+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5

Konu: Kabre Giden Üç Yol

  1. #1
    Pürheves ecrin54 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Bulunduğu yer
    Sakarya
    Mesajlar
    156

    Standart Kabre Giden Üç Yol

    Onüçüncü Sözün

    İkinci Makamı

    [Cazibedar bir fitne içinde bulunan ve daha aklını kaybetmeyen bazı gençlerle bir muhaveredir.]

    Bir kısım gençler tarafından, şimdiki aldatıcı ve cazibedar lehviyat ve hevesâtın hücumları karşısında «Âhiretimizi ne suretle kurtaracağız?» diye, Risale-i Nur’dan medet istediler. Ben de Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsi namına onlara dedim ki:

    Kabir var, hiç kimse inkâr edemez. Herkes ister istemez oraya girecek. Ve oraya girmek için de üç tarzda «Üç Yol»dan başka yol yok..

    Birinci Yol: O kabir, ehl-i îman için bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısıdır.

    İkinci Yol: Âhireti tasdik eden, fakat sefahet ve dalâlette gidenlere bir haps-i ebedî ve bütün dostlarından bir tecrid içinde bir haps-i münferid, yalnız başına bir hapis kapısıdır. Öyle gördüğü ve itikad ettiği ve inandığı gibi hareket etmediği için öyle muamele görecek.

    Üçüncü Yol: Âhirete inanmayan ehl-i inkâr ve dalâlet için bir ıdam-ı ebedî kapısı... Yâni; hem kendisini, hem bütün sevdiklerini îdam edecek bir darağacıdır. Öyle bildiği için, cezası olarak aynını görecek. Bu iki şık bedihîdir, delil istemiyor; göz ile görünür. Madem ecel gizlidir: Her vakit ölüm başını kesmek için gelebiliyor. Ve genç ihtiyar farkı yoktur. Elbette daima gözü önünde, öyle bü-yük dehşetli bir mes’ele karşısında biçare in-san; o îdam-ı ebedî, o dipsiz, nihayetsiz haps-i münferidden kurtulmak çaresini aramak ve kabir kapısını bir âlem-i bâkîye, bir saadet-i ebediyeye ve âlem-i nûra açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek hâdisesi, o insanın dünya kadar büyük bir mes’elesidir.

    Bu kat’î hakikat, bu üç yol ile bulunduğun-da ve bu üç yolun da mezkûr üç hakikat ile o-lacağını ihbar eden yüzyirmidört bin muhbir-i sâdık, ellerinde nişâne-i tasdik olan mu’cize-ler bulunan Enbiyalar ve o Enbiyaların haber verdikleri aynı haberleri, keşf ve zevk ve şuhûd ile tasdik eden ve imza basan yüzyir-midört milyon Evliyanın aynı hakikate şeha-detleri ve hadd ü hesaba gelmeyen muhak-kiklerin, kat’î delilleriyle o Enbiya ve Evliya-nın verdikleri aynı haberleri aklen ilmel-yakîn derecesinde (*) isbat ettikleri ve yüzde doksan-dokuz ihtimâl-i kat’î ile «Îdam ve zindan-ı ebe-dîden kurtulmak ve o yolu saadet-i ebediyeye çevirmek, yalnız îman ve itaat iledir.» diye ittifakan haber veriyorlar.

