+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 12

Konu: Rabbimizi Bir de Bölüm/Derslerden İspatlayalım...

  1. #1
    Gayyur mardynli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Mardin
    Mesajlar
    129

    Standart

    Alıntı nefis Nickli Üyeden Alıntı
    ALTINCI MES'ELE


    [Risale-i Nur'un çok yerlerinde izah? ve kat'i hadsiz hüccetleri bulunan ?man-? Billâh rüknünün binler küllî bürhanlar?ndan bir tek bürhana k?saca bir işarettir.]

    Kastamonu'da lise talebelerinden bir k?sm? yan?ma geldiler. "Bize Hâlik?m?z? tan?tt?r, muallimlerimiz Allah'tan bahsetmiyorlar" dediler. Ben dedim: Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-? mahsusiyle mütemadiyen Allah'tan bahsedip Hâlik? tan?tt?r?yorlar. Muallimleri değil, onlar? dinleyiniz.

    Meselâ: Nas?l ki mükemmel bir eczahane ki, her kavanozunda hârika ve hassas mizanlarla al?nm?ş hayattar macunlar ve tiryaklar var; şüphesiz gayet maharetli ve kimyager ve hakîm bir eczac?y? gösterir. Öyle de, Küre-i Arz eczahanesinde bulunan dörtyüzbin çeşit nebatat ve hayvanat kavanozlar?ndaki ziyahat macunlar ve tiryaklar cihetiyle, bu çarş?daki eczahaneden ne derece ziyade mükemmel ve büyük olmas? nisbetinde- okuduğunuz fenn-i t?p mikyasiyle- Küre-i Arz eczahane-i kübras?n?n eczac?s? olan Hakîm-i Zülcelâl-i hattâ kör gözlere de gösterir, tan?tt?r?r.

    Hem, meselâ: Nas?l bir hârika fabrika ki, binler çeşit çeşit kumaşlar? basit bir maddeden dokuyor; şeksiz, bir fabrikatörü ve meharetli bir makinisti tan?tt?r?r. Öyle de, Küre-i Arz denilen yüzbinler başl?, her baş?nda yüzbinler mükemmel fabrika bulunan bu seyyar makine-i Rabbaniye ne derece bu insan fabrikas?ndan büyükse, mükemmelse, o derece de - okuduğunuz fenn-i makine mikyasiyle- Küre-i Arz'?n ustas?n? ve sahibini bildirir ve tan?tt?r?r.

    Hem meselâ: Nas?lki, gayet mükemmel binbir çeşit erzak, etraf?ndan celbedip içinde muntazaman istif ve ihzar edilmiş depo ve iaşe anbar? ve dükkân, şeksiz bir fevkalâde iaşe ve erzak malikini ve sahibini ve memurunu bildirir. Öyle de, bir senede yirmidört bin senelik bir dairede muntazaman seyehat eden ve yüzbinler ve ayr? ayr? erzak isteyen taifeleri içine alan ve seyehatiyle mevsimlere uğray?p, bahar? bir büyük vagon gibi, binler ayr? ayr? taamlarla doldurarak, k?şta erzak? tükenen biçare zîhayatlara getiren ve Küre-i Arz denilen bu Rahmanî iaşe anbar? ve bu sefine-i Sübhâniyye ve binbir çeşit cihazat? ve mallar? ve konserve paketleri taş?yan bu depo ve dükkân-? Rabbanî, ne derece o fabrikadan büyük ve mükemmel ise, -okuduğunuz veya okuyacağ?n?z fenn-i iaşe mikyasiyle- o kat'iyette ve o derecede Küre-i Arz deposunun sahibini, mutasarr?f?n?, müdebbirini bildirir; tan?tt?r?r, sevdirir.

    Hem nas?lki: Dörtyüzbin millet içinde bulunan ve her milletin istediği erzak? ayr? ve istimal ettiği silâh? ayr? ve giydiği elbisesi ayr? ve talimat? ayr? ve terhisat? ayr? olan bir ordunun mu'cizekâr bir kumandan?, tek baş?yla bütün o ayr? ayr? milletlerin ayr? ayr? erzaklar?n? ve çeşit çeşit eslihalar?n? ve elbiselerini ve cihazatlar?n?, hiçbirini unutm?yarak ve şaş?rm?yarak verdiği o acîp ordu ve ordugâh, şüphesiz, bedahetle o hârika kumandan? gösterir, takdirkârane sevdirir. Aynen öyle de, zemin yüzünün ordugâh?nda ve her baharda yeniden silâh alt?na al?nm?ş bir yeni orduyu Sübhânîde nebatat ve hayvanat milletlerinden dörtyüz bin nev'in çeşit çeşit elbise, erzak, esliha, tâlim, terhisleri gayet mükemmel ve muntazam ve hiç birini unutm?yarak ve şaş?rm?yarak bir tek kumandan-? âzam taraf?ndan verilen Küre-i Arz?n bahar ordugâh?, ne derece mezkûr insan ordu ve ordugâh?ndan büyük ve mükemmel ise, -sizin okuyacağ?n?z fenn-i askerî mikyasiyle- dikkatli ve akl? baş?nda olanlara o derece Küre-i Arz'?n Hâkimini ve Rabbini ve Müdebbirini ve Kumandan-? Akdesini hayretler ve takdislerle bildirir. Ve tahmid ve tesbihle sevdirir.

    Hem nas?lki: Bir hârika şehirde milyonlar elektrik lâmbalar? hareket ederek her yeri gezerler, yanmak maddeleri tükenmiyor bir tarzdaki elektirik lâmbalar? ve fabrikas? şeksiz, bedahetle elektiriği idare eden ve seyyar lâmbalar? yapan ve fabrikay? kuran ve iştial maddelerini getiren bir mu'cizekâr ustay? ve fevkalâde kudretli bir elektrikçiyi hayretler ve tebriklerle tan?tt?r?r; yaşas?nlar ile sevdirir. Aynen öyle de, bu âlem şehrinde dünya saray?n?n dam?ndaki y?ld?z lâmbalar?, bir k?sm? kozmoğrafyan?n dediğine bak?lsa, Küre-i Arz'dan bin defa büyük ve top güllesinden yetmiş def'a sür'atli hareket ettikleri halde, intizam?n? bozmuyor; birbirine çarpm?yor sönmüyor, yanmak maddeleri tükenmiyor.

    Okuduğunuz kozmoğrafyan?n dediğine göre, Küre-i Arz'dan bir milyon defadan ziyade büyük ve bir milyon seneden ziyade yaşayan ve bir misafirhane-i Rahmaniyyede bir lâmba ve soba olan güneşimizin yanmas?n?n devam? için her gün Küre-i Arz'?n denizleri kadar gazyağ? ve dağlar? kadar kömür veya bin arz kadar odun y?ğ?nlar? lâz?md?r ki sönmesin. Ve onu ve onun gibi ulvî y?ld?zlar? gazyağs?z, odunsuz, kömürsüz yand?ran ve söndürmeyen ve beraber ve çabuk gezdiren ve birbirine çarpt?rmayan bir nihayetsiz kudreti ve saltanat?, ?ş?k parmaklariyle gösteren bu kâinat şehr-i muhteşemindeki dünya saray?n?n elektirik lâmbalar? ve idareleri ne derece o misalden daha büyük, daha mükemmeldir. O derecede -sizin okuduğunuz veya okuyacağ?n?z fenn-i elektrik mikyasiyle- bu meşher-i âzam-? kainat?n Sultan?n?, Münevvirini, Müdebbirini, Sâniini, o nuranî y?ld?zlar? şahit göstererek tan?tt?r?r. Tesbihatla, takdisatla sevdirir, perestiş ettirir.

