+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 9 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 86

Konu: Felsefenin Meş'um Nazarıyla Ene Nasıl Bir Vaziyete Girer?

  1. #1
    Müdakkik Üye ecma - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Yaş
    30
    Mesajlar
    936

    Standart Felsefenin Meş'um Nazarıyla Ene Nasıl Bir Vaziyete Girer?

    Hem, meslek-i felsefenin esâsât-ı fâsidesindendir ki, ene, kendi zâtında hava gibi zayıf bir mahiyeti olduğu halde, felsefenin meşum nazarı ile mânâ-i ismî cihetiyle baktığı için, güyâ buhar-misâl o ene temeyyü' edip, sonra ülfet cihetiyle ve maddiyâta tevaggul sebebiyle güyâ tasallûb ediyor. Sonra gaflet ve inkâr ile, o enâniyet, tecemmüd eder. Sonra isyan ile tekeddür eder, şeffâfiyetini kaybeder. Sonra gittikçe kalınlaşıp sahibini yutar. Nev-i insanın efkârıyla şişer; sonra sâir insanları, hattâ esbâbı kendine ve nefsine kıyas edip, onlara-kabul etmedikleri ve teberrî ettikleri halde-birer firavunluk verir. İşte o vakit, Hâlık-ı Zülcelâlin evâmirine karşı mübâreze vaziyetini alır, -1- der, meydan okur gibi Kadîr-i Mutlakı acz ile ittiham eder. Hattâ, Hâlık-ı Zülcelâlin evsâfına müdâhale eder; işine gelmeyenleri ve nefs-i emmârenin firavunluğunun hoşuna gitmeyenleri ya red, ya inkâr, ya tahrif eder.

    yardımlarınızı beklıyorum....şimdiden tşk ediyorum...

  2. #2
    Pürheves eyyubi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    222

    Standart

    Burada anladığım kadarıyla felsefi bakış açısıyla yola çıkan enenin aşama aşama şirke girmesi anlatılmakta. Yani kendine ve dolayısıyle her şeye mana-i ismi cihetiyle bakması (yani Cenab ı Hakkı tanıtan yönleriyle değil bizzatihi kendilerine bakan yönleriyle) neticesinde aslında sadece bir ölçü birimi olan ene kendine bizzat varlık verir ve var zannetmeye başlar. Bu süreç aşama aşama gelişir, önce kendisini bizzat var olarak bilir, kendisinin Cenab-ı hakkın sanat eseri olduğunu unutur. Gaflet ve inkar ile Cenab-ı Hakk ile olan bağlantısını görmezden gelir. Kendisini böyle gördüğü gibi gaflet içerisindeki diğer insanlarında benzer bakış açıları ona bir nevi kuvvet verir ve gittikçe şişer. Kendine malikiyet verdiği için mecburen bu sefer diğer insanlara, mahlukata hatta esbaba bir nevi malikiyet verir. Rüzgar artık Cenab-ı Hakkın vazifedar bir görevlisi değildir ona göre, kendi kendine malik tabiatın adi ve tesadüfi bir parçasıdır. Bu noktadan sonra artık öyle bir hal alırki -- bir nevi Cenab-ı Hakkın kudretini inkara başlar.

    İnşallah tabirlerimizde kusur etmemişizdir...
    "Mü'minin feraseti karşısında titreyin; zira o bakarken Allah'ın nuruyla bakar." (Tirmizî, Tefsirü'l-Kur'an 15)

  3. #3
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    eyyubi kardes oz olarak soylemis, aslinda kendinde olmayani kendinde ve diger varliklarin olmayani da o varliklara verip kalinlasmak.
    Felsefenin Meş'um Nazarıyla Ene Nasıl Bir Vaziyete Girer?
    ene felsefenin Meş'um nazariyla nasil bir vaziyete giriyor, firavun vaziyetine giriyor, nemrut vaziyetine giriyor veya firavunlarin veya nemrutlarin gunumuzdeki sürümleri, gucum var, guc benim, oyleyse ezerim mantigi, dunyayi kan aglatan mantik:


    İşte, diyânete itaat etmeyen felsefenin böyle yolu şaşırdığı içindir ki, ene kendi dizginini eline almış, dalâletin her bir nevine koşmuş.

    İşte şu vecihteki enenin başı üstünde bir şecere-i zakkum neşv ü nemâ bulup âlem-i insaniyetin yarısından fazlasını kaplamış.

    İşte, o şecerenin kuvve-i şeheviye-i behîmiye dalında beşerin enzârına verdiği meyveler ise, esnâmlar ve âlihelerdir.

    Çünkü, felsefenin esâsında, kuvvet müstahsendir; hattâ, "Elhükmü lilgâlip," bir düsturudur. "Galebe edende bir kuvvet var"; "Kuvvette hak vardır" der. Haşiye 1

    "Zulmü mânen alkışlamış, zâlimleri teşcî etmiştir ve cebbârları ulûhiyet dâvâsına sevk etmiştir. "

    Hem, masnu'daki güzelliği ve nakıştaki hüsnü masnua ve nakşa mal edip, Sâni' ve Nakkaşın mücerred ve mukaddes cemâlinin cilvesine nispet etmeyerek,

    "Ne güzel yapılmış" yerine, "Ne güzeldir" der; perestişe lâyık bir sanem hükmüne getirir.

