Dersimize başlamadan evvel..Risale-i Nurda kullanılan temsil ve hikayelerin bir manasına işaret etmek hem bir nevi mütalaa fikriyle aşağıdaki konuyu yazıyoruz..

Emrin kabul edilmesinde bir süreç var..Bu süreç sunulan delillerin makuliyeti..Yani akla kabul edilebilir gelmesi…

Hem doğru olarak tasdik edilebilmesi…

Hem yaradılışa uygun olması…

Hem hayata katkısı..hem de yaşanılırlığı…

İçeriği..ve ücreti gibi…Aklın ve muhakemenin muhatap olduğu bir konum var…Mesela herkes ..her şeyin Allahın olduğunu bilir…Hem sorulsa her şeyin halıkı o’dur da denilir…İşte burada bir nokta var..Maden her şeyin sahibi odur…Neden ekser insanlar tasdik ettiklerini söylemelerine rağmen itaatte zorlanırlar…


Hem buyurmuş:

“””islamiyet iltizamdır; iman iz'andır.”””

Yani:İslamiyeti dini gerekli bulmaya iltizam deniliyor..Ama İz’an ise; Basiret, anlayış, teslim olup itaat etmek, inanç, idrak, akıl, zekâ.gibi kabul latifelerinin tasdiklerinin kendilerine münasip mevkide vazifedar şekliyle bulunmaları..kabiliyetlerinin yaşamaya uyarlanacak yanlarının harekete geçmesi nurlanması ruhlanması demektir…

“””Hem: Hem, kabul etmemek başkadır, inkâr etmek başkadır.”””

Hem:

“””Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi, tevehhüm-ü küfür dahi, küfür değildir. Tasavvur-u dalâlet, dalâlet olmadığı gibi, tefekkür-ü dalâlet dahi, dalâlet değildir. Çünkü, hem tahayyül, hem tevehhüm, hem tasavvur, hem tefekkür, tasdik-i aklîden ve iz'ân-ı kalbîden ayrıdırlar, başkadırlar. Onlar bir derece serbesttirler, cüz-i ihtiyâriyeyi pek dinlemiyorlar, teklif-i dinî altına çok giremiyorlar. Tasdik ve iz'an, öyle değiller; bir mîzana tâbidirler.”””


Hem demiş:

“””İlimde iz'ân-ı kalp olmazsa cehildir. İltizam başka, itikad başkadır.”””

Yani;İlimde yukarıda ifade edildiği gibi iz’an; Basiret, anlayış, teslim olup itaat etmek, inanç, idrak, akıl, zekâ demek olduğundan kalpte bu letaif ile ilmi bir kabul ve yaşamak meyli olmaz şevki uyanmaz ise o cehildir..cahilliktir..

Çünki;gerekli bulmak ifade etmek başka..O davaya; İnanmak, inanç, gönülden tasdik ederek inanma.başka şeydir…

İşte hikayeler ..insanda ki hissiyatı idrak ve iz’ana yaklaştıran..Doğru olana doğru demek meylini his ile latifane..çocuk gibi sevdirerek latifelerini hakka karşı şevke getiren..Ölmüş bir çok duyguyu harekete azme getiren imani bir doğuşun İlmi sedalarıdır dersleridir..Denile bilir…

Meselenin hissiyata tesisinde uslup bu mahiyette istihdam edilir..Fikri masumane yi ve vicdani merkezi kasd ederek..nefse göre özellikleri bu meyanda daha latif olan latifelere ve kuvvelere tebliğ edilir…Kalp akıl ruh ittifak etseler nefis de o kafileye dahil olur..İmtihan iktizasınca vazifesini bazı hissiyata asabiyeye devrederek işlevine devam eder..Amma mahiyeti bir nevi ıslah ile mutmaine olmuştur…

Hikayeler muhakemeyi dinlemeyen akla ehemmiyet vermeyen kalbin feryadına kulağını tıkayan kör hissiyatı imtihan kaideleri içinde adilane işleme tabi tutar..ve ona münasip bir çok ibretlik levha ile istikamete davet eder…

Kısaca, bu hikâye ve içerik renkliliği itikadın tesisinde ve fiilin tanziminde çok ciddi esaslardır…

