+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 9 ve 9

Konu: Neden Risale-i Nurlar (Israrla) Okunur ve Okunması İstenir..

  1. #1
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart Neden Risale-i Nurlar (Israrla) Okunur ve Okunması İstenir..

    Neden (ısrarla) Risâl-i nur okunur ve okunması istenir?
    Bismillahirrahmanirrahim



    1-Kur'an ve sünnet, yani Kur'an Hayatın nizamı sünnet ise onun hayatlanmış hali, bunu en iyi ve net gösteren tefsirlerdendir de ondan.
    2-Ehl-i Sünnet yani sırati mustakim ehline cadde-i kübra yı Kur'an iye olan mesleklerinde yol almanın adabını anlatır da ondan.
    3-aklın çözemediği marifetullah ve bürhanlarını aklın istifade edeceği kıvamda sunuyor da ondan.
    4-Elbetteki her asrın kendi insanlarına hitab eden ve o asra ders veren Kur'an ı o asrın insanının anlayacağı hitabetle vazifeli ders verecek birilerine göre alim ve uleması bize göre VARİSİ NEBİ olan zatların olduğu hakikatidirde ondan.
    5- Risale i Nurlar Kur'an dan bazı ayetleri yani asrın zaruru ihtiyacı olan insnlığın ve müslümanların ilk öncelikli meselelerine bakan ayetlerin tefsiridir de ondan.
    6- Risale i Nurlar ne şarkın ilminden nede garbın felsefesinden alınmış bir ilimde değildir, kndine has bir usulle talim edilir ve dersini almayan islamiyetin hakikatini anlamakta zorlanır da ondan.
    7-Risale i Nurlar imanın hakikatlerini Hakikatin ilmi ile anlatır o HİKAYE dediğiniz şeylerin her biri tecelli eden kanunların uçları çalışma sisteminin avama isbatı anlayacagı ve bildiği dilden derstir ki her biri bir ESMA VE SIFATA VE TECELLİ MERTEBELERİNİ ANLATIRDA ondan.
    8-Risale i Nurlar şeriatın hakikatini ders verir, ve şeriatın takliden değilde hakikaten derslerinin ne mana anlam taşıdığı ve şeytanların dahi hiç bir meselesine vesvese sokamayacağı kıvamda dersini talebesine verir de ondan.
    9-Bizlerin kabul ettiği ahseni takvim olmak için insanda var olan letaifin tümünü yaradılış gayelerine sev ile talim ve terbiye ile ilerletmenin mesleki usullerini talim ile talebelerini yetiştirid ondan.
    10-Risale i nur cebriye mezhebi ile(kulun ihtiyarı yoktur ve sorumlu değildir her şeyi yaradan Allahtır diyenlerin mezhebi)
    mutezile mezhebi(kul fiilinin halikıdır) arasındaki ehl i sünnet ve sıratimustakim meslegini (kul sadece meyleder ve ister iradesi ve tercihi cüz'idir ve buda onu sorumlu ve mesul eder Allahın yaratması kulun terchinden bir tercih üzredir kulun mesuliyeti meylinden cıkar yaradan ise Allahtır) der ve hayır ve şer neki varsa yaradan Allahtır der de ondan
    11-Risale i nur islamiyeti sadece sevap toplamak ahiret hayatını kurtarmak için gelmiş bir din olarak değil dünyada yasantımızda tüm işlerimizde bir edep adab had hudu oldugunu insanı en kamil manaya sevk eden ve dünyasını ihya ile dünyada dahi cenneti bir hayatı yaşatan ibadeti yaradılışına ve ihsan edilen nimetlere bir şükür bilen kulluğu ibadeti bir yük değilde zevkli bir nimet ruhun kalbin gıdası bilen, cenneti ve ahireti bu dünyada islamiyeti yaşamakla birlikte Allahın ihsanı olarak girilecek ve nimetlerin en büyüklerinden bilen her iki alemdede tecelli eden esma ve sıfat ve şuun ve şuunat vb dir diye talebesine ders verdiği için de ondan.
    Risale i nur Nasılki insanlar kavim kavim ayrılmış ve her kevmin konuştuğu dil başkadır ve o dili ders alıp ögrenmeyen anlamaz (mesela almanca gibi ; ich schreibe, bist du list)veya başka bir lisan gibi aynen öylede Şu gördüğün kainatta her mehluk kendi lisa ni ile terennüm eder konuşur ki Süleymen a.s her birini anlarmış bu mahlukat bir de kendini halk edip şekil verip üzerine nakşedilen man i harfi denilen harfin taşıdığı mana ile Rabbisini anlatır ve her canlı üstünde taşıdığı manayı okutturur yani kainatta yaradılan her şey bir mektubdur bir kaside onu onumayı Risale i nur ders verir öğretirde ondan.
    12-Risale i nur da gecen nasılki 25 söz kur'anın nasıl bir mucize oldugunu ve beşerin takatinin oraya yetişemeyecegini ve binlerce tefsir yazılmış yazılızor ama hala yeni nazil olmuş gibi o asra hitab edişi içindeki hazineleri beşer çıkarmakla bitiremez ve sonsuz bir hazinedir mücevherlerle doludur.
    13- 11.lem a ve dördüncü lem a ki Peygamberimiz hz Muhammed s.a.m in vazifesi ve risaleti ve sünnetlerinin islamın hayatlanmış en mükemmel numunesi olduğunu ve iki cihanın güneşi nasıl olurmuş ''levleka levlake lemahalaktul eflake'' ey habibib sen olmasa idin alemleri yaratmazdım ı ,anlamamızı ve Aleyhisselatu vesselamın nasıl tüm esma i ilahiyeye azam mertebede mazhar olduğunu ve bir müslümana annesinden kendisinden daha şefkatli olan bir resul a.s.m olduğunu ders verir ve ona nasıl bağlanılması gerektiğini ders verir de ondan.
    14-Risale i nur da Bediüzzaman r.a demiş ben şafiyim ve amellerimi şafi mezhebine göre yaparım , yani demişki Ey bu asrın had hudud bilmez ve mezheb zincirinden boynunu kurtarıp başka yol arayanlar bakın bir bdeiüzzaman bile had bilir, 27. söz olan içtihad risalesinde ise o mezheb tanımayanların had bilmeyenlerin nerelere düşecekleri ve anlatılır ve o yanlışlardan talebelerini muhafazaya çalışırda ondan.
    15-Risale i nur un mesleği şefkattir talebesini asla terketmez ve bırakmaz ve mesleği tamirdir tahrib değildir en azılı hasmını bile kurtarma usulü ile gider de ondan.
    16-Risale i nur sair tefsirlerden değişik olarak ele aldığı her meseleyi kur'a ana ve sünnete bağlamakla birlikte ilmin doruğundan ders verip asrın ilim fen medeniyet gidi şeylerle şımaran insanına dersini Kur'ani bir usulle verip haddini bil otur yerine derde ondan (kim ne isterse sorsun her soruya cevap verilir soru sorulmaz der de müellifi ondan.
    17- Risale i nur lar biz talebelerine derki: Kur'an Allah tarafından Kulu Hz. Muhammed s.a.m gönderilmiştir o hazret ümmi idi ona ders veren cebrail a.s dır tüm Kur'anı ders alıp hangi ayetten ne anlaşılması gekir ve nasıl yaşanırı hem ders verip hem yaşadı ve yaşattı asrı saadet oldu da ondan.
    18-Risale i nurlar O asrı saadette Peygamberi zişan a.s.m efendimizin dersleri ile derslenen ve her biri bir müçtehid olan sahabe r.a hum ecmainlerin aldıkları emaneti ve dersleri ve islam dinini kıl kadar saptırmadan kendilerinden sonrakilere ders vermiş ve tabiin deveri başlamıştırı anlatırda ondan.
    19-Risale i nurlar bu ders alıp aktarma dini muhafaza sadakat ile aynı usullerin tatbikinde ilerlerken avam olan halkın(ilim tahsil etmemiş ve ehil olmayanların) anlamsı ve mevzu ve makamların karıltırılmaması için asrının tüm alimleri tarafından kabul edilen ve her bir meselesini kur'an ve sünnete delile dayayan mezheb imamlarıfitne ve fesada ve kargaşaya yol açılmaması için olanı anlaşılır şekille ifadeye etmişler ve bu usulle devam edenler asrı saadette olan anlaşılan her şeyi milimi milimine almış ve nakletmiştirki birbediüzzaman ben şafiyim derken, bir dersi elli kere okusa bırakak ezber etmezi anlamakta zorlanan ünüversite denilen yarım ayamalak okulu geçemeyenin takındıgı hal ve dinden haberi olmadıgı halde kendini dinde otorite ilen edenlerin hallerini bize ders verir ve o çukurlardan bizi kuratırır ondan.
    20-Risale i nur talebesine dersini dersin nasıl alınacağını ve mizanın nasıl olduğunu muhakemenin nasıl yapıldığını nizamı alemi ve fıtri şeriatı sünnetullahı ve adetullahı hakikat ilmi ile ders verir ki talebesi her nerde tekellüm etse belli olurda ondan.
    21-Risale i nur talebelerini Kur'ana sevk eder Kur andandersler verir Hz. Muhammed s.a.m e sevk eder sünnetlerden ders verir,Allahın varlığını bilmek Allahı bilmenin gayrıdır? bu ne demektir Allah nasıl tanınır? bilinir ?esma nedir? sıfat nedir ?şuunat nedir? Allah nasıl sevilir? Alahtan gayrı nasıl terk edilir? tüm 24 saatini nasıl ibadete çevirilir? marifetullah nedir? amel edince beslenen letaif nedir nerdedir ? günah taki zarar ve hasar nedir nasıl tedavi edilir hasar nasıl onarılır kir nasıl temizlenir yol nediş kurtuluş nasıl olur? ları ders verirde ondan.
    22-Risale i nur amelinizde rıza i ilahi olmalı o razı olsa bütün dünya küsse hiç ehemmiyeti yok u ders verir de ondan.
    23- insanların maddeleri et ve kemik sanat olarak fiziksel özellikler ile biraz deger ve sanat farkı olmasına rağmen, asıl değerinin etinden sanatından değilde o seyyar toprak olan topraktan yaradılan o tarlaya münasib olan tohumun ekilmesi ile ınsana kalb ve ruhuna manevi yönüne ekilen duygu, his, latife,bunlar ile asıl değerini alacağını bununda terakki ve tedenniye mazhar olduğunu ders vermekle bunların her birinin gıdasının farklı talim ve terbiyesinin farklı her birinin ifrat ve tefritten korunup sıratımustakim üzre terbiye edilişi ve emaneti sahibine teslim edinceye kadar, beniademin melaikeye rüçhaniyetini isbat ve kemaline doğru yol aldırdığı için.