    Hem, herkese satılan müzahraf, hodfüruş, gösterici, riyâkâr bir hüsnü istihsan ettiği için, riyâkârları alkışlamış, sanem-misâlleri kendi âbidlerine âbide Haşiye 2 yapmıştır.


    O şecerenin kuvve-i gadabiye dalında, bîçare beşerin başında küçük büyük Nemrudlar, Firavunlar, Şeddadlar meyvelerini yetiştirmiş; kuvve-i akliye dalında, âlem-i insaniyetin dimâğına dehriyyun, maddiyyun, tabiiyyun gibi meyveleri vermiş, beşerin beynini bin parça etmiştir.


    Haşiye 1: Düstur-u nübüvvet, "Kuvvet haktadır; hak kuvvette değildir" der, zulmü keser, adâleti temin eder.


    Haşiye 2: Yani; o sanem-misâller, perestişkârlarının hevesâtlarına hoş görünmek ve teveccühlerini kazanmak için riyâkârâne gösteriş ile ibâdet gibi bir vaziyet gösteriyorlar.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  4. #4
    Müdakkik Üye ecma - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Yaş
    30
    Mesajlar
    936

    Standart

    Alıntı eyyubi Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Burada anladığım kadarıyla felsefi bakış açısıyla yola çıkan enenin aşama aşama şirke girmesi anlatılmakta. Yani kendine ve dolayısıyle her şeye mana-i ismi cihetiyle bakması (yani Cenab ı Hakkı tanıtan yönleriyle değil bizzatihi kendilerine bakan yönleriyle) neticesinde aslında sadece bir ölçü birimi olan ene kendine bizzat varlık verir ve var zannetmeye başlar. Bu süreç aşama aşama gelişir, önce kendisini bizzat var olarak bilir, kendisinin Cenab-ı hakkın sanat eseri olduğunu unutur. Gaflet ve inkar ile Cenab-ı Hakk ile olan bağlantısını görmezden gelir. Kendisini böyle gördüğü gibi gaflet içerisindeki diğer insanlarında benzer bakış açıları ona bir nevi kuvvet verir ve gittikçe şişer. Kendine malikiyet verdiği için mecburen bu sefer diğer insanlara, mahlukata hatta esbaba bir nevi malikiyet verir. Rüzgar artık Cenab-ı Hakkın vazifedar bir görevlisi değildir ona göre, kendi kendine malik tabiatın adi ve tesadüfi bir parçasıdır. Bu noktadan sonra artık öyle bir hal alırki -- bir nevi Cenab-ı Hakkın kudretini inkara başlar.

    İnşallah tabirlerimizde kusur etmemişizdir...

    Anladığım kadarıyla 'ben yaptım','yağmur yağıyor'gibi tabirler bizim ve kainatın yaratılmasının asıl gayesine muhalif ve haddi aşan cümleler oluyor.(kainat okunması gereken bir kitap iken cüz i irademizle o kitaba harfler ekleme cür etine geçiyoruz) buraya kadar inş doğru anlayabilmişsem akabinde bir sual geliyor aklıma

    cüz i bir tasarrufumuz var o istimalatımıza hangi ölçü de ve ne surette tesir vereceğiz?

  5. #5
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    50
    Mesajlar
    15.435

    Standart

    Ene bir anahtar..sadece gizli hazinelerin kapısını açar..
    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

  6. #6
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    50
    Mesajlar
    15.435

    Standart

    Hem, onun mahiyeti, harfiyedir; başkasının mânâsını gösterir. Rubûbiyeti hayaliyedir. Vücudu o kadar zayıf ve incedir ki, bizzat kendinde hiçbir şeye tahammül edemez ve yüklenemez. Belki, eşyanın derecât ve miktarlarını bildiren mîzanü'l-hararet ve mîzanü'l-hava gibi mîzanlar nevinden bir mîzandır ki, Vâcibü'l-Vücudun mutlak ve muhît ve hududsuz sıfâtını bildiren bir mîzandır
    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

  7. #7
    Pürheves eyyubi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    222

    Standart

    Cüz i tasarrufumuza hangi nazarla bakmak lazım deyince aklıma aşağadaki kısımlar geldi, tekrarlar için kusura bakılmasın:

    "Meselâ, daire-i mülkünde mevhum rubûbiyetiyle, daire-i mümkinâtta Hâlıkının rubûbiyetini anlar. Ve zâhirî mâlikiyetiyle, Hâlıkının hakiki mâlikiyetini fehmeder ve "Bu hâneye mâlik olduğum gibi, Hâlık da şu kâinatın mâlikidir" der. Ve cüzî ilmiyle Onun ilmini fehmeder. Ve kisbî sanatçığıyla O Sâni-i Zülcelâlin ibdâ-i sanatını anlar. Meselâ, "Ben şu evi nasıl yaptım ve tanzim ettim; öyle de, şu dünya hânesini birisi yapmış ve tanzim etmiş" der. Ve hâkezâ, bütün sıfât ve şuûnât-ı İlâhiyeyi bir derece bildirecek, gösterecek binler esrarlı ahvâl ve sıfât ve hissiyât, enede münderiçtir."
    1. Bu cüz i tasarruf vesilesi ile insan Cenab ı Hakka ait sıfat ve şuunatı bir derece anlayabiliyor...

    "Biri hayra ve vücuda bakar. O yüz ile yalnız feyze kâbildir. Vereni kabul eder; kendi icad edemez. O yüzde fâil değil; icaddan eli kısadır.
    Bir yüzü de şerre bakar ve ademe gider. Şu yüzde o fâildir, fiil sahibidir."
    2. Halbuki o tasarrufta aslında bir icat yok, o evide o yapmamış... burası aslında sorunuzun cevabı gibi, kendi istimalatımıza bu nazarla bakmalıyız; yani iyi bir şey ortaya çıktığında Mevladan geleni kabul ettik, iyiliği o yaptırdı. Kötü de ise esas fail biziz.

    "Vücudu o kadar zayıf ve incedir ki, bizzat kendinde hiçbir şeye tahammül edemez ve yüklenemez. Belki, eşyanın derecât ve miktarlarını bildiren mîzanü'l-hararet ve mîzanü'l-hava gibi mîzanlar nevinden bir mîzandır ki, Vâcibü'l-Vücudun mutlak ve muhît ve hududsuz sıfâtını bildiren bir mîzandır."
    3. kendi mahiyetinin sadece sıcaklığı belirtmek için kullandığımız derece tabiri gibi, aslında yok ama sıcaklığı anlamak için kullandığımız bir tabir olduğunu anlar...
    "Vaktâ ki, ene, vazifesini şu sûretle ifâ etti; vâhid-i kıyasî olan mevhum rubûbiyetini ve farazî mâlikiyetini terk eder, -2- der; hakiki ubûdiyetini takınır, makam-ı ahsen-i takvîme çıkar."
    4. En sonunda ilk başta farz ettiği gibi o evide ben yapmadım der, Cenabı Hakkın ona yaptırdığını anlar.

    "Mü'minin feraseti karşısında titreyin; zira o bakarken Allah'ın nuruyla bakar." (Tirmizî, Tefsirü'l-Kur'an 15)

  8. #8
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    50
    Mesajlar
    15.435

    Standart

    İşte, mahiyetini şu tarzda bilen ve izan eden ve ona göre hareket eden,
    ( Nefsini günahlardan arındıran kurtuluşa ermiştir. (Şemsi Sûresi: 9.)
    beşâretinde dahil olur. Emâneti bihakkın edâ eder ve o enenin dürbünüyle, kâinat ne olduğunu ve ne vazife gördüğünü görür. Ve âfâkî mâlûmât nefse geldiği vakit, enede bir musaddık görür; o ulûm, nur ve hikmet olarak kalır, zulmet ve abesiyete inkılâb etmez. Vaktâ ki, ene, vazifesini şu sûretle ifâ etti; vâhid-i kıyasî olan mevhum rubûbiyetini ve farazî mâlikiyetini terk eder,
    (Mülk Onun, hamd Onun, hüküm Onundur ve Ona döndürüleceksiniz. )

    der; hakiki ubûdiyetini takınır, makam-ı ahsen-i takvîme çıkar. Eğer o ene, hikmet-i hilkatini unutup, vazife-i fıtriyesini terk ederek kendine mânâ-i ismiyle baksa, kendini mâlik itikad etse, o vakit emânete hıyânet eder, (Nefsini günaha daldıran da hüsrâna uğramıştır. (Şems Sûresi: 10.)
    altında dahil olur. İşte, bütün şirkleri ve şerleri ve dalâletleri tevlid eden enâniyetin şu cihetindendir ki, semâvât ve arz ve cibâl tedehhüş etmişler, farazî bir şirkten korkmuşlar
    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

  9. #9
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    55
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Ene ile igili bir çalışma.İnşallah istifadeli olur.

    "Ene"den "Hüve"nin Tebarüz Etmesi

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  10. #10
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    50
    Mesajlar
    15.435

    Standart

    şimdi böyle bir çocuk, o şefkati inkâr etmek ve o himayeti ittiham etmek suretiyle ahmakane bir gurur ile "Ben kuvvetimle bunları teshir ediyorum" dese, elbette bir tokat yiyecektir.
    (Sözler - 327)

    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. ... bana lezzet vermiyor; dünyaya ancak bir misafirhane nazarıyla bakıyorum.
    By fanidünya... in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 12.06.15, 05:09
  2. Müslüman depresyona girer mi?
    By ecma in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 05.12.13, 11:07
  3. Felsefenin Şakirdi Kardeşinden Kaçar mı?
    By karatoprak1975 in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 14.12.07, 23:07
  4. Rejim Ne Zaman Tehlikeye Girer?
    By sitem in forum Gündem
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 04.10.07, 11:25

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0