+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6

Konu: 21.Sözün 1. Vechini Açıklayabilir misiniz?

  1. #1
    Dost pırlanta - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Mesajlar
    15

    Question 21.Sözün 1. Vechini Açıklayabilir misiniz?

    21.sözün 1.vecihi rica etsem bana açıklarmısınız

  2. #2
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    55
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    "Birinci Vecih-Birinci Yara
    "Şeytan, evvelâ şüpheyi kalbe atar. Eğer kalp kabul etmezse, şüpheden şetm'e döner. Hayale karşı şetme benzer bâzı pis hâtıraları ve münâfi-i edeb çirkin halleri tasvir eder. Kalbe 'Eyvah!' dedirtir; ye'se düşürtür. Vesveseli adam zanneder ki, kalbi Rabbine karşı sû-i edebde bulunuyor. Müthiş bir halecan ve heyecan hisseder. Bundan kurtulmak için huzurdan kaçar, gaflete dalmak ister."

    Varlık alemine gelen her insan çetin bir imtihanla yüzleşmek üzere ruhen ve bedenen hazırlanır. Bu hal aslında hayatın değişik safhalarında farklı şekillerde işleyen bir seçme kanununun parçasıdır. Mesela, bir insan bedenine dönüşmek meyli ile binlerce hücre yola çıkar. Bunlar çeşitli sağlamlık imtihanlarından geçirilirler. Enzimlerin, mekanik etkilerin oluşturduğu çeşitli zorlukları atlayabilen hücrelerden yalnızca biri ya da birkaçı insan olabilmeye namzet konuma gelir. Bu, hayattaki tekamül sırrının ve bu sır işlerken ortaya çıkan seçiciliğin bir tezahürü olmalıdır.
    Aynı şey ebede namzet olan ve bu amaçla dünya hayatını bir imtihan şeklinde yaşayan insanlarda da gözlenir. Varlık aleminin, maddi boyutun önüne koyduğu zorlayıcı şartlar içinde hem kabiliyetleri gelişen hem de zorluklara dayanma gücü artan ve aynı zamanda ebedi bir hayata layık olduğunu ortaya koyabilme imtihanı ile yüz yüze olan insan, bu konumu gereği sürekli nefis ve şeytan gibi maddi boyutun dışındaki varlıkların tasallutu altındadır. Bu, insanın asıl yaratılış gayesi doğrultusunda gelişimi ve sürekli teyakkuzu için Rabb-ı Kerim'in rahmeti ve şefkati ile birlikte düşünüldüğünde latif bir cilveleşme ve kul ve Halık arasında incelikli bir haberleşmedir. Halık-ı Kerim kulun sağlamlığı noktasında latif bir muamele ile onu imtihan ederken, kul da bu muamele içinde acziyetini anlayıp, Rabb'ine sığınması gerektiğinin farkına varacak ve varlığın aslını teşkil eden Yaratan ve yaratılan arası muhabbet hali pekişecektir.

    Bu hal, küçük bir çocuğun ilgisini çekmek ve onunla diyalog kurmak isteyen bir yetişkinin şaka mahiyetinde çocuğu korkutmasına benzer. Maksat sıkıntı vermek değil, iletişim kurmaktır. Problem çocuğun bu durumu algılamayıp aşırı bir korkuya kapılması halinde yaşanır. O durumda, kendini korkusuz, çaresiz ve yalnız hissetmekle bunalımlar anaforu oluşur ve baştaki maksadın çok uzağında ve zıddı denebilecek bir hal ortaya çıkar.

    Hayatımızda, nefis ve şeytan gibi unsurlar özünde, yukarıdaki ifadelerin toplamından ortaya çıkan bir anlam taşırlar. Ancak bu konumları bilinmediğinde ve kul Rabb'i ile bağlantısını kopmuş algılayıp bunlar karşısında benliğini yalnız ve çaresiz algıladığında, hele de kendini Halık'ına karşı kusurlu zannedip ondan kaçmaya yeltendiğinde bunalımlar ve çözümsüzlükler bir örümcek ağı gibi iç alemini sarmaya başlayacaktır. Yaşanan her halde Alemlerin Rabbi'ne sığınmaktan O'ndan yardım talep etmekten başka hiçbir çare yoktur ve aramak abesle iştigaldir. O halde, O'na karşı kusur işlenmişse bile yine sığınılacak, af dilenecek ve tövbe ile yönelinecek olan O'dur.

    Kulu bu noktada imtihan için musallat edilmiş olan şeytan Halık-ı Kerim hakkında bir şüpheyi kalbe atar. İmanı zayıf ve hemen etki altında kalabilecek kul, bu noktada yenilip şüpheyi aleminde kesinleştirmekle daha bu noktada imtihanı kaybeder. Kalbin şüpheyi kabul etmemesi durumunda ikinci taktik, küfür tarzı ve edep dışı sözleri fısıldamak ve kalbine şüpheyi almayan kulun iman hassasiyeti ile onu telaşa düşürüp, bu noktadan avlamaya çalışmaktır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, şeytanın sizi iman noktasındaki hassasiyetinizle avlamak istiyor olduğudur. Bu amaçla size ait olmayan ve Kadir-i Küll'i Şey'e karşı büyük bir edepsizlik anlamına gelecek sözleri fısıldayarak bu sözlerin size ait olduğunu hissetmenizi hedefler. Bu sözleri benimseyip, kendinize ait kabul edip, kalbinizden "Eyvah!" dediğiniz anda şeytan sizi ağına düşürmüştür. Sizin hassas olduğunuz noktada sizden kaynaklanmayan bir söz ya da düşünceyi size mal ederek ümitsizliğe kapılmanız için attığı ilk adımda başarılı olmuştur. Bu başarı aynı yoldaki adımların devamına yol açacak sıkıntılarınızı, heyecanlarınızı artırmak için sürekli bu tarz şeyleri ve dozu artar tarzda fısıldamaya devam edecektir. Bu fısıltılar zaman zaman zihinde ve hayalde edep dışı manzaralara dönüşecektir.

    Bunu takip eden safha anlamsız ve gereksiz yere sahiplendiğiniz bu edep dışı sözlerden ve manzaralardan dolayı kendinizden utanmanız, hatta nefret etmenizdir. Bu yanlışlar üzerine kurulmuş ilişkiler ağını insanların en ilkel ve refleks tarzında bir sosyal davranışı olan kaçış izler. Kişi kendinden ve Halık'ından kaçmak ister. Ancak kaçış için, sığınmak için başka hiçbir yer de yoktur. Bu durumda akla gelen çözüm yolu intihardır. Bu ise çözüm yolunda değil, çözümsüzlük yolunda atılmış en büyük adım olacaktır. Çünkü ebedi bir hayatın mahvı yönünde atılmış bir adımdır. Düşünmemek, kaçmak, gaflete dalmak, unutmak… bunların hepsi yaşadığı olaylarla yüzleşme cesareti olmayan zayıf kişilik yapılarının çözümden çok çözümsüzlük, bunalım ve kargaşa üreten arayışlarıdır. Hele Alemlerin Rabbi'nden kaçmayı istemek, bunun mümkün olabileceğini düşünmek, ancak yaşanan olayın şokundan kaynaklanan şaşkınlıkla izah edilebilir. Bu noktada bir Kızılderili atasözü olan şu cümle hep aklımıza gelmelidir: "Bir sınavın üstesinden gelmenin tek yolu, onunla yüz yüze gelmektir. Bu kaçınılmazdır. (Yaşlı Kişi Soylu Kara Kuğu)" Bu bunalımlar ve çözümsüzlükler girdabının ana nedeni durup anlamak ve soğukkanlı, mantıklı çözümler üretmek yerine şuursuzca kaçmak, "biri kovalıyor mu?" diye geriye bakmadan, biri yoksa bile hep kaçmaktır. Üstelik büyük bir suçluluk duygusu ile kaçmaktır. Bu duygu ise kendine ait olmayan bir suçu kendi işlemiş gibi algılamaktan ve gereksiz bir vehimden kaynaklanmaktadır.

