+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 ve 4

Konu: Tefekkür Ederken!

  1. #1
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart Tefekkür Ederken!

    ve bihi nesteinu

    İ'lem Eyyühel-Aziz!

    Tefekkür, gafleti izale eder.
    Dikkat, teemmül; evham zulümatını dağıtıyor.

    Lâkin nefsinde,
    bâtınında,
    hususî ahvalinde
    tefekkür ettiğin zaman derinden derine tafsilât ile tedkikat yap.

    Fakat âfâkî, haricî, umumî ahvalâta teemmül ettiğin vakit
    sathî,
    icmalî düşün,
    tafsilâta geçme.
    Çünki icmalde, fezlekede olan kıymet ve güzellik, tafsilâtında yoktur.

    Hem de
    âfâkî tefekkür,
    dipsiz denize benziyor,
    sahili yoktur.
    İçine dalma boğulursun.


    Arkadaş!

    Nefsî tefekkürde
    tafsilâtlı,
    âfâkî tefekkürde ise icmalî yaparsan, vahdete takarrüb edersin.

    Aksini yaptığın takdirde
    kesret fikrini dağıtır,
    evham seni havalandırır.
    Enaniyetin kalınlaşır,
    gafletin kuvvet bulur,
    tabiata kalbeder.
    İşte dalalete îsal eden kesret yolu budur.

    (Mesnevi-i Nuriye - zeyl-üz-zeyl)



    Üstad r.a Risalelerde afaki olan dersleri akla ders verdiğinde sathi anlatır..
    güneş döner, yakıtı bitmez, gibi bir kaç kelime ile..

    amma nefsi, hususi, ahvalde.. inceden inceye..gider..
    hatta AYET-ÜL KÜBRA risalesi ki kainattan halıkını soran seyyahın müşahadatıdır.. ordada ilk mertebelerde akli olması hasebi ile sathi bir anlatım var..buda kainatın en uzak NOKTALARINDAN BAŞLAYIP uzaklığı nisbetinde sathi anlatımla , enfüse doğru toparlar..

    madem hayatı insanin merkezi insanın kalbidir..
    madem en ehemmiyetli vazife de ordadır..
    MADEM AVAMINDA ,HALIKNDA, HERBİR FERDİNDE HAYATININ MERKEZİ KALBİDİR..
    en ehemmiyetli vazifesi kalbindedir..
    öyle ise kalbe vazifesi nisbetindede ehemmiyet verilmeli.. kendi kalbinede avamın kalbinede..hem madem avam avamdır..!!!
    ona göre muamele edilmelidir..

    yani AVAMA ANLATILAN DERS AYET-ÜL KÜBRADA OLDUĞU KADARI İLE KALMALI..!!! DAHA TEFERRUATA GİDİLMEMELİ.. AFAKİ MESELELERDE SATHİ GİDİLMESSE ..yukarda yazanlar vukubulur..

    tefekkür ile ilgili meseleleri yukarıda üstadımız r.a hın ifade ettiği usulle.. nur dersi alanda .. nur dersi verende.. usulunce yaptığı nisbette başarılı olur maksada ulaşır..aksini yapanda yaptığı kadar da başarısız olur maksaddan uzaklaşır..

    Allah cümlemize ve nurlara gönül verip bağlananlara nurları usulunce okuyup okutup,anlayıp anlatıp. yaşayıp yaşanması için vazifelerimizi eda etmeği nasib etsin ..amin amin amin..

    اِهْدِنَاالصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

    aczmendi reşha


  2. #2
    Ehil Üye Bilal-i Sivasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Bulunduğu yer
    İzmir
    Mesajlar
    1.298

    Standart

    İkinci Sır: Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân, hadsiz kesret-i mahlûkatta tezâhür eden vâhidiyet içinde ukûlü boğmamak için, dâimâ o vâhidiyet içinde ehadiyet cilvesini gösteriyor. Yani, meselâ, nasıl ki güneş, ziyâsıyla hadsiz eşyayı ihâta ediyor. Mecmû-u ziyâsındaki güneşin zâtını mülâhaza etmek için, gayet geniş bir tasavvur ve ihâtalı bir nazar lâzım olduğundan, güneşin zâtını unutturmamak için, herbir parlak şeyde güneşin zâtını, aksi vâsıtasıyla gösteriyor. Ve her parlak şey, kendi kabiliyetince güneşin cilve-i zâtîsiyle beraber ziyâsı, harareti gibi hâssalarını gösteriyor. Ve her parlak şey, güneşi bütün sıfatıyla, kabiliyetine göre gösterdiği gibi; güneşin ziyâ ve hararet ve ziyâdaki elvân-ı seb'a gibi keyfiyâtlarının herbirisi dahi, umum mukabilindeki şeyleri ihâta ediyor.
    Öyle de, -4- (temsilde hatâ olmasın) ehadiyet ve samediyet-i İlâhiye, herbir şeyde, hususan zîhayatta, hususan insanın mahiyet-i aynasında bütün esmâsıyla bir cilvesi olduğu gibi; vahdet ve vâhidiyet cihetiyle dahi, mevcudât ile alâkadar her bir ismi, bütün mevcudâtı ihâta ediyor.
    İşte vâhidiyet içinde ukûlü boğmamak ve kalpler Zât-ı Akdesi unutmamak için, dâimâ vâhidiyetteki sikke-i ehadiyeti nazara veriyor ki, o sikkenin üç mühim ukdesini irâe eden "Bismillahirrahmanirrahim" 'dir.
    ...
    ...
    Dördüncü Sır: Hadsiz kesret içinde vâhidiyet tecellîsi, hitab-ı اِيَّاكَ نَعْبُدُ demekle herkese kâfi gelmiyor. Fikir dağılıyor. Mecmuundaki vahdet arkasında Zât-ı Ehadiyeti mülâhaza edip اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ demeye, küre-i arz vüs’atinde bir kalb bulunmak lazım geliyor.

    Ve bu sırra binâen, cüz'iyâtta zâhir bir sûrette sikke-i ehadiyeti gösterdiği gibi, herbir nev'de sikke-i ehadiyeti göstermek ve Zât-ı Ehadi mülâhaza ettirmek için, hâtem-i Rahmâniyet içinde bir sikke-i ehadiyeti gösteriyor. Tâ, külfetsiz, herkes her mertebede "اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ deyip, doğrudan doğruya Zât-ı Akdese hitâb ederek müteveccih olsun.

    İşte Kur'ân-ı Hakîm bu sırr-ı azîmi ifade içindir ki, kâinatın daire-i âzamında, meselâ semâvât ve arzın hilkatinden bahsettiği vakit, birden, en küçük bir daireden ve en dakîk bir cüz'îden bahseder; tâ ki, zâhir bir sûrette hâtem-i ehadiyeti göstersin. Meselâ, hilkat-i semâvât ve arzdan bahsi içinde, hilkat-ı insandan ve insanın sesinden ve sîmâsındaki dekâik-ı nimet ve hikmetten bahis açar; tâ ki fikir dağılmasın, kalb boğulmasın, ruh Ma'budunu doğrudan doğruya bulsun. Meselâ,

    -3-

    âyeti mezkûr hakikati mu'cizâne bir sûrette gösteriyor.
    Evet, hadsiz mahlûkatta ve nihayetsiz bir kesrette vahdet sikkeleri, mütedâhil daireler gibi, en büyüğünden en küçük sikkeye kadar envâı ve mertebeleri vardır. Fakat, o vahdet, ne kadar olsa, yine kesret içinde bir vahdettir; hakiki hitâbı tam temin edemiyor. Onun için, vahdet arkasında ehadiyet sikkesi bulunmak lâzımdır; tâ ki, kesreti hatıra getirmesin, doğrudan doğruya Zât-ı Akdese karşı kalbe yol açsın.
    Ey muhataplarım!
    Ben çok bağırıyorum. Zîra, asr-ı salis-i aşrın, yani on üçüncü asrın minaresinin başında durmuşum,

    sûreten medenî ve
    dinde lakayd ve
    fikren mazinin en derin derelerinde olanları
    camie davet ediyorum.


  3. #3
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart

    ve bihi nesteinu

    ''Dünyanın üç yüzü vardır''

    Birinci yüzü: Cenab-ı hakkın esmasına bakar. onların nukuşunu gösterir:Mana-i harfiyle,onlara ayinelik eder.Dünyanın şu yüzü,Hadsiz Mektubat-ı samedaniyyedir.Bu yüzü gayet güzeldir.Nefrete değil AŞKA LAYIKTIR.

    İkinci Yüzü: Ahirete bakar. ahiretin tarlasıdır.Cennetin mezraasıdır.Rahmetin mezheresidir.Şu yüzü dahi evvelki yüzü gibi güzeldir.Tahkire değil, MUHABBETE LAYIKTIR.

    Üçüncü Yüzü: İnsanın hevasatına bakan ve gaflet perdesi olan ve ehl-i dünyanın mel'abe-i hevasatı olan yüzüdür.Şu tüz çirkindir.
    ÇÜNKÜ: fanidir;zaildir;elemlidir,aldatır.İşte hadiste varid olunan tahkir ve ehl-i hakikatin ettiği nefret bu yüzdedir.(32.söz.5.remiz)

    .................
    (26.söz-zeyl-den)

    tefekkür hatvesi
    Dördüncü Hatvede: كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ اِلاَّ وَجْهَهُ dersini verdiği gibi:

    Nefs, kendini serbest ve müstakil ve bizzât mevcud bilir.

    Ondan bir nevi rububiyet dava eder. Mabuduna karşı adavetkârane bir isyanı taşır.