    Hem Meselâ, nas?lki; bir kitap bulunsa ki: Bir sat?r?nda bir kitap ince yaz?lm?ş ve herbir kelimesinde ince kalemle bir sûre-i Kur'âniye yaz?lm?ş, gayet mânidar ve bütün mes'eleleri birbirini te'yid eder ve kâtibini ve müellifini fevkalâde meharetli ve iktidarl? gösteren bir acîp mecmua, şeksiz, gündüz gibi kâtip ve musannifini kemâlât?yla, hünerleriyle bildirir, tan?tt?r?r. Mâşâallah, Bârekâllah cümleleriyle takdir ettirir. Aynen öyle de: Bu kâinat kitab-? kebîri ki, bir tek sahifesi olan zemin yüzünde ve bir tek formas? olan baharda, üçyüzbin ayr? ayr? kitaplar hükmündeki üçyüzbin nebatî ve hayvanî taifeleri beraber, birbiri içinde, yanl?şs?z, hatâs?z, kar?şt?rmayarak, şaş?rm?yarak, mükemmel, muntazam ve bazen ağaç gibi bir kelimede bir kasideyi; ve çekirdek gibi bir noktada bir kitab?n tamam bir fihristesini yazan bir kalem işlediğini gözümüzle gördüğümüz bu nihayetsiz mânidar ve her kelimesinde çok hikmetler bulunan şu mecmua-i kâinat ve bu mücessem Kur'an- Ekber-i Âlem, mezkûr misaldeki kitaptan ne derece büyük ve mükemmel ve mânidâr ise, o derecede -sizin okuduğunuz fenn-i hikmet-ül eşya ve mektepte bilfiil mübaşeret ettiğiniz fenn-i k?raat ve fenn-i kitabet geniş mikyaslariyle ve dûrbin gözleriyle- bu kitab-? kâinat?n Nakkaş?n?, Kâtibini hadsiz kemâlât?yla tan?tt?r?r. Allahü Ekber cümlesiyle bildirir. Sübhanâllah takdisiyle tarif eder. Elhamdülillâh senâlar?yla sevdirir.

    ?şte bu fenlere k?yasen, yüzer fünundan herbir fen, geniş mikyasiyle ve hususî aynasiyle ve dûrbinli gözüyle ve ibretli nazariyle bu kâinat?n Hâlik-i Zülcelâlini esmasiyle bildirir. S?fât?n?, kemâlât?n? tan?tt?r?r.

    ?şte bu muhteşem ve parlak bir bürhan-? Vahdâniyet olan mezkûr hücceti ders vermek içindir ki; Kur'an-? Mûcizü'l-beyan çok tekrar ile en ziyade خَلَقَ السَّموَاتِ وَاْلاَرْضِ ve رَبُّ السَّموَاتِ وَاْلاَرْضِ âyetleriyle Hâlik?m?z? bize tan?tt?r?yor; diye o mektepli gençlere dedim. Onlar dahi tamamiyle kabul edip tasdik ederek «Hadsiz şükür olsun Rabbimize ki; tam kudsi ve ayn-? hakikat bir ders ald?k. Allah senden raz? olsun." dediler!

    Ben de dedim: ?nsan binler çeşit elemler ile müteellim ve binler nev'i lezzetler ile mütelezziz olacak bir zîyahat makine ve gayet derece acziyle beraber hadsiz maddî, mânevî düşmanlar? ve nihayetsiz fakriyle beraber hadsiz zâhirî ve bâtinî ihtiyaçlar? bulunan ve mütemadiyen zeval ve firak tokatlar?n? yiyen bir bîçare mahluk iken, birden îman ve ubûdiyetle böyle bir Padişah-? Zülcelâle intisab edip bütün düşmanlar?na karş? bir nokta-i istinad ve bütün hâcat?na medar bir nokta-i istimdad bularak herkes mensup olduğu efendisinin şerefiyle, makamiyle iftihar ettiği gibi, o da böyle nihayetsiz Kadîr ve Rahîm bir Pâdişâha îman ile intisab etse ve ubûdiyetle hizmetine girse ve ecelin idam ve ilân?n? kendi hakk?nda terhis tezkeresine çevirse ne kadar memnun ve minnettar ve ne kadar müteşekkirâne iftihar edebilir k?yas ediniz.

    O mektepli gençlere dediğim gibi musibetzede mahpuslara da tekrar ile derim: Onu tan?yan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyard?r. Onu unutan saraylarda da olsa zindandad?r, bedbahtt?r. Hattâ bir bahtiyar mazlum idam olunurken bedbaht zalimlere demiş: "Ben idam olmuyorum. Belki terhis ile saadete gidiyorum. Fakat, ben de sizi idam-? ebedi ile mahkûm gördüğümden sizden tam intikam?m? al?yorum." لآاِلهَ اِلاَّ اللّهُ diyerek sürur ile teslim-i ruh eder.

    سُبْحَانَكَ لا عِلْمَ لَنَا اِلا مَا عَلّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَليمُ الْحَكيمُ

    Okuduğumuz okullarda ders işliyoruz(işliyorduk) bilindiği gibi...Fizik,kimya,biyoloji,edb,mat veya ünv.bölümlerindeki dersler gibilerindendir kast?m.Zaman zaman belkide düşünmüşüzdür'Allah?da anlatsalar bir matematik dersinde...'diye.Yukar?da okumuş yada okuyacağ?n?z Asay? musadan alt?nc? meselede,üstad bu düşüncelere cevap vermiş;bir lise talebesinin sorusuna cevaben...Orada belirtiliyorki,asl?nda öğretmenler bizlere her derste Allah? anlat?yorlar....

    Şimdi gelin alt?nc? meselenin ard?ndan,derslerde Rabbimizi bulal?m...Bir iktisad,bir t?p,bir biyolji,bir edb...branş?ndaki baz? belletmenler belkide fark?nda olmadan bizlere Allah? anlat?yorlar...Biz bu teoremde ispat yapal?m,ürete ürete Kainat?n Rabbini bulal?m...Katk?lar için Allah şimdiden raz? olsun....

    ....Bismillahirrahmanirrahim....
    çok güzel ve Manal? bir ders
    Konu HakanBa tarafından (04.06.07 Saat 00:32 ) değiştirilmiştir.
    Ey kendini insan bilen insan! kendini oku. yoksa, hayvan ve camid hükmünde insan olmak ihtimali var.

  2. #2
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Alıntı nefis Nickli Üyeden Alıntı


    biyolojide DNA n?n yaksakta başka bir işlem yapsakta yok olmad?ğ?...

    başka?...

    Soru : Allah'?n varl?ğ?na deliller nelerdir?

    Cevap:
    Var?n ispat?, yokun ispat?ndan her zaman daha kolayd?r. Bir elma cinsinin yeryüzünde bulunduğunu, bir tek elmay? göstermekle ispat edebiliriz. Halbuki yokluğunu iddia eden kimse bütün yeryüzünü, hatta kainat? dolaş?p, ancak ondan sonra onun yokluğunu ispat edebilir. Bu ise, imkans?zl?k çap?nda bir zorluk demektir. Öyleyse diyebiliriz ki; yok, hiçbir zaman ispat edilemez...

    Bir saray?n kap?lar?ndan 999'u aç?k, biri kapal? olsa, kimse o saraya girilemeyeceğini iddia edemez. ?şte inkarc?, devaml? surette kapal? olan o bir tek kap?y? nazara verip onu göstermek ister. Asl?nda o kap? da, onun ve onun gibi olanlar?n gözlerine çekilmiş perde sebebiyle onlar?n ruh dünyalar?na kapal?d?r. Mümin için kapal? kap? yoktur. Yeter ki gözlerini yummas?n!... Zaten 999'u herkese aç?kt?r. Hem de ard?na kadar... ?şte o kap? ve o delillerden birkaç?:

    ?mkan:
    Alem, mümkinat nevindendir. Yani varl?ğ? ve yokluğu müsavidir. Var olduğu gibi, olmayabilirdi de. Var olurken de, hadsiz oluş keyfiyetlerinden herhangi birinin olmas? imkan dahilindedir. Yani en az var olan kadar, olmayan da var olma şans?na sahiptir. Her mümkin ise, kendi d?ş?ndaki bir sebebe bağl?d?r. Öyleyse önce var olmay?, sonra da var olma şekil ve keyfiyetini, olmamaya; ve olmay? mümkün olan diğer şekil ve keyfiyetlere tercih eden birisi vard?r. O da Allah'd?r (c.c.).

