+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 15 Sayfa var 1 2 3 11 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 145

Konu: Tabiat Risalesinden-23.Lema

  1. #1
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart Tabiat Risalesinden-23.Lema

    Mukaddime (ÖNSÖZ).....Ey insan! Bil ki, insanların ağzından çıkan ve dinsizliği işmam eden(HİSSETTİREN )dehşetli kelimeler var; ehl-i İmân (MÜMİNLER)bilmeyerek istimal ediyorlar(KULLANIYORLAR). Mühimlerinden üç tanesini beyan edeceğiz.......... Birincisi: Evcedethu'l-esbab, yani, "Esbab (SEBEPLER) bu şeyi icad ediyor." ........İkincisi: Teşekkele binefsihî, yani, "Kendi kendine teşekkül ediyor, oluyor, bitiyor.".............. Üçüncüsü: İktezathu't-tabiat, yani, "Tabiîdir, tabiat(ALLAHIN KAİNATTA KOYDUĞU KANUNLAR) iktiza edip(İCAB EDİP) icad ediyor." ............Evet, madem mevcudat(VARLIKLAR) var ve inkâr edilmez. Hem, her mevcut (VARLIK)san'atlı ve hikmetli vücuda geliyor. Hem madem kadîm (ESKİ) değil, yeniden oluyor. Herhalde, ey mülhid(İNKARCI), bu mevcudu(VARLIĞI), meselâ bu hayvanı, ya diyeceksin ki, esbab-ı âlem(SEBEPLER) onu icad ediyor, yani esbabın (SEBEPLERİN) içtimaında(BİRARAYA GELMESİNDE) o mevcut vücut buluyor; veyahut o kendi kendine teşekkül ediyor; veyahut, tabiat muktezası(İCABI) olarak, tabiatın tesiriyle vücuda(VARLIK SAHASINA) geliyor; veyahut bir Kadîr-i Zülcelâlin(SONSUZ CELAL SAHİBİ KADİR OLAN ALLAHIN) kudretiyle icad edilir. ........Madem aklen bu dört yoldan başka yol yoktur. Evvelki üç yol muhal(İMKANSIZ), battal(BATIL,BOŞ,HÜKÜMSÜZ), mümteni(MÜMKÜN OLMAYAN), gayr-ı kabil (KABİL OLMAYAN,İMKANSIZ)oldukları katî(KESİN) ispat edilse, bizzarure (ZARURİ)ve bilbedâhe(AÇIKÇA), dördüncü yol olan tarik-i vahdâniyet (TEVHİD YOLU) şeksiz, şüphesiz sabit olur.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  2. #2
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    şimdi üstad üç yolun yaratıcı olmasının imkansız olduğunu anlatacak.yani sebeplerin yaratıcı olmadığını,sonra tesadüfün yaratıcı olmadığını ve sonrada tabiatın yaratıcı olmadığını ispatlıyor.bunları ispatladıktan sonra artık tek YARATICININ ALLAH OLDUĞU AÇIKÇA BELLİ OLUYOR....DEVAM EDİYOR ÜSTAD.Amma birinci yol ki, esbab-ı âlemin(SEBEPLERİN) içtimaıyla(BİRARAYA GELMESİYLE) teşkil-i eşya (EŞYANIN MEYDANA GELMESİ)ve vücud-u mahlûkattır(YARATILANLARIN ORTAYA ÇIKMASIDIR). Pek çok muhâlâtından(İMKANSIZLIK DELİLİNDEN) yalnız üç tanesini zikrediyoruz.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  3. #3
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Sebeblerin biraraya gelmesi demek,yani mesela bir ağacın büyümesi için su,güneş,toprağın ve havanın biraraya gelerek ,ağacın oluşmasına sebeb olması demektir.şimdi bu mümkün mü?sebeblere tesir verilmemiş.sadece sebebler perdedir.bu sebeblere bakıncada onlarda ilim yok,kudret yok,akıl yok..bu sebebler nasıl ağacı oluşturacaklardır.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  4. #4