    Aslında kişi bu düştüğü durumun, şeytan tarafından şeytanca hazırlanmış bir tuzak olduğunu bilse ve içinde bulunduğu durumun gerçek görüntüsünü algılar konuma gelse, muhtemelen kendi haline gülecektir. Karanlıkta hafif bir kıpırtı ya da bir hışırtı algılayıp bununla birilerini ürküttüğünü anlayıp kaçmaya başlayan ve sürekli kaçan, ancak yorgunluktan bitkin düşünce geriye baktığında hiç kimsenin kendini kovalamadığını, kendi gölgesinden kaçtığını fark eden insanın düştüğü komik duruma benzer.
    Kaçış her zaman Rabb-ı Rahim'e olmalı, O'ndan olmamalıdır. O'nun mülkünün dışına çıkabilmek, O'nun görmediği bir yere gidebilmek mümkün olmadığına göre, O'na sığınmalı, O'ndan yardım istemeli, tövbe ve istiğfar ile O'na yönelmelidir. Şeytandan kaçıp Rahim-i Mutlak'a sığınılmalıdır.(Hakan Yalman)

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  3. #3
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    55
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    "Bu yaranın merhemi budur:
    "Bak, ey biçare vesveseli adam! Telaş etme. Çünkü, senin hatırına gelen, şetm değil, belki tahayyüldür. Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi, tahayyül-ü şetm dahi, şetm değildir. Zira mantıkça, tahayyül hüküm değildir. Şetm ise hükümdür."

    Hayal alemi büyük oranda insanın kontrolü dışında işler. İçinde bulunulan ortam, nağmeler, kokular ve çevredeki manzaralar gibi dış faktörlerden etkilenmekle birlikte, kontrol alanımıza giren ve iradi olarak şekillendirebildiğimiz bir alem değildir. Beynin çağrışımları çok hızlıdır ve zaman zaman çok ilgisiz bağlantılar kurabilir. Bu anlamda şuur altı, çok farklı algıların, çağrışımların zeminidir ve en hızlı işleyen alan da hayaller alanıdır. Bir kelime, hafif bir koku, kısa bir melodi sizi hayal aleminde çok uzaklara, yıllarca öncesine götürebilir.

    Bazı zamanlarda, bu çağrışımlarda istenmeyen, rahatsızlık veren ve normal şartlarda kişinin aleminde istemediği düşünceler, duygular, çirkin manzaralar veya kötü sözler hayale gelebilir. Bu durumda kişileri sıkıntıya sokacak en önemli şey, hayalinde böyle şeyler olmasının kendi iç aleminin bozulmuşluğundan ve ruhen, manen kötü bir noktaya gelmiş olmasından kaynaklandığına inanmasıdır. Oysa, bu çirkinlikler hayal aleminde ve kendi tasarrufu dışında kalan bir alanda cereyan etmektedir. Beşeri hukuk sistemlerinden hiç birinde düşünce safhasında ya da hayal aleminde suç kabul edilebilecek bir uygulamadan dolayı ceza verilmez ve suç isnat edilmez. Böyle bir durumda kişi kendisini çok acımasızca yargılamakta, belki de iç aleminde cereyan eden her şeyi sahiplenmekten kaynaklanan bir tavır ile benliğine insafsız suçlamalarda bulunmaktadır.