    hasılı kelam : şu yazdıklarımız okunup okunmasının istenmesi (sırrına) ne bir küçük numune olur inşaallah ...
    Konu aczmendi reşha tarafından (10.03.09 Saat 10:28 ) değiştirilmiştir.

    اِهْدِنَاالصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

    aczmendi reşha


  2. #2
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart

    Alıntı aczmendi_resha Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

    1-Kur'an ve sünnet, yani Kur'an Hayatın nizamı sünnet ise onun hayatlanmış hali, bunu en iyi ve net gösteren tefsirlerdendir de ondan.
    ve bihi nesteinu


    Rivayat-ı sahiha ile Hazret-i Âişe-i Sıddıka (R.A.) gibi sahabe-i güzin, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ı tarif ettikleri zaman "Hulukuhu-l Kur'an" diye tarif ediyorlardı. Yani: "Kur'anın beyan ettiği mehasin-i ahlâkın misali, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'dır.
    Ve o mehasini en ziyade imtisal eden ve fıtraten o mehasin üstünde yaratılan odur."




    İşte Sünnet-i Seniyedeki edeb, o Sâni'-i Zülcelal'in esmalarının hududları içinde bir mahz-ı edeb vaziyetini takınmaktır.

    "Rabbim bana edebi, güzel bir surette ihsan etmiş, edeblendirmiş." Evet siyer-i Nebeviyeye dikkat eden ve Sünnet-i Seniyeyi bilen, kat'iyyen anlar ki: Edebin enva'ını, Cenab-ı Hak habibinde cem'etmiştir. Onun Sünnet-i Seniyesini terkeden, edebi terkeder.


    Muhabbetullah, ittiba-ı Sünnet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm'ı istilzam eder.
    Çünki Allah'ı sevmek, onun marziyatını yapmaktır.
    Marziyatı ise, en mükemmel bir surette Zât-ı Muhammediyede (A.S.M.) tezahür ediyor.
    Zât-ı Ahmediyeye (A.S.M.) harekât ve ef'alde benzemek, iki cihetledir:


    Birisi: Cenab-ı Hakk'ı sevmek cihetinde emrine itaat ve marziyatı dairesinde hareket etmek, o ittibaı iktiza ediyor.
    Çünki bu işde en mükemmel imam, Zât-ı Muhammediyedir (A.S.M.).



    İkincisi: Madem Zât-ı Ahmediye (A.S.M.), insanlara olan hadsiz ihsanat-ı İlahiyenin en mühim bir vesilesidir. Elbette Cenab-ı Hak hesabına, hadsiz bir muhabbete lâyıktır. İnsan, sevdiği zâta eğer benzemek kabil ise, fıtraten benzemek ister. İşte Habibullah'ı sevenlerin, sünnet-i seniyesine ittiba ile ona benzemeye çalışmaları, kat'iyyen iktiza eder.


    Elbette o zâtın sünneti, harekâtı, iktida edilecek en güzel nümunelerdir ve
    takib edilecek en sağlam rehberlerdir ve düstur ittihaz edilecek en muhkem kanunlardır.

    Bahtiyar odur ki, bu ittiba-ı Sünnette hissesi ziyade ola.

    Sünnete ittiba etmeyen, tenbellik eder ise, hasaret-i azîme;
    ehemmiyetsiz görür ise, cinayet-i azîme;
    tekzibini işmam eden tenkid ise, dalalet-i azîmedir.


    Sünnet-i Seniyenin herbir nev'ine tamamen bilfiil ittiba etmek,
    ehass-ı havassa dahi ancak müyesser olur.
    Ona bilfiil olmasa da,
    binniyet,
    bilkasd
    tarafdarane ve
    iltizamkârane talib olmak,
    herkesin elinden gelir.
    Konu aczmendi reşha tarafından (11.03.09 Saat 23:48 ) değiştirilmiştir.

    اِهْدِنَاالصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

    aczmendi reşha


  3. #3
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart

    Alıntı aczmendi_resha Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    2-Ehl-i Sünnet yani sırati mustakim ehline cadde-i kübra yı Kur'an iye olan mesleklerinde yol almanın adabını anlatır da ondan.


    Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- ferman etmiş ki:

    سَتَفْتَرِقُ اُمَّتِى ثَلاَثًا وَ سَبْعِينَ فِرْقَةً اَلنَّاجِيَةُ وَاحِدَةٌ مِنْهَا قِيلَ مَنْ هُمْ قَالَ مَا اَنَا عَلَيْهِ وَ اَصْحَابِى


    deyip, ümmeti yetmişüç fırkaya inkısam edeceğini ve içinde fırka-i naciye-i kâmile, Ehl-i Sünnet ve Cemaat olduğunu haber veriyor.

    (Mektubat - 19.mektub.




    Amma mezheb-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat derler ki:
    "Cenab-ı Hak bir şeye emreder, sonra hasen olur.
    Nehyeder, sonra kabih olur.
    Demek emir ile güzellik, nehy ile çirkinlik tahakkuk eder.
    Hüsün ve kubh mükellefin ıttılaına bakar ve ona göre takarrür eder.
    Şu hüsün ve kubh ise, surî ve dünyaya bakan yüzünde değil, belki âhirete bakan yüzdedir.



    ..
    baktım ki: Mazi tarafına göçüp giden kafile-i beşer içinde
    gayet nuranî,
    parlak enbiya,
    sıddıkîn,
    şüheda,
    evliya,
    sâlihîn kafilelerini gördüm ki,
    istikbal zulümatını dağıtıp, ebede giden yolda bir cadde-i kübra-yı müstakimde gidiyorlar.
    Bu kelime beni o kafileye iltihak etmek için yol gösteriyor,
    belki iltihak ettiriyor.
    Birden, fesübhanallah dedim.
    Zulümat-ı istikbali tenvir eden ve kemal-i selâmetle giden bu nuranî kafile-i uzmaya iltihak etmemek, ne kadar hasaret ve helâket olduğunu zerre mikdar şuuru olan bilmesi lâzım. Acaba bid'aları icad etmekle
    o kafile-i uzmadan inhiraf eden;
    nereden nur bulabilir,
    hangi yoldan gidebilir?
    Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, rehberimiz ferman etmiş ki: كُلُّ بِدْعَةٍ ضَلاَلَةٌ وَكُلُّ ضَلاَلَةٍ فِى النَّارِ Acaba bu ferman-ı kat'îye karşı
    ülema-üs sû' tabirine lâyık bazı bedbahtlar hangi maslahatı buluyorlar,
    hangi fetvayı veriyorlar ki; lüzumsuz, zararlı bir surette şeair-i İslâmiyenin bedihiyatına karşı geliyorlar; tebdili kabil görüyorlar?
    Olsa olsa, muvakkat bir cilve-i manadan gelen bir intibah-ı muvakkat, o ülema-i sû'u aldatmıştır.
    Meselâ: Nasılki bir hayvanın veyahut bir meyvenin derisi soyulsa, muvakkat bir zarafet gösterir; fakat az bir zamanda o zarif et ve o güzel meyve, o yabanî ve paslı ve kesif ve ârızî deri altında siyahlanır, taaffün eder. Öyle de şeair-i İslâmiyedeki tabirat-ı Nebeviye ve İlahiye, hayatdar ve sevabdar bir cild, bir deri hükmündedir. Onların soyulmasıyla, maânîdeki bir nuraniyet, muvakkaten çıplak -bir derece- görünür; fakat cildden cüda olmuş bir meyve gibi, o mübarek manaların ruhları uçar, zulmetli kalb ve kafalarda beşerî postunu bırakıp gider.. nur uçar, dumanı kalır. Her ne ise...

    (Mektubat


    Sonra baktım: Biri var ki, beni orada bırakmıyor.
    Başka yolu bana gösterecek gibi, yine beni bir anda o müdhiş sahraya getirdi.
    Baktım ki: Yukarıdan inmiş aynı asansörler gibi muhtelif tarzlarda bazı tayyare, bazı otomobil, bazı zenbil gibi şeyler görünüyor.
    Kuvvet ve istidada göre onlara atılsa yukarıya çekiliyor.
    Ben de birisine atladım. Baktım, bir dakika zarfında bulutun fevkine beni çıkardı. Gayet güzel, müzeyyen, yeşil dağların üstüne çıktım. O bulut tabakası, dağın yarısına kadar gelmemişti. En latif bir nesim, en leziz bir âb, en şirin bir ziya her tarafta görünüyor.
    Baktım ki: O asansörler gibi nurani menziller, her tarafta var. Hattâ iki seyahatımda ve zeminin öteki yüzünde onları görmüştüm. anlamamıştım. Şimdi anlıyorum ki şunlar, Kur'an-ı Hakîm'in âyetlerinin cilveleridir.
    اَلَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ ile işaret olunan üçüncü yol ise:
    Sırat-ı müstakim ehli olan ehl-i Kur'anın cadde-i nuraniyesidir ki
    en kısa,
    en rahat,
    en selâmet ve
    herkese açık,
    semavî ve
    rahmanî ve
    nuranî bir meslektir.



    Remz


    Arkadaş! Vesvese ve evham zulmetleri içinde yürürken,
    Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) sünnetleri birer yıldız, birer lâmba vazifesini gördüklerini gördüm.
    Herbir sünnet veya bir hadd-i şer'î, zulmetli dalalet yollarında güneş gibi parlıyor.



    Bu fakir Said, Eski Said'den çıkmaya çalıştığı bir zamanda,
    rehbersizlikten ve nefs-i emmarenin gururundan gayet müdhiş ve manevî bir fırtına içinde akıl ve kalbim hakaik içerisinde yuvarlandılar.
    Kâh süreyyadan seraya, kâh seradan süreyyaya kadar bir sukut ve suud içerisinde çalkanıyorlardı.

    İşte o zaman müşahede ettim ki: Sünnet-i Seniyenin mes'eleleri, hattâ küçük âdâbları,
    gemilerde hatt-ı hareketi gösteren kıblenameli birer pusula gibi,
    hadsiz zararlı, zulümatlı yollar içinde birer düğme hükmünde görüyordum.
    Hem o seyahat-ı ruhiyede çok tazyikat altında gayet ağır yükler yüklenmiş bir vaziyette kendimi gördüğüm zamanda,
    Sünnet-i Seniyenin o vaziyete temas eden mes'elelerine ittiba ettikçe, benim bütün ağırlıklarımı alıyor gibi bir hıffet buluyordum. Bir teslimiyetle tereddüdlerden ve vesveselerden, yani "Acaba böyle hareket hak mıdır, maslahat mıdır?" diye endişelerden kurtuluyordum.
    Ne vakit elimi çektiysem, bakıyordum:
    Tazyikat çok. Nereye gittikleri anlaşılmayan çok yollar var. Yük ağır, ben de gayet âcizim. Nazarım da kısa, yol da zulümatlı.
    Ne vakit Sünnete yapışsam;
    yol aydınlaşıyor,
    selâmetli yol görünüyor,
    yük hafifleşiyor,
    tazyikat kalkıyor gibi bir halet hissediyordum. İşte o zamanlarımda İmam-ı Rabbanî'nin hükmünü bilmüşahede tasdik ettim.