    Hudus:
    Alem mütegayyirdir, durmadan değişiyor. Değişen her şey sonradan olmuştur. Bu bak?mdan madde ezeli olamaz. Evet, maddenin termodinamik kanununa göre sürekli yokluğa doğru kaymas?, kainat?n durmadan genişlemesi, güneşin sür'atle tükenişe doğru yol almas? gibi olaylar, varl?ğ?n bir başlang?c? olduğunu gösteriyor. Sonradan olan her varl?ğ?n bir yarat?c?s? vard?r; sebepsiz netice ve san'atkars?z san'at mümkün değildir. Sebepler ise zincirleme devam edip sonsuza kadar gidemez.

    Öyleyse durmadan değişen, ezeli olmay?p, sonradan meydana gelen ve bir ilk sebebe muhtaç olan şu madde aleminin de bir muhdisi vard?r. O da Allah'd?r (c.c.).

    San'at:
    Atomdan insana, hücreden galaksilere kadar bütün kainatta, ince ve baş döndürücü bir sanat göze çarpmaktad?r. Evet, bir baştan bir başa kainattaki her eser şu özelliklere sahiptir:
    • Büyük sanat değeri taş?r.
    • Çok k?ymetlidir.
    • Çok k?sa zamanda ve çok kolay yap?lmaktad?r.
    • Çok say?da olmaktad?r.
    • Kar?ş?k ve çeşit çeşittir.
    • Devaml?d?r.

    Halbuki, k?sa zamanda, çok say?da, kolay ve kar?ş?k yap?lan işlerde san'at ve k?ymet olmamas? gerekir. Ancak yapan Allah (c.c.) olursa, o zaman her şey değişir ve z?tlar bir araya gelebilir!..

    Hikmet ve Gaye:
    Her varl?kta kendisine mahsus bir gaye, bir fayda ve bir netice takip edildiği göze çarpmakta ve bir zerrede dahi abes, gayesizlik, manas?zl?k ve israf say?lacak herhangi bir durum müşahede edilmemektedir. Halbuki, ne madde aleminde, ne bitki ve hayvanat dünyas?nda, ne de eşya ve hadiselerde şuur ve idrak mevcut değildir ki, bu gayeler silsilesi takip edilebilsin.. Öyle ise, kainattaki bu şuurlu işleyişi ve bu hikmet ve gayeleri ancak Allah'a (c.c.) isnat etmekle makul bir yol tutmuş olabiliriz.
    Yard?mlaşma:
    Birbirine en yak?n olandan en uzak olana kadar, bütün mahlukat birbirlerinin yard?m?na koşuyor. Aralar?nda hiç münasebet bulunmayan iki ayr? varl?k cinsi, böyle bir yard?mlaşmada adeta ayn? bütünün parçalar? haline gelip birbirini tamaml?yor.

    Temizlik:
    Kainattaki nezafet ve temizlik, başl? baş?na bir delil olarak, bize Kuddüs ismiyle müsemma bir Zat'? (c.c.) anlatmaktad?r. Toprağ? temizleyen bakteriler, böcekler, kar?ncalar ve nice y?rt?c? kuşlar; rüzgar, yağmur ve kar; denizlerde buzullar ve bal?klar; fezam?zda atmosfer, semada kara delikler; bünyemizde kan?m?z? temizleyen oksijen ve ruhumuzu s?k?nt?lardan kurtaran manevi esintiler, hep Kuddüs isminden haber vermekte ve o ismin veras?ndaki Zat-? Mukaddes'i göstermektedir.

    Simalar:
    Herhangi bir insan?n simas?, en ince teferruat?na kadar kendisinden evvel geçmiş milyarlarca insandan hiçbirisine kat'iyen benzememektedir. Bu kaide, kendisinden sonra gelecekler için de aynen geçerlidir. Bir cihette birbirinin ayn?, diğer cihette birbirinden ayr? milyarlarca resmi küçücük bir alanda çizip, sonra da kendileri gibi olmas? mümkün, milyarlarca resimden ay?rmak ve her şeyi sonsuz ihtimal yollar? içinde bir yola ve bir şekle sokmak, elbette ve elbette yaratt?ğ? her varl?ğ?, hem de hiç kapal? bir yan? kalmamak üzere bilen ve o varl?ğa istediği şekli vermeye gücü ve ilmi yeten Cenab-? Hakk'? en sağ?r kulaklara dahi duyuracak kuvvette bir iland?r.

    Ruh ve Vicdan:
    Mahiyetini bilmemekle beraber, varl?ğ?ndan kimsenin şüphe etmediği ruhumuzun ve ona ait fonksiyonlar?n cesedimize hükmediş keyfiyeti de, yine Cenab-? Hakk'? bildiren delillerdendir.
    ?nsandaki iç sezişler ve zahiri hiçbir sebep yokken Rab'be dönüşler ve O'na yönelişler ve bu hadiselerin milyonlara ulaşan adette tekrar edilişi, aç?k bir delildir ki; insanda yarat?l?ştan var olan ve Hakk'? bulman?n en mühim vesilelerinden biri durumunda bulunan vicdan, kendi Yarat?c?s?'na meftundur ve bütün varl?ğ?yla O'nunla irtibat halindedir. Zaten "Elest Bezmi"nin yan?ltmaz şahitlerinden biri de, vicdan değil midir? ?şte vicdan, bu şahitliğin hakk?na riayet, zaruret ve mecburiyetinin sevkiyle "Allah" demektedir...

    F?trat:
    Her insanda iyi ve güzele karş? bir sevgi, buna mukabil kötü ve çirkine karş? da bir nefret hissinin varl?ğ?, aksi hiç kimsenin hat?r?ndan bile geçmeyecek kadar aç?k bir realitedir. Bu duygular, ahlakl? davranma ve iyi işler yapma yönündeki meyilleri ve ahlaks?zl?ktan ve çirkin davran?şlardan nefret edip kaç?nmay? temin eden yap?lar? itibariyle delalet etmektedir ki, insana iyiyi, güzeli emreden ve onu kötülük ve çirkin davran?şlardan meneden sistemin sahibi kim ise, kendisine bu duygular? veren de, O Zat't?r. Bu Zat da, hiç şüphesiz Allah'd?r (c.c.).

    Tarih:
    Dinler tarihi şahittir ki, insanl?k hiçbir devrini dinsiz geçirmemiştir. Bat?l dahi olsa, hatta bugün bize komik bile gelse, hemen her devirde bir dine inanm?ş ve bir manevi sistemi takip etmiştir. Ayr?ca inanmak bir zarurettir; zira o, f?tratta, yani insan?n yarad?l?ş?nda vard?r. ?nsan f?trat?na bu ihtiyac? yerleştiren Zat'la, bize inanmay? emreden Zat, ayn? Zat't?r. Ve O da Allah'd?r (c.c.).

    Kur'an:
    Kur'an-? Kerim'in Kelamullah olduğunu ispat eden bütün deliller, ayn? zamanda Cenab-? Hakk'?n varl?ğ?n? da ispat eder durumdad?r. Kur'an'?n Allah kelam? olduğuna dair yüzlerce delil vard?r ve bunlar, o mevzu ile alakal? ?slam kaynaklar?nda en ince teferruat?na kadar mevcuttur. Bütün bu deliller, kendilerine mahsus dilleriyle "Allah vard?r" derler.

    Peygamberler:
    Peygamberlerin ve bilhassa Peygamberler Efendisi ?ki Cihan Serveri'nin (s.a.v.) peygamberliğini ispat eden bütün deliller de, yine Cenab-? Hakk'? anlatan delillere dahil edilmelidir. Zira Peygamberlerin varl?klar?n?n gayesi, Tevhid; yani Allah'?n varl?k ve birliğini ilan etmektir. Öyleyse, her peygamberin kendi peygamberliğini ispat eden bütün delilleri, ayn? zamanda, Cenab-? Hakk'?n varl?ğ?na da delil olmaktad?r. Bir peygamberin hak nebi olduğunu ifade eden bütün deliller, ayn? kuvvetle, hatta daha da öte bir kuvvetle "Allah vard?r ve birdir" demektedir.
    Konu HakanBa tarafından (04.06.07 Saat 00:33 ) değiştirilmiştir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  3. #3
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Alıntı nefis Nickli Üyeden Alıntı
    Coğrafyada dünyan?n güneşe sntimlerle uzakl?ğ?...1 cm yak?n olsa çok s?cak olacak,1 cm uzak olsa çok soğuk olacak....
    Alıntı nefis Nickli Üyeden Alıntı
    Kimyada madde yap?s?...H2O,Ca...Maddenin iç yap?s?ndaki yolculukta Rabbi bulma...
    Solunum sistemindeki harikalar


    On sekiz bin âlemin sahibi olan Yüce Yarat?c?, en şerefli varl?k olarak yaratt?ğ? insana verdiği say?s?z nimetlerin bir k?sm?n? sayd?ktan sonra: “O, sözünüz ve hâlinizle istediğiniz her şeyden size verdi. Allah’?n nimetlerini saymaya kalksan?z saymakla bitiremezsiniz.” (?brahim Sûresi: 34) ferman eder.

    Yokluk karanl?klar?ndan ç?kar?p bu ayd?nl?k dünya memleketine getiren, bütün vücud mertebelerinden geçirerek bizi insan sûretinde yaratan ve diğer varl?klar? bizim emrimize veren Rabbimizin bize ihsan ettiği nimetlerden biri de nefes almam?zd?r.
    Her an havay? teneffüs ettiğimiz halde, onun bir nimet oluşu çoğu zaman akl?m?za bile gelmez.

    Halbuki, birkaç gün yemek yemesek veya su içmesek yaşayabileceğimiz halde, birkaç dakika nefes alamasak hayat?m?z söner.

    Canl? varl?klar için hava bu yüzden hayatî önem arz etmektedir. Nimet oluşunun öneminden dolay? da, hava dünyan?n her taraf?na yay?lm?ş bir haldedir.

    Bütün canl?lar?n solunum sistemleri vard?r ve havay? teneffüs ederek hayatlar?n? devam ettirirler. Deniz canl?lar?n?n ekserisi ise suda bulunan erimiş oksijen ile solungaçlar? vas?tas?yla bu havay? al?p hayatlar?n? sürdürürler.

    Vücudun bütün diğer sistemleri gibi solunum sistemi de hârika olaylar? içinde bulundurur.
    Bu hârikal?klar?, Yarat?c?s?ndan bağlant?s?n? kopararak aç?klamak ve tabiat ve tesadüfe bağlamak katiyen mümkün değildir.

    Zîra, ortada muazzam bir ilim, irâde ve kudret tecellîsi görülmekte ve muhteşem bir san'at izlenmektedir.

    Kör, sağ?r, câhil ve câmid olan tabiat ve tesadüf gibi şeyler bu hârika sistemleri yapamaz ve sahip ç?kamazlar.

    Hem bu vücud sistemlerini yaratan Cenâb-? Hak, onu yarat?p otomatiğe bağlam?ş ve kendi haline terk etmiş de değildir.

    Fa’âlün Limâ Yürîd olan Allah, her an iş baş?ndad?r. Kâinat?n en büyük kütlelerini, galaksi ve sistemlerini sevk ve idâre ettiği ayn? zamanda, insan bedenini ve o bedendeki hücrelerde, al ve akyuvarlarda dahi tasarrufunu sürdürmektedir. Hiçbir şey kendi halinde ve baş? boş değildir.

    Allah’?n kudret ve azametini böyle bilmek ve anlamak durumunday?z. Çünkü, Cenâb-? Hak kendisini bize böyle tan?tmaktad?r.

    ?nsan bedenini ve onda yerleştirilen sistemleri, Yarat?c?s? ile bağlant?s?n? kurarak anlatan Bediüzzaman Hazretleri, anatomi ilmi içinde Allah inanc?n? işlemekte ve ilim ile iman? birleştirmektedir.
    Çünkü, bütün ilimler Allah’?n âleme tecellî eden Esmâ-i Hüsnâs?n?n tezâhürleridir. Her bir ilim, Cenâb-? Hakk?n bir ismine dayan?r, onunla kemâlini bulur ve anlam kazan?r.

    Din ile fen birbirini reddetmez ve çat?şmaz. Tam tersine birbirini ispat ve îzah ederler. Bu hakikate binaen Einstein “Dinsiz ilim kör, ilimsiz din topald?r” demiştir.


    Otuz ?kinci Sözün Birinci bölümünün bir dipnotunda Üstad Bediüzzaman bahsi geçen üslûp içinde “Sâni-i Hakim beden-i insan? gayet muntazaman bir şehir hükmünde halk etmiştir” diyerek aç?klamas?n? devam ettirir.
    Evet, insan bedeni bütün mucizevî sistemleriyle doğrudan doğruya Allah’?n muhteşem bir san'at eseridir. Solunum sistemi de onlardan biridir.

    Solunun sistemi, kabaca nefes borusu, bronşlar, bronşçuklar ve akciğerlerden meydana gelir. Ağ?z ve burun yoluyla nefes borusundan içeri giren hava akciğerlere gider. Hava, oksijen ve azottan teşkil edilmiştir.
    Cenâb-? Hak, oksijen ile karbon atomlar?na aşk-? kimyevî denilen şiddetli bir münasebet vermiştir.

    O iki element birbirine yak?n olduklar? zaman hemen birleşirler ve karbondioksit halini al?rlar.

    Toplar damarla kalbe taş?nan ve oradan akciğerlere pompalanan kirlenmiş kandaki karbon maddesi, solunum yoluyla ald?ğ?m?z havadaki oksijenle akciğerlerin hava keseciklerinde buluştuklar? zaman imtizaç ederler.

    Bu birleşmeyle, hem kandaki karbon al?nd?ğ? için kan temizlenmiş olur, hem vücut ?s?s? temin edilir, hem de karbondioksit halindeki kirlenmiş hava d?şar? at?l?rken ağ?zda kelime meyveleri vermiş olur. San'at?nda ak?llar?n hayrette kald?ğ? Allah (c.c.), bütün noksanl?klardan münezzehtir.

    ?nsanda vücut ?s?s? ortalama 36,5 derecedir.
    Bu ?s?n?n temini nefes al?n?rken gerçekleşir. Çünkü, kandaki karbon atomu ile al?nan nefesteki oksijen atomunun ayr? ayr? hareketleri vard?r.

    Akciğerlerde buluşan ve birleşen her iki elementin atomlar? tek bir hareketle hareket etmeye başlad?ğ? zaman, bir hareket aç?ğa ç?kar. ?şte, o aç?ğa ç?kan hareket vücut ?s?s?na kaynakl?k eder.

    Otonom sistem ad? verilen ve göğüs kafesindeki diyafram?n irâdemiz d?ş?nda bir körük gibi çal?şmas?n?n sonucu al?nan şu nefesteki hârika olaylar zinciriyle bu mûcizevî sonuçlar gerçekleştirildiği halde, bu nimetin fark?na varamayan ve bu nimetlerin Sahibine şükür vazifesini yerine getirmeyen insanlara ne kadar yaz?k!
    Cenâb-? Hak, insanlar?n ekserisindeki bu gafleti kast ederek “?nsan çok zalim ve çok nankördür” diye onun gaflet ve nankörlüğünü kötülemektedir.

