Konu Kapatılmıştır
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: Suâl: Zindan-ı Atâlete(Tembellik Zindanına) Düştüğümüzün Sebebi Nedir?

  1. #1
    Dost haciahmetaltiner - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Mesajlar
    32

    Post Suâl: Zindan-ı Atâlete(Tembellik Zindanına) Düştüğümüzün Sebebi Nedir?

    Suâl: Zindan-ı atâlete(tembellik zindanına) düştüğümüzün sebebi nedir?

    Cevap: Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk[1] ise matiyyesidir(Binektir). İşte, himmetiniz[2] şevke binip mübareze-i hayat(Hayat mücâdelesi) meydanına çıktığı vakit, en evvel düşman-ı şedîd(Şiddetli düşman) olan yeis(Ümitsizlik) rast gelir. Kuvve-i mâneviyesini[3] kırar. Siz o düşmana karşı Ümidinizi kesmeyin[4] kılıncını istimal ediniz(kullanınız).

    Sonra müzahemetsiz(zahmetsiz) olan hakkın hizmetinin yerini zapteden(tutan) meylü’t-tefevvuk[5](Üstün gelme arzusu) istibdadı[6] hücuma başlar. Himmetin başına vurur, atından düşürttürür. Siz “Allah için olunuz” hakikatini o düşmana gönderiniz.

    Sonra da ilel-i müteselsiledeki(Birbirine bağlı olan sebeplerdeki) terettübü[7](sırayı) atlamakla müşevveş eden(Karmakarışık eden) acûliyet[8](çok acelecilik, sabırsızlık) çıkar, himmetin ayağını kaydırır. Siz, “Sabırlı olun; sabır yarışında düşmanlarınızı geride bırakın”[9] âyetini siper ediniz.

    Sonra da, medenî-i bittab(Yaratılış îtibâriyle medenî) olduğundan ebnâ-yı cinsinin(Aynı cinsten olanların) hukukunu muhafazaya ve hakkını onlar içinde aramaya mükellef olan insanın âmâlini(Arzularını, isteklerini) dağıtan fikr-i infiradî(Ferdiyetçilik fikri, düşüncesi) ve tasavvur-u şahsî(Şahsî düşünce) karşı çıkar. Siz de, “İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır”[10] olan mücahid-i âlî-himmeti(Yüksek gayret sahibi mücâhidi) mübarezesine(mücâdeleye) çıkarınız.

    Sonra, başkasının tekâsülünden(Tenbelliğinden) görenek fırsat bulup, hücum edip belini kırar. Siz de, “Tevekkül etmek isteyenler Allah’a güvensinler (başkalarına değil)”[11] olan hısn-ı hasîni(Çok sağlam kaleyi) himmete melce(Sığınak)ediniz.

    Sonra da acz ve nefsin îtimatsızlığından neş’et eden ve işi birbirine bırakmak olan düşman-ı gaddar geliyor. Himmetin elini tutup oturtturur. Siz de, “Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar veremez”[12] olan hakikat-i şâhikayı(Yüksek hakîkatı) üzerine çıkarınız. Tâ, o düşmanın eli o himmetin dâmenine(Eteğine) yetişmesin.

    Sonra, Allah’ın vazifesine müdahale eden dinsiz düşman gelir; himmetin yüzünü tokatlar, gözünü kör eder. Siz de, “Emrolunduğun gibi dos doğru ol”[13] “Efendine âmirlik taslama” olan kâr-âşina(İşini bilen, İşten anlayan) ve vazifeşinas(Vazifesini bilen) olan hakikati gönderiniz. Tâ onun haddini bildirsin.

    Sonra, umum meşakkatin anası ve umum rezaletin yuvası olan meylü’r-rahat(Rahata meyletmek) geliyor. Himmeti kaydeder, zindan-ı sefalete atar. Siz de, “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” [14] olan mücâhid-i âlicenabı(Yüksek gayret sahibi mücâhidi) o cellâd-ı sehhara(Büyüleyici cellada) gönderiniz.

    Evet, size meşakkatte büyük rahat var. Zira, fıtratı müteheyyic(Coşkun, heyecanlı) olan insanın rahatı yalnız sa’y(Çalışmak) ve cidaldedir.[15]

    SAİD NURSİ (MÜNAZARAT 136)


    [1] ŞEVK: Çok şiddetli arzu, neş`e, moral.

