+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6

Konu: Ölüme Muvakkat Hayat Rengi Verilmesi Ne Suretle Olur?

  1. #1
    Vefakar Üye efnan_nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    500

    Standart Ölüme Muvakkat Hayat Rengi Verilmesi Ne Suretle Olur?

    20. söz 2. makamda ölüme muvakkat hayat rengi verilebileceği yazıyor akıl akıldan üstündür kardeşler benim tahmin ettiğim şeyler var ama yine de yetersiz kalıyor fikirlerinizi görmek istiyorum aklımı her okuduğum da kurcalıyor.
    RİSALE de ilgili yerler varmıdır ya da siz okuduğunuz da aklınıza neler geliyor ne suretle olacağını düşünüyorsunuz.

    فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ

    Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının)


  2. #2
    Ehil Üye BiKeS_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    2.770

    Standart

    İnsanlık âlemi, bilhassa yirminci asrın başlangıcından bu yana, ilim ve teknolojide baş döndürücü bir hızla ilerlemektedir. Henüz daha ilk yıllarında olduğumuz 21. yüzyılda ise bu hızın daha da ivme kazanarak devam edeceği kuşkusuzdur.


    Nitekim Bediüzzaman Hazretleri Yirminci Söz adlı eserinde bu hususa şöyle dikkat çeker:

    "Elbette nev-i beşer âhir vakitte ulûm ve fünuna dökülecektir, bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ise ilmin eline geçecektir."


    Bu sözlerin bundan yaklaşık yetmiş yıl önce söylendiği ve bugünkü yaşanan ilim ve fennî gelişmelerin hangi noktaya geldiği dikkate alınırsa, yukarıdaki tespitin ne kadar isabetli olduğu ve bundan sonra da isabetli olacağı kolayca anlaşılır.

    Evet ilim ve fen çok daha gelişecek, çok daha ileriye gidecek, gün geçtikçe insanlar çok daha ilginç şeyler keşfedip, çok daha yeni şeyler bulacaklar. Fakat bu noktada akla birtakım sualler geliyor:


    "Bu gelişmeler nereye kadar gidecek? İlim ve fen noktasındaki sınırlar nedir? Bu gelişmelerin neticesi ne olacak?" gibi...

    İşte bu ve benzeri suallere yine Risale-i Nur'da çok güzel cevaplar verilmiş. İlim ve fen ve teknik konularında insanlığın varacağı noktalar, ulaşması gereken hedefler tayin edilmiş. İlim ve tekniğin maddî ve manevî neticeleri aklı ikna edecek bir şekilde izah edilmiş. Şimdi burada Yirminci Söz'de geçen ve sadece tıp ilminin maddî sınırını tayin eden bir ifade üzerinde durmak istiyoruz. İfade, İsa Aleyhisselamın tıp konusundaki bir mucizesini yorumlamakta:


    "Kur'ân, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın nasıl ahlâk-ı ulviyesine ittibâa beşeri sarihan teşvik eder. Öyle de, şu elindeki san'at-ı âliyeye ve tıbb-ı Rabbânîye remzen tergib ediyor. İşte, şu âyet işaret ediyor ki, en müzmin dertlere dahi derman bulunabilir.

    "Öyleyse, ey insan ve ey musibetzede benî Âdem! Meyus olmayınız. Her dert, ne olursa olsun, dermanı mümkündür. Arayınız, bulunuz. Hattâ ölüme de muvakkat bir hayat rengi vermek mümkündür.


    "Cenâb-ı Hak, şu âyetin lisan-ı işaretiyle, mânen diyor ki: `Ey insan! Benim için dünyayı terk eden bir abdime iki hediye verdim: biri mânevî dertlerin dermanı, biri de maddî dertlerin ilâcı. İşte, ölmüş kalbler nur-u hidayetle diriliyor. Ölmüş gibi hastalar dahi onun nefesiyle ve ilâcıyla şifa buluyor. Sen de Benim eczahane-i hikmetimde her derdine deva bulabilirsin. Çalış, bul. Elbette ararsan bulursun.'"
    (1)


    Bu veciz ve sadece Risale-i Nur'a has olan yukarıdaki ifadede tıp ilminin varacağı nokta açısından iki mühim sınır çizilmiş. Birincisi: "İşte, şu âyet işaret ediyor ki, en müzmin dertlere dahi derman bulunabilir"ifadesi. İkincisi ise; " Hattâ ölüme de muvakkat bir hayat rengi vermek mümkündür" ifadesinde saklı.


