+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 10

Konu: Melekât-ı Akliye ve İstidadat-ı Kalbiye

  1. #1
    Gayyur katrenur21 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    76

    Standart Melekât-ı Akliye ve İstidadat-ı Kalbiye

    Altıncı Sualiniz: Sinn-i kemal itibar olunan kırk yaşında nübüvvetin gelmesi ve ömr-ü saadetlerinin altmışüç olmasındaki hikmet nedir?

    Elcevap: Hikmetleri çoktur. Birisi şudur ki: Nübüvvet, gayet ağır ve büyük bir mükellefiyettir. Melekât-ı akliye ve istidadat-ı kalbiyenin inkişafı ve tekemmülü ile o ağır mükellefiyet tahammül edilir. O tekemmülün zamanı ise kırk yaşıdır. Hem hevesat-ı nefsaniyenin heyecanlı zamanı ve hararet-i gariziyenin galeyanlı hengâmı ve ihtirasat-ı dünyeviyenin feveranlı vakti olan gençlik ve şebabiyet ise, sırf İlâhî ve uhrevî ve kudsî olan vezaif-i nübüvvete muvafık düşmüyor. Kırktan evvel ne kadar ciddî ve hâlis bir adam olsa da, şöhretperestlerin hatırlarına belki dünyanın şan ü şerefi için çalışır vehmi gelir. Onların ittihamından çabuk kurtulamaz. Fakat kırktan sonra, mâdem kabir tarafına nüzul başlıyor ve dünyadan ziyade âhiret ona görünüyor. Harekât ve a'mal-i uhreviyesinde çabuk o ittihamdan kurtulur ve muvaffak olur. İnsanlar da sû'-i zandan kurtulur, halâs olur.


    Amma ömr-ü saadetinin altmışüç olması ise, çok hikmetlerinden birisi şudur ki: Şer'an ehl-i îman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ı gayet derecede sevmek ve hürmet etmek ve hiçbir şey'inden nefret etmemek ve her halini güzel görmekle mükellef olduğundan; altmıştan sonraki meşakkatli ve musibetli olan ihtiyarlık zamanında, Habib-i Ekremini bırakmıyor; belki imam olduğu ümmetin ömr-ü galibi olan altmışüçte mele-i a'lâya gönderiyor, yanına alıyor; her cihette imam olduğunu gösteriyor.(23.mektub)

    Melekât-ı akliye ve istidadat-ı kalbiyenin inkişafı ne demek?
    Kalbin istidadı nelerdir?Buranın izahı istiyorum...

  2. #2
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Bir insan sinn-i kemale yani kemal ve olgunluk yaşına kırkta ulaşıyor ve böylece akli melekeler gelişiyor ve melekat-ı akliyeye kavuşuyor olmalıdır.

    Yine yaş kırka baliğ olduğnda kalbin kapasitesi ve kabiliyetleri istidadat-ı kalbiyeye kavuşuyor olmalıdır.

    Bu nedenle de hem melâkat-ı akliye ve istidadat-ı kalbiye tam kemale ermelidir ki nübüvvete elyak olabilsin ve nübüvvet vazifesi tahakkuk edebilsin.Çünkü Nübüvvet, gayet ağır ve büyük bir mükellefiyettir.Bu mükellefiyetin sorumluluğu hem akli hem de kalbi inkişafı zaruri kılmaktadır.


    Kırk yaşında ancak nübüvvetin telakifi ve mükellefiyeti taşınabiliyor ki o yaşta Efendimiz(asm)'e Nübüvvet verilmiştir.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  3. #3
    Gayyur katrenur21 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    76

    Standart

    Allah razı olsun hocam,
    peki kalbin istidatları nelerdir?
    nasıl inkişaf eder?

  4. #4
    Ehil Üye Beste-i Rana - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Bulunduğu yer
    Doğanın Derinlikleri
    Mesajlar
    4.544

    Standart

    Alıntı katrenur21 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Allah razı olsun hocam,
    peki kalbin istidatları nelerdir?
    nasıl inkişaf eder?


    İmamı Gazali şöyle buyurmuştur:
    Bilmiş ol ki,bedenin her organı,kendine özgü,belirli bir iş için yaratılmıştır.Hastalığı ise,hangi iş için yaratılmış ise onu yapmamasıdır.Ya o işi hiç yapamaz yada zorla yapabilir.Örneğim elin hastalığı tutamama,gözün hastalığı görememek gibi şeylerdir.Bunun gibi kalbin hastalığı da hangi iş için yaratılmışsa onu yapamamktır.Kalp,ilim,hikmet,marifetullah,Allah sevgisi,Allaha kulluk,Allah’ı tüm arzuları üzerine tercih etmek ve tüm şehevi arzularına karşı Allahtan yardım dilemek için yaratılmıştır.Nitekim Allah şöyle buyurmuştur:Cinleri,insanları,Ben ancak Bana kulluk etmeleri için yarattım.Her organın bir yararı vardır.Kalbin faydası hikmet ve marifet sayesinde,insanı hayvandan ayırmaktır..