    [2] HİMMET: Ciddî gayret, kalb ile gösterilen samîmi gayret.

    [3] KUVVE-İ MANEVİYE: Mânevi kuvvet, moral gücü, mâneviyâttan gelen dayanma gücü.

    [4] Zümer Sûresi, 39:53

    [5] MEYL-İ TEFEVVUK:Mü`minin, Yaratıcının hoşnutluğunu kazanmak, fazilet ve hizmet için değil de, hemcinsleriyle yarışa girip, onları geçmek için çabalamasıdır.

    [6] İSTİBDAD: Zulüm ve tahakküm. Keyfî idare sistemi. İdaresi altındakilerin istemediği şeyleri yalnız kendi keyfine göre zorla ve zulümle yaptırmaya çalışmak. Kanun ve nizamlara bağlı olmayarak, çok defa da kanun namına kanunsuzluk yaparak, keyfi hükmünü icra ettirmek. Kimseyi tanımadan kendi dediğini ve keyfi emirlerini kuvvet ve cebir kullanmak suretiyle yaptırmaya çalışmak. Allah'ı ve adaletini unutarak dinsizdarane bir zulümle hüküm ve idare etmek.

    [7] TEREDDÜB: Sıralanmak, gerekmek, netice olarak çıkmak, belirli sebeplerin belirli neticeler vermesi.

    [8] ACULİYET: Bir işi sonuçlandırmak için biribirini gerektiren zincirleme sebepleri göz ardı etmektir. Merdivenin basamaklarını üçer,beşer atlamak gibidir.

    [9] Âl-i İmrân Sûresi, 3:200

    [10] Keşfü’l-Hafâ, 2:463

    [11] İbrahim Sûresi, 14:12

    [12] Mâide Sûresi, 5:105

    [13] Hûd Sûresi, 112

    [14] Necm Sûresi, 53:39

    [15] CİDAL: Sözle mücâdele, ateşli konuşma; muhârebe; cenk; kavga, mücadele, çarpışma, çekişme

    BİR MUMUN ARDINDA BEKLEYEN RÜZGAR, IŞIKSIZ RUHUMU SALLAR DA DURUR...


  2. #2
    Dost haciahmetaltiner - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2009
    Mesajlar
    32

    Post

    AÇIKLAMA


    Üstadımız, tembellik zindanına düşmemizin sebeplerini on maddede ifade etmektedir. Bunlar:


    1-Şevksizlik, 2-Ümitsizlik, 3-Üstün olma arzusu, 4-Sebepler zincirini atlayarak aceleci davranmak, 5-Hem kendisi, hem de diğer insanların hakkını aramamak, 6- Ferdiyetçilik fikri ve şahsî düşünce, 7- Başkasının tembelliğini görenek vazifede gevşeklik göstermek yani başkasının tembelliğini örnek almak, 8-İşi birbirine bırakmak, başkasına havale etmek, 9-Allah’ın işine karışmak, 10- Rahata meyletmektir.


    Üstadımız Kur`an’dan ve hadislerden ayet ve hadislerle bize tedavi yollarını göstererek, hastalığın reçetesini sunmaktadır.


    Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise bineğidir. Nasıl ki yaya yürüyen bir kişiyle süvarinin alacağı yol çok farklıdır. Süvari hedefine varırken yaya daha yolun başındadır. Aynen bunun gibi hayat mücadelesinde şevkli insanla şeksiz insanın alacağı yol farklıdır. İşte şevke binip Hayat mücâdelesine çıktığımız vakit, öncelikle şiddetli düşman olan yeis -Ümitsizlik- rast gelir. Moral gücünü ve mâneviyâttan gelen dayanma gücünü kırar.


    Ümidimizi kırmamalıyız. Zira ümidini kaybedenin, kaybedecek başka bir şeyi yoktur! Ümitsizlik; karamsarlık, kötümserlik gibi bütün olumsuzlukların kaynağı olduğundan, gelişmenin, olgunlaşmanın ve mükemmelleşmenin engeli ve en dehşetli virüsüdür. Biz bu ümitsizlik virüsüne karşı, antivirüs proğramı olarak “Ümidinizi kesmeyin” ayetini kullanmalıyız.


