+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 5 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 48
Like Tree1Beğeni

Konu: Küfran-ı Nimet - Enaniyet - Temeddüh İlişkisi...

  1. #1
    Müdakkik Üye .münzevi. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    957

    Standart Küfran-ı Nimet - Enaniyet - Temeddüh İlişkisi...

    Selamün Aleyküm kardeşler...

    Sorumun sizde açılımlarını çok merak ediyorum...

    Acaba nasıl bir sonuç çıkarabileceğiz...


    sorum şu ki;

    Küfran-ı nimet ile enaniyet arasındaki o ince nüans nedir?

    Yani bu ikisi arasında olmayı nasıl başarabiliriz?

    Örneğin bir takım istidatlarımızı anlatsak enaniyet olucak lakin nefsimizin bu enaniyete kapılmaması için cümleden ednadır deyip hiç kabul etmesek küfran-ı nimet edebilme ihtimali var?

    ya da edebilir miyiz?

    yani bu ikisi arasındaki o dengenin sırrı nedir?

    nasıl davranmalıyız?
    Konu Yonetici tarafından (06.10.08 Saat 09:29 ) değiştirilmiştir.
    Ararad bunu beğendi.

    BENİMLE GELEN PİŞMAN OLMAZ,

    BENİMLE GELEN PİŞMAN OLURSA,

    RUZ-İ MAHŞERDE SIRTIMIN YÜKÜ OLSUN,

    AN ŞART Kİ BU DAVAYA KARŞI

    SEBAT VE SADAKATİNİ BOZMASIN!

    SAİD NURSİ (r.a)

    NEDEN EY GAFİL!

    Realiteleri Ütopyaların haline getiriyorsun!


  2. #2
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    51
    Mesajlar
    15.435

    Standart

    Haşiye: Eğer desen: "Sen necisin, bu meşâhire karşı meydana çıkıyorsun? Sen, bir sinek gibi olup da kartalların uçmalarına karışıyorsun." Ben de derim ki, "Kur'ân gibi bir üstad-ı ezeliyem varken, dalâletâlûd felsefenin ve evhamâlûd aklın şâkirdleri olan o kartallara hakikat ve mârifet yolunda sinek kanadı kadar da kıymet vermeye mecbur değilim. Ben onlardan ne kadar aşağı isem, onların üstadı dahi, benim üstadımdan bin defa daha aşağıdır. Üstadımın himmetiyle, onları gark eden madde ayağımı da ıslatamadı. Evet, büyük bir padişahın onun kanununu ve evâmirini hâmil küçük bir neferi, küçük bir şâhın büyük bir müşirinden daha büyük işler görebilir." 30.söz





    işte iki nokta arasındaki ince cizgi...ne küfran-ı nimet..nede enaniyet...anlayan anlar
    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

  3. #3
    Müdakkik Üye .münzevi. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    957

    Standart

    Alıntı yalnız_seyyah Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Haşiye: Eğer desen: "Sen necisin, bu meşâhire karşı meydana çıkıyorsun? Sen, bir sinek gibi olup da kartalların uçmalarına karışıyorsun." Ben de derim ki, "Kur'ân gibi bir üstad-ı ezeliyem varken, dalâletâlûd felsefenin ve evhamâlûd aklın şâkirdleri olan o kartallara hakikat ve mârifet yolunda sinek kanadı kadar da kıymet vermeye mecbur değilim. Ben onlardan ne kadar aşağı isem, onların üstadı dahi, benim üstadımdan bin defa daha aşağıdır. Üstadımın himmetiyle, onları gark eden madde ayağımı da ıslatamadı. Evet, büyük bir padişahın onun kanununu ve evâmirini hâmil küçük bir neferi, küçük bir şâhın büyük bir müşirinden daha büyük işler görebilir." 30.söz


    işte iki nokta arasındaki ince cizgi...ne küfran-ı nimet..nede enaniyet...anlayan anlar

    abi soru sorduk yani sende anlayan anlar dedin çıktın işin içinden. sizin buradan anladığınız nedir?
    herkese faklı açılıyor muhakkak. belki ben şuan sizin pencerenizden bakamadığım için anlayamıycam nasıl bir bağ kurdunuz?