O nedenle her biri bir hakikattir…derece-i ilmiyede gayet ehemmiyetli basamaklardır ..Yukarıda gayet kısa risalelerden alıntıladığımız konularla hem inanç hakikatine kısaca işaret ettik ki hikayelerin tesis etmeye çalıştıkları mana yakınlaşsın hem de insan kuvvelerindeki irtibattan bir mana görünsün inşallah…

Hem hayalin tasavvurundaki şeraite tabi olmayacak kadar hissiyata sahip bir dünyaya işaret edilmişki..Bir manada “aman yavrum yapma yavrum bak akıbet vs”gibi müşfikane ciddiyane insafa tahayyüle tasavvur ve tasdike ilhr…dikkat çekilmiş…

Bu pencere ile derslerimizi ve içinde anlatılmış her meselenin her noktası gayet önemli ve bir kasıt tanzim edilmiş..ve terbiye-i nefs ve hissiyatta mana istihdam edilmiş…

Evet, bütün ibadetin fihristesi, bir listesi olan namazla ilgili derslerden biri olan dördüncü söz ile namazın bu pencereden binler hakikatinden bir hakikatine bakmak için Bismillah diyoruz…


“””DÖRDÜNCÜ SÖZ”””

“””Bismillahirrahmanirrahim

Namaz dinin direğidir.

(Hadîs-i şerif: Keşfü'l-Hafâ, 2:3; Hadîs no: 1621; Tirmizî, İmân: 8; İbn-i Mâce, Fiten: 12; Müsned, 5:231, 237.)””””


İnsan ömrünün bir kereliğinde..Hem söylediği gibi..yirmi dört saatte bir saate abdest dahil kafi gelen namazın ebedi olan neticeleriyle beraber anlatacak inşallah…Üstadımızın söylediği gibi “Uzak görünen hakikatleri aklımıza yaklaştıran dürbün”hükmündeki Hikayemiz ile dersimiz içinde anlatılan namazın ne kadar önemli bir ibadet olduğunu aklımızın ve insafımızın hem de aklımızın neden niçin sorularıyla hakikatı arayan penceresine ..o manayı bu makamda anlatacak olan dersimiz başlıyor…


Evet, diyor ki;

“””Namaz ne kadar kıymettar ve mühim, hem ne kadar ucuz ve az bir masraf ile kazanılır, hem namazsız adam ne kadar divâne ve zararlı olduğunu iki kere iki dört eder derecesinde kat'î anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, gör:


Bir zaman, bir büyük hâkim, iki hizmetkârını, her birisine yirmi dört altın verip, iki ay uzaklıkta, has ve güzel bir çiftliğine ikâmet etmek için gönderiyor. Ve onlara emreder ki:


"Şu para ile yol ve bilet masrafı yapınız. Hem oradaki meskeninize lâzım bâzı şeyleri mübâyaa ediniz. Bir günlük mesafede bir istasyon vardır; hem araba, hem gemi, hem şimendifer, hem tayyâre bulunur. Sermâyeye göre binilir."”””

Büyük bir HÂKİM iki HİZMETKAR’INI ifadesiyle, emir makamıyla itaat makamını göstererek, gönderildikleri seyahat, Adilane hikmetle ve merhametle teklif hem tarif edilerek,güzel bir çiftlikteki meskenlerinde onlara lazım olacak şeyleri almak için yirmi dört altınlık bir sermaye verilmiş..hem o sermayenin durumuna göre hazır bulunan vasıtalara işaret ile sermayeye göre binilir diyerek o yolculuğun ciddiyetine ve ihtiyaç olacak şeylere dikkat çekmiş…

“””İki hizmetkâr DERS aldıktan sonra giderler. Birisi BAHTİYAR idi ki, istasyona kadar bir parça para masraf eder. Fakat, o masraf içinde, EFENDİSİNİN HOŞUNA GİDECEK öyle güzel bir ticaret elde eder ki, SERMAYESİ BİRDEN BİNE ÇIKAR . Öteki hizmetkâr BEDBAHT, serseri olduğundan, istasyona kadar yirmi üç altınını sarf eder. Kumara mumara verip zâyi eder. Bir tek altını kalır. Arkadaşı ona der:”””


“””İki hizmetkâr DERS aldıktan sonra giderler.”””

Yani teklif onlara tarif edilir..Alemin adabı emrin gereği talim eldir..yaratılış ise bu emir ve daveti anlamak üzeredir…



“””Birisi BAHTİYAR idi ki,..”””

bu bahtiyarlık..verilen derse dikkat ve emre itaat..vazifeye ihtimam özen göstermek…



“””Fakat, o masraf içinde, EFENDİSİNİN HOŞUNA GİDECEK öyle güzel bir ticaret elde eder ki, SERMAYESİ BİRDEN BİNE ÇIKAR ...”””


Burada hak namına efendisi namına yaptığı hareketlerinde yukarıda ifade ettiğimiz özelliklerle nitelikli davranışı..o vazifeyi ona veren makamında ..işleyiş güzelliği ile emaneti bihakkın yerine getirmesi neticesinde kendisinden ve vazifeperverliğinden emanete iyi bakmasından bir hoşnutluk hasıl olmuş…Efendisi ondan memnun olmuş…O memnuniyet ona verilen sermayesini bereketlendirir biri bin olur bir hazine tarafından iltifata ikrama mazhar olur…


“””Öteki hizmetkâr BEDBAHT, serseri olduğundan, istasyona kadar yirmi üç altınını sarf eder. Kumara mumara verip zâyi eder…”””

Bu da arkadaşının tam tersi hareket ederek çok zarar eder..o iltifatları kaybedebileceği gibi kendini daha karanlık hallere mesudiyet yerine mesuliyete hapsedecek neticelere doğru hareket eder… Oyun ve eğlencelerle görevini yapmamakla başına gelecek mağduruiyetlerle…Tali’ini heba eder… Bedbaht hükmünü alır…


“””Bir tek altını kalır.Arkadaşı ona der:”””

“”"Yahu, şu liranı bir bilete ver. Tâ, bu uzun yolda yayan ve aç kalmayasın. Hem bizim efendimiz kerîmdir; belki merhamet eder, ettiğin kusuru affeder. Seni de tayyâreye bindirirler. Bir günde mahall-i ikâmetimize gideriz. Yoksa, iki aylık bir çölde aç, yayan, yalnız gitmeye mecbur olursun."””


Yapmış olduğu hataya karşı..her şey daha kötüye gitmeden ümid kapısını aralayan..Efendilerinin kerim olmasını ve kerim olmanın aynı zamanda merhamet kanadı gibi bir keyfiyetle..hatalarından pişman olup..utanan ve onları bir daha yapmamak azmi ile o kerimin keremini celbedip..affa mazhar olmakla birlikte ikramlar ile nimetlenmekte o merhametin şen’idir…Hem sermayenin tükenmişliği nedametlerle dua ve özür ilticalarıyla tekrar bereketlenmeside mümkündür..Çünkü efendi zengin ve hazine sonsuzdur…

Hem akıl burada der ki ;bu gayet kazanlı bir hakikattır..eğer devam etsem bu saadet hazinesini kaybeder..ızdıraplar içinde perişan kalabilirim..fikreder..yol hazırlığını ciddiyetle yapar…


Evet;

“””Acaba, şu adam inad edip, o tek lirasını bir defîne anahtarı hükmünde olan bir bilete vermeyip, muvakkat bir lezzet için sefâhete sarf etse; gayet akılsız, zararlı, bedbaht olduğunu en akılsız adam dahi anlamaz mı?”””

Elbette en akılsız adam dahi anlar…Geçici eğlencelere düşüncesizce sarf etse kendi bedbahtiyetini ilan etmiş olur…

Evet hikaye ile ders verilen mananın hakikatine geçerken demiş;

“”” İşte ey namazsız adam! Ve ey namazdan hoşlanmayan nefsim! “””

Namazla ilgili çok mühim bir ders olan YİRMİ BİRİNCİ SÖZ BİRİNCİ MAKAM da çok önemli bir soru var hemde bu ;

“İşte ey namazsız adam! Ve ey namazdan hoşlanmayan nefsim!”

cümlesinin etraflı özelliğini ve çözümünü gösterir. Şöyle söylemiş;


“””Bir zaman sinnen, cismen, rütbeten büyük bir adam bana dedi: "Namaz iyidir. Fakat her gün her gün beşer defa kılmak çoktur. Bitmediğinden usanç veriyor."””