    İşte gelecek şu hakikatı derketmekle ondan kurtulur. Hakikat şöyledir ki:

    Herşey nefsinde mana-yı ismiyle fânidir, mefkuddur, hâdistir, madumdur. Fakat mana-yı harfiyle ve Sâni'-i Zülcelal'in esmasına âyinedarlık cihetiyle ve vazifedarlık itibariyle şahiddir, meşhuddur, vâciddir, mevcuddur.

    Şu makamda tezkiyesi ve tathiri şudur ki: Vücudunda adem, ademinde vücudu vardır. Yani kendini bilse, vücud verse; kâinat kadar bir zulümat-ı adem içindedir. Yani vücud-u şahsîsine güvenip Mûcid-i Hakikî'den gaflet etse; yıldız böceği gibi bir şahsî ziya-yı vücudu, nihayetsiz zulümat-ı adem ve firaklar içinde bulunur, boğulur.

    Fakat enaniyeti bırakıp,
    bizzât nefsi hiç olduğunu ve Mûcid-i Hakikî'nin bir âyine-i tecellisi bulunduğunu gördüğü vakit,
    bütün mevcudatı ve nihayetsiz bir vücudu kazanır. Zira bütün mevcudat, esmasının cilvelerine mazhar olan Zât-ı Vâcib-ül Vücud'u bulan, herşeyi bulur.

    اِهْدِنَاالصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

    aczmendi reşha


  4. #4
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart

    ve bihi nesteinu

    (25.söz-3.şua-3.şavk)

    Üçüncü Şavk:

    Hakaik-i İlahiyeye ve hakaik-i kevniyeye ve umûr-u uhreviyeye dair ihbarat-ı gaybiyesidir. Evet Kur'anın hakaik-i İlahiyeye dair beyanatı ve tılsım-ı kâinatı fethedip ve hilkat-i âlemin muammasını açan beyanat-ı kevniyesi, ihbarat-ı gaybiyenin en mühimmidir. Çünki o hakaik-i gaybiyeyi hadsiz dalalet yolları içinde

    istikametle onları gidip bulmak, akl-ı beşerin kârı değildir ve olamaz.

    Beşerin en dâhî hükemaları o mesailin en küçüğüne akıllarıyla yetişmediği malûmdur.

    Hem Kur'an, gösterdiği o hakaik-i İlahiye ve o hakaik-i kevniyeyi beyandan
    sonra ve
    safa-yı kalb ve
    tezkiye-i nefisten
    sonra ve
    ruhun terakkiyatından ve
    aklın tekemmülünden
    sonra

    beşerin ukûlü "Sadakte" deyip o hakaikı kabul eder.

    Kur'ana "Bârekâllah" der.

    Bu kısmın, kısmen Onbirinci Söz'de izah ve isbatı geçmiştir.

    Tekrara hacet kalmamıştır...

    Yani; Risale-i nurlardan en kamil manada istifade yolunun usulleri vardır..O usullere ittiba edildiği nisbette maksad hasıl olur..Ve Risale-i nur dairesinde usulunce giderek maksada ulaşanlarda vardır..

    Üstad r.a dan himmet bekleyenlerin Üstadlarına olan NAZARLARI MUHABBETLERİ ile Üstadlarından gelen de o nisbette tesir ediyor..

    Risale-i nurlarda geçen EVRAD VE UBUDİYYETLERide(üstadlarından gelen her bir dersi emir telakki ederek hayatlarına tatbik etmeleri) ALATAKATİL İMKAN TATBİK EDİLİP YAŞANMASI İLE OLMASI GEREKENLER OLUYOR..

    Elbette her kes her meselesini anlayamaz ve hayatına tatbik edemez..bu elinden gelmez..

    elinden gelen ise şu olmalıdır: istemek, taraf olmak , sevmek,ve daha iyi anlayanların ve yaşayanların olduğunu kabullenmek..herkesi kendi nefsi ile enesi ile ilmi ile kalbi ve halleri ile tartmamak..HÜSN-Ü ZAN ETMEK..SU-İ ZAN ETMEMEK..elimizden gelir..ki bunlarda TEFEKKÜR dediğimiz o ubudiyyetin içinde olsa gerek..

    اِهْدِنَاالصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

    aczmendi reşha


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Dua ederken el açmanın hükmü?
    By Mesrure in forum Sahabeler ve Sünnet-i Seniyye
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 12.03.14, 13:20
  2. Hz. Ali (ra) Vefat Ederken Ettiği Vasiyeti
    By Sirdugumu in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 15.08.11, 20:54
  3. Dua Ederken İnşallah Demeyelim
    By Nursun in forum Dualar
    Cevaplar: 16
    Son Mesaj: 13.08.11, 16:24
  4. Dua Ederken Bunlara Uygulayın
    By intifada in forum Dualar
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 02.01.08, 22:07
  5. Tevekkül Ederken...
    By Lebid24 in forum Hadis-i Şerifler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 09.12.07, 17:14

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0