    Özellikle, maneviyata taalluk eden meselelerde bu tavır daha da katılaşmakta, hayal aleminde cereyan edenlerden dolayı kişi kendini insanlıktan çıkmış, alçalmış ve tefessüh etmiş bir halde algılayabilmektedir. Kontrolü altında olmayan bu alanda, hiç aklına gelmeyecek ve hayatta kabul edemeyeceği düşünceler ve hayaller de gözlenebilir.
    Mesela, Halık-ı Kâinat ve Zat-ı Zü'l-Celal hakkında çok edepsizce düşünceler ve ağza alınmayacak sözler hayal edilebilir. Kişi eşinin, anne ve babasının ya da kardeşleri gibi sevdiklerinin ölmesini arzu ediyormuş gibi ya da onlara yönelik kötü sözler sarf ettiği manzaraları hayal aleminde bulundurabilir. Bu noktada yapılacak en büyük yanlış, suçluluk duygusuna kapılmaktır. Size ait olmayan bir yanlışı ve suçu sahiplenmek benliğinize ve nefsinize büyük bir zulümdür. Oturup özellikle bu manzaraları hayal etmek gibi bir gayret içine girmeden, bile bile çirkin manzaraları ya da çirkinliği çağrıştıracak halleri seyretmeden, iradeniz dışında aleminizde oluşan hiçbir halden mesul olmazsınız. Çünkü hayaller, hükmün verildiği, kişilerin suçlandığı gerçeklik alanının dışındadır. Hayaller, maddi gerçeklik alanıyla kıyaslandıklarında yalnızca görüntü hükmündedirler. Evinizdeki televizyonda işlenen bir cinayet manzarası ne kadar sizin hanenizde cinayet işlendiği anlamına gelirse, hayalinizdeki bir kötü görüntü ve ses de o kadar sizin işlediğiniz bir suç anlamına gelir. İlk olaydan dolayı bir evin sahibini suçlamak ne kadar komik ve saçma ise ikinci olaydan dolayı kendinizi suçlamanız ve endişeye kapılmanız da o kadar komiktir.

    Hukuk kuralları çerçevesinde ele alındığında da bir fiil sadece düşünce boyutunda ise, suç olarak kabul edilemez ve bundan dolayı kişiler yargılanamaz. Yani maddi aleme çıkmamış ve fiili olarak uygulanmamış bir şey suç kabul edilmez ve bu nedenle insanlar yargılanamazlar. Aksi taktirde "İçimden seni boğmak geliyor!" gibi bir cümle ile cinayetten yargılanabilirdiniz.

    Yaşanan duygu ve düşüncelerle de bağlantılı olarak hayal aleminde çok değişik ve bazen açığa çıksa kişiyi utandıracak manzaralar yer alabilir. Ancak, maddi ve manevi olarak bu halden ferdin hiçbir sorumluluğu yoktur. Eğer bu durumdan suçluluk duyuyorsa, evindeki televizyonda suç içerecek görüntüden suçluluk duyan şahsın durumundan farkı olmadığını bilmelidir. Evet, ev onundur ancak, televizyondaki görüntülerin şekillenmesinde tasarruf sahibi değildir. Üstelik bunlar sadece görüntüdür. Hayal şeklinde sadece görüntüden ibaret halleri gereksiz yere sahiplenen ve bu nedenle suçluluk duygusu içine giren ruhları şeytanlar ve şeytan ruhlular çok işletirler. Bu zaaflarını kendi istekleri doğrultusunda kullanabilirler.
    Güzel görmek ve güzel düşünmek ve bu şekilde hayatından lezzet almak için güzel manzaralar seyretmek, güzel ortamlarda bulunmak, güzel insanlarla birlikte olmak kişinin iradesi ile olacaktır. Ancak, bütün bunlara rağmen, istek dışı kötü manzaralar ve sözlerin hayal aleminde oluşması tamamıyla engellenemez. Üstelik direk engellemeye çalışmak daha da artmasına neden olur. Bu türden ortamlarda sıklıkla bulunmanın fıtri sonucu olarak sükunet ve güzelliklerle dolu bir hayal alemi gelişecektir. Sizi rahatsız eden manzaralar ve çirkin sözlerle telaşa kapılmak yerine, bunların sizden kaynaklanmadığının rahatlığını yaşamak, en iyi kurtuluş yoludur. İçinizden geçenlerin ne kadar kötü olabileceğinde Kadir-i Külli'şey bir sınırlama koymamıştır. Hayallerde müspet ve menfi anlamda sınır yoktur. Hiç beklemediğiniz bir hal ile hayal aleminde karşılaştığınızda, "bu benim hayal dünyama nasıl girmiş, ben böyle bir duruma nasıl düştüm!" gibi bir telaşın yersizliğini anladıktan sonra, hayal aleminizin her şeye açık olduğunu bildikten sonra yapılacak şey, bu menfilikleri uygulamaya koymamak ve yine Rahim-i Mutlak'a dayanarak rahat olmaktır. Her şeyin O'ndan geldiğini bilip, O'nun ile bağlantılı anlamı nazara alındığında her şeyin güzel olduğunu hiç unutmamak zıtların iç içeliğinden anlam üretilen varlık aleminde hep güzele ve güzelliğe muhatap olabilmenin tek yoludur.(Hakan Yalman)