    Birinci ifadeye göre tıp ilmi öyle bir noktaya gelecek ki, bütün hastalıklara, yani kanser, AIDS gibi günümüzün en müzmin hastalıklarına dahi, çözüm bulunacak, insanlık bu hastalıkları yenecek. Bu gün tıp ilminin dünyada en hızlı ilerleyen bilim dallarından biri olduğu ve her gün yeni ilâçlarla bir çok hastalığın üzerinden geldiği göz önüne alınırsa Bediüzzaman Hazretlerinin ortaya koyduğu tespitin ne derece geçerli olduğunu anlamak zor olmaz. Fakat tıp ilminin ne derece ilerleyeceğini, nereye kadar gideceğini gösteren asıl ifade, "Hattâ ölüme de muvakkat bir hayat rengi vermek mümkündür" ifadesidir. Asıl sır burada saklıdır. Hatta bir ölçüde insanlığın sonu ve kıyametin kopmasının temel nedenlerinden birisi de yine bu ilginç ve bir o kadar da sırlı olan ifadenin içine derc edilmiş.


    Gelin isterseniz bu sözü biraz açalım. İfadede iki önemli husus var. Birincisi ölüme bir hayat rengi vermek. Yani ölüme bir çare bulmak. Ya da ölmüş olan bir kişiye hayat kazandırmak. İkincisi ise bu hayat verme fiilinin geçici olarak yapılması, yani muvakkat olması. İşte en önemlisi burası. Çünkü "muvakkat" kelimesinde açık bir sınır gözükmüyor. Yani ne kadar "muvakkat?"


    Bir dakika mı, bir saat mı, bir gün mü, bir yıl mı, on yıl, ya da yüz yıl mı ölüme bir geçici hayat rengi verilecek belli değil. Bugün için bakarsak, ölmesi kesin olan bir kalp, ya da böbrek hastasına organ nakli yapılarak, hastanın üç-beş yıl, belki biraz daha fazla yaşaması temin edilebiliyor. Demek ki günümüzde ``muvakkat" kelimesinin karşılığı beş-on yıl gibi bir rakam. Fakat yeni ortaya çıkan gelişmelerle bu sürenin çok daha uzun olacağı gözüküyor. İnsanın gen haritasının keşfedilmesi, kolonlama, her gün yeni ilâçların bulunması, vs gibi keşifler buna en açık delil. İşte bu yeni keşifler "ölüme muvakkat bir hayat rengi vermenin" süresini çok daha fazla arttıracak gelişmeler.


    Ve Risale-i Nur'dan anladığımız kadarıyla, ilim ve teknik ve tıp öylesine gelişecek, öylesine ilerleyecek ki, bu "muvakkat" süre insanların zihninde "ebedîleşecek," yani insanlık ölüme kesin olarak çare bulduğunu zannedecek, diğer ilim ve teknik gelişme ile birlikte öylesine bir gurura kapılıp ilâhî iradeye meydan okumaya kalkışacak ve neticede başına kıyameti koparacak.


    Kur'ân'da bahsi geçen Ad Kavmi ve Semud Kavmi gibi kavimlerin teknik ve zenginlik açısından ilerleyip, gurura kapılmaları ve ilahi iradeye meydan okumaları neticesinde başlarına azap gelmesi, bizi yukarıdaki yorumu yapma konusunda cesaretlendiriyor. Üstelik Bediüzzaman Hazretlerinin "Elbette nev-i beşer âhir vakitte ulûm ve fünuna dökülecektir, bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ise ilmin eline geçecektir" sözleri de yine kıyamet öncesi ilim ve tekniğin çok ileriye gideceğini ifade etmektedir.