    Zeyl


    بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ


    [Bu Küçücük Zeylin Büyük Bir Ehemmiyeti Var. Herkese Menfaatlidir.]

    Cenab-ı Hakk'a vâsıl olacak tarîkler pek çoktur. Bütün hak tarîkler Kur'andan alınmıştır. Fakat tarîkatların bazısı, bazısından daha kısa, daha selâmetli, daha umumiyetli oluyor. O tarîkler içinde, kasır fehmimle Kur'andan istifade ettiğim "Acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür" tarîkıdır.
    Evet acz dahi, aşk gibi belki daha eslem bir tarîktir ki; ubudiyet tarîkıyla mahbubiyete kadar gider.
    Fakr dahi, Rahman ismine îsal eder.
    Hem şefkat dahi aşk gibi, belki daha keskin ve daha geniş bir tarîktir ki Rahîm ismine îsal eder.
    Hem tefekkür dahi aşk gibi, belki daha zengin, daha parlak, daha geniş bir tarîktir ki, Hakîm ismine îsal eder.
    Şu tarîk, hafî tarîkler misillü, "Letaif-i Aşere" gibi on hatve değil ve tarîk-ı cehriye gibi "Nüfus-u Seb'a" yedi mertebeye atılan adımlar değil,
    belki "Dört Hatve"den ibarettir. Tarîkattan ziyade hakikattır, şeriattır.
    Yanlış anlaşılmasın: Acz ve fakr ve kusurunu, Cenab-ı Hakk'a karşı görmek demektir. Yoksa onları yapmak veya halka göstermek demek değildir.
    Şu kısa tarîkın evradı:
    İttiba sünnettir,
    feraiziişlemek,
    kebairiterketmektir.
    Ve bilhassa namazı ta'dil-i erkân ile kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır.

    Hâtime


    Şu acz, fakr, şefkat, tefekkür tarîkındaki dört hatvenin izahatı;
    hakikatın ilmine,
    şeriatın hakikatına,
    Kur'anın hikmetine
    dair olan yirmialtı aded Sözler'de geçmiştir...

    Sahabelerin velayeti, velayet-i kübra denilen, veraset-i nübüvvetten gelen,
    berzah tarîkına uğramayarak,
    doğrudan doğruya zahirden hakikata geçip,
    akrebiyet-i İlahiyenin inkişafına bakan bir velayettir ki,
    o velayet yolu, gayet kısa olduğu halde gayet yüksektir. Hârikaları az, fakat meziyatı çoktur. Keşif ve keramet orada az görünür

    Sahabeler ise, sohbet-i nübüvvetin in'ikasıyla ve incizabıyla ve iksiriyle tarîkattaki seyr ü sülûk daire-i azîminin tayyına mecbur değildirler. Bir kademde ve bir sohbette zahirden hakikata geçebilirler.

    İşte şu temsil gibi, nübüvvet ve veraset-i nübüvvetteki velayet, sırr-ı akrebiyetin inkişafına bakar.
    Velayet-i saire ise, ekseri kurbiyet esası üzerine gider. Bir çok meratibde seyr ü sülûke mecbur olur.

    Sohbet-i Nebeviye öyle bir iksirdir ki, bir dakikada ona mazhar bir zât, senelerle seyr ü sülûke mukabil, hakikatın envârına mazhar olur.
    Çünki sohbette insibağ ve in'ikas vardır. Malûmdur ki: İn'ikas ve tebaiyetle,
    o Nur-u A'zam-ı Nübüvvetle beraber en azîm bir mertebeye çıkabilir.
    Nasılki, bir sultanın hizmetkârı ve onun tebaiyeti ile öyle bir mevkiye çıkar ki, bir şah çıkamaz. İşte şu sırdandır ki,

    Sohbet-i Nebeviye ne derece bir iksir-i nurani olduğu bununla anlaşılır ki: Bir bedevi adam, kızını sağ olarak defnedecek derecede bir kasavet-i vahşiyanede bulunduğu halde, gelip bir saat sohbet-i Nebeviyeye müşerref olur, daha karıncaya ayağını basamaz derecede bir şefkat-i rahîmaneyi kesbederdi. Hem cahil, vahşi bir adam, bir gün sohbet-i Nebeviyeye mazhar olur; sonra Çin ve Hind gibi memleketlere giderdi, o mütemeddin kavimlere muallim-i hakaik ve rehber-i kemalât olurdu.

    Biri: Doğrudan doğruya hakikatın incizabına kapılıp, tarîkat berzahına girmeden, hakikatı ayn-ı zahir içinde bulmaktır. İkincisi: Çok meratibden seyr-ü sülûk suretiyle geçmektir. Ehl-i velayet, çendan fena-i nefse muvaffak olurlar, nefs-i emmareyi öldürürler. Yine sahabeye yetişemiyorlar. Çünki sahabelerin nefisleri tezkiye ve tathir edildiğinden; nefsin mahiyetindeki cihazat-ı kesîre ile, ubudiyetin enva'ına ve şükür ve hamdin aksamına daha ziyade mazhardırlar. Fena-i nefisten sonra, ubudiyet-i evliya besatet peyda eder.
    Konu aczmendi reşha tarafından (12.03.09 Saat 11:39 ) değiştirilmiştir.

    اِهْدِنَاالصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

    aczmendi reşha


  4. #4
    Vefakar Üye ahsen-i takvim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Mesajlar
    501

    Standart

    neden nurlar sık okunuyor bu anlamda nefis paylaşım olmuş....Allah razı olsun....
    EN GÜR SADA İSLAM'IN OLACAKTIR

    ŞU ZAMANDA MÜHİM VAZİFE,İMANA HİZMETTİR. İMAN, SAADET-İ EBEDİYENİN ANAHTARIDIR.

  5. #5
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart

    Alıntı aczmendi_resha Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    3-aklın çözemediği marifetullah ve bürhanlarını aklın istifade edeceği kıvamda sunuyor da ondan.

    ve bihi nesteinu

    Risale i nurlar daha 1. sözde verdiği ''ağacın o yumuşacık kök ve damarı sert olan taş ve toprağı nasıl deler gecer'' dersi akliyyat ve felesefe ile gidenlerin en dehhalarının battığı en çok gidebildikleri yerlerdendir..

    Risale i nur lar; akıl ona yol bulamaz diye alimlerce ifade buyurulan.. havasların anvcak ifade edebildikleri meseleleri, herkesin kendi kapasitesindce anlayabileceği bir ifade ile muhatabına verir..
    kader risalesi
    haşir risalesi ila ahir..


    hem risale i nur
    hakikat mesleği olmasından
    hakikat ilmi ile muhatabına hitab etmesinden

    Şöyleki:
    Âyet-ül Kübra risalesi
    '''' Kainattan Halikını soran seyyahın müşahedatıdır.''