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  4. #4
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    55
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    “Hem bununla beraber, o çirkin sözler, senin kalbin sözleri değil. Çünkü, senin kalbin, ondan müteessir ve müteessiftir. Belki, kalbe yakın olan lümme-i şeytânîden geliyor. Vesvesenin zararı, tevehhüm-ü zarardır; yani onu zararlı tevehhüm etmekle, kalben mutazarrır olmaktır. Çünkü, hükümsüz bir tahayyülü hakikat tevehhüm eder. Hem şeytanın işini kendi kalbine mal eder; onun sözünü, ondan zanneder. Zarar anlar, zarara düşer. Zâten şeytanın da istediği odur.”

    İnsanın yaratılışında, imtihan gereği duygu ve düşüncelerine sınır konmamış olduğu anlaşılmaktadır. İyilikte ve kötülükte sonu gelmeyen meyiller, arzular, duygular ve hayallerle donatılmış bu haliyle insanlık mertebeleri her iki yönde de sınırsız hale getirilirken, iyilik ve kötülük yolunda önü açılmıştır. Bu şekilde ruh boyutunda elde ettiği mertebelerle ya Rabb-ı Kerim’in daha has bir muhatabı olacak ya da dünya hayatının sundukları ile sınırlı ve o boyutta alacağı hazlara münhasır bir konum alacaktır. İşte bu mertebeler içinde iniş ve çıkışın yolu, çetin bir imtihana muhatap olduktan sonra, ruhundaki güzellikleri ortaya çıkarabilmek ve içindeki kötülüklerden arınabilmektir. Bu kötülüklerden arınmışlık hali insanın iç aleminde kötülük adına hiçbir şey bulundurmaması değil, çeşitli şekilde onu kötülüğe sevk edecek iç alemindeki seslere kulak vermemesi ya da bu seslere kendine aitmiş gibi sahiplenmemesidir.

    Kalp kavramı ile ilgili olarak yapılan araştırmalarda duyguların, sevgilerin, vicdani özelliklerin merkezi konumunda olduğu düşünülen beynin sağ lobunun bu kavramın karşıladığı fonksiyonları daha çok üstlendiği anlaşılmaktadır. Ancak insanlığın geneli tarafından bütün bu fonksiyonlarla bağlantılı algılanan ve esasen vücudun hayat suyu olan kanı sürekli pompalamakla görevli adı da kalp olan organın bu işlerin tamamen dışında olmaması beklenebilir. Üstelik, şu an sağ atrium (kulakçık) üzerindeki bir bölgenin varlık nedeni henüz tıp bilimi tarafından keşfedilememiştir. Ancak, ruhumuzda hissettiklerimizden anlayabildiğimiz kadarı ile insanın manevi kulağına kötülükleri fısıldayan şeytanın yayınlarının alıcısı—lümme-i şeytaniye—ile ilahi emirlerin alıcısı—vicdan—birbirlerine çok yakındır. Bunların konumu hem manevi anlamda kalpte ve ruha olan yayınlarında yakındır, hem de maddi kalple tamamen irtibatsız olmadıkları günlük yaşantıdaki durumlardan anlaşılmaktadır. “Elini vicdanına koy!” hitabı sonrası genel tavır çoğunlukla elin maddi kalbin lokalizasyonuna götürülmesidir. Yürek yanmasının, vicdan sızlamasının bu bölgede hissedilmesi; huzursuzluk, heyecan ve sıkıntı gibi anlarda çarpıntının burada olması maddi kalbin ve manevi kalbin tamamen irtibatsız olmadığını düşündürmektedir. Bu durum İlahi kelamın, “O ki, insanların göğüslerine kötü düşünceler fısıldar” manasındaki işareti ile de uyuşmaktadır.