    Şeytanın ve nefsin en çok kullandığı silahlardan biricisi ümitsizliktir. Mesela hayırlı bir iş için hedef aldığımızda nefis ve şeytan hemen devreye girer ve “Bu hedef bulunmaz ki!” “Biraz realist olmak lazım.” Gibi cümlelerle ümidimizi kırar. Biz her işin Allah’tan olduğunu bilip ümidimizi kesmemeliyiz. Yeis bir manada, rahmet-i İlahiyeyi de suçlamak demektir. Allah`ın sonsuz gücüne, yardımına, esirgeyicilik ve bağışlayıcılığına güvensizliktir. Elbette sonsuz gücü, sonsuz hikmet ve kudreti, sonsuz merhameti bulunan bir Rabb-i Rahim’e inanan bir Müslüman, asla ümitsizliğe düşmez. Üzüntüsü yeise dönüşmez, inançsızlarınkine hiç benzemez. Allah’tan ümidini ancak kafirler keser.


    Sonra üstün gelme arzusu hücuma başlar. Allah için değil, kendi nefsi ve egosu adına üstün gelmeye çalışır. Biz her işin Allah’tan geldiğini bilip tüm iyilik ve güzellikleri O’na (cc) vermeli ve tüm kötü ve olumsuzlukları nefsimize ve günahlarımıza vermeliyiz. Sen çıkarsan aradan, kalır seni yaradan.


    Daha sonra birbirine bağlı olan sebeplerdeki sırayı atlamakla işleri karmakarışık eden acelecilik ve sabırsızlık karşımıza çıkar. Biz, “Sabırlı olun” ayetine sığınarak “AKTİF SABIR” ila hizmetimize devam etmeliyiz. Nasıl ki bir tavuk kuluçkadayken oturuyor gibi gözükmekte ama gerçekte birçok civcivin doğmasına vesile olmaktaysa aynen öyle de otururken bile –zihnen de olsa- hizmete ait işlerle meşgul olmalıyız.


    Acelecilikle birçok insanın vebali alınmaktadır. Daha belli bir olgunluğa gelmemiş kişiden belli beklentilere girmek ve talep de bulunmak ters tepebilmekte ve o insanın kanına girilmektedir.


    Ayrıca birbirine bağlı olan sebeplerdeki sırayı atlamamalı ve bu suretle sünnetullaha, kevni ve sosyal kanunlara uyarak sebeplere riayet etmeli ve bu şekilde hedefimize yürümeliyiz.


    Sonrası da ferdiyetçilik fikri ve şahsî düşünce karşımıza çıkar. “Ben yapayım, ben anlatayım, benim dediğim olsun” gibi şahsi egomuz devreye girebilir. Biz “İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır” hadisini esas alarak o işi daha iyi kim yapacaksa ona yönlendirebilmeliyiz.





    Sonra, başkasının tembelliğinden görenekfırsat bularak aşk ve şevkimizi kırarak himmetimizi düşürebilir. Biz bu mevzuda Rabbimize güvenip tevekkül ederek, karşılığımızı sadece Allah’tan beklemeliyiz. Zira biz insanların görmesi veya takdir etmesi için değil sırf Allah rızası için hizmet etmekteyiz. Başkasının tembellik etmesi onun vebal ve sorumluluğudur. Bu bizim gevşeklik göstermemize bahane olamaz. Herkes inancı ve inandığı ölçüde hizmet eder.


    Bu mevzuuyla alakalı önemli bir konu daha vardır ki o da herkesin şahsi kemalatının farklı olmasıdır. Mesela Abdulkadir Geylanî bir kutuptur. Everest tepesi gibidir. Hiç birimizden Abdulkadir Geylanî olmamız beklenemez çünkü şahsi kemalatımız o kadar büyük değildir. Nasıl ki boylarımız farklı farklıdır; kimimiz 1.80, kimimiz 1.90, kimimiz de 1.60 boyundayız. 1.60 olan kişiden 1.90 olan kişinin ulaştığı yere ulaşması beklenemez.