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    BİRİNCİSİ:::::Bir eczahanede, gayet muhtelif(FARKLI ÖZELLİKTE) maddelerle dolu, yüzer kavanoz şişeler bulunuyor. O edviyelerden(İLAÇLARDAN), zîhayat(HAYAT SAHİBİ) bir macun istenildi. Hem hayattar, harika bir tiryak(PANZEHİR), onlardan yapılmak icap etti. Geldik, o eczahanede, o zîhayat macunun ve hayattar tiryakın çoklukla efradını gördük. O macunlardan herbirisini tetkik ettik(İNCELEDİK). Görüyoruz ki, o kavanoz şişelerden herbirisinden, bir mizan-ı mahsusla(HAS BİR ÖLÇÜLE), bir iki dirhem bundan, üç dört dirhem ötekinden, altı yedi dirhem başkasından, ve hâkezâ, muhtelif miktarlarda eczalar alınmış. Eğer birinden, bir dirhem ya noksan veya fazla alınsa, o macun zîhayat olamaz, hâsiyetini(ŞİFALIĞINI) gösteremez. Hem o hayattar tiryakı da tetkik ettik.(İNCELEDİK) Herbir kavanozdan bir mizan-ı mahsusla bir madde alınmış ki, zerre miktarı noksan veya ziyade olsa, tiryak hassasını(HASLIĞINI,ŞİFA ÖZELLİĞİNİ) kaybeder. O kavanozlar elliden ziyade iken, herbirisinden ayrı bir mizanla(ÖLÇÜ İLE) alınmış gibi, ayrı ayrı miktarda eczaları (CÜZLERİ,PARÇALARI)alınmış. Acaba hiçbir cihette imkân(MÜMKÜN ) ve ihtimal var mı ki, o şişelerden alınan muhtelif miktarlar, şişelerin garip bir tesadüf veya fırtınalı bir havanın çarpmasıyla devrilmesinden, herbirisinden alınan miktar kadar, yalnız o miktar aksın, beraber gitsinler ve toplanıp o macunu teşkil etsinler? Acaba bundan daha hurafe(MASAL), muhal(İMKANSIZ), bâtıl bir şey var mı? Eşek muzaaf(İKİ KAT DAHA) bir eşekliğe girse, sonra insan olsa, "Bu fikri kabul etmem" diye kaçacaktır. İşte bu misal gibi, herbir zîhayat(HAYAT SAHİBİPLERİ YANİ BİTKİLER,HAYVANLAR), elbette zîhayat bir macundur. Ve herbir nebat, hayattar bir tiryak gibidir ki, çok müteaddit (BİRDEN FAZLA)eczalardan, çok muhtelif maddelerden, gayet hassas bir ölçüyle alınan maddelerden terkip edilmiştir.(YAPILMIŞTIR) Eğer esbaba,(SEBEBE) anâsıra(ELEMENTLERE) isnad edilse(YAPTI DENİLSE) ve "Esbab icad etti" denilse, aynen eczahanedeki macunun, şişelerin devrilmesinden vücut bulması gibi, yüz derece akıldan uzak, muhal ve bâtıldır.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  5. #5
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Elhasıl,(ÖZETLE) şu eczahane-i kübrâ-yı âlemde(DÜNYA ALEMİNİN BÜYÜK ECZANESİNDE), Hakîm-i Ezelînin(BAŞLANGICI OLMAYAN HİKMETLE İŞ YAPAN ALLAHIN) mizan-ı kazâ ve kaderiyle(KAZA VE KADERİN ÖLÇÜSÜYLE) alınan mevâdd-ı hayatiye(HAYAT MADDELERİ), hadsiz(SINIRSIZ) bir hikmet ve nihayetsiz(SONSUZ) bir ilim ve herşeye şâmil(KUŞATICI) bir irade ile vücut bulabilir(VARLIĞA GELEBİLİR). "Kör, sağır, hudutsuz(SINIRSIZ), sel gibi akan küllî (BÜTÜN) Anasır(ELEMENT) ve tabâyi (TABİATLAR)ve esbabın(SEBEBİN) işidir" diyen bedbaht, "O tiryak-ı acip(ACİP PANZEHİR YANİ ŞİFALI İLAÇ), kendi kendine, şişelerin devrilmesinden çıkıp olmuştur" diyen divane bir hezeyancı(SAÇMA SAPAN KONUŞAN), sarhoş bulunan bir ahmaktan daha ziyade ahmaktır(ANLAMADIĞINI ANLAMAYANDIR). Evet, o küfür ahmakane, sarhoşâne, divanece bir hezeyandır.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  6. #6
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    İKİNCİ MUHAL(İMKANSIZ):.........Eğer herşey, Vâhid-i Ehad (TEK )olan Kadîr-i Zülcelâle (CELAL SAHİBİ SONSUZ KUDRETE YANİ ALLAHA) verilmezse, belki esbaba (SEBEBLERE) isnad edilse(YANİ SEBEBLER YAPTI DENİLSE), lâzım gelir ki, âlemin pek çok anâsır(ELEMENTİ) ve esbabı(SEBEBLERİ YANİ HAVA,SU,GÜNEŞ,TOPRAK,ATOMLAR,MOLEKÜLLER,KANUNLAR), herbir zîhayatın(CANLININ) vücudunda(BEDENİNDE,MEYDANA GELMESİNDE,YARATILMASINDA,VARLIĞA KAVUŞMASINDA) müdahalesi bulunsun. Halbuki, sinek gibi bir küçük mahlûkun vücudunda, kemâl-i intizamla(TAM ,OLGUN,MÜKEMMEL DÜZENLE), gayet hassas bir mizan (ÖLÇÜ) ve tamam bir ittifakla, muhtelif ve birbirine zıt, mübâyin(ZID,FARKLI) esbabın(SEBEBLERİN) içtimaı(BERABER BULUNUP,İŞ YAPMASI MESELA:BİR ASKERE 1O KOMUTANIN EMİR VERMESİ GİBİ DÜŞÜNELİM) o kadar zâhir(AÇIK,GÖRÜNEN) bir muhaldir(İMKANSIZDIR) ki, sinek kanadı kadar şuuru(AKLI) bulunan, "Bu muhaldir(İMKANSIZDIR YANİ ÇOK SEBEBİN BİR ARAYA GELEREK SİNEĞİN BEDENİNDE,VARLIĞINDA KARIŞTIRMADAN İŞ GÖRMESİ), olamaz"(YANİ AKILSIZ ,ŞUURSUZ SEBEBLER YANİ ATOM,HAVA,SU,GÜNEŞ HATTA BİLİM ADAMLARI BİLE GELSE BUNU YAPMALARI İMKANSIZDIR) diyecektir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  7. #7
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Evet, bir sineğin küçücük cismi, kâinatın ekser(ÇOĞU) anâsır(ELEMENTİ) ve esbabıyla(SEBEBLERİYLE) alâkadardır, belki bir hülâsasıdır(ÖZETİDİR,ÖRNEĞİDİR). Eğer Kadîr-i Ezelîye(BAŞLANGICI OLMAYAN KUDRETE) verilmezse, o esbab-ı maddiye(MADDİ SEBEBLER), onun vücudu(BEDENİ) yanında bizzat (KENDİLERİ YANİ SEBBELERİN KENDİSİ) hazır bulunmak lâzım; belki onun küçücük cismine girmek gerektir. Belki, cisminin küçük bir numunesi olan gözündeki bir hücresine girmeleri icap ediyor(GEREKİYOR). Çünkü, sebep maddî ise, müsebbebin (NETİCENİN MESELA AĞAÇ SEBEB,MEYVE MÜSEBBEB ;AYNI ŞEKİLDE HAVA,SU,ELEMENTLER,BİLİM ADAMLARI,KANUNLAR SEBEB,SİNEK İSE MÜSEBBEBDİR.İŞTE BU MÜSEBBEB OLAN SİNEĞİN)yanında ve içinde bulunması lâzım geliyor. Şu halde, iki sineğin iğne ucu gibi parmakları yerleşmeyen o hücrecikte, erkân-ı âlem(ALEMİN RÜKÜNLERİ,KANUNLARI) ve anâsır(UNSURLARI,ELEMENTLERİ) ve tabâyiin(TABİATI), maddeten içinde bulunup, usta gibi içinde çalıştıklarını kabul etmek lâzım geliyor. İşte, Sofestâînin en eblehleri(AHMAKLARI) dahi böyle bir meslekten utanıyor.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  8. #8
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    "Allah'tan başka bütün çağırdığınız ve ibadet ettiğiniz şeyler toplansalar, bir sineği halk edemezler." Hac Sûresi: 22:73. bu âyet-i azîmenin (BÜYÜK AYETİN) sırrıyla, bütün esbab-ı maddiye(MADDİ SEBEBLER YANİ GÜNEŞ,HAVA,SU,TOPRAK,ELEMENTLER,MOLEKÜLLER,BİLİM ADAMLARI) toplansa, onların ihtiyarları da olsa, birtek sineğin vücudunu (BEDENİNİ) ve o vücudun(BEDENİN) cihazatını(GÖZÜNÜ,KULAĞINI,MİDESİNİ,BAĞIRSAĞINI,İĞ NESİNİ VESAİRE) mizan-ı mahsusla(SİNEK İÇİN LAZIM OLAN MADDELERİ TAM ÖLÇÜLE) toplayamazlar. Toplasalar da, o vücudun(SİNEĞİN BEDENİNİ) miktar-ı muayyenesinde(BELLİ MİKTARDA) durduramazlar. Durdursalar da, daima tazelenmekte olan ve o vücuda(BEDENE) gelip çalışan zerrâtı(ATOMLARI), muntazaman(DÜZENLİ) çalıştıramazlar. Öyleyse, bilbedahe(AÇIKÇA), esbab(SEBEBLER) bu eşyaya(SİNEK GİBİ EŞYAYA) sahip çıkamazlar. Demek Sahib-i Hakikîleri(SİNEĞİ YARATAN) başkadır.(YANİ ALLAHDIR) http://www.risaleara.com/oku.asp?id=1463&a=SİNEK
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  9. #9