    Selam ve dua ile...
    Sorularla Risale-i Nur Editör

    Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem,


    Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî!




  3. #3
    Ehil Üye BiKeS_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    2.770

    Standart

    “125 yaş ve kansersiz bir hayat ütopik değil.

    İspanyol bilim adamları, gen terapisiyle farelerin ömürlerini yüzde 45 oranında uzatmayı başardı. İspanyol Ulusal Kanser Araştırma Merkezi (CNIO) uzmanları, ‘Sadece ömürleri uzamadı, kansere de yakalanmadılar. Bunu insanlara uyarlayabilirsek 125 yaşına kadar kansersiz bir hayat yaşanacak’ dedi.” (Akşam, 1.9.2008)

    Bediüzzaman, yıllar önce “En müzmin dertlere dahi derman bulunabilir” demişti. “Hattâ, ölüme de muvakkat bir hayat rengi vermek mümkündür” diyerek, insan ömrünün uzayabileceğine işaret etmişti.

    Bu, kuru bir iddiâ değildi. Çünkü, Kur’ân, buna işaret ediyordu. Bediüzzaman da, Kur’ân’a dayanıyordu.

    Kur’ân âyetlerinin zahirî mânâlarının yanında, her asra bakan işârî mânâlarının olduğuna da dikkat çeken Bediüzzaman, yukarıdaki ifadelerini şu âyete dayandırmıştı:

    “Allah’ın izniyle anadan doğma körleri ve alaca hastalığına tutulanları iyileştirir ve ölüleri diriltirim.” (Âl-i İmrân Sûresi: 49.)

    Hz. İsa’nın (as) bir mû'cizesini zikreden bu âyet-i kerime, aynı zamanda kıyamete kadar gelecek bütün insanlığa da önemli mesajlar veriyordu. Çünkü Kur’ân, ezelî bir kelâmdı.

    Bediüzzaman, sözkonusu âyetin işaretini şöyle ifade etmişti:

    En müzmin dertlere dahi derman bulunabilir. Öyle ise, ey insan ve mû'sîbetzede benîâdem! Me’yus (ümitsiz) olmayınız. Her dert, ne olursa olsun, dermânı mümkündür; arayınız, bulunuz. Hattâ, ölüme de muvakkat bir hayat rengi vermek mümkündür.”(Sözler, s. 232)

    Demek ki çalışmak, aramak gerekiyordu...

    Nitekim insanoğlu, yaptığı araştırmalar neticesinde, gerek ölümcül hastalıklara şifa, gerekse ömrü uzatacak başka yollar bularak “ölüme muvakkat bir hayat rengi” verebiliyor. İşte, İspanyol bilim adamlarının yaptığı çalışmalar, bunun son örneklerinden biri.

    Daha önce de şöyle bir araştırma yer almıştı basında:

    “Anti-aging uzmanı Hong Kong asıllı ABD’li 59 yaşındaki Dr. Edmund Chein, hormon tedavisiyle yaşlanmanın durdurulabileceğini ve hatta giderek gençleşmenin mümkün olduğunu iddiâ etti. Chein’e göre, bu terapiyle insanlar yakında 200 yaşına kadar yaşayacak. Chein, ‘Örneğin genetik olarak 90 yaşına kadar yaşaması mümkün olan birini ele alalım. Bu süreci 120, 150 hatta 180 yaşına kadar çekebiliriz. Yani ölümü erteleyebiliriz’ dedi. Hastalarına büyüme hormonu veren Chein, Allah’ın insanlara doğuştan verdiği hormonları kendisinin hap olarak sunduğunu söyledi.” (Akşam, 31.12.2007)

    Âl-i İmrân Sûresi’nin 49. âyetinin tefsiri ışığında “ölüme de muvakkat bir hayat rengi vermek mümkün” olduğuna göre, İspanyol bilim adamlarının veya Dr. Edmund Chein’in insan ömrünün uzatılmasıyla ilgili araştırmaları yabana atılmamalı.