    Ancak, mü’minler bu dehşetli sukût ve alçal?ştan hâriçtirler. Onlar, mazhar olduklar? bütün nimetleri Allah’tan bilir ve o nimetlere şükür vazifesini, îman ve itaatle yerine getirirler. Dünya ve âhirette mesut ve bahtiyar olmak isteyenler onlara benzemeli ve onlar gibi olmal?d?rlar.
    Sami Cebeci YEN? ASYA
    Konu HakanBa tarafından (04.06.07 Saat 00:33 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  4. #4
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    IŞIKTAK? TASARIM
    Iş?k Neden Bu Kadar H?zl??
    Iş?ğ?n h?z? saniyede 300.000 kilometredir.
    Bu, Einstein’?n ünlü E=mc2 formülünde c ile gösterdiği bir sabitedir. Bu formülde “E”, y?ld?zlardaki termonükleer reaksiyonlarda madde enerjiye dönüştürüldüğü zaman ortaya ç?kan enerjiyi simgeler. Eğer ?ş?k küçük bir ölçekte şimdikinden daha h?zl? olsayd?, termonükleer reaksiyonlarda, şimdikinden on binlerce kat daha fazla enerji üretilecekti. Bu durumda da y?ld?zlar?n çekirdeğindeki enerji çok daha çabuk tüketilecek ve evrenimiz milyonlarca y?l önce karanl?ğa gömülmüş olacakt?. Peki ya ?ş?k küçük bir ölçekte şimdikinden daha yavaş olsayd??
    Bu durumda evrenin başlang?çtaki genişlemesi çok daha yavaş olacak ve evren çekim gücünün etkisinden kurtulamayarak çökecekti. Yani her iki durumda da hayat?n var olmas? imkâns?z olacakt?.
    Iş?ğ?n Dalga Boyundaki Ayar
    Gözlerimiz, evrendeki ?ş?n?m?n sadece k?sa dalga boyunda olanlar?n? alg?layarak görmemizi sağlar. Mikroskop, teleskop gibi birçok araç, her zaman için, gözlerimize ve alg?layabildiğimiz ?ş?ğ?n yap?s?na uygun olarak çal?ş?r. Eğer ?ş?k farkl? niteliklerde olsayd?, mikroskop ya da teleskop gibi işlevleri olan araçlar? geliştirmek imkâns?z hale gelebilirdi. Gözümüz, gezegenimize hayat veren Güneş taraf?ndan yay?lan ?ş?k türünü fark edebilir şekilde tasarlanm?şt?r. Çok güçlü olan görünür ?ş?ğ?n, nispeten k?sa dalga boylar?nda hareket etmesi, onu bizim alg?lamam?z için biyolojik olarak uygun k?lar. Gözlerimizin yak?n k?z?lötesi ?ş?n?mlar?n? alg?lamas? da bir işe yaramazd?. Bu durumda hiç durmadan dikkatimiz dağ?lacakt?, çünkü ?s? yayan her nesne o dalga boylar?nda ?ş?ma yapar.
    Eğer k?z?lötesini görebiliyor olsayd?k, içinde bulunduğumuz oda baştan sona ?ş?rd?. Çünkü gözün kendisi de s?cak olduğu için k?z?lötesi ?ş?nlar yayar. Şüphesiz böyle bir alg?lama dünyay? bizim için yaşanmaz bir hale getirirdi. Görülür ?ş?ğ? oluşturan renk renk ?ş?klar, farkl? dalga boylar?na sahiptir. Bu ?ş?klar?n dalga boylar? santimetrenin milyonda 75’i ile 39’u aras?nda değişir.

    20. yüzy?l?n tan?nm?ş bilim adamlar?ndan Isaac Asimov, ?ş?ğ?n dalga boylar?ndaki bu hassas ayar?n önemini şöyle aç?klar:

    “Dalga boylar?n?n k?sa olmas? oldukça önemlidir. Iş?k dalgalar?n?n düz çizgi yolu boyunca seyretmesi ve keskin gölgelere yol açmalar? çevremizdeki olağan cisimlerden daha küçük oluşlar?ndand?r. Karş?lar?na ç?kan cisim, dalga boyundan daha büyük olmad?ğ? takdirde, o cisimlerin çevresini dolaş?p içine alabilir. Örneğin, bakteriler bile ?ş?ğ?n bir dalga boyu uzunluğundan çok daha büyüktürler; böylece, ?ş?k onlar? mikroskop alt?nda keskin biçimde belirler.” (Isaac Asimov, Asimov’s Guide to Science, (Türkçe bask?: Asimov Bilim Rehberi, E Yay?nlar?, 1986, s. 485)

    Görünür ?ş?ğ? oluşturan ?ş?klar?n dalga boyu, şimdiki gibi k?sa olmasayd?, ne sahildeki bir kum tanesini, ne de mikroskoplarla mikroorganizmalar? görebilirdik.
    Görmemiz için Yarat?lan Gölgeler
    Iş?ğ?n çok özel bir tasar?m olduğunun önemli bir göstergesi de onun azl?ğ?nda ortaya ç?kan gölgedir. Günlük hayatta gölgeler, cisimleri alg?lamam?zda zorluk ç?karan bir olumsuzluk gibi görünür. Oysa gölgeler, alg?lamam?zdaki temel unsurdur. Onlar olmasayd? cisimlerin boyutlar? hakk?nda fikir sahibi olmayabilir, hatta onlar? hiç alg?layamayabilirdik.
    Eğer koyulu aç?kl? gölgeler olmasayd?, çevremizdeki tüm görüntüler t?pk? Apollo uzay gemisindeki astronotlar?n?n Ay yüzeyindeki görüntülerine benzerdi:
    Üzerine düştüğü yeri simsiyah bir karanl?kta b?rakan koyu gölgeler ve sadece tekdüze bir ayd?nl?ğa sahip yüzeyler olurdu. Yüce Rabbimiz, kullar?na lütfettiği bu nimeti, bir ayette şöyle bildirmiştir:

    Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanl?klar? ve ayd?nl?ğ? (nuru) k?lan Allah'ad?r... (Enam Suresi, 1)

    Bilyeler mi? Sahile Vuran Dalgalar m??
    Acaba bizim için dünyay?, daha doğrusu yaşad?ğ?m?z her yeri görünür k?lan ?ş?ğ?n özellikleri nelerdir?
    Bu soruya yan?t bulmak isteyen bilim adamlar?, y?llar süren araşt?rmalar yapm?ş olmalar?na karş?n, net bir sonuca ulaşamam?şlard?r.
    Iş?k konusunda tart?ş?lan temel nokta, ?ş?ğ?n foton adl? parçac?klar?n oluşturduğu bir katar şeklinde mi, yoksa dalgalar halinde mi yay?ld?ğ?d?r.
    Kaba bir benzetmeyle ?ş?k, bir yerden başka bir yere, bilyeler gibi mi, yoksa sahile vuran dalgalar gibi mi hareket etmektedir?
    Iş?k, bazen t?pk? havuza at?lan bir taş?n su yüzeyinde oluşturduğu dalgalanmalar gibi yay?lmakta, bazen de sanki maddi parçac?k özelliği taş?makta ve pencere cam?na vuran yağmur damlalar? gibi aral?kl? darbeler halinde gözlenebilmektedir. Bu ilginç durum sadece ?ş?k için değil, atomun temel parçac?klar?ndan biri olan elektron için de geçerlidir. Elektron da hem parça, hem de dalga özelliği gösterebilmektedir. Bu durum, bilim dünyas?nda büyük bir kargaşa yaratm?şt?r.
    Bu kargaşa, ünlü Kuramsal Fizik Profesörü Richard P. Feynman'?n sözleriyle şöyle çözülmüştür:

    “Elektronlar?n ve ?ş?ğ?n nas?l davrand?klar?n? art?k biliyoruz. Nas?l m? davran?yorlar? Parçac?k gibi davrand?klar?n? söylersem yanl?ş izlenime yol açm?ş olurum. Dalga gibi davran?rlar desem, yine ayn? şey. Onlar kendilerine özgü, benzeri olmayan bir şekilde hareket ederler. Teknik olarak buna "kuantum mekaniksel bir davran?ş biçimi" diyebiliriz. Bu, daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen bir davran?ş biçimidir... Bir atom, bir yay?n ucuna as?lm?ş, sallanan bir ağ?rl?k gibi davranmaz. Küçücük gezegenlerin yörüngeler üzerinde hareket ettikleri minyatür bir Güneş Sistemi gibi de davranmaz. Çekirdeği saran bir bulut veya sis tabakas?na da pek benzemez. Daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen bir şekilde davran?r. En az?ndan bir basitleştirme yapabiliriz: Elektronlar bir anlamda t?pk? fotonlar gibi davran?rlar; ikisi de "acayiptir", ama ayn? şekilde. Nas?l davrand?klar?n? alg?lamak bir hayli hayal gücü gerektirir; çünkü aç?klayacağ?m?z şey bildiğimiz her şeyden farkl?d?r.” (Richard Feynman, The Character of Physical Law, Türkçe bask?: Fizik Yasalar? Üzerine, TÜB?TAK Yay?nlar?, s. 149-150)

    Bilim adamlar?, elektronlar?n bu hareketini hiçbir şekilde aç?klayamad?klar? için, buna yeni bir isim takm?şlard?r: "Kuantum Mekaniksel Hareket".
    Bu noktada görülen mükemmelliği, yine Profesör Feynman, "… kendinize sürekli ‘Ama bu nas?l olabilir?’ diye sormay?n; çünkü çaban?z boşunad?r; şimdiye kadar hiç kimsenin kurtulamad?ğ? bir ç?kmaz sokağa girersiniz. Bunun neden böyle olabildiğini hiç kimse bilmiyor " sözleriyle dile getirmektedir. (Richard Feynman, The Character of Physical Law, Türkçe bask?: Fizik Yasalar? Üzerine, TÜB?TAK Yay?nlar?, s. 151)
    Ancak, Feynman'?n bahsettiği "ç?kmaz sokak", asl?nda ‘ç?kmaz’ değildir. Burada baz?lar?n?n bir türlü işin içinden ç?kamamalar?n?n sebebi, ortadaki aç?k delillere rağmen, bu olağanüstü sistemleri ve dengeleri, üstün bir Yarat?c?’n?n var ettiği gerçeğini kabul edememeleridir.
    Halbuki durum son derece aç?kt?r:
    Allah evreni yoktan var etmiş, kusursuz dengelere dayal? ve örneksiz olarak yaratm?şt?r. ?çinden bir türlü ç?kamad?klar?, kavrayamad?klar?, baz? bilim adamlar?n?n her f?rsatta "Ama bu nas?l olabilir?" diye kendi kendilerine sorduklar? sorunun cevab?; her şeyin Yarat?c?s?'n?n Allah olduğu ve her şeyin O’nun yaln?zca "OL" demesiyle var olduğu gerçeğinde yatmaktad?r.
    Allah bu kesin gerçeği bir Kuran ayetinde şöyle buyurur:

    Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) Yaratan'd?r. O, bir işin olmas?na karar verirse, ona yaln?zca "OL" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)

    Konu HakanBa tarafından (04.06.07 Saat 00:34 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  5. #5
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Alıntı nefis Nickli Üyeden Alıntı

    Kastamonu'da lise talebelerinden bir k?sm? yan?ma geldiler. "Bize Hâlik?m?z? tan?tt?r, muallimlerimiz Allah'tan bahsetmiyorlar" dediler.
    Bulise talebelerindenbiri de Abdullah Yeğin ağabeydir. (anektod)
    Konu HakanBa tarafından (04.06.07 Saat 00:34 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  6. #6
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Sindirimdeki mucizevî olaylar



    Yeryüzünü say?s?z nimetlerin sergilendiği bir sofra gibi yaratan ve hakîkî r?z?k verici olan Cenâb-? Hak, o nimetlerden istifade edecek olan hârika cihazlar? da bu insan bedenine yerleştirmiştir. O nimetlerle bu cihazlar aras?nda tam bir âhenk ve uyum sağlam?şt?r.
    Sindirim sistemini, onu yaratan Allah hesab?na incelediğimiz zaman hayretler içinde kal?r ve o intizam ve düzen karş?s?nda Sanatkâr?n?n ilim ve kudretine hayranl?k duyar?z.
    Sindirim ağ?zda başlar. Ağ?z boşluğunu üst damak, yanaklar ve dil, üst ve alt çene kemiklerinde bir inci gibi dizilen dişler teşkil eder.
    Dişlerin dizilişi bile muhteşem bir ilmin varl?ğ?ndan haber verir. Öğütücü dişler önde, öndeki kesici dişler arkada olsayd? istenilen maksat hâs?l olmazd?.

    Ağ?z boşluğunun arka k?sm?nda (uvula) denilen küçük dil yerleştirilmiştir.

    Bir veya bir buçuk santim uzunluğundaki küçük dil, yutma esnas?nda yukar? kalkarak burun boşluğunu kapat?r ve yenilen şeyin burun boşluğuna kaçmas?n? engeller.

    Emme esnas?nda da ağz?n arka taraf?n? kapatarak, içilen şeyin ağ?z boşluğunu doldurmas?n? sağlar ve nefes borusunu korumuş olur.

    Ne kadar hayret verici bir olay!

    Dişlerle parçalanan ve öğütülen besinler, kulak alt?, çene alt? ve dil alt? tükrük bezlerinden gelen salg?larla yumuşat?l?r ve içindeki enzimlerle k?smen sindirim başlam?ş olur.
    Ağz?n hemen arkas?nda, t?p dilinde (tosilla) denilen ve bademcik olarak bildiğimiz sağl? sollu iki adet savunma organ?m?z vard?r. Ağ?zdan vücuda girmeye çal?şan zararl? mikroplar?n imhas? bu iki nöbetçiye âittir.

    Dil ise, hem bütün besinlerin tatlar?n? anlamak, hem yenilen şeyleri lokmalar halinde mideye göndermek, hem de konuşmay? sağlamak gibi hârika vazifelerle görevlendirilmiştir. Kabaca anlatmaya çal?şt?ğ?m?z bu ağ?z yap?s?n?n muhteşem dizayn?ndan dolay?d?r ki,
    Bediüzzaman “Sen kendi vücudunu yapmaya kadir değilsin ve elin onu îcat etmekten kas?rd?r; başkalar? dahi o işten âciz ve kas?rd?rlar. ?stersen, tecrübe et bakal?m. Şecere-i kelimât denilen bir lisan? veya muhaberat ve ezvak santral? olan bir ağz? yap. Elbette yapamayacaks?n. Öyle ise, Allah’a şirk yapma!” der. (Mesnevî-i Nuriye, s. 155)

    ?râdemiz dahilinde tek yapt?ğ?m?z şey, yiyecekleri ağz?m?za koymak, çiğnemek ve yutmakt?r. Ondan sonra gerçekleşen bütün hârika olaylar, tamamen irâdemiz d?ş?nda gelişir. Ağza al?nan lokma, birkaç çiğnemeden sonra dil taraf?ndan g?rtlağa doğru itilir. Bu bölgeye ise, hem yemek borusu, hem de nefes borusu aç?l?r.
    Yutma esnas?nda küçük dil ve yumuşak damak burun boşluğunu, ayn? anda g?rtlakta bulunan ve epiglottis denilen ikinci bir yap? nefes borusunu kapat?r. Yutma işinden sonra bu organlar tekrar eski halini al?r.