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    DEVAM EDECEK..istifade edelim ve ettirelim...çalışma bizden..tevfik Allahtan.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  10. #10
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    ÜÇÜNCÜ MUHAL;;;;;... El vahidu layesduru illa anil vahid kaide-i mukarreresiyle(KESİNLİK KAZANMIŞ KAİDESİYLE), "Bir mevcudun(VARLIĞIN) vahdeti(BİRLİĞİ) varsa, elbette bir vâhidden(TEKDEN), bir elden sudur edebilir(MEYDANA GELİR)(YANİ MESELA;BİR ORDUDA BİRLİK VARSA,BU ORDU TEK BİR KOMUTANDAN DOLAYIDIR,BİRLİK OLUŞTURMUŞ.YOKSA İKİ KOMUTAN OLSAYDI DAĞINIK OLURDU,BİRLİK OLUŞMAZDI.)." Hususan(ÖZELLİKLE) o mevcut(VARLIK), gayet mükemmel bir intizam (DÜZEN) ve hassas bir mizan(ÖLÇÜ) içinde ve câmi(ÇOK ÖZELLİKLERİ İÇİNDE BARINDIRAN) bir hayata mazhar(SAHİP) ise, bilbedâhe(AÇIKÇA), sebeb-i ihtilâf ve keşmekeş (KARIŞIKLIĞA VE İHTİLAFA SEBEB) olan müteaddit(BİRDEN FAZLA) ellerden çıkmadığını, belki gayet kadîr(KUDRETLİ), hakîm(HİKMETLİ İŞ YAPAN) olan birtek elden çıktığını gösterdiği halde; hadsiz ve câmid(CANSIZ) ve cahil, mütecaviz(HADDİNİ AŞAN), şuursuz(AKILSIZ), karmakarışıklık içinde, kör, sağır esbab-ı tabiiyenin karmakarışık ellerine-hadsiz imkânat (İMKANSIZ) yolları içinde ve içtima(TOPLANMA) ve ihtilâtla(KARIŞIKLIKLA) o esbabın(SEBEBLERİN) körlüğü, sağırlığı ziyadeleştiği halde-o muntazam (DÜZENLİ) ve mevzun(ÖLÇÜLÜ) ve vâhid(TEK ELDEN ÇIKMIŞ) bir mevcudu(VARLIĞI) onlara isnad etmek(YAPMIŞ DEMEK), yüz muhali(İMKANSIZI) birden kabul etmek gibi akıldan uzaktır. Haydi, bu muhalden(İMKANSIZDAN) kat-ı nazar(ALAKAMIZI KESELİM), esbab-ı maddiyenin(MADDİ SEBEBLERİN) elbette tesirleri, mübaşeretle ve temasla olur. Halbuki, o esbab-ı tabiiyenin temasları, zîhayat mevcutların(CANLILARIN) zâhirleriyledir(GÖRÜNEN KISIMLARINA ANCAK TEMAS EDEBİLİR.MESELA GÜNEŞ SEBEB,SADECE CANLILARIN BEDENLERİNE TEMAS EDEBİLİR.AMA İÇ KISMINA EDEMEZ.DİĞER MADDİ SEBEBLERİDE BÖYLE DÜŞÜNELİM.O HALDE SEBEBLER CANLILARIN İÇ KISMINA TEMAS EDEMİYOR.). Halbuki görüyoruz ki, o esbab-ı maddiyenin elleri yetişmediği ve temas edemedikleri o zîhayatın (CANLININ) bâtını(İÇİ), on defa zâhirinden(DIŞINDAN) daha muntazam(DÜZENLİ), daha lâtif, san'atça daha mükemmeldir. Esbab-ı maddiyenin elleri ve âletleriyle hiçbir cihetle yerleşemedikleri, belki tam zâhirine de temas edemedikleri küçücük zîhayat, küçücük hayvancıklar, en büyük mahlûklardan daha ziyade san'atça acip, hilkatçe bedî(EŞSİZ) bir surette oldukları halde, o câmid(CANSIZ), cahil, kaba, uzak, büyük ve birbirine zıt olan sağır, kör esbaba isnad etmek, yüz derece kör, bin derece sağır olmakla olur.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Meyve Risalesinden
    By fanidünya... in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 26.09.14, 07:44
  2. Uhuvvet Risalesinden...
    By Sonsuz-Nur in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 14.02.09, 13:09
  3. Birinci Lema (1.Lema) Osmanlıca
    By Ab-ihayaT in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 31.07.08, 01:02
  4. İhlas Risalesinden
    By hadema in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 25
    Son Mesaj: 15.03.08, 18:54

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0