    BENİMLE GELEN PİŞMAN OLMAZ,

    BENİMLE GELEN PİŞMAN OLURSA,

    RUZ-İ MAHŞERDE SIRTIMIN YÜKÜ OLSUN,

    AN ŞART Kİ BU DAVAYA KARŞI

    SEBAT VE SADAKATİNİ BOZMASIN!

    SAİD NURSİ (r.a)

    NEDEN EY GAFİL!

    Realiteleri Ütopyaların haline getiriyorsun!


  4. #4
    Müdakkik Üye .münzevi. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    957

    Standart

    yaaaa niye kimse bişey yazmıyoo?
    niye bakıp bakıp gidiyosunuz??
    ben cidden çok merak ediyorum burdan çıkacak sonuçları heyecanla bekliyorum...

    BENİMLE GELEN PİŞMAN OLMAZ,

    BENİMLE GELEN PİŞMAN OLURSA,

    RUZ-İ MAHŞERDE SIRTIMIN YÜKÜ OLSUN,

    AN ŞART Kİ BU DAVAYA KARŞI

    SEBAT VE SADAKATİNİ BOZMASIN!

    SAİD NURSİ (r.a)

    NEDEN EY GAFİL!

    Realiteleri Ütopyaların haline getiriyorsun!


  5. #5
    Ehil Üye nurhanali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    3.463

    Standart

    Dördüncü Sebeb:
    Bazan tevazu', küfran-ı nimeti istilzam ediyor; belki küfran-ı nimet olur.

    Bazan da tahdis-i nimet, iftihar olur. İkisi de zarardır.
    Bunun çare-i yegânesi ki;
    ne küfran-ı nimet çıksın, ne de iftihar olsun. Meziyet ve kemalâtları ikrar edip, fakat temellük etmeyerek, Mün'im-i Hakikî'nin eser-i in'amı olarak göstermektir.
    Meselâ: Nasılki murassa' ve müzeyyen bir elbise-i fahireyi biri sana giydirse ve onunla çok güzelleşsen, halk sana dese: "Mâşâallah çok güzelsin, çok güzelleştin." Eğer sen tevazukârane desen: "Hâşâ!.. Ben neyim, hiç. Bu nedir, nerede güzellik?" O vakit küfran-ı nimet olur ve hulleyi sana giydiren mahir san'atkâra karşı hürmetsizlik olur. Eğer müftehirane desen: "Evet ben çok güzelim, benim gibi güzel nerede var, benim gibi birini gösteriniz." O vakit, mağrurane bir fahrdir.

    İşte fahrden, küfrandan kurtulmak için demeli ki: "Evet ben güzelleştim, fakat güzellik libasındır ve dolayısıyla libası bana giydirenindir, benim değildir."
    İşte bunun gibi, ben de sesim yetişse, bütün Küre-i Arz'a bağırarak derim ki: Sözler güzeldirler, hakikattırlar; fakat benim değildirler,
    Kur'an-ı Kerim'in hakaikinden telemmu' etmiş şualardır.

    وَ مَا مَدَحْتُ مُحَمَّدًا بِمَقَالَتِى وَ لَكِنْ مَدَحْتُ مَقَالَتِى بِمُحَمَّدٍ düsturuyla derim ki:

    وَ مَا مَدَحْتُ الْقُرْاۤنَ بِكَلِمَاتِى وَ لَكِنْ مَدَحْتُ كَلِمَاتِى بِالْقُرْاۤنِ yani: "Kur'anın hakaik-i i'cazını ben güzelleştiremedim, güzel gösteremedim; belki Kur'anın güzel hakikatları, benim tabiratlarımı da güzelleştirdi, ulvîleştirdi." Madem böyledir; hakaik-i Kur'anın güzelliği namına, Sözler namındaki âyinelerinin güzelliklerini ve o âyinedarlığa terettüb eden inayat-ı İlahiyeyi izhar etmek, makbul bir tahdis-i nimettir.
    (Mektubat - 370)

    Eğer siz kendinizdeki güzellikleri enaniyet hesabına kabul ederseniz iftihar olur.Yok güzel değilim deseniz küfran-ı nimet olur.Temellük etmeden evet ben güzelim fakat beni güzelleştiren münim-i hakikidir deseniz istikamet olur.Vasat mertebe olur.
    Risale-i nur bir imtihan kitabıdır.
    Davasına sadık olmayan insanların başarı ihtimali yoktur.



  6. #6
    Müdakkik Üye .münzevi. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    957

    Standart

    evet abicim elhamdülillah...

    burası aklıma gelmemişdi...

    Risale-i Nurları her defasında yeniden okuyormuş hissini bi kez daha anladım. Allah razı olsun. peki o zman burada size tahdis-i nimet ile ilgili bir soru sorayım...

    birazdan geliyo inşallah...

    BENİMLE GELEN PİŞMAN OLMAZ,

    BENİMLE GELEN PİŞMAN OLURSA,

    RUZ-İ MAHŞERDE SIRTIMIN YÜKÜ OLSUN,

    AN ŞART Kİ BU DAVAYA KARŞI

    SEBAT VE SADAKATİNİ BOZMASIN!

    SAİD NURSİ (r.a)

    NEDEN EY GAFİL!

    Realiteleri Ütopyaların haline getiriyorsun!


  7. #7
    Ehil Üye Piri Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    1.663

    Standart

    Kader ve cüz'-i ihtiyârî, İslâmiyetin ve îmânın nihayet hududunu gösteren, hâlî ve vicdanî bir îmânın cüz'lerindendir. Yoksa ilmî ve nazarî değillerdir. Yâni mü'min herşeyi, hattâ fiilini, nefsini Cenâb-ı Hakk'a vere vere, tâ nihayette teklif ve mes'uliyetten kurtulmamak için "Cüz'-i ihtiyârî" önüne çıkıyor. Ona "Mes'ul ve mükellefsin" der. Sonra, ondan sudûr eden iyilikler ve Kemâlât ile mağrur olmamak için, "Kader" karşısına geliyor. Der: "Haddini bil, yapan sen değilsin." Evet kader, cüz'-i ihtiyârî; îmân ve İslâmiyetin nihayet merâtibinde... Kader, nefsi gururdan ve cüz'-i ihtiyârî, adem-i mes'uliyetten kurtarmak içindir ki, mesâil-i îmâniyeye girmişler.Yoksa mütemerrid nüfus-u emmârenin işledikleri seyyiatının mes'uliyetinden kendilerini kurtarmak için kadere yapışmak ve onlara in'am olunan mehâsinle iftihar etmek, gururlanmak, cüz'-i ihtiyariye istinad etmek; bütün bütün sırr-ı kadere ve hikmet-i cüz'-i ihtiyariyeye zıd bir harekete sebebiyet veren ilmî mes'eleler değildir...

    ''Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâmın zâhirî yara hastalıklarının mukabili, bizim bâtınî ve ruhî ve kalbî hastalıklarımız vardır.” (Lem’alar, İkinci Lem’a)

  8. #8
    Gayyur mızrap - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Bulunduğu yer
    İSTANBUL
    Mesajlar
    63

    Standart

    selamun aleyküm,
    belki risalelerden örnek veremeyeceğim ama naçizane ben de yorumlamak isterim bu önemli konuyu müsaadenizle...
    enaniyet yani kibirlenmek duygusu gerçek manada kendine ait olmayanı kendindenmiş gibi gösterme hastalığıdır evet evet hastalığıdır,Kişinin belki tam manasıyla Allah celle cellaühü tanımaması ya da O'na uzak durması,Kainatta yaratılmış maddi manevi herşeyin O'ndan olduğunu unutmasıdır diyebiliriz bu manada kişi kendisine bahşedilen tüm bu nimetlere şükretmek yerine nankörlük ederse işte o zaman o aradaki ince çigi silinir ve Allah muhafaza çok kötü sonuçlar doğurabilir.İnsan nisyandandır bazen nefsine uyar ve nimete şükrünü eda etmez oysa herşeyin yoktan varedildiğini, bahşedilen tüüm bu nimetlerden hesaba çekileceğimizi gerektiği gibi idrak edebilsek,acz ve fakrımızı bilsek,tevazu sahibi,ihlaslı ve samimi olup Yