûn ortasında hayal-i bâtıl (!) ile tevehhüm eylediğimiz müsademet ve münakazattır. Âferin maarifin himmet-i feyyâzânesine ve fünûnun himmet-i merdânesine ki; meyl-i taharrî-i hakîkat ve muhabbet-i insaniyet ve meyl-i insaf olan hakâiki techiz ederek o mânilere gönderip zîr ü zeber etmiş ve ediyor. Evet, en büyük sebeb ki: Bizi dünya rahatından ve ecnebileri âhiret saâdetinden mahrum eden, şems-i İslâmiyeti münkesif ettiren, sû-i tefehhüm ile tevehhümü müsademet ve muhalefettir. Feyali’laceb!... Köle efendisine ve hizmetkâr reisine ve veled pederine nasıl düşman ve muarız olabilir? Halbuki İslâmiyet, fünûnun seyyidi ve mürşidi ve ulûm-u hakîkiyenin reis ve pederidir.

    Fakat vâ esefâ bu sû-i tefehhüm ve şu tevehhümü bâtıl, şimdiye kadar hükmünü icra ederek vesvesesiyle ye’si ilka edip bâb-ı medeniyet ve maarifi Ekrad ve emsâllerine kapattırdı. Zîra ba’zı zevahir-i dîniyeyi, fünûnun ba’zı mesâiline muarız tahayyül ederek ürktüler.


    Ezcümle: Küreviyet-i arz ki, fünûnun en birinci derecesi olan coğrafyanın en birinci basamağıdır. İleride gelecek altı mes’eleye münafî zannettiklerinden, bu bedihî mes’elede mükâbere etmekten çekinmediler.

    bu kısımda, anlaşılmayacak bir taraf yok sanıyorum. ve belki bura hakkında söz söyleyecek, yazacak arkadaşlarımın yazısına havale ediyorum.

    genel olarak söylenecek olursa, üstad hem mümin dünyasının hem de batı dünyasının, yani batılıları ahiret saadetinden, müminleri ise dünya saadetinden mahrum eden sebebleri ve neticelerini tahlil ediyor, hz. üstad...

    not: lugat a bakarak rahatlıkla anlaşılacak bir kısım bu inşALLAH!

  7. #7
    Gayyur muhakematçı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    alemlerde
    Mesajlar
    144

    Standart

    Ey benim şu kitabıma im’an-ı nazar ile nazar eden zât, malûmun olsun! Bu kitabla istediğim hizmet budur:

    İslâmiyette olan tarîk-ı müstakimi göstermekle ehl-i tefrit olan a’da-yı dinin teşkikatını red ve yüzlerine vurmakla beraber;

    tarîk-ı müstakimin öteki canibini ve sadîk-ı ahmak ünvanına lâyık olan ehl-i ifrat ve zahirperestlerin tevehhümlerini tard ve asılsızlığını göstermek

    ve asıl rehber-i hakikat ve âlem-i İslâmiyetin ikbal ve istikbaline yol açan ve sırat-ı müstakimde kemal-i ümid-i zafer ile çalışan muhakkikîn-i İslâm ve âkıl sıddıklara yardım etmek ve kuvvet vermektir.

    Elhasıl: Maksadım: Ol elmas kılınca saykal vurmaktır.

    Eğer sual edersen: Senin bu telaşın ve ulûm-u mütearife hükmüne geçen şeylere bürhan getirmeye ne lüzum vardır?

    Zira telahuk-u efkâr ve tecarübün keşfiyatıyla meydan-ı bedahete gelen mesaile bürhan getirmek, malûmu i’lam demektir?..

    Cevaben derim: Maatteessüf benim ile şu zamanın kıt’asında iştirak eden cümlesi; eğer çendan, sureten onüçüncü asrın evlâdıdırlar,

    fakat fikir ve terakki cihetiyle kurûn-u vustânın yadigârlarıdırlar.

    Güya muasırlarımız, üçüncü asrın nihayetinden onüçüncü asra kadar geçmiş olan asırların fihristesi veyahut enmuzeci veyahut melez bir kavimdirler.

    Hattâ bu zamanın çok bedihiyatı, onlarca mevhumat sayılır.

  8. #8
    Gayyur muhakematçı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    alemlerde
    Mesajlar
    144

    Standart

    evet üstad, bu muhakemat kitabı ile bu mezkur maksadı takip etmiştir. "Güya muasırlarımız, üçüncü asrın nihayetinden onüçüncü asra kadar geçmiş olan asırların fihristesi veyahut enmuzeci veyahut melez bir kavimdirler. Hattâ bu zamanın çok bedihiyatı, onlarca mevhumat sayılır." demektedir O. Ona göre islam, üçüncü asrın sonlarından on üçüncü asra kadar geçen zamanda yapılanlarla son bulmuştur. ondan sonra İslam bir duraklama dönemine girmiştir. tabi bunu, cemaati planda algılamak lazım! çünkü bireysel düzeyde, her asırda mehdivari fertler, hep olmuştur yoksa!..