    Ancak asıl yabana atılamayacak kesin gerçek ve nihaî sonuç, aynı sûrenin 185. âyetinin verdiği açık mesaj olsa gerek:

    “Her nefis ölümü tadıcıdır.”

    İSMAİL TEZER

    ____

    İstifade ettiğim bir yazı..Yalnız bu açıklamalarla bazı soru işaretleride var aklımda...

    Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem,


    Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî!




  4. #4
    Vefakar Üye .zemzemi. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    Berzahistan
    Mesajlar
    405

    Standart

    ilmi araştırmalar ölüme muvakkaten vücud rengi vermiyorlar, iradeleri ile ilahi takdirle örtüşen ömürlerini yaşıyorlar. Yani külli irade bu gelişmeleri de ihata ederek ömür takdire diliyor.
    Gençleşmek ise adiyattandır. nasıl ki insan evini boyar yada siding ile kaplarsa vücud hanesini de genç tutabilir. Nano teknoloji ile artık bunların olması adiyattan olmaya başladı. Önemli olan ise insanın özü ve cevheri olan ruhunun ebedi alemde gençlik kapasitesinde bu dünyadan gitme keyfiyetidir.
    Allah (c.c) hep 12'den vurur.

  5. #5
    Yasaklı Üye emanet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Mesajlar
    127

    Standart

    Fransa’da ilk kez uygulanan yeni bir yöntemle, kalp krizi geçiren bir hastanın vücut sıcaklığını düşürerek uyutan doktorlar ölümü geciktirmeyi başardılar.

    Oksijen pompalarının uğultusu, neon lambaların çiğ ışığı... Hemşirelerle çevrili yatağın ortasında uzanmış olan adam derin bir uykudaymış gibi yatıyor. Yaklaşık 40 yaşlarında. Kendisi bir buçuk gün kadar önce enfarktüs teşhisiyle hastanenin acil servisine getirildi. Doktorlar kalbi yeniden çalıştırmayı başardılar.

    Solunum yardımıyla göğüs kafesi makinenin ritmiyle hafif kalkıyor. Kontrol ekranında kalp atım frekansı düzenli olarak kaydediliyor. İlk bakışta, Paris’teki Lariboisiere Hastanesi’ndeki bu yeniden canlandırma servisi diğerlerinden farklı değil gibi gözüküyor.

    Ama görünüşe aldanmamak lazım. Burada özel bir dikkat söz konusu: Hasta otuz altı saattir vücut sıcaklığı düşürülmüş halde uyutuluyor. Hasta getirildiğinde doktorlar kalbi yeniden çalıştırdıktan sonra soğutucu makineye bağlı çeşitli kateterleri, küçük sondaları damarlarına soktular.

    Amaç beyni korumak

    Böylece organizmasında dolaşan kan "soğuk noktalar"la karşılaştığında düzenli olarak soğumaya başladı.

    Sonuçta vücut sıcaklığı 32 Ğ 33 dereceye düşürüldü. Bu da normal vücut sıcaklığının yaklaşık beş derece altında. Bu ilginç müdahalenin amacı çok açık:

    Fransa’da ilk kez denenen bu "vücut sıcaklığını düşürerek uyutma" yönteminin uygulayıcılarından Doktor Nicolas Deye, bu şekilde hasta uyandığında beyninin daha iyi bir durumda olacağını söylüyor. Kendisi şu açıklamalarda bulunuyor:

    "Bu yöntem bazı servisler tarafından benimsense de henüz yaygınlaşmış değil. Amaç geçici bir kalp krizinin ardından hastalardaki nörolojik sıkıntıları sınırlamak."

    Halen her yıl kalp krizi geçiren 40 bin Fransız arasında yüzde 10’dan daha azı doktorlar tarafından kurtarılabiliyor.