    Bu seyyah evvela geldiği bu muhteşem memeleketin sultanını tanımak ve bilmek için şiddetle merak ederken, en başta göklerin nur yaldızı ile yazılan güzel yüzünü görür.(bana bak,aradığını sana bildireceğim.)der...
    2. MERTEBE: Sonra, dünyaya gelen o yolcu adama ve misafire, Cevv-i Sema denilen ve mahşer-i acaib olan feza, gürültü ile konuşarak bağırıyor;(Bana bak! merakla aradığını ve seni buraya göndereni benimle bilebilirsin ve bulabilirsinç) der
    3.MERTEBE: Sonra, o seyahat-ı fikriyeye alışan o mütefekkir misafire,Küre-i Arz,lisan-ı haliyle diyorki (Gökte fezada, havada ne geziyorsun? Gel, ben sana aradığını tanıttıracağımçGördüğüm vazifelerime bak ve sahifelerimi oku.)...
    4.MERTEBE: Sonra, o mütefekkir yolcu, her sahifeyi okudukça saadet anahtarı olan imanı kuvvetlenip ve manevi terakkiyatın miftahı olan ma'rifet-i ziyadeleşip ve bürün kemalatın esası ve madeni olan iman-ı Billah hakikati bir derece daha inkişaf edip ma'nevi çok zevkleri ve lezzetleri verdikçe onun merakını şiddetle tahrik ettiğinden,(sema) (cevv) ve (arzın) mükemmel ve kafi dinlediği halde'' Hel min mezid'' deyip dururken, denizlerin ve büyük nehirlerin cezbekarane Cuş-u huruşla zikirlerini ve hazin leziz seslerini işitir. Lisan-ı hal ve kal ile (Bizede bak, bizide oku!)derler...
    5.MERTEBE: Sonra, dağlar ve sahralar, o seyyahat-ı fikriyede bulunan o yolcuyu çağırıyorlar,(Sahifelerimizi de oku)diyorlar...
    6.MERTEBE: Sonra, o yolcu dağda ve sahrada fikriyle gezerken, eşcar ve nebatat alemlerinin kapısı fikrine açıldı.Onu içeriye çağırdılar;(Gel dairemizde de gez, yazılarımızı da oku.) dediler...

    7.MERTEBE: Sonra Tuyur alemine girdi.
    8.MERTEBE: Sonra.... İnsanlar alemine ve beşer dünyasına girmek isterken başta enbiyalar olarak onu içeriye davet ettiler.O da girdi...
    9.MERTEBE: Sonra imanın kuvvetinden ulvi bir zevk alan o seyyah-ı talib, Enbiya Aleyhimüsselamın meclisinden gelirken,ulemanın İLMEL YAKÎN suretinde kafi ve kuvvetli delillerle, enbiyaların(A.S) da'valarını isbat eden ve asfiya ve Sıddıkin denilen mütebahir müctehid muhakkikler, onu dershanelerine çağırdılar. O da girdi...


    ''Görüldüğü üzere o dünya misafiri mütefekkir zat, YAKÎN'i elde etmek için Marifetullah'da sekiz kademe ilerlemek mecburiyetinde kaldıktan sonra, ancak dokuzuncu kademede İLMEL YAKÎN'e geçmenin yolunu bulmuştur. Seyahata devam ediyoruz.
    10.MERTEBE: Sonra, imanın daha ziyade kuvvetlenmesinde ve inkişafında ve İLM-EL YAKÎN derecesinden AY-NEL YAKÎN MERTEBESİNE terakkisindeki envarı ve ezvakı görmeğe çok müştak olan mütefekkir yolcu,medreseden gelirken,hadsiz küçük tekyelerin ve Zaviyelerin telahukuyla tevessü eden gayet feyizli ve nurlu ve sahra genişliğinde bir tekye bir hangah,bir zikirhane, bir irşadgah'da ve
    Cadde-i Kübra-i Muhammediyenin (A.S.M) ve Mi'rac-ı Ahmedinin (A.S.M) gölgesinde hakikata çalışan kudsi mürşidler onu DERGAH'A çağırdılar. O'da girdi...

    10 mertebe ve sonrası ..
    ayet-ül kübrada.. akılla gidilen mütefekkir kimselere ders olmakla... sonrası akıl ve kalb ittifakı vb. lerini gerekli kıldığından... şimdilik o kısma geçmeden ...aklın çözmekte zorlandığı bu dersleri herkesin kendi kapasite ve kabiliyetince istifade edeceği kıvamda ders vermiştir..

    dersek bu numune anlatmak istediklerimize misal ve numune olur inşaallah
    Konu aczmendi reşha tarafından (13.03.09 Saat 12:43 ) değiştirilmiştir.

    اِهْدِنَاالصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

    aczmendi reşha


  6. #6
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart

    Alıntı aczmendi_resha Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    4-Elbetteki her asrın kendi insanlarına hitab eden ve o asra ders veren Kur'an ı o asrın insanının anlayacağı hitabetle vazifeli ders verecek birilerine göre alim ve uleması bize göre VARİSİ NEBİ olan zatların olduğu hakikatidirde ondan.



    bir mesleyi netliğe kavuşturup devam edelim inşaallah

    ALİM; o kimsedirki aklı ile topladığı malumatları akıl midesinde kalbden gelen bir tasdik ile hazm edip nur haline gelmesi ile ilim olarak ifade buyurulana sahib olandır..
    yani; mürşid-i alim koyun olmalı (kuş olmamalı) koyun yavrusuna HAZMEDİLMİŞ SAFİ SÜT ''NUR'' VERİR..kuş yavrusuna HAZMEDİLMEMİŞ kay verir.. v.b ifadelerle ifade edilmiş..

    VARİSİNEBİ ise hem ALİMDİR hem VELİ hem İLME hem AMELİNE sahibdir ZÜLCENAHEYNDİR.. menbadan gelen kuvvet ile talebelerini o nisbette ilim ve amel cenahlarına sevk eder..

    VARİSİNEBİ sırr lar ilme vakıftır..bu ilim diger alimlerde olmamakla malumların tahsili ilede değildir..amma malumlarda gereklidir...

    VARİSİNEBİ olan hz.ler manevi meslek sahibleridirlerde ilimleri ile amelleri bir ilerler..Bu VARİSİ NEBİLERDEN bazıları hem Kur'anı tefsir edip manevi mesleği Kur'an ve Sünnet üzre inşa etmişlerdir..(yani Kur'anda ve sünnette olanı zamanı gelince tatbik etmişlerdir. ardın sıra gelenlerde o usul ve esaslara bağlı kalarak devam etmişlerdir..gerektiğinde sonradan gelenler eserlerin anlaşılmasına ve tatbikine kolaylık olması nevinden bazi eserleri o eserin zımnında yazmışlardır.

    hulasa edersek..; Risale-i Nur mesleği hem ilim hemde ameli cenahları ile devam eden CADDE-İ KÜBRA MESLEĞİ olmakla ve talebeleri VAZİFELİ '' ÜMMETİ MUHAMMEDİ SAHİLİ SELAMETE ÇIKARMAKLA VAZİFELİDİRLER.. vazifeli olanların ilim ve amelleri vazifeleri nisbetindedir..

    dense isabet edilmiş olur..

    اِهْدِنَاالصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

    aczmendi reşha


  7. #7
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart

    Alıntı aczmendi_resha Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    5- Risale i Nurlar Kur'an dan bazı ayetleri yani asrın zaruru ihtiyacı olan insanlığın ve müslümanların ilk öncelikli meselelerine bakan ayetlerin tefsiridir de ondan.



    Risale-i nurlarda geçen;

    ..imanı kazanmak davası ..ebedi bir hayatı kazanmak meselesi en ehemmiyetli olanıdır..
    imanı tahkiki vesikasını nurlar veriyor..
    avukat tutmak isteyen onu tutsun..

    ...muallimlerimiz Allahtan bahs etmiyorlar...
    ''Sizler dersleri dinleyiniz derslerden her ders ,fenlerden her fen kendi lisanı mahsusi ile Allah tan bahs eder...
    ...hem bu zamanda siyaset ...
    hem- küre-i arzdaki boğuşmalı merak edip bakan takip edenler..3 cihette zarar eder..
    ya aklını dağitır..
    ya kalbini dağıtır..
    ya fikrini dağıtır...

    hem açık saçık ..
    Bu zamanda nefsi emmare planı ile şeytan kumandasına verilen fırkalar...

    hem imanın erkanına olan taarruz..
    hem bu zamanda 2 dehşetli hal var..
    ehl-i iman imanları olduğu... halde ...dünayanın
    ehl-i ilim ilimleri ile Allahı ve ahireti..elmas ile camı bildiği halde..camları

    asrın sorun ve hastalıklarına gösterir.. ve nasıl o hastalıklardan muhafaza olunacağını öğretir..

    malumdur
    HASAR GÖREN YER TAMİR EDİLİR..
    HASTA OLAN uzva bakılır tedavi edilir..
    bu asrın hasar verdiği yerler ve hasar görülen yerler..
    nasıl hasar görülmeyecegi ve hasarların nasıl tamir edileceği bildirilir..

    Onun için denebilirki
    Risale i Nurları okumamış olanlar asrı tam anlamadıkları gibi
    asrın asli sorunlarını ve hastalıklarını ve
    nasıl onların giderilip onlardan muhafaza olunacağınıda
    tam anlamazlar..
    kendilerince bazı hastalıkları bulsalar tesbit etseler
    çaresini bulmakta zorlanırlar
    çaresini bulsalar..
    yapıp yaşamakta zorlanırlar..

    asrımızda imanı tahkiki yapmanın ve muhafaza etmenin ve islamiyeti anlamanın ve yaşamanın gerekli olanları en anlaşılır ve kolay yaşanır hali ile nurlardadır....

    onun için her kes.. her cemaat ..risale i nuru kendi malı ve dairesi bilip girmeleri lazım ve elzem olduğunu zaman gösterdi..

    اِهْدِنَاالصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

    aczmendi reşha


  8. #8
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart

    Alıntı aczmendi_resha Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    6- Risale i Nurlar ne şarkın ilminden, nede garbın felsefesinden alınmış bir ilimde değildir, kendine has bir usulle talim edilir ve dersini almayan islamiyetin hakikatini anlamakta zorlanır da ondan.

    ve bihi nesteinu

    Risale i nurlar
    '' geçmiş zaman alimlerinin ilimlerinden ve eserlerinden derlenerek hazırlanmış eserler olmamakla..(bu onların usul ve kaideleri ile tahsilide gerekli kılmaz.
    garb filozoflarının ve bilim adamlarının ilimlerindende alınmış eserler değildir..

    '' ahir zaman denilen bu dehşet asırda Kur'anın icazı manevi ise İlham-ı Rabbani olarak '' seri üsseyr olan zaman evladına verilen ilimler..asrın evladına açılan kısa yol un ilmini ve amelini asrın insanının ilmi seviyesinde anlaması ve neleri nasıl yapması gerektiğini.. asrın hastalıklarını
    Bu zamanda 2 dehşetli hal var
    bu zamanda...
    bu zamanda siyaset..
    bu zamanda harb boğuşmaları..
    bu zamanda..
    ifadelerle uzakdurulması gereken işleri ifade eder ve
    yararlarını aynı işin içinde gösterir..

    kurtulma yolunu tarif eder nasıl olacağını ve yaşanacağını ders verir..

    her ilmin kendine has bir tahsil usulu vardır..
    bizler Risale i nurları anlamak noktasında
    Üstad r.a ve talebelerinin ilk tatbiklerine bakmakla isabetli olanı yaparız..
    Zira mesleği en KAMİL MANADA ONLAR ANLADILAR YAŞADILAR..

    Risale i nurlarda anlamadığımız meselelerde o meseleği üstad r.a ha ve talebelerine nasıl yaptılar diye bakarsakk isabet olur..

    bunları yaparkende ilk önce talebe ,öğrenmeye gidenler nasıl yapmışlar üstadlarına karşı halleri nedir nasıl bakmışlar ders almışlara bakılırsa ..bu öğrenenin öğretenine karşı halini...

    üstad r.a hın talebelerinin birbirlerine karşı olan halleri ve aralarında olması istenenlere ve üstadın ifadelerine bakılınca da aynı dairede halkada olanların birbirlerine karşı olan muamele ve halleri anlaşılır..

    üstad r.a hında talebelerine nasıl davrandığına ders verdiğine bakarakta Risale i nur dairesinde ders verecek konuma gelenlerin nasıl davranmaları gerektiği anlaşılır.. yani Üstad r.a varisi olanlara bakan tarafıdır..
    bize ise düşse düşse derse giden, Risaleleri ehlinden almak için nereye nasıl bakıp nasıl tatbik edeceğimiz olur..

    Üstad r.a ve talebelerinin mesleği tatbikteki esaslara düsturlara kaidelere bakılınca nasıl bir usulle gidildiğide görülür inşaallah..

    Risale i nurları okumayanlar bu asra Kur'anın nasıl hitab edip neleri hangi dereceden ders verdiğini nasıl çareler sunduğunu talebelerini nasıl kouruduğunu islamiyetin hak,katinin nasıl anlaşılması gerektiği gibi öyle DERSLER VERİRİKİ..

    ESKİLERDE 1000 İNSANDAN 1 ALİM ÇIKARMIŞ
    1000 ALİMDEN DE BİR MUHAKKİK ALİM ÇIKARMIŞ..
    bu da yıllarca ilim tahsilini ulemaların irşadı ile olurmuş..