“””O zâtın o sözünden hayli zaman geçtikten sonra nefsimi dinledim, işittim ki, aynı sözleri söylüyor. Ve ona baktım, gördüm ki, tembellik kulağıyla şeytandan aynı dersi alıyor. O vakit anladım, o zât, o sözü bütün nüfûs-u emmârenin nâmına söylemiş gibidir veya söylettirilmiştir. O zaman, ben dahi dedim: "Mâdem nefsim emmâredir. Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez. Öyle ise nefsimden başlarım."

Dedim: Ey nefis! Cehl-i mürekkeb içinde, tembellik döşeğinde, gaflet uykusunda söylediğin şu söze mukabil "Beş İkaz"ı benden işit…………………. “””


Diyerek, o ikazlar ile nefsin namazla olan münasebetindeki hadiseyi hem ihtiyacı azimeyi ve bir çok soru ve sorunun merkezine inmiş ilaçlarını vermiş…

Hem namazın manası nedir ibadetin manası nedir ile ilgili gayet ehemmiyetli diğer bir ders burada hatıra geldi “SÖZLER DOKUZUNCU SÖZ “Orada söylemiş ..

“””Ey birader! Benden namazın şu muayyen beş vakte hikmet-i tahsîsini soruyorsun. Pekçok hikmetlerinden yalnız birisine işaret ederiz:
Evet, herbir namazın vakti, mühim bir inkılâb başı olduğu gibi, azîm bir tasarruf-u İlâhînin aynası ve o tasarruf içinde ihsanât-ı külliye-i İlâhiyenin birer ma'kesi olduğundan, Kadîr-i Zülcelâle o vakitlerde daha ziyâde tesbih ve tâzim ve hadsiz nimetlerinin iki vakit ortasında toplanmış yekûnuna karşı şükür ve hamd demek olan namaza emredilmiştir. Şu ince ve derin mânâyı bir parça fehmetmek için "Beş Nükte"yi nefsimle beraber dinlemek lâzım. “””



“””Birinci Nükte: Namazın mânâsı, Cenâb-ı Hakkı tesbih ve tâzim ve şükürdür. Yani, celâline karşı, kavlen ve fiilen "SübhanAllah" deyip takdîs etmek; hem, kemâline karşı lâfzen ve amelen "Allahu Ekber" deyip tâzim etmek; hem, cemâline karşı kalben ve lisânen ve bedenen "Elhamdulillah" deyip, şükretmektir.

Demek tesbih ve tekbir ve hamd, namazın çekirdekleri hükmündedirler. Ondandır ki, namazın harekât ve ezkârında, bu üç şey, her tarafında bulunuyorlar. Hem, ondandır ki, namazdan sonra, namazın mânâsını te'kid ve takviye için şu kelimât-ı mübâreke, otuz üç defa tekrar edilir. Namazın mânâsı, şu mücmel hulâsalarla te'kid edilir.

İkinci Nükte: İbâdetin mânâsı şudur ki: Dergâh-ı İlâhîde abd, kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp, kemâl-i Rubûbiyetin ve kudret-i Samedâniyenin ve rahmet-i İlâhiyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir.”””



Diye devam eder………

Evet “dördüncü söz” de ki dersimize dönelim İnşallah..


“””O hâkim ise; Rabbimiz, Hâlıkımızdır. “””

Ki; bir defa bu meşhergaha kullarını sevk ederek,ahirete münasip maddelerin alındığı bu mezraya insanı imtihan ve imtihana münasip cihazat i ile gönderir..

“””O iki hizmetkâr yolcu ise; biri mütedeyyin, namazını şevk ile kılar; diğeri gâfil, namazsız insanlardır.

O yirmi dört altın ise, yirmi dört saat her gündeki ömürdür.

O has çiftlik ise, Cennettir.

O istasyon ise, kabirdir.

O seyahat ise; kabre, haşre, ebede gidecek beşer yolculuğudur. Amele göre, takvâ kuvvetine göre o uzun yolu mütefâvit derecede kat' ederler. Bir kısım ehl-i takvâ, berk gibi, bin senelik yolu bir günde keser. Bir kısmı da, hayal gibi, elli bin senelik bir mesafeyi bir günde kat' eder. Kur'ân-ı Azîmüşşan şu hakikate iki âyetiyle işaret eder.”””