    Acaba yüzde bir ihtimâl-i helâket bulunan bir tehlike yolunda gitmemek için, bir tek muhbirin sözü nazara alınsa ve onun sözünü dinlemeyip o yolda giden adamın endişe-i helâketten gelen elem-i mânevî, onun yemek iştihasını kaçırdığı halde; böyle yüzbinler sâ-dık ve musaddak muhbirlerin yüzde yüz ihti-mâl ile, dalâlet ve sefahet göz önündeki kabir darağacına ve ebedî haps-i münferidine kat’î sebeb olduğunu ve îman, ubûdiyyet; yüzde yüz ihtimal ile o darağacını kaldırıp, o haps-i münferidi kapatıp, şu göz önündeki kabri, bir hazine-i ebediyeye, bir saray-ı saadete açılan bir kapıya çeviriyor diye ihbar eden ve emârelerini ve âsarlarını gösterdikleri halde, bu acîb ve garib ve dehşetli ve azametli mes’ele karşısında bulunan bîçare insan ve bâhusus müslüman: Eğer îman ve ubûdiyeti olmazsa, bütün dünya saltanatı ve lezzeti bir tek insana verilse, acaba o göz önündeki her vakit oraya çağrılmasına nöbetini bekleyen bir insana verdiği o endişeden gelen elîm elemi kaldırabilir mi? Sizden soruyorum.

    Madem ihtiyarlık, hastalık, musîbet ve her tarafta vefiyatlar o dehşetli elemi deşiyorlar ve ihtar ediyorlar. Elbette o ehl-i dalâlet ve sefahet yüzbin lezzeti ve zevki alsa da, yine o mânevî bir cehennem kalbinde yaşar ve ya-kar. Fakat pek kalın gaflet sersemliği muvak-katen hissettirmez.

    Madem ehl-i îman ve taat, göz önünde gördüğü kabri, bir hazine-i ebediyeye, bir saadet-i lâyezalîye kendisi hakkında bir kapı olduğunu ve o ezelî mukadderat piyangosundan milyarlar altın ve elmasları kazandıracak bir bilet dahi îman vesikasıyla ona çıkmış. Her vakit «Gel biletini al» diye beklemesinden derin, esaslı, hakikî lezzet ve zevk-i mânevî öyle bir lezzettir ki: Eğer tecessüm etse ve o çekirdek bir ağaç olsa, o adama hususî bir cennet hükmüne geçtiği halde; o zevk ve lezzet-i azîmeyi terkedip, gençlik sâikasıyla, o hadsiz elemler ile âlûde zehirli bir bala benzeyen sefîhane ve heveskârâne muvakkat bir lezzet-i gayr-i meşrûayı ihtiyar eden, hayvandan yüz derece aşağı düşer. Ecnebi dinsizleri gibi de olamaz. Çünki onlar, Peygamberi inkâr etseler, diğerlerini tanıyabilirler. Peygamberleri bilmeseler de Allah’ı tanıyabilirler. Allah’ı bilmeseler de kemâlâta medâr olacak bâzı güzel hasletler bulunabilir. Fakat bir müslüman; hem Enbiyayı, hem Rab-bini, hem bütün Kemâlâtı Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm vasıtasıyla biliyor. Onun terbiyesini bırakan ve zincirinden çıkan daha hiçbir Peygamberi (A.S.M.) tanımaz ve Allah’ı da tanımaz. Ve rûhunda kemalâtı mu-hafaza edecek hiçbir esasatı bilemez. Çünki; Peygamberlerin en âhiri ve en büyükleri ve dini ve dâveti, umum nev’-i beşere baktığı i-çin ve mu’cizâtça ve dince umuma faik ve bü-tün nev’-i beşere bütün hakaikde üstadlık e-dip ondört asırda parlak bir sûrette isbat e-den ve nevi beşerin medar-ı iftiharı bir zâtın terbiye-i esasiyelerini ve usûl-i dinini terke-den, elbette hiçbir cihette bir nur, bir kemâl bulamaz. Sukut-u mutlaka mahkûmdur.

    İşte ey hayat-ı dünyeviyenin zevkine müb-telâ ve endişe-i istikbal ile istikbalini ve hayatını temin için çabalayan bîçareler! Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isterseniz; meşrû dairedeki keyfe iktifa ediniz. O, keyfinize kâfidir. Haricinde ve gayr-ı meşrû dairedeki bir lezzetin içinde bin elem olduğunu, sâbık beyanatta elbette anladınız. Eğer mâzi, yâni geçmiş zamanın hâdisatını sinema ile hâlihazırda gösterdikleri gibi, istikbaldeki ahval dahi meselâ elli sene sonraki halleri bir sinema ile gösterilse idi, ehl-i sefahet şimdiki güldüklerine, yüzbinlerce nefrin ve nefret edip ağlayacaktılar.