    RİSALE İ NURLARI
    ANLAYARAK
    KABUL EDEREK OKUYAN BU ZAMANIN MUHAKKİK BİR ALİMİ OLABİLİR..
    ilmin bu zamandaki sevyeside nazara alınırsa ne dendiği anlaşılır..
    15 gün 15 hafta risaleleri anlayarak kabul ederek okuyan..

    eskiden alim yetiştirmek için seçme talebe alınırken..hele ki muhakkik alim olacaksa havas ilimleri ile dersler verilirken..
    risale i nur kapısını her gelene açıp AVAM LİSANI İLE HAVAS İLMİNİ KOLAYLIKLA VERDİĞİNİ NURLARI OKUYANLAR GÖRÜYOR..
    Risale okumayanlarda okuyanlarda görüyorlar..

    hulasa edersek..
    mümkün mertebe kuvvetli bir sevgi ve bağlılık ve sadakatle nurlara yapışmalı..imanı tahkiki vesikasını nur dairesinden almalı ve alatakatil imkan nurlarla iştigal etmeli..
    Nur dersleri ile talim edenler talebe-i ulum olur..
    hem burda, hem sekaratta, hem kabirde, hem mahşerde, hem mizanda, hem sıratta, hem cennete inşaallah ,nur talebeleri ve üstadları ile olurlar ve çok kolaylıkları bulurlar..
    bunlar saymakla bitmez..
    hulasatul hulasa.. GİR NUR DAİRESİNE BİN O SEFİNEYE SAHİLİ SELAMETE ÇIK VESSELAM..
    Allah cümlemizi nur dairesinde nurlandırıp imanı tahkiki ile muhafaza edip nur dairesinde imanı tahkiki ile talebe-i ulum olarak sekarattan geçmeyi, kabirde meleklerle ruhanilerle risale dersleri yapmayı mahşerde Üstadımız r.a ve talebeleri ile (s.a.m) ın sancağı altında ilerlemeyi ve sırattan ve geçip cennette ebedi olarak nimetlenmeyi nasib etsin amin amim amin

    اِهْدِنَاالصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

    aczmendi reşha


  9. #9
    Müdakkik Üye aczmendi reşha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    652

    Standart

    Alıntı aczmendi_resha Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    7-Risale i Nurlar imanın hakikatlerini Hakikatin ilmi ile anlatır o HİKAYE dediğiniz şeylerin her biri tecelli eden kanunların uçları çalışma sisteminin avama isbatı anlayacagı ve bildiği dilden derstir ki her biri bir ESMA VE SIFATTA VE TECELLİ MERTEBELERİNİ ANLATIRDA ondan.


    8-Risale i Nurlar şeriatın hakikatini ders verir, ve şeriatın takliden değilde hakikaten derslerinin ne mana anlam taşıdığı ve şeytanların dahi hiç bir meselesine vesvese sokamayacağı kıvamda dersini talebesine verir de ondan.
    ve bihi nesteinu


    بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ


    اَللَّهُ لاَ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ لَهُ اْلاَسْمَاءُ الْحُسْنَى


    şu âyet-i celilenin pecere-i nuraniyesinin çok hakikatlarından bir hakikatının beş dalına işaret ederiz.

    BiRiNCi DAL:
    Nasılki bir sultanın kendi hükûmetinin dairelerinde ayrı ayrı ünvanlarıve
    raiyetinin tabakalarında başka başka nam ve vasıflave
    saltanatının mertebelerinde çeşit çeşit isim ve alâmetleri vardır.
    Meselâ:
    Adliye dairesinde "hâkim-i âdil" ve
    mülkiyede "sultan" ve
    askeriyede "kumandan-ı a'zam"
    ve ilmiyede "halife"...
    Daha buna kıyasen sair isim ve ünvanlarınıbilsen anlarsın ki;
    birtek padişah, saltanatının dairelerinde ve tabaka-i hükûmet mertebelerinde bin isim ve ünvana sahib olabilir.
    Güya o hâkim,
    herbir dairede şahsiyet-i maneviye haysiyetiyle ve
    telefonuyla mevcud ve hazırdır; bulunur ve bilir.
    Ve her tabakada kanunuyla,
    nizamıyla,
    mümessiliyle meşhud ve nâzırdır,
    görünür, görür.
    Ve herbir mertebede
    perde arkasında,
    hükmüyle,
    ilmiyle,
    kuvvetiyle mutasarrıf ve basîrdir;
    idare eder, bakar.
    Öyle de:


    Ezel Ebed Sultanı olan Rabb-ül Âlemîn için, rububiyetinin
    mertebelerinde ayrı ayrı,
    fakat birbirine bakar şe'n ve namları
    ve uluhiyetinin dairelerinde başka başka,
    fakat birbiri içinde görünür isim ve nithorn;anları ve
    haşmet-nüma icraatında ayrı ayrı, fakat
    birbirine benzer temessül ve cilveleri ve
    kudretinin tasarrufatında başka başka, fakat birbirini ihsas eder ünvanları var. Ve
    sıfatlarının tecelliyatında başka başka, fakat birbirini gösterir mukaddes zuhuratı var. Ve
    ef'alinin cilvelerinde çeşit çeşit, fakat birbirini ikmal eder hikmetli tasarrufatı var. Ve
    rengârenk san'atında ve mütenevvi' masnuatında çeşit çeşit, fakat birbirini temaşa eder haşmetli rububiyeti vardır.
    Bununla beraber kâinatın herbir âleminde,
    herbir taifesinde, esma-i hüsnadan bir ismin ünvanı tecelli eder.
    O isim o dairede hâkimdir.
    Başka isimler orada ona tabidirler, belki onun zımnında bulunurlar.
    Hem mahlukatın herbir tabakasında az ve çok, küçük ve büyük, has ve âmm herbirisinde has bir tecelli, has bir rububiyet, has bir isimle cilvesi vardır.
    Yani, o isim herşeye muhit ve âmm olduğu halde öyle bir kasd ve ehemmiyetle bir şeye teveccüh eder;
    güya o isim yaln
    ız o şeye hastır.
    Hem bununla beraber Hâlık-ı Zülcelal, herşeye yakın olduğu halde,
    yetmiş bine yakın nuranî perdeleri vardır.
    Meselâ: Sana tecelli eden Hâlık isminin mahlukıyetindeki cüz'î mertebesinden tut,
    tâ bütün kâinatın Hâlıkı olan mertebe-i kübra ve ünvan-ı a'zama kadar ne kadar perdeler bulunduğunu kıyas edebilirsin.


    Demek bütün kâinatı arkada bırakmak şartıyla mahlukıyetin kapısından Hâlık isminin müntehasına yetişirsin, daire-i sıfâta yanaşırsın.
    Madem, perdelerin birbirine temaşa eder pencereleri var.Ve
    isimler birbiri içinde görünüyor. Ve
    şuunat, birbirine bakar. Ve
    temessülât, birbiri içine girer. Ve
    ünvanlar, birbirini ihsas eder. Ve
    zuhurat, birbirine benzer. Ve
    tasarrufat, birbirine yardım edip itmam eder. Ve
    rububiyetin mütenevvi terbiyeleri, birbirine imdad edip muavenet eder.
    Elbette gerektir ki,
    Cenab-ı Hakk'ı bir isimle,
    bir ünvan ile, bir rububiyetle ve hâkeza.. tanısa,
    başka ünvanları, rububiyetleri, şe'nleri, içinde inkâr etmesin. Belki, herbir ismin cilvesinden sair esmaya intikal etmezse zarar eder.
    Meselâ: Kadîr ve Hâlık isminin eserini görse, Alîm ismini görmezse gaflet ve tabiat dalaletine düşebilir.
    Belki lâzım gelir ki,
    onun nazarı, daima karşısında هُوَ هُوَ اللَّهُ okusun, görsün.
    Onun kulağı herşeyden قُلْ هُوَ اللَّهُ اَحَدٌ dinlesin, işitsin.
    Onun lisanıلاَ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ بَرَابَرْ مِيزَنَدْ عَالَمْ desin, ilân etsin.
    te Kur'an-ı Mübin اَللَّهُ لاَ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ لَهُ اْلاَسْمَاء الْحُسْنَىُ fermanıyla,
    zikrettiðimiz hakikatlara işaret eder.