    Aynen bunun gibi şahsi kemalatlarımız farklı farklı olduğu için herkesten beklenen hizmet şahsi kemalatı kadardır. Yani 1.90 kemalatı olan bir insan 1.60’lık bir kişiye bakarak gevşeklik gösterirse ve 1.70 te kalırsa Allah huzurunda vebal ve mesuldür. 1.60’lık kişiden fazla hizmet etmiş gibi gözükse de hatta insanlardan tebrik ve takdirler alsa dahi Allah onun kapasitesini bildiği için bu vebalden kurtulamayacaktır. Şahsi kemalatın büyüklüğü maddiyatla ölçülmez. Zira nice zenginler vardır ki şahsi kemalatları itibarıyla güdüktürler. Ve kendinden maddeten çok altta olan insanların altında kalabilirler. Bu mevzuda gevşeklik gösteren kişi Allah’ın sevdiği bir kulsa bela ve musibetler taburesine çıkarak o 20 cm’lik gevşekliği doldururlar. Ve ulaşmalarına gereken yere ulaşırlar. Yani bela ve musibetler o gevşekliklerin kefareti olur.


    Sonra da gaddar bir düşman olan işi birbirine bırakmak gelir. Himmetin elini tutup oturtturur. Biz dava adamının düsturlarını benimseyerek; kandan irinden deryaları aşmada azimli ve kararlı olacak ve ortada kalmış bir işte herkesten evvel kendini vazifeli bileceğiz.


    Sonra, Allah’ın vazifesine müdahale eden dinsiz düşman gelir. Biz vazifemizi yapıp Allah’ın işine karışmayacağız.


    Sonra, bütün meşakkatlerin anası ve tüm rezaletlerin yuvası olan Rahata meyletmek geliyor. Himmeti kaydeder, sefalet zindanına atar. Biz de, “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” [1] ayetini o büyüleyici cellada göndermeliyiz. Üstadımızın, rahata meyletmek için “bütün meşakkatlerin anası” demesinin sebebi rahata dalan kişi, yapması gereken vazifeleri tembelliğinden ve rahata düşkünlüğünden yapamaz ve her meselede sıkıntı ve meşakkat çeker. Rahata meyletmekten daima uzak durmalıyız. Zira üstadımız rahat için “büyüleyici cellad” tabirini kullanmaktadır. Rahata düşkünlük insanı büyüleyip tembellik girdabının içine atar ve manen öldürür. Aslında tembel olan ve kös kös oturup yatan kişi maddeten de ölü sayılır.


    Evet, insanın fıtratı coşkun ve heyecanlı olduğundan, rahat etmesi yalnız çalışmak ve mücadele etmekledir. İşleyen demir parıldar, diğerleri ise paslanmaya mahkumdurlar.


    Rabbim bizleri “Şevksizlikten”, “Ümitsizlikten”, “Üstün olma arzusundan”, “Sebepler zincirini atlayarak aceleci davranmaktan”, “Ferdiyetçilik fikri ve şahsî düşünceden”, “Başkasının tembelliğini görerek vazifede gevşeklik göstermekten”, “İşi başkasına havale etmekten”, “Allah’ın işine karışmaktan” ve bilhassa “Rahata meyletmekten” muhafaza buyursun. Amin…



    [1] Necm Sûresi, 53:39

    BİR MUMUN ARDINDA BEKLEYEN RÜZGAR, IŞIKSIZ RUHUMU SALLAR DA DURUR...


  3. #3
    Ehil Üye BiKeS_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    2.770

    Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem,


    Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî!




Konu Kapatılmıştır

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Namaz Nedir, Bayan ve Erkeklerin Farklı Hareketlerinin Sebebi?
    By selh in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 33
    Son Mesaj: 09.08.09, 00:47
  2. Tembellik Zindanına Düşüşümüzün Sebepleri
    By SeRDeNGeCTi in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 17.03.09, 12:50
  3. Zindan-ı Atâlete Düştüğümüzün Sebebi!
    By Müellif-e in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 17.03.09, 12:50
  4. Kabir Azabının Sebebi Nedir?
    By ZEYTİN in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 28.08.07, 23:39
  5. Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 19.08.07, 21:39

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0