    Hücre intiharını önlemek

    Bu krizlerden sağ çıkmayı başaranlar ise bellek, konuşma, hareketlerde sıkıntı gibi sayısız nörolojik hasarla karşı karşıya kalıyorlar. Doktor Deye de zaten kalbin durmasını izleyen iki saat içinde bu vücut sıcaklığını tedavi amaçlı olarak 33 dereceye düşürme yöntemiyle bir iyileşme sağlamayı hedefliyor.

    1950 yılında ortaya konan yöntem

    Kalbin durması halinde vücut sıcaklığını düşürme yeni bir tedavi yöntemi değil. Soğuğun beyin üzerindeki koruyucu etkileri 50’li yıllardan itibaren keşfedildi. Ancak o yıllarda bu vücut sıcaklığını düşürme yöntemi tartışmalıydı. Hücre araştırmaları olmadığı ve yararları da tam olarak bilinmediği gibi uygulanan yöntem de son derece ilkeldi; vücuda doğrudan buz kalıpları yerleştiriliyordu.

    Bu koşullarda sıcaklık eğrisini kesin olarak kontrol etmek imkansızdı, sıcak soğuk değişimi hastanın organlarının korunmasında risk oluşturabilirdi. Bu gibi nedenlerden dolayı hipotermi gözden düştü yalnızca cerrahlar beyin ve kalbin karmaşık ve nadir bazı ameliyatlarında bu yönteme başvurmaya başladılar.

    2000’li yıllara gelindiğinde, yeni kan dolaşımını soğutma cihazları bu olumsuz tabloyu tamamen tersine çevirmeyi vaat ediyor. 2002 yılında Avusturya’da vücut sıcaklığı düşürülen ve düşürülmeyen hastaları karşılaştıran bir çalışmada, 24 saat boyunca hipotermiye maruz kalınması halinde hayatta kalma oranının yüzde 45’ten yüzde 60’a çıktığı gözlendi. Ancak bunun için salt kalp durmasının söz konusu olması, başka bir kalp komplikasyonu ya da patolojiyle bağlantılı olmaması gerekiyordu.

    Ancak ne yazık ki, pratikten ve acil müdahaleden kaynaklanan nedenlerden dolayı vücut sıcaklığını düşürme kalp durmasının meydana gelmesinin hemen ardından başlatılamıyor. Doktorlar hayatta kalma şansını artırmak amacıyla hücrelerin kendi kendilerini yok etme sürecini bloke etmek için daha uzun süreli bir "vücut sıcaklığını düşürüp uyutma" yöntemini benimsiyorlar.

    Domuzların vücut sıcaklığı 10 dereceye kadar düşürülebiliyor

    1. Soğutma

    Ölümcül yaraları olan bir domuza 4 derecelik tuzlu bir solüsyon enjekte ediliyor.

    2. Askıya alınan hayat

    28 dakikada hayvan 27 derece kaybediyor. Kalp donuyor ve beyin dinlenmeye başlıyor.

    3. Yeniden canlandırma

    3 saat sonra sıcak kan aşılanıyor. Kalp ve beyin yeniden faaliyete geçiyor ve domuz eski yetilerine kavuşuyor.

    Soğuk, nöronların yok olmasını nasıl engelliyor?

    Organların saklanması uzmanı Gerard Mauco da, vücut sıcaklığını düşürmenin "kalp krizinden birkaç dakika sonra meydana gelen nöronların kendi kendilerini yok etme mekanizmasını sınırladığını" belirtiyor.

    Nitekim kalp atışları durduğunda kan dolaşmadığından organlar da hücrelerin düzgün çalışması için vazgeçilmez olan oksijenden mahrum kalıyorlar.

    Böbrek gibi bazı organlar oksijenden mahrum kalmaya dayansalar da diğer organlar böbrekler kadar dayanıklı olamıyor.

    Üstelik bunlar arasında en hassas olanı da en değerlisi yani beyin. Fransız araştırmacı Mauco, nöronların biyokimyasal aktivitesinin raydan çıkması için beş dakikanın yeterli olduğunu söylüyor. Bu durumda beyin hücreleri adoptoz adı verilen gönüllü "intihar" sürecine giriyorlar.