    (24.söz.1.dal'dan - Sözler - 333)


    er o yüksek hakikatları yakından temaşa etmek istersen,
    git fırtınalı bir denizden, zelzeleli bir zeminden sor. "Ne diyorsunuz?" de.
    Elbette "Ya Celil, Ya Celil, Ya Aziz, Ya Cebbar" dediklerini işiteceksin.
    Sonra deniz içinde ve zemin yüzünde merhamet ve şefkatle terbiye edilen küçük hayvanattan ve yavrulardan sor. "Ne diyorsunuz?" de. Elbette "Ya Cemil, Ya Cemil, Ya Rahîm, Ya Rahîm" diyecekler.(Haşiye) Semayı dinle. Nasıl "Ya Celil-i Zülcemal" diyor. Ve arza kulak ver. Nasıl "Ya Cemil-i Zülcelal" diyor.
    Ve hayvanlara dikkat et.
    Nasıl "Ya Rahman, Ya Rezzak" diyorlar.
    Bahardan sor. Bak
    nasıl "Ya Hannan, Ya Rahman, Ya Rahîm, Ya Kerim, Ya Latif, Ya Atûf, Ya Musavvir, Ya Münevvir, Ya Muhsin, Ya Müzeyyin" gibi çok esmayı işiteceksin. Ve
    insan olan bir insandan sor.
    Bak nasıl bütün esma-i hüsnayı okuyor ve cephesinde yazılı.
    Sen de dikkat etsen okuyabilirsin.
    Güya kâinat, azîm bir musika-i zikriyedir.
    En küçük nağme, en gür nağamata karışmakla, haşmetli bir letafet veriyor.
    Ve hâkeza kıyas et.
    Fakat çendan insan bütün esmaya mazhardır,
    fakat kâinatın tenevvüünü ve melaikenin ihtilaf-ı ibadatını intac eden tenevvü-ü esma,
    insanların dahi bir derece tenevvüüne sebeb olmuştur.
    Enbiyanın ayrı ayrışeriatleri,
    evliyanın başka başka tarîkatları,
    asfiyanın çeşit çeşit meşrebleri şu sırdan neş'et etmiştir.
    Meselâ: İsa Aleyhisselâm, sair esma ile beraber Kadîr ismi onda daha galibdir.
    Ehl-i aşkta Vedud ismi ve ehl-i tefekkürde Hakîm ismi daha ziyade hâkimdir.


    ------------------
    (Haşiye): Hattâ bir gün kedilere baktım. Yalnız yemeklerini yediler, oynadılar, yattılar. Hatırıma geldi:
    "Nasıl bu vazifesiz canavarcıklara mübarek denilir?"
    Sonra gece yatmak için uzandım. Baktım, o kedilerden birisi geldi, yastığıma dayandı, ağzını kulağıma getirdi.
    Sarih bir surette "Ya Rahîm, Ya Rahîm, Ya Rahîm, Ya Rahîm" diyerek güya hatırıma gelen itirazı ve tahkiri, taifesi namına reddedip yüzüme çarptı.
    Aklıma geldi:
    "Acaba şu zikir bu ferde mi mahsustur?
    Yoksa taifesine mi âmmdır?
    Ve işitmek yalnız benim gibi haksız bir muterize mi münhasırdır?
    Yoksa herkes dikkat etse bir derece işitebilir mi?
    " Sonra sabahleyin başka kedileri dinledim. Çendan onun gibi sarih değil, fakat mütefavit derecede aynı zikri tekrar ediyorlar.
    Bidayette h
    ırhırları arkasında "Ya Rahîm" farkedilir. Git gide hırhırları, mırmırları, aynı "Ya Rahîm" olur.
    Mahreçsiz, fasih bir zikr-i hazîn olur.
    Ağzını kapar, güzel "Ya Rahîm" çeker.
    Yanıma gelen ihvanlara hikâye ettim. Onlar dahi dikkat ettiler,
    "Bir derece işitiyoruz" dediler.
    Sonra kalbime geldi:
    "Acaba şu ismin vech-i tahsisi nedir?
    Ve ne için insan şivesiyle zikrederler, hayvan lisanıyla etmiyorlar?
    " Kalbime geldi:
    şu hayvanlar çocuk gibi çok nazdar ve nazik ve insana karışık bir arkadaş olduğundan,
    çok şefkat ve merhamete muhtaçtırlar.
    Okşandığı vakit hoşlarına giden
    taltifleri gördükleri zaman, o nimete bir hamd olarak, kelbin hilafına olarak esbabı bırakıp
    yalnız kendi Hâlık-ı Rahîm'inin rahmetini kendi âleminde ilân ile nevm-i gaflette olan insanları ikaz ve "Ya Rahîm" nidasıyla: Kimden meded gelir ve kimden rahmet beklenir,
    esbabperestlere ihtar ediyorlar.

    İşte nasıl eğer bir adam
    hem hoca,
    hem zabit,
    hem adliye kâtibi,
    hem mülkiye müfettişi olsa;
    onun herbir dairede
    birer nisbeti,
    birer vazifesi,
    birer hizmeti,
    birer maaşı,
    birer mes'uliyeti,
    birer terakkiyatı ve
    muvaffakıyetsizliğine sebeb birer düşman ve rakibleri oluyor.
    Ve padişaha karşı çok ünvanlarla görünüyor ve görür.
    Ve çok lisanlarla ondan meded ister.
    Ve âmirinin çok ünvanlarına müracaat eder.
    Ve şmanların şerrinden kurtulmak için,muavenetini çok suretlerle taleb eder.
    Öyle de:
    Çok esmaya mazhar ve
    çok vazifelerle mükellef ve
    çok düşmanlara mübtela olan insan,
    münacatında, istiazesinde çok isimleri zikreder.
    Nasılki nev-i insanın medar-ı fahri ve elhak en hakikî insan-ı kâmil olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm,
    Cevşen-ül Kebir namındaki münacatında binbir ismiyle dua ediyor; ateşten istiaze ediyor.
    İşte şu sırdandır ki sure-i

    قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ * مَلِكِ النَّاسِ * اِلهِ النَّاسِ * مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ


    de üç ünvan ile istiazeyi emrediyor
    ve بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ de üç ismiyle istianeyi gösteriyor.

    (24.söz 1.dal dan-sözler)

    Konu aczmendi reşha tarafından (15.03.09 Saat 16:51 ) değiştirilmiştir.

    اِهْدِنَاالصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ

    aczmendi reşha


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Risale-i Nur Nasıl Okunur?
    By Şakird in forum Risale-i Nur'u Yeni Tanıyanlara
    Cevaplar: 22
    Son Mesaj: 05.05.09, 22:44
  2. RiSaLe-i NuR NaSıL oKuNuR?
    By ahsen-i takvim in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 01.03.09, 20:57
  3. Salat-ı Tefriciye'nin Neden 4444 Defa Okunur?
    By NURUN ALA NUR in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 05.02.08, 22:33
  4. Her Gece Yatarken Neden Âmenerrasulü Okunur?
    By delailinnur in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04.11.07, 20:21

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0