    Bütün bunlardan ortaya çıkan sonuç, şeytanın fısıltı yerinin vicdanın sesinin ruha ulaştığı yerler olan maddi ve manevi kalbe yakın oluşudur. Bu da kulun dünya imtihanının en çetrefilli noktalarından biridir. İlahi kelamın ruha ulaşma mahalli olan vicdanın kalpte, şeytanın fısıltılarının ruha ulaştığı lümme-i şeytaniyenin ise kalbe yakın olduğunu söyleyebiliriz. İşte, imtihan gereği müsaade edilen bu yakınlık şeytan tarafından kendi lehine bir avantaj olarak kullanılmaktadır. Kendi fısıltılarını sanki kalbe aitmiş gibi hissettirmekte ve bu şekilde insanları tuzağına düşürmeye çalışmaktadır. Kalp ayine-i Samed olduğu için, yani Rabb-ı Zül’celal ve O’ndan gelenlerin dışında hiçbir şeye razı olmadığı için bu fısıltılar onu rahatsız edecektir. Kişinin duyduğu sıkıntılar, kendini suçlamaları bu rahatsızlıktan kaynaklanmaktadır. Bu durumda yapılacak şey; şeytanın oyununa gelmemek ve onun sinsice ve kalbe yakın bir noktadan fısıldadığı rahatsızlık vermesi ile kalbe ait olmadığı anlaşılan şeyleri kendi kalbinden kaynaklanıyor zannederek gereksiz sıkıntıya girmemektir. Bu imtihanın kazanılmasında en önemli basamak, oyuna gelmemektir. Yani şeytanın sinsice hazırladığı plan çerçevesinde kalbe mal ederek kişiyi bitmişlik, mahvolmuşlık psikolojisi içine sokmaya çalışan oyununu başlangıç safhasında bozmaktır. Bunun yolu ise kalbin malı olmayanları iyi tanıyıp, şeytanın fısıltılarının kalbin yakınlarından geldiğini bilerek içten gelen her sesi kalbin sesi kabul etmemektir.

    Her hangi bir zamanda herhangi bir durumda içinizden gelen bir sesle ilgili şu kriterleri ele almalısınız: Bu sesi rahatlıkla benimseyebiliyor ve “beni ifade ediyor” diyebiliyor musunuz? Bu benim kalbimin sesi olmalı diyebiliyor musunuz? Bütün bunları ifade ederken vicdanınız rahat mı? Bütün bu sorulara “evet” cevabını gönül rahatlığı ile verebiliyorsanız, bu sesi kalbinizin sesi olarak kabul edebilirsiniz. Gelen ses sizi rahatsız ediyorsa, uykularınızı kaçırıyorsa, çarpıntılarınızı artırıyorsa, sinirlerinizi bozuyorsa, bu ifadelerde kendinizi bulamıyor ve bu sesin içinizde olmasından dolayı kalben ve vicdanen sıkıntı duyuyorsanız bu ses size ve kalbinize ait değildir, kesinlikle sahiplenmeyin! Bu yüzden suçluluk duygusuna kapılıp şeytana maskara olmayın. Bütün plan bu sonuç için şeytanca planlanmıştır ve sizin telaşınız, suçluluk duygusuna kapılmanız şeytana büyük bir zevk yaşatacak ve planının başarıya ulaşmasından dolayı büyük bir mutluluk duygusu içine sokacaktır. Siz ise hiç alakanız olmayan, size ait olmayan bir olaydan dolayı büyük bir suçluluk içinde, sağlığı bozulmuş bir vaziyette, hatta intihara yeltenen komiklikte halinizle onun neşesini artırmaktan, sizi şeytandan muhafaza için büyük tahşidat yapan Rabb-ı Kerim’in rahmet-i binihayesini incitmekten başka hiç bir sonuç elde edememiş olacaksınız. Oysa, sadece pasif kalmakla, olayın tam da kalbinizden geldiğini zannnettiğiniz sesi sahiplenmek için üzerine atlamamakla siz şeytanı maskara konumuna düşürebilirsiniz. Bu durumda asıl zarar, zararlı bir şey yaptığını ya da büyük bir suç işlediğini zannetmektir. Bu zanla başlayan olaylar zinciri zamanla içinden çıkılmaz duygular anaforunu ve karma karışık olaylar yumağını doğurur. Oysa daha baştan içten gelen çirkin sesleri, kötü manzaraları, edepsizce sözleri yanlış bir algı ile kalpten zannederek kalbe sokmasanız, bu anafora hiç yanaşmamış olacaksınız. Bu durum, her an sizin yanınızda, sizi çok seven ve sıkıntıya sokmak istemeyen, sizi cennete ve cemalini seyre namzet kılıp bu yolda kabiliyetlerinizin inkişafı için bu türden musibetlerin size tasallutuna kutsi ve latif bir tebessümle göz yuman Kadir-i Zülcemal’i daha memnun edecektir. Bu halde planı işlemeyen şeytan kahrolacak, oyununa gelenler ne kadar az olursa o kadar perişan olacaktır.
    Şeytanın hile ve vesveselerinden Rahman ve Rahim olan Zat-ı Kerim’e sığınalım, O’nun her şeyi kuşatan gücüne dayanalım.(Hakan Yalman)