    Hest-i Nist-Nümâ



    "Müslümanın müslümana gülümsemesi sadakadır" sırrıyla espri yapıyorum...


    Hepimiz Cennette Kavuşalım...


  5. #5
    Gayyur katrenur21 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    76

    Standart

    evet çok güzeldi,Allah razı olsun
    birazda izah etseniz olur mu?

  6. #6
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Alıntı katrenur21 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Allah razı olsun hocam,
    peki kalbin istidatları nelerdir?
    nasıl inkişaf eder?
    Temayülat-ı Kalbiye

    Evet, iman, kalbde, kafada daimî bir mânevî yasakçı bıraktığından, fena meyelânlar histen, nefisten çıktıkça 'yasaktır' der, tard eder, kaçırır.
    Evet, insanın fiilleri kalbin, hissin temayülâtından çıkar. O temayülât, ruhun ihtisasatından ve ihtiyacatından gelir. Ruh ise, iman nuru ile harekete gelir. Hayır ise yapar, şer ise kendini çekmeye çalışır. Daha kör hisler onu yanlış yola sevk edip mağlûp etmez.(Hutbe-i Şâmiye,1996-s:82 )


    Buradan bir kaç noktayı incelecek olursak.
    •İman kalpte ve kafada yani dimağda daimi manevi bir yasakçıdır.
    •Fena meyelanlar ise his ve nefisten çıkar.
    •Bu meyelanları iman bekçisi yasaktır der, tard eder ve kaçırır.
    •İnsanın güzel fiilleri ise kalbin temayülatından çıkar.
    •Kalpten çıkan meyiller ruhun özel araştırmalarından ve ihtiyaçlarından gelir. Demek ki ruh kalpten zuhur edecek olan meyillere ihtiyaç duyacak ve onu arayacak şekilde yaratılmıştır.
    •Ruh ise iman nuru ile harekete geçer. Sanırım en önemli nokta burası olmalıdır. Ruhun kalbin meyillerinden gelecek ihtiyaçlarının karşılanması için kalbin iman nuru ile nurlanması gerekir. Eğer bir kalp iman nuru ile müzeyyen olmazsa ruhun ihtiyaçları için o ruh harekete geçemiyor. İnsanda hakiki insaniyetini kaybediyor olmalıdır. Belki imansızlık yani küfür ile vahşi bir canavar oluyor.
    •Ruh kalpten meyleden hayırları yapar ve şer ise kendini çeker.
    •Mecazi nefs-i emmârenin bir nevi vazifesini yapan kör hisler yani akıbeti görmeyen hisler kalbi iman nuru ile aydınlanmış olan bir mümini yanlış yola sevk edip onu mağlup edemez.


    Bu konuya Lemaat’ten şu kısmı da ekleyerek devam edelim.

    İmanın yeri kalbdir; dimağ ise oluyor mâkes-i nur-u iman. Bazan da mücahiddir, bazan süpürgecidir. Dimağda vesveseler, hem pek çok ihtimaller kalb içine girmese, sarsılmaz iman vicdan. Yoksa bazıların zannınca iman dimağda olsa, ruh-u iman olan hakkalyakîne, ihtimâlât-ı kesire olur birer hasm-ı bîeman (merhamet bilmeyen düşman). Kalb ile vicdan, mahall-i iman. Hads (sezgi) ile ilham, delil-i iman. Bir hiss-i sâdis (altıncı his), tarik-i iman. Fikir ile dimağ, bekçi-i iman.(Lemaat'ten-2004-s:1191 )

    Temayülat-ı kalbiye ile ilgili aşağıdaki ifadelerde çok önemli.

    Tesirat-ı hariciyeden kalbin bir kısım ihtisasatı (özel araştırmaları) ihtizaza gelmekle (harekete geçmekle) müyülât tevellüt eder. (Muhakemat-2006-s:135)

    Güya aklın borazanı denilmeye şayan olan irade ses etmekle, kalbin karanlık köşelerinde yatan mânâlar çıplak, yalın ayak, baş açık olarak çıktıklarından, mahall-i suver (suretlerin mahalli) olan hayale girerler. O hazinetü'l-hayalde (hayal hazinesinde) buldukları sureti giyerler. En ekall bir yazmayı sarar. Veya bir pabucu giyer. Lâakal bir nişanla çıkar. Hiç olmazsa bir düğmeyle veya bir kelimeyle, kendinin nerede terbiye olduğunu gösterir. (Muhakemat-2006-s:126)

    Ayrıca Lemaat’ten dimağ ile ilgili yer de konumuz ile ilgilidir.

