+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 ve 4

Konu: Keçekülahlılar Milis Alayı

  1. #1
    Yasaklı Üye tename - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesajlar
    295

    Exclamation Keçekülahlılar Milis Alayı

    "Üstad'ı ilk olarak l332'de Sübhan Dağı'nda görmüştüm.
    O zaman ben muallim mektebi talebesiydim. l332'nin 24 Temmuz'unda idi. Ben l8 yaşındaydım, beni askere almışlardı. O zaman Şarkta Üstadı görmüştüm.

    O zaman üstad milis teşkilatı başkumandanıydı. Başında yeşil bir sarık, omuzunda apoletleri vardı. Devamlı at üzerinde dolaşır, orduya cesaret verirdi. Milis teşkilatının kurulmasını Enver Paşa, Vehib Paşa'ya söylemiştir. Vehib Paşa da bunu Bediüzzaman'a (O zaman ismi Bediüzzaman Said Kürdî idi) teklif etmişti. Ve böylece Bediüzzaman milis teşkilatını kurmuştu.

    Enver Paşa, milis kuvvetlerinin hazırlanmasını söylediği zaman, Bediüzzaman da, "milis kuvveti bizden, erzak da sizden" diye cevap vermişti.

    Milis teşkilatı dört-beş bin kişiydi. Said Nursî miralaydı, yani rütbesi, albaylıktan bir derece daha yüksek kaymakamlığa tetabuk ediyordu. Kuvvetlerin başkumandanlığını yapıyordu.

    Bediüzzaman'ın milis kuvvetlerine "Keçe Külahlılar" derlerdi. Ruslar, 'Keçe Külahlılar geliyor!" diye duydukları zamanlar nereye kaçacaklarını şaşırır ve bilemezlerdi. Düşmanlar, keçe külahlılarla karşılaştıklarında neye uğradıklarını anlamazlardı.

    Efendim o zaman bizim elimizdeki kılıçlar adetâ dürtmek içindi. Halbuki onlar at üzerinde silâh kullanırlardı. Attıklarını mutlaka vururlardı. Üzerlerinde beyaz bir pelerin bulunurdu. Bunun ile fedâiler araziye uyarlar, hele kış günlerindeki karda hiç fark edilmezlerdi. Keçe külahlı bir fedâi atının dizginlerini bir koluna bağlar veya kolunu atar, ayaklarını atın karnına sıkı sıkı sarar, tamamen serbest ve rahat bir şekilde, sür'atle yol alırken, seri olarak ateş ederlerdi. Çok keskin nişancıydılar, boş ateş etmezlerdi. Aslında benim bu sizlere anlattığım, devletin arşivlerinde de vardır. Bunları yakın tarihçilerimizden Feridun Kandemir de iyi bilmektedir."

    Sinan Omur

  2. #2
    Yasaklı Üye tename - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesajlar
    295

    Standart




    ‘Keçe Külahlılar’


    Yıl Bin Dokuz Yüz On Beş, Bediüzzaman Van’da.
    Birinci Dünya Harbi başlamıştı dünyada.

    Gönüllü siviller ve talebelerle kurdu,
    Toplam dört-beş bin kişi, bir alay oluşturdu.

    Ermeni komiteler, onlardan korkuyorlar,
    Sanki kartal gibiler, koşmuyor uçuyorlar.

    Hepsinin sırtlarında beyaz birer pelerin,
    HepsiKeçe Külahlı’ bu kanatlı erlerin.

    Onlar at üzerinde silah kullanırlardı,
    Dört nal giderken bile hedefi vururlardı.

    Dizginler sol kollarda seri ateş ederler,
    Bu keskin nişancılar şimşek gibi geçerler.

    Ermeni’ye bir kabus bu ‘Keçe Külahlılar’.
    Şehadete sevdalı gönülden kanatlılar.

    Bin Dokuz Yüz On Altı, On Altı Şubat günü,
    Rus’un büyük ordusu Erzurum’a yürüdü.

    Pasinler Cephesi’nde yine Bediüzzaman,
    Alayının başında kahraman bir komutan.

    O muhteşem süvari beyaz atın üstünde,
    Elde silah çarpışır askerin en önünde.

    Ölümüne savaşır, yiğidi kıskandırır,
    İşaratü’l–İ’caz’ı at üstünde yazdırır.

    Başvuru kitapları olmadan bu tefsiri,
    Kendi söyledi Molla Habib yazdı eseri.

    İşaratü’l – İ’caz’ın son bulunca te’lifi,
    Molla Habib’de içti şehadet şerbetini.

    Daha sonra Üstad’ın yeğeni, çok sevdiği,
    Ubeyd ve çok talebe tattılar şehitliği.

    Daha sonra da kendi, yiğit Bediüzzaman,
    Esir düştü Ruslara yaralandığı zaman.

    Üç talebesi ile onu esir aldılar,
    Yanında talebesi Said’i bıraktılar.

    (31. Mart. 2004 – İzmir)
    Ali Oskan

    ***


  3. #3
    Müdakkik Üye ErekNUR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    Van-Horhor
    Yaş
    39
    Mesajlar
    854

    Standart

    (Bir Millet Fedaisi) "Keçe Külahlılar"

    bu linkte bu şiir bulunmakta dır.



    Risale-i Nur bir derece muvaffak oluyorsa,
    bunun sırrı işte budur. Said yoktur.
    Said’in kudret ve ehliyeti de yoktur.
    Konuşan yalnız hakikattir,
    hakikat-i imaniyedir
    çünkü DAVAM DEVAM iledir
    vanasyanur


  4. #4
    Yasaklı Üye tename - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesajlar
    295

    Standart

    FAHRİ KAYMAKAM
    Zaman geçiyordu. 1917'de Rusya'da devrim olmuş, ortalık birbirine girmişti. Said Nursi karışıklıktan yararlanarak kamptan kaçtı. Petersburg'a geldi. Oradan Varşova'ya geçti. Almanya'ya vardı. Burada iki ay kadar kaldı. Sonra da Viyana üzerinden, Sofya'dan geçip 25 Haziran 1918'de İstanbul'a döndü. Sofya'daki ataşemiliterlik ona verdiği 'vatana dönüş' belgesine, "Rütbesi: Fahri Kaymakam... Kıtası: Gönüllü Kürt Süvari Alayı... Tabiiyeti: Osmanlı" diye yazmıştı. Said Nursi'nin maceralı hayatı devam ediyordu.

    Emre AKÖZ-Nevzat ATAL


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0