Hem İnsanın yolculuğuna ait bir Mesnevi-i Nuriye Onuncu derste bu dersimizi özetler nitelikte hem hayatı ve insan vazifesinin özünü ifade eder şekliyle ifade etmiş ki;

“”"Bu dünya hayatı bir oyun ve oyalamadan başka birşey değildir. Asıl hayata mazhar olan ise ahiret yurdudur." (Ankebut Sûresi: 29:64)”””

“””İ'lem eyyühe'l-aziz! İnsan bir yolcudur. Sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder. Her iki hayatın levazımatı, Malikü'l-Mülk tarafından verilmiştir. Fakat o levazımatı, cehlinden dolayı tamamen bu hayat-ı faniyeye sarf ediyor. Halbuki, o levazımattan laakal onda biri dünyevi hayata, dokuzu hayat-ı bakiyeye sarf etmek gerektir. Acaba birkaç memleketi gezmek için hükümetten yirmi dört lira harcırah alan bir memur, ilk dahil olduğu memlekette yirmi üç lirayı sarf ederse, öteki yerlerde ne yapacaktır? Hükümete ne cevap verecektir? Böyle yapan kendisine akıllı diyebilir mi? Binaenaleyh, Cenab-ı Hak her iki hayat levazımatını elde etmek için yirmi dört saatlik bir vakit vermiştir. Çoğunu aza, azını çoğa vermek suretiyle, yirmi üç saat kısa ve fani olan dünya hayatına, hiç olmazsa bir saati de beş namaza ve baki ve sonsuz uhrevi hayata sarf etmek lazımdır ki, dünyada paşa, ahirette geda olmasın!”””

Hem de YİRMİ ÜÇÜNCÜ SÖZ’DE bu yolculuğun iman mukabilinde şerefine işareten demiş;

“””Fakat o insan, infiâl ve kabul ve duâ ve suâl cihetinde, şu dünya hanında azîz bir yolcudur. Ve öyle bir Kerîm'e misafir olmuş ki, nihayetsiz rahmet hazînelerini ona açmış ve hadsiz bedî masnuâtını ve hizmetkârlarını ona musahhar etmiş. Ve o misafirin tenezzühüne ve temâşâsına ve istifadesine öyle büyük bir daire açıp müheyyâ etmiştir ki, o dairenin nısf-ı kutru, yani merkezden muhît hattına kadar gözün kestiği miktar, belki hayalin gittiği yere kadar geniştir ve uzundur.”””

Hem hayatın mahiyeti..hem dinin hayata hayat olması meselesi.Hem iman ve amelin bir biriyle olan irtibatat-ı harukuladesi…Hem saadet-i ebediyeye vesile olması…Neticeleri ile izah edilmiş…

Hemde kuvve-i akliye davet edilmiş…Hem alakadar hissiyatın yoluna lamba yakılmış…Uzun yollar kısa olmuş…Amel ve takva ile yolculuk ve varılacak hedef kolaylaştırılmış…


Evet;

“””O bilet ise namazdır.””

“””Birtek saat, beş vakit namaza abdestle kâfi gelir.”””

Evet abdestle birlikte vasat bir günlük namaz zaman tutarı bir saattir..
“””Acaba, yirmi üç saatini şu kısacık hayat-ı dünyeviyeye sarf eden ve o uzun hayat-ı ebediyeye birtek saatini sarf etmeyen ne kadar zarar eder, ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar hilâf-ı akıl hareket eder!”””


Ömür kendi verilmiş zamanına doğru süratle hareket etmekte..Hayat bütün faaliyetiyle hayatın sahibinin kanunlarına emir idaresine tabi bir şekilde kendi vadelerini doldururlar..tercih hakkı insanın kendindedir..Kul ne isterse Allah samimiyetle isteyene verir..Ve zaman dolduğunda isteklerini istenilen şekliyle kullananlar emanetin hakkını eda etmiş olurlar..Kullanmayanlar kullanmamış olmanın karşılığı olan vazifesizlik cezası ile mukabele görürüler..akılsızlıklarının tazibini çekerler…

Ve ömür biter..her şey bütün gerçeği ile görme kabiliyetine göre görünür…İşte ister istemez geçen bir ömürde çok daha dikkatli planlamalar lazım ki..İnayet refik ola…yoksa akıbetin tasavvuru mümkün değil…….