    Dünya ve âhirette ebedî ve daimî süruru isteyen, îman dairesindeki terbiye-i Muham-mediyeyi (A.S.M.) kendine rehber etmek gerektir.

    Ya Rabb ! Şehadetimi köprü eyle Sevgililer Sevgilisine kavuşmam için...

    Vuslatımı takdir et... Canımı kabul buyur aşk'ına...


    Duam Sanadır Rabb'im !...

    Selâmım En Sevgili'ye !...




  2. #2
    xyz
    xyz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Pürheves xyz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesajlar
    187

    Standart

    İkinci Yol: Âhireti tasdik eden, fakat sefahet ve dalâlette gidenlere bir haps-i ebedî ve bütün dostlarından bir tecrid içinde bir haps-i münferid, yalnız başına bir hapis kapısıdır. Öyle gördüğü ve itikad ettiği ve inandığı gibi hareket etmediği için öyle muamele görecek

    burasını açıklarmısınız? öyle görmesi ne demektir

    God only helps those people who work hard and make an honest effort

    war with yourself is better than war with enemies


  3. #3
    gaze
    Guest gaze - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Hodbîn adam hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbîn olduğundan; bedbînlik cezası olarak, nazarında pek fenâ bir memlekete düşer.

    Diğeri hudâbîn, hudâperest ve hakendiş, güzel ahlâklı idi ki, nazarında pek güzel bir memlekete düştü.

  4. #4
    Pürheves bizdostuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    231

    Standart

    İşte ey hayat-ı dünyeviyenin zevkine müb-telâ ve endişe-i istikbal ile istikbalini ve hayatını temin için çabalayan bîçareler! Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isterseniz; meşrû dairedeki keyfe iktifa ediniz. O, keyfinize kâfidir. Haricinde ve gayr-ı meşrû dairedeki bir lezzetin içinde bin elem olduğunu, sâbık beyanatta elbette anladınız. Eğer mâzi, yâni geçmiş zamanın hâdisatını sinema ile hâlihazırda gösterdikleri gibi, istikbaldeki ahval dahi meselâ elli sene sonraki halleri bir sinema ile gösterilse idi, ehl-i sefahet şimdiki güldüklerine, yüzbinlerce nefrin ve nefret edip ağlayacaktılar.
    Ben kendi nefsime bu sözleri söylemekteyim, ama dizgini bir türlü elime alamam. Reçetesini bilen kardeş var mı?

  5. #5
    Ehil Üye _MerHeM_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Alem-i şehadet
    Mesajlar
    2.225

    Standart

    Alıntı bizdostuz Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ben kendi nefsime bu sözleri söylemekteyim, ama dizgini bir türlü elime alamam. Reçetesini bilen kardeş var mı?


    Reçetesi çok kolaydır kardeş...
    Helal ve az ye.Çokça aç kal.
    Allah c.c. çokça zikir ve tefekkür et.(göz yaşıyla)


    Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.

    Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.

    Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Giden ve Kalan
    By Ensardan in forum Edebiyat
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 07.06.13, 08:39
  2. Kabir zordur,azıksız, amelsiz kabre girmek daha zordur
    By BiRDüNYaUMuT in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 12.11.12, 17:37
  3. Sevgiliye Giden Yol
    By zamane in forum Edebiyat
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.03.08, 13:27
  4. İmanla Kabre Girme Meselesi
    By Ahsen Nur in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 02.11.07, 18:04
  5. Nur Talebelerinin İmanla Kabre Gireceklerine Dair
    By elff in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 27.04.07, 13:34

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0