    üstad a göre iki tarz, vasattan yani islamiyetten, ayrılık ve sapma söz konusudur. bunun birisi ifrat diğerisi, tefrittir. ve o şöyle demektedir: "ehl-i tefrit olan a’da-yı dinin teşkikatını red ve yüzlerine vurmakla beraber;" evet öncelikle dinden, islam dan ayrılan, dinsizliği işmam edenlere saykalını (cila )sürmektedir. ama sadece onlar değildir Onun muhatabları!?

    "tarîk-ı müstakimin öteki canibini ve sadîk-ı ahmak ünvanına lâyık olan ehl-i ifrat ve zahirperestlerin tevehhümlerini tard ve asılsızlığını göstermek" demekle de, mesela: "Küreviyet-i arz ki, fünunun en birinci derecesi olan coğrafyanın en birinci basamağıdır. İleride gelecek altı mes’eleye münafî zannettiklerinden, bu bedihî mes’elede mükâbere etmekten çekinmediler." gibi mebahisde ifrata varıp, güya kendince islamiyeti muhafazaya çalışan ama bilmeksizin, safderununa Ona zarar verenlere de ilişmekte, ve cilasını sürmekte, muhakematını yazmaktadır...

  9. #9
    Gayyur muhakematçı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    alemlerde
    Mesajlar
    144

    Standart

    MUKADDEME


    Bu kitab üç makale ile üç kitab üzerine mürettebdir.

    birinci makale, unsur-u hakikatın veyahut bazı mukaddemat ve mesail ile İslâmiyete saykal vurmanın beyanındadır.

    İkinci Makale, unsur-u belâgatı keşfeder.

    Üçüncüsü, unsur-u akide ile ecvibe-i Japoniye beyanındadır.

    Kitablar ise Kur’an’da işaret olunan ilm-üs sema ve ilm-ül arz ve ilm-ül beşeri tahkik ile bir nevi tefsirdir.

    BİRİNCİ MAKALE


    Maksada urûc etmek için mukaddemelerden istimdad etmek, ehl-i tahkikin düsturlarındandır. Öyle ise biz de oniki basamaklı bir merdiven yapacağız.

  10. #10
    Gayyur muhakematçı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    alemlerde
    Mesajlar
    144

    Standart

    BİRİNCİ MUKADDEME

    Takarrur etmiş usûldendir: Akıl ve nakil taâruz ettikleri vakitte, akıl asıl itibar ve nakil tevil olunur. Fakat o akıl, akıl olsa gerektir.

    evet burada ne anlatılmak istenir? peki ya, nakil nedir? nakil mi? evet, nakil vahiydir...

    akıl ile vahiy tearuz ederlerse, -tearuz çakışma, çatışma demektir- akla itibar edilecektir. ( burası çok müşkil! bunu anlamaya çalışacağız. ) fakat o aklın mahiyeti bunda belirleyicidir. yani mesele, O aklın, İSLAMla; yine evet O VAHYin kendisi ile yıkanmış, yoğrulmuş olması ile yakından alakalıdır. yoksa haşa! bu ifade aklı, vahyin önüne almıyor: YANLIŞ ANLAŞILMASIN!

    şöyle vasati bir cümle kurabiliriz bu ESKİ SAİD in eserini anlamakta! şöyle ki:

    vahyin özünü, esasını algılayıp, Onunla düşünmeyi bellemiş bir akılla vahiy çakışırlarsa, akla itibar edilir.

    çok ağır, yanlış anlaşılmalara müsait bir zemin oluşturuyor gibi bir hava esiyorsa da bu ifadede?..

    fakat biz ÜSTADın tüm risalelerine bakarak hakikatı anlarız değil mi? öyle yapalım: mesela: yirmi yedinci söz, içtihad risalesi bunu anlamamızı sağlayabilir. şöyle ki:

    "içtihad kapısı açıktır. fakat şu zamanda oraya girmeye altı mani vardır." der ve bu koca risale bu altı maniayı sıralar bize.. bakınız! böyle diyen birisi harhalde aklı, vahyin önüne almış olamaz... "nasıl ki kışta, fırtınaların şiddetli olduğu bir vakitte, dar delikler dahi seddedilir. yeni kapıları açmak, hiç bir cihette kar-ı aklı değil" hem bakınızz, yeni kapılar açmak hiç bir cihette kar-ı akıl değilllll diyor üstad!

    hem şu da aklıma geliyor: üstad, hep ESKİ SAİDin eserlerinde hatiat olduğunu vurgular. kimbilir!

    not: haşa- üstad ın hatalarını araştırmaya ve bulmaya ne haddim var ne de maksadım ne de ben buna yeterim. bu sadece düşünce.

    hem arkadaşlar hiç katılmıyor. lütfen! yanlış yapıyor olabilirim. lütfen yardımcı olun! hatalarımı düzeltin.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Muhâkemât Önsöz'den..
    By bir_damla_nur in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 18.01.09, 21:08
  2. Muhakemat Dersleri
    By ŞİMŞEK MUSTAFA in forum Sesli ve Görüntülü Risale-i Nur Sohbetleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 23.12.08, 00:56
  3. Muhakemat (7.Mukaddemenin Hatimesi)
    By Kur'aniyyun in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 08.11.07, 18:10
  4. Muhâkemât ve Ahmet Feyzi Kul
    By hasandemir in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 12.10.07, 00:14
  5. Muhakemat ve Ahmet Feyzi Kul
    By muntehab in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17.01.07, 13:40

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0