Evet:
“””Zîrâ, bin adamın iştirak ettiği bir piyango kumarına yarı malını vermek, akıl kabul ederse -halbuki, kazanç ihtimâli binde birdir- sonra yirmi dörtten bir malını yüzde doksan dokuz ihtimâl ile kazancı musaddak bir hazîne-i ebediyeye vermemek, ne kadar hilâf-ı akıl ve hikmet hareket ettiğini, ne kadar akıldan uzak düştüğünü kendini âkıl zanneden adam anlamaz mı?”””


Makuliyet ve gerçeklerin hakiki faydası ..doğruya doğru demek kabiliyeti vicdaniyesine bırakılır…Sonra iddia, neticesi içinde tanzim edilerek istikameti,akla tabir ettirilir…Ve latifelerin meyle akışı başlıyor..Doğruya doğru diyecek fikri entegreyi..muhabbeti toplayıcı bir konum ifade eder..


“””Halbuki, namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır.”””

Bu manayı ifade için, YİRMİ BİRİNCİ SÖZ- BİRİNCİ MAKAM- İKİNCİ İKAZ’da demiş;
“””Ey şikemperver nefsim! Acaba, her gün her gün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar usanç veriyor mu?
Mâdem vermiyor; çünkü ihtiyaç tekerrür ettiğinden usanç değil, belki telezzüz ediyorsun. Öyle ise, hâne-i cismimde senin arkadaşların olan kalbimin gıdâsı, ruhumun âb-ı hayatı ve latîfe-i Rabbâniyemin hava-i nesîmini cezb ve celb eden namaz dahi seni usandırmamak gerektir.”””

“”Hem, cisme de o kadar ağır bir iş değildir.”””

“””Hem, namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibâdet hükmünü alır.”””


Ben Rabbimin bana ettiği bir vazifede .. hizmetkarıyım onun mallarını onun ibadına dağıtan bir tevziat memuruyum..veya onların dünyevi işlerinde yardımcı bir görev iş sahibiyim gibi niyet ederek..dünyevi işlerini de ibadet hükmüne getirebilecek bir hoşnutluk şuurla rızai ilahi içinde arayabilir..ki öyledir…Bütün ömrünü sermayasini zayi etmeden ebedileştirir…

Evet Demiş;

“””Bu sûrette bütün sermâye-i ömrünü âhirete mal edebilir. Fânî ömrünü bir cihette ibkâ eder.”””

ON ÜÇÜNCÜ SÖZ’de bir hakikati ifade ederken demiş;

“”nev-i beşerin mâşuk-u mecâzîsi olan hayat-ı dünyeviye böyle çirkin ve geçici olmasından, fıtrat-ı beşerin hakiki sevdiği, aradığı hayat-ı bâkiyeyi bütün kuvvetiyle arayacak;””

Evet ,

İnsanın hayata mazhariyeti ve ona verilen cihazat ile binler hikmetin ifade edildiği ve çok mühim bir sermaye ve ticaretin gösterildiği bir ders olan ALTINCI SÖZ’den bir başlangıçla dersimizi bu makamda bitiriyoruz..


“””Bismillahirrahmanirrahim”””

Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, karşılığında onlara Cennet vermek sûretiyle satın almıştır. (Tevbe Sûresi: 111.)

Nefis ve malını Cenâb-ı Hakka satmak ve Ona abd olmak ve asker olmak ne kadar kârlı bir ticaret, ne kadar şerefli bir rütbe olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciği dinle:

Bir zaman, bir padişah, raiyyetinden iki adama, herbirisine emâneten birer çiftlik verir ki; içinde fabrika, makine, at, silâh gibi herşey var. Fakat fırtınalı bir muharebe zamanı olduğundan, hiçbir şey kararında kalmaz. Ya mahvolur veya tebeddül eder, gider.

Padişah, o iki nefere, kemâl-i merhametinden bir yâver-i ekremini gönderdi. Gayet merhametkâr bir ferman ile onlara diyordu:.........

El Fatiha