    Dimağda merâtib-i ilim muhtelifedir, mültebise .Dimağda merâtip var, birbiriyle mültebis, ahkâmları muhtelif. Evvel tahayyül olur, sonra tasavvur gelir. Sonra gelir taakkul, sonra tasdik ediyor, sonra iz'an oluyor, sonra gelir iltizam, sonra itikad gelir. İtikadın başkadır, iltizamın başkadır. Herbirinden çıkar bir hâlet.
    Salâbet itikaddan, taassup iltizamdan, imtisal iz'andan, tasdikten iltizam, taakkulde bîtaraf (tarafsız), bîbehre (nasipsiz) tasavvurda, tahayyülde (hayelde) safsata hâsıl olur, mezcine eğer olmaz muktedir. Bâtıl şeyleri güzel tasvir etmek, her demde, sâfi olan zihinleri cerhtir, hem idlâli.(Lemaat-2004-s:1148)


    Bir fiil kalbin ve de hislerin temayülatından çıkar. Çünkü kalp bu fiillere fıtraten meyillidir. İman kalpte ve kafada yani dimağda daimi manevi bir yasakçıdır. Fena meyelanlar ise his ve nefisten çıkar. Bu meyelanları iman bekçisi yasaktır der ve tard eder ve kaçırır. İnsanın güzel fiilleri ise kalbin temayülatından çıkar.Vesveseleri ve fena meyilleri iman tard eder. Güzel meyillerden sonra fillerin ilk hareketi duygulara ait ise vicdanda makes bulur ve vicdana yansır. Eğer bu filler fikirlere ait ise dimağa yansır.

    Üstad bu noktayı şöyle ifade etmiştir.” Kalbden maksat, sanevberî (çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir. Ancak, bir lâtife-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı vicdan, mâkes-i efkârı dimağdır.( İşârâtü'l-İ'câz)” Kalpten dimağa makes bulan fikirler dimağda mertebelerden geçer. Önemli olan bu mertebelerin her birisinde farklı bir hükmün oluşmasıdır ki bunun en zirvesi ve makbulü ise itikat dediğimiz son mertebedir. İşte buna salabet-i imaniye diyoruz.

    Bir fikir dimağa yansıdığında akıl onu hemen kabul etmez. Önce hayalin elinde tutar. İşte bu hayal mertebesinde iken safsata hasıl olur. Bu tür fikirlerin karşılığı safsatadır.

    İkinci olarak tasavvur mertebesine geçen fikir bu mertebede bir takım kesme biçme ve giydirmelere maruz kalır. Bu durumun hükmünde ise insan nasipsizdir. Daha doğrusu bu tasavvur aşamasında netlik yoktur. Bu nedenle akıl bu aşamada bu fikirden nasip alamaz.

    Üçüncü mertebe ise taakkul mertebesidir ki akıl burada tartmaya ve de akletmeye başlar. Bu fikrin olur ya da olmazlarını tartar. Bu mertebede ise akıl tarafsızdır.

    Dördüncü mertebede ise tasdik gelir. Yani taakkulden sonra akıl bu fikre taraftar olur. Kararı verir ve tasdik eder. İşte bu mertebede bu fikre akıl taraftar olur.

    Beşinci mertebede ise iz’an dediğimiz anlayış oluşur. Dimağdaki fikir bu mertebede artık o kişi için bir anlayıştır. Bu fikre o kişi artık sahip çıkar ve benimser ve de tasdik eder.

    Altıncı mertebede ise iltizam oluşur ki kişi bu mertebeye ulaştırdığı fikri burada bırakırsa sıkıntılı olabilir. Çünkü bu mertebenin hükmü taassuptur. İşte bir çok kişinin benim fikrim deyip tutucu davranarak herkesin kabul etmesini istediği ve de zorladığı mertebe bu aşamadadır.

    Son olarak fikir itikat mertebesine ulaşırsa kemalâta ermiş olur ve salâbete kavuşmuştur. Risale-i Nur hakikatleri bu salâbet-i imaniye mertebesini taşır. Onun için hakikat mesleğine layıktır. Risale-i Nur mesleği de hakikat mesleğidir, talebeleride salâbet-i imaniyeye kavuşurlar. Bu nedenledir ki en tesirli, hatasız, selametli yol bu zamanda Risale-i Nur yoludur.