    Süreci durdurmak önemli

    Bu süreç hemen durdurulmadığı takdirde lezyonlar ortaya çıkıyor. Daha da kötüsü kalp yeniden çalıştırılsa bile beyin kendi kendini yok etmeyi sürdürüyor.

    Nedeni ise yeniden akın eden kan oksijen yokluğunda ortaya çıkan enflamatuvar moleküllerle yükleniyor. Gerard Mauco konuyla ilgili şu açıklamalarda bulunuyor:

    "Soğuk hücrelerin aktivitesini durduran güçlü bir frenleyici olarak etki ediyor; vücut sıcaklığının altındaki her santigrad metabolizmayı yüzde 5 ila 7 oranlarında daraltıyor. Daha da çarpıcısı, hipotermi bazı tahrip edici biyokimyasal reaksiyonların oluşumunu da engelliyor."

    Böylece bazı tahripkar eylemlere maruz kalan nöronlar hastanın vücudunun aniden soğumasıyla kurutuluyorlar. Bu nedenle, bu intiharları acele önlemek zorunlu.

    İdeal sıcaklık arayışı

    "Vücut sıcaklığını düşürerek uyutma"da "ideal" sıcaklığı bulmak önemli. Böylece bu yöntemden beklenen yararlarla hastaların karşı karşıya kaldıkları riskler arasında en uygun uzlaşma formülü bulunmuş olacak.

    Şimdilik ikincil etkilerin az olması nedeniyle 33 derecelik eşik belirlendi.

    Teorik olarak daha düşük bir sıcaklık daha fazla iyileşme sağlayabilir, ama vücut sıcaklığıyla çok fazla oynamak da yanlış.

    Ayrıca kalp ritmi, solunum ya da fırsatçı enfeksiyonlarla ilgili sorunlar da vücut sıcaklığının çok fazla düşürülmesi halinde bu hastaların yaşama şansını azaltacak tehlikelerdir.

    Gittikçe daha soğuk

    Fransız bilim dergisi Science at Vie’nin ocak sayısında yayımlanan yazıda uzlanlar şöyle diyor: "Dikkatli olmak zorundayız. Belki bir gün en fazla 28 dereceye kadar soğutabiliriz ama bu derecenin altı hasta için risk oluşturur özellikle de kalp ritmiyle ilgili ciddi sorunlar uygulamadan elde edilebilecek yararları aşar."

    Öte yandan, bazı araştırmacılar özellikle de Amerikan ordusuyla çalışanlar sınırları olabildiğince aşıp vücut sıcaklığını 10 dereceye kadar düşürebileceklerini iddia ediyorlar! Kuşkusuz şimdilik araştırmaları yalnızca hayvanları kapsıyor ama deneylerinin oldukça ilginç olduğunu da söylemek gerekiyor.

    Kalp durduktan üç saat sonra vücut sıcaklığını 10 dereceye düşürerek tekrar hayata döndürmek! Boston cerrahi araştırma merkezi ve San Diego Üniversitesi’nden bir grup askeri ve sivil Amerikalı doktor domuzda bunu gerçekleştirmeyi başardılar.

    Araştırma ekibinden cerrah Hasan Alam, deneyin hayvanın kanının büyük ölçüde boşaltılmasına dayandığını kaydediyor.

    Nasıl yapılıyor

    Kan hacmi azalırken hemen bunun yerine vücut sıcaklığını yarım saatte 37 dereceden 10 dereceye düşürecek çok soğuk tuzlu bir solüsyon konuluyor. Hayvanın hayatta kalma şansını artırmak için soğutma çok hızlı olmalı.

    Kanın yüzde 50’sinin yerine buzlu solüsyon konduğunda, tam da o anda cerrahlar kanamayı durduruyorlar. Domuzun vücut sıcaklığı 10 derecede sabitlendiğinde, hayvan üç ay boyunca kalbi hiç atmadan uyuyacaktır.