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  5. #5
    Gayyur saidler - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Mesajlar
    101

    Standart

    Birinci Vecih - Birinci Yara:Şeytan evvelâ şübheyi kalbe atar.

    Eğer kalb kabul etmezse, şübheden şetme döner.

    Hayale karşı şetme benzer bazı pis hatıraları ve münafî-i edeb çirkin halleri tasvir eder.


    Kalbe "Eyvah" dedirtir. Ye'se düşürtür.

    Vesveseli adam zanneder ki kalbi, Rabbine karşı sû'-i edebde bulunuyor.

    Müdhiş bir halecan ve heyecan hisseder.

    Bundan kurtulmak için huzurdan kaçar,

    gaflete dalmak ister.

    Bu yaranın merhemi budur:


    Bak ey bîçare vesveseli adam!

    Telaş etme.

    Çünki senin hatırına gelen şetm değil, belki tahayyüldür.

    Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi;

    tahayyül-ü şetm dahi, şetm değildir.

    Zira mantıkça tahayyül,

    hüküm değildir.

    Şetm ise, hükümdür.

    Hem bununla beraber o çirkin sözler,

    senin kalbinin sözleri değil.

    Çünki senin kalbin ondan müteessir ve müteessiftir.

    Belki kalbe yakın olan lümme-i şeytanîden geliyor.

    Vesvesenin zararı, tevehhüm-ü zarardır.

    Yani onu zararlı tevehhüm etmekle,

    kalben mutazarrır olmaktır.

    Çünki hükümsüz bir tahayyülü hakikat tevehhüm eder.

    Hem şeytanın işini kendi kalbine mal eder.

    Onun sözünü, ondan zanneder.

    Zarar anlar, zarara düşer.

    Zâten şeytanın da istediği odur.

    (Sözler - 275)






    şetim : Küfredilmiş sövülmüş kimse. * Kerih ve kabih olan, çirkin.

    münafî-i edeb : edeb dışı

    Ye's : ümitsizlik

    sû'-i edeb : kötü ahlak

    halecan : Titreme. Kalb çarpıntısı. Heyecan.

    tahayyül : Hayale getirmek. Hayalde canlandırmak. Fikir kurmak.

    merhem : ilaç

    biçare : çaresiz

  6. #6
    Vefakar Üye .zemzemi. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    Berzahistan
    Mesajlar
    405
    Allah (c.c) hep 12'den vurur.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. 1.Sözün İçinden.
    By muhammedtaha in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 30.01.09, 00:17
  2. Sekizinci Sözü Detaylı Olarak Açıklayabilir misiniz?
    By EmineGündüz in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03.05.08, 21:29
  3. Yedinci Sözü Açıklayabilir misiniz?
    By EmineGündüz in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 26.04.08, 08:05
  4. Sözün özü...
    By edep in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 15.09.07, 14:18
  5. Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 27.07.07, 09:03

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0