    İnsanın iç aleminde her an yüzlerce meyiller vuku bulmaktadır. Bu meyiller kalbin temayüllerinden ya da nefisin ve hissin temayülatlarından ve ruhun ihtisasatından çıkmaktadır. Bu iç seslere ve temayülatlara ise ruha dercedilen irade borazanı üflemektedir.

    Şimdi insan bu iç aleminde tezahür eden temeyülatlara karşı iman nurunu istimal etmesi gerekir. Çünkü kalbdeki iman kalbden doğan güzel meyelanları kabul eder, fena meyelanları ise ruh tard eder. Bu tard etme kalbdeki imanın kuvvetine göre şekil alır.

    Eğer kalbdeki iman zaaf ile fena meyelanlara mağlup olmuş ise ve yanlış yola girmiş ise insan bu yoldan yine imana ve kalbe bağlı kalarak ve yanlışta ısrar etmeyerek, akıl, kalb ve ruh ile latifelerinin de yardımı ile kurtulmalıdır. İstiaze ve istifar en tesirli silahları olmalıdır.

    İnsanın kusurunu bilmesi ve kabul etmesi zaten yanlıştan dönüşün mukaddimesidir. Aynı zamanda manevi bir istiğfardır.

    İnsan hayatını istikamette götürürken elbette ki zaman zaman hatalar yapacak ve yanlışlara düşecektir. İnsanın fıtratına derç edilen mahiyet bunu gerektirir. Çünkü insan melek değil, dünya da cennet değildir. Ancak insan iman ile alay- i illiyine çıkabilir ve manevi bir cennet hayatını dünyada da yaşayabilir.
    Kusur işlemek, yanlış yola düşmek ümitsizlik değil Allah'ın Rahman, Rahim, Vedut, Tevvab, Gafur...gibi isimlerinin tecellisine yönelmemizin bir gereği olarak kullanılmalıdır.

    Rabbimiz bizleri yanlışa düşürmesin, yanlışa düşersek yanlıştan dönmeyi nasip etsin.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  7. #7
    Yasaklı Üye keskin kılıç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Mesajlar
    108

    Standart

    selamın aleyküm.hadis-i şerifte vardırki.ben aleme sığmadım mü'min kulumun kalbine sığdım.bu hadis-i şeriften anlıyoruzki kalp allah teala hazretlerinin isimlerinin tecelligahı görüldüğü yerdir.öyle bir kalp olsunki orada şirkten ve onu kirlendirecek günahlar bulunmasın.işte öyle bir kalpte allah muhabbeti vasıl olur inşaallah.ondan sonra seyredersin bütün alemdeki kadir-i zül celal'in fiillerini,oradan çıkarsın esmayı ilahiyeye görürsün bütün alem nasıl allah allah diye zikir çektiğini.

  8. #8
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Allah kalbin bâtınını iman ve mârifet ve muhabbeti için yaratmıştır. Kalbin zahirini sair şeylere müheyya etmiştir. Cinayetkâr hırs kalbi deler, sanemleri içine idhal eder. Allah darılır, maksudunun aksiyle mücazat eder.(Hutbe-i Şâmiye)

    Ruh-u insanî gayr-ı mütenahi ihtiyaçlara giriftar, gayr-ı mütenahi elemlere mahaldir. Gayr-ı mahsur lezzetlere iştahlıdır. Gayr-ı mahdut âmâli beslemektedir. Hattâ, kalbin dalâletiyle beraber ruhtan fışkıran şefkat, gayr-ı mütenahi elemleri tazammun ediyor.(Mesnevî-i Nuriye - Zühre )

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  9. #9
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    51
    Mesajlar
    15.435

    Standart

    Abdulbaki abi haftanın ilk günü feyzine vesile oldunuz Allah razı olsun..

    Ger fikret-i beyzâda süveydâ-i kalb olmazsa, halita-i dimağî ilim ve basîret olmaz. Kalbsiz akıl olamaz.
    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

  10. #10
    Gayyur katrenur21 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    76

    Standart

    Allah razı olsun.
    çok tşk ediyorum

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Fıskın menşei, kuvve-i akliye, kuvve-i gazabiye, kuvve-i şeheviye
    By Ashab-i kehf in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 14.04.14, 19:29
  2. Temayülat-ı Kalbiye
    By Abdulbaki in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 24
    Son Mesaj: 02.09.08, 15:45

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0