    Doktorlar bu uyuma evresinde beyinde neler olup bittiğini bilmediklerini çünkü halihazırda kullanılan cihazların işleyişinin soğuk tarafından engellendiğini belirtiyorlar. Doktorlar da bu süreçle ilgili bilgisizliklerini itiraf ederek, söz konusu durumu "hayatın askıya alınması" olarak adlandırıyorlar.

    Üç saat geçtikten sonra 37 derecede saklanan kan yeniden vücuda enjekte ediliyor. Hayvan yavaş yavaş ısınıyor ve kalbi tekrar çalışmaya başlıyor. Yani sanki öteki dünyaya gidip gelmiş gibi...

    Ama hepsi bu da değil. Doktor Alam," Uyutulmayı izleyen 12 saat içinde hayvan ayağa kalkmakla kalmayıp üstelik psikolojik ve bilişsel testleri de son derece normal çıkıyor. Bu durum da bizler için bile son derece şaşırtıcı" diyor.

    Alam, beş yıl içinde Amerikan ordusunun savaştığı yerlerde bu deneylerin insanlar üzerinde de başlatılabileceğini umuyor. Ama tıp dünyası insanların kobay olarak kullanılmasına pek sıcak bakmıyor.

    Oksijenin yerine gaz

    Washington Üniversitesi’nden moleküler biyolog Marc Roth’un fareler üzerinde gerçekleştirdiği bir başka deneyde de hayatı askıya almak için soğuk yerine gaz kullanıldı. Yani H2S gazıyla vücut ısısı düşürüldü. Bu gazı soluyan kemirgenler beş dakikada soğutularak uyutuldular.

    Bunların saniyedeki 120 soluması 10’a geriledi. Böylece hayvanların vücut sıcaklığı 16 dereceye kadar düştü. Altı saatlik tedavinin ardından hayvanlar oksijenin altına yerleştirilerek canlandırıldı; üstelik herhangi bir kalıcı hasar da meydana gelmedi.

    Bu ilginç fenomen H2S ve oksijen arasındaki az çok benzerlikle açıklanabilir. H2S molekülleri hücrelerin çeşitli biyokimyasal reaksiyonlarında yer alıyorlar ve bu değiş tokuş da oksijen olmadığında ortaya çıkan toksik moleküllerin oluşumunu engelliyor.

    Peki bu durumda sihirli bir formülden söz edilebilir mi? Tam olarak değil. Unutmamak lazım ki, H2S kullanılması son derece riskli toksik bir gaz. Ancak yine de Gerard Mauco organizmanın sınırlarının kaldırılması halinde birgün yeni kaynaklar bulunabileceğini umut ediyor.

    Kısacası bu konuda çeşitli uygulamalar tartışılsa da şu bir gerçek ki, yüzlerce kişi günümüzde hayatta biraz daha fazla kalabilmeyi "vücut sıcaklığını düşürerek uyutma" yöntemine borçlular.

    alinti

  6. #6
    Pürheves bîkâr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Mesajlar
    205

    Standart

    Harikalar asrındayız. İki üç sene mevtten sonra meydanda dirilenler var.
    Tarihçe-i Hayat
    Yine siyasete ve dünyaya bir meyil uyanmamak için, yirmibeş sene bir gazeteyi dinlemedi ve okumamış, bütün kardeşlerine ve talebelerine de karışmayınız diye tavsiye etmiş.
    Emirdağ Lah.


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Yoldur hayat ölüme
    By BiRDüNYaUMuT in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09.01.13, 15:47
  2. Özlemin Rengi Var Mı?
    By TURKUAZ in forum Edebiyat
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 24.03.09, 19:39
  3. Yemek Ne Suretle Yenmelidir?
    By zerre06 in forum Hadis-i Şerifler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 31.03.08, 18:16
  4. Muvakkat Fırtınalar ve Daimi Meltemler
    By asyam in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08.07.06, 23:18

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0