    Yemek borusu, 2 cm. çap?nda ve 20-25 cm. uzunluğunda bir borudur. Yemek borusunun iç cidarlar?n? tamamen kaplayan salg? bezleri taraf?ndan devaml? salg?lanan mukoz bir s?v? sayesinde, yutulan yiyecekler kolayca mideye gider. Yemek borusundaki kaslar?n düzenli hareketleri bu kolayl?ğ?n ayr? bir sebebidir. Bizim bunlardan haberimiz bile olmaz. Al?nan tedbirlerle hayat?m?z devam eder gider.
    Midemiz ise bir fabrika gibi çal?şmaktad?r. Açl?k hissinin kaynağ? olmakla bizi r?z?k peşinde koşturur.
    Yediğimiz besinleri depolar ve salg?lar?yla onlar? parçalar. Çeşitli hareketleriyle onlar? mâcun haline getirir ve vücut taraf?ndan emilmek üzere ince bağ?rsaklara gönderir. Yemek yendikten 20 dakika sonra mide öz sular? sal?nmaya başlar.

    Midenin iç yüzeyini dolduran 1 veya 2 mikron büyüklüğündeki 40 milyon civar?ndaki salg? bezleri bu salg?y? yapar. Bu salg?lar besinleri eritecek çok kuvvetli asitleri içinde bar?nd?r?r. Gastrin hormonu, pepsin enzimi, hidroklorik asit ve mukus bulunur. Hele hidroklorik asit, çinko ve demir levhalar? eritebilecek güçtedir.

    Diğer bir k?s?m salg?lar da mideyi bu asitlerden koruyucu özelliktedir. O mideyi yaratan her şeyi planlam?ş ve zarar görmesini engellemiştir. Mukus denilen maddenin görevi mideyi asitlerden korumakt?r.

    Gastrin hormonu ise, besinleri sindirecek seviyede asit salg?land?ktan sonra devreye girer ve asit salg?lamas? otomatik olarak durur.

    T?pk? bir buzdolab?n?n ?s? seviyesine göre çal?ş?p durmas? gibi. Çok ince hesap ve ayarlamalarla cereyan eden bu kimyevî olaylar, bizim irademiz d?ş?nda gerçekleşir. Yiyecekler vas?tas?yla vücuda giren zararl? mikrobik canl?lar? öldürmede hidroklorikasit yan?nda pepsin enzimi de vazife görür. Al?nan bütün bu tedbirler, bizim üstümüzde kudretli bir irâdenin varl?ğ?n? ve tasarrufunu kör olana da gösterir.
    Nihayet on iki parmak bağ?rsağ?na ulaşan, pankreastan ve karaciğerin safra kesesinden gelen salg?larla iyice kar?şan mâcun halindeki besinler yedi metrelik ince bağ?rsağa geldikten sonra tümörler vas?tas?yla emilerek kana kar?ş?r.
    Moleküllerine kadar ayr?şan besin maddeleri ve vitaminler vücudun bütün hücrelerine kadar taksim edilir.

    Göze gidecek olanlar göze, kemiklere gidecek olanlar kemiklere, alyuvarlarla götürülür.

    En küçük bir kar?ş?kl?k olsa, göz göz olmaktan ç?kar, kemikler de özelliğini kaybederdi.

    ?srafa meydan verilmeden tamamen vücuda al?nan faydal? maddelerden artakalan art?k maddeler iki metrelik kal?n bağ?rsaklardan d?şar? at?l?r.
    Üzerinde ciltlerle kitaplar yaz?lan bu sindirim esnas?nda meydana gelen mûcizevî olaylar zinciri, nihayetsiz bir ilim ve kudret sahibi olan Yüce Yarat?c?y? bildirmekte ve tan?tt?rmaktad?r. Hayat ise, Onu tan?mak ve itaat etmekle anlam kazanmaktad?r.

    SAM? CEBEC? YEN? ASYA

    Konu HakanBa tarafından (04.06.07 Saat 00:35 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  7. #7
    Gayyur zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    133

    Standart

    ben burada t?p ilmini al?rken yapt?g?m c?kar?mlardan birini paylasmak istiyorum..kortizol denen bir madde var belki duymussunuzdur.. bu madde özellikle stres durumlar?nda artan ve gündelik salg?lama degisimi gosteren bir maddedir..yani sabah?n erken saatlerinde en fazla miktarda salg?lan?rken geceleri en az miktarda salg?lan?r...
    bu madde agr?lar? stresi bask?lar..hepimiz biliriz baz? agr?lar geceleri artar hastal?klar geceleri daha cok alevlenir vs...
    şimdi burada bak?yoruz ki Rabbi Rahim yeni bir gune baslarken bize gundelik s?k?nt?larla telaslarla bas edebilmemiz icin bu maddeyi max duzeyde salg?latt?r?yor...gun icinde ekstra streslerde ise daha da art?r?yor.. ama gece olup evimize cekildigimizde biraz muhasebe icin ve binler hikmet icin bu maddeyi azalt?yor..
    bunu ogrendigimde akl?ma ilk gelen "dertli dua" n?n ne kadar makbul oldugu ve gece ibadetinin ne kadar ehemmiyetli olduguydu...
    yani Rabbi Rahim dualar?m?z daha samimi olsun diye var olan dertleri geceleri bize biraz daha cok hat?rlat?yor ve o gecede O'na yonelmemizi bekliyor....
    sabah olunca ise yine bizi gune haz?rl?yor..direncimizi art?r?yor...
    ne kadar latif degil mi!!!
    yani Allah! dedirten de O, "buyur kulum" diyen de...
    selam & dua ile......
    Konu HakanBa tarafından (04.06.07 Saat 00:35 ) değiştirilmiştir.
    "kadere iman eden kederden emin olur!"

  8. #8
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Evet,sadece insan vücudundaki harika yarat?l?ş ile düzen bile tekve mükemmel bir yarat?c?n?n varl?ğ?n? ispat ediyor..Allah raz? olsun..
    Konu HakanBa tarafından (04.06.07 Saat 00:35 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  9. #9
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    B?TK?LER


    Bitkilerin kendi besinlerini kendilerinin üretebilmelerini ve diğer canl?lardan ayr?cal?kl? olmalar?n? sağlayan ise, hücrelerinde insan ve hayvan hücrelerinden farkl? olarak güneş enerjisini doğrudan kullanabilen yap?lar?n bulunmas?d?r. Bitki hücreleri bu yap?lar?n yard?m?yla, güneşten gelen enerjiyi, insanlar ve hayvanlar taraf?ndan besin yoluyla al?nacak enerjiye çevirirler ve formülü yap?lar?nda sakl? olan çok özel işlemlerle, besinlere bu enerjiyi depolarlar. Bu özel işlemlerin tümüne birden fotosentez denir.




    Resmi daha ayr?nt?l? görmek için üzerine t?klay?n?z...

    Bitki hücresinin içinde çok farkl? bölümler vard?r. Her bölüm farkl? kimyasal maddelerden oluşmuştur ve her biri farkl? bir görevi yerine getirmek için özel olarak tasarlanm?şt?r. Yanda şematik resmi görülen bitki hücresinin en önemli özelliği kuşkusuz ki diğer bütün canl? hücrelerinden farkl? olarak kendi besinini kendisinin üretebilmesidir.
    Bitkilerin fotosentez yapabilmeleri için gerekli olan mekanizma, daha doğru bir anlat?mla minyatür fabrika, bitkilerin yapraklar?nda bulunur. Gerekli olan mineralleri ve su gibi maddeleri taş?yacak son derece özel bir yap?ya sahip olan taş?ma sistemi de bitkinin gövdesinde ve köklerinde mevcuttur. Üreme sistemi ise her bitki türü için yine özel olarak tasarlanm?şt?r.

    Bütün bu mekanizmalar?n her birinin kendi içlerinde kompleks yap?lar? vard?r. Ve bu mekanizmalar birbirlerine bağl? olarak çal?ş?rlar. Biri olmadan diğerleri fonksiyonlar?n? yerine getiremezler. Örnek olarak sadece taş?ma sistemi olmayan bir bitkiyi ele alal?m. Böyle bir bitkinin fotosentez yapmas? imkans?zd?r. Çünkü fotosentez yapmas? için gerekli olan suyu taş?yacak kanallar? yoktur. Bitki besin üretmeyi başarm?ş olsa bile bunu gövdenin diğer bölümlerine taş?yamayacağ?ndan bir işe yaramayacak, bir süre sonra ölecektir.
    Bu örnekte olduğu gibi bir bitkide bulunan bütün sistemlerin kusursuz bir biçimde işlemesi zorunludur. Oluşacak aksakl?klar ya da mevcut yap?daki bir eksiklik bitkinin işlevlerini yerine getirememesine neden olacak, bu da bitkinin ölümüyle ve türünün yok olmas?yla sonuçlanacakt?r.

    Bu yap?lar detaya inilerek incelendiğinde, son derece kompleks ve kusursuz bir tasar?m?n ortaya ç?kt?ğ? görülecektir. Yeryüzündeki bitki çeşitliliği de göz önüne al?narak değerlendirildiğinde, bitkilerdeki bu olağanüstü yap?lar daha da dikkat çekici hale gelecektir.Yeryüzünde 500.000'den fazla bitki çeşidi bulunmaktad?r.
    ?şte bütün bu bitki türlerinin her biri kendi içinde özel tasar?mlara ve türlerine özgü sistemlere sahiptirler. Temel olarak hepsinde ayn? mükemmel sistemler bulunmakla beraber, üreme sistemleri, savunma mekanizmalar?, renk ve desen aç?s?ndan benzersiz bir çeşitlilik söz konusudur. Bu çeşitlilikte değişmeyen tek şey; bitkilerde kurulu olan genel düzenin işlemesi için bitkideki bütün parçalar?n (yaprak ve yapraktaki yap?lar, kökler, taş?ma sistemleri, kabuk, saplar) ve daha pek çok mekanizman?n bir anda ve eksiksiz bir biçimde var olmas? gerektiği gerçeğidir.

    Günümüzde bilimadamlar? böyle sistemler için "indirgenemez komplekslik" tan?m?n? kullanmaktad?rlar. Nas?l ki bir motor herhangi bir dişlisinin eksik olmas? durumunda çal?şamaz hale gelirse, ayn? şekilde bitkilerde de tek bir sistemin dahi eksik olmas? veya sistemin parçalar?n?n görevlerinden birini yerine getirmemesi de bu bitkinin ölümüne neden olur.

    ?ndirgenemez komplekslik özelliği, bitkinin bütün sistemlerinde mevcuttur. Ayn? anda bulunmas? gereken kompleks yap?lar ve bu inan?lmaz çeşitlilik "bitkilerdeki mükemmel sistemlerin nas?l ortaya ç?kt?ğ?" sorusunu akla getirmektedir.
    Konu HakanBa tarafından (04.06.07 Saat 00:35 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  10. #10
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Bu sorunun cevab?n? bulabilmek için yine sorular sorarak düşünelim. Bitkilerdeki mekanizmalardan en önemlisi ve en bilineni olan fotosentez işleminin ve ona bağl? olarak da taş?ma sistemlerinin nas?l ortaya ç?kt?ğ?n? düşünelim.


    Yaprakta bulunan klorofilin içinde yakalanan güneş enerjisi, havadaki karbondioksiti ve bitkideki suyu çeşitli işlemlerden geçirerek glikoza (besin) ve oksijene dönüştürmekte kullan?l?r. Bu karmaş?k işlemlerin gerçekleştirildiği yer büyük bir fabrika değil, yanda resmi görülen yaprakta bulunan ve boyutu milimetrnin binde biri gibi ölçülerle ifade edilen özel yap?lard?r.
    Her an her yerde gördüğümüz ağaçlar, çiçekler besin üretebilmek için, fotosentez gibi hala baz? noktalar? çözülememiş bir olay? gerçekleştirebilecek kadar mükemmel sistemleri bünyelerinde kendileri oluşturmuş olabilirler mi? Havadaki gazlar?n içinden karbondioksiti (CO2), besin yaparken kullanmak üzere bitkiler mi seçmiştir? Kullanacaklar? CO2 miktar?n? kendileri mi belirlemiştir? Fotosentez için ihtiyaç duyduklar? maddeleri topraktan alabilmeleri için gerekli kök sistemini oluşturan mekanizmay? bitkiler tasarlam?ş olabilirler mi? Besin taş?mada ayr?, su taş?mada ayr? özellikte borular olacak şekilde bir taş?ma sistemini bitkiler mi meydana getirmişlerdir?

    Bu sorular? çoğaltabiliriz. Ancak her sorunun cevab? ayn? noktaya varacakt?r. Bitkilerdeki her ayr?nt?da ayr? bir tasar?m vard?r. Yukar?da bitkilere dair sayd?ğ?m?z tüm özellikler ak?l, bilgi, ölçme ve değerlendirme gibi kavramlar gerektirdiğinden bitkiler bu say?lanlar?n hiçbirini kendileri yapamazlar. Dahas?, bitkiler böyle bir bilince de sahip değildirler.

    Bitkilerin nas?l ortaya ç?kt?ğ? sorusuna cevap arayan evrim teorisi savunucular? her zamanki gibi tek çareleri olan "tesadüfler"e başvurmuşlard?r. Tesadüflerle meydana geldiğini öne sürdükleri bir bitki türünden, yine tesadüflerle zaman içinde say?s?z çeşitlilikte bitkinin ortaya ç?kt?ğ?n?, her türün kendine özgü olan koku, tat, renk gibi özelliklerinin de yine bu tesadüfler sonucu ortaya ç?kt?klar?n? iddia etmişlerdir. Bu iddialar?na da hiçbir bilimsel kan?t getirememişlerdir. Bir yosunun nas?l olup da bir çileğe ya da bir kavak ağac?na veya bir gül ağac?na dönüştüğünü evrimciler, tesadüflerin oluşturduğu şartlar?n bunlar? farkl?laşt?rmas? şeklinde aç?klarlar. Oysa bir bitkinin tek bir hücresi dahi incelendiğinde, zaman içinde küçük değişikliklerle meydana gelemeyecek kadar kompleks bir sistemin olduğu görülecektir. ?şte bitkilerdeki bu kompleks sistem ve mekanizmalar evrimci mant?kla ortaya at?lan tesadüf senaryolar?n? daha en baş?ndan kesin bir biçimde çökertmektedir. Bu durumda ortaya tek bir sonuç ç?kar.

    Bitkilerdeki her yap? özel olarak planlanm?şt?r, tasarlanm?şt?r. Bu da bize bu kusursuz plan? yapan üstün bir Akl?n olduğunu gösterir. ?şte bu üstün akl?n sahibi Alemlerin Rabbi olan Allah, kusursuz yarat?ş?n?n delillerini insanlara göstermektedir. Allah canl?lar üzerindeki hakimiyetini ve benzersiz yarat?ş?n? bir ayette şöyle bildirmektedir:

    "Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin Yaratand?r... ?şte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka ilah yoktur.Her şeyin Yarat?c?s?dr,öyleyse O'na kulluk edin.o, her şeyin üstünde bir vekildir.(Enam Suresi, 101-102)

    Konu HakanBa tarafından (04.06.07 Saat 00:36 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Unutuyoruz Rabbimizi…
    By *SAHRA* in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.09.14, 09:54
  2. Derslerden Aldıgım Kısa Notlar...
    By zisangul in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 25
    Son Mesaj: 29.11.08, 00:10
  3. Hulusi Abi'den Derslerden Tefeyyüz İçin Tavsiyeler
    By nurçi38 in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 21.06.08, 23:51
  4. Rabbimizi İyi Anlamak
    By Koza in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 08.11.07, 08:54
  5. Rabbimizi Tarif Eden Muarrif: Hz. Muhammed(asm)
    By Meyvenin Zeyli in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 16.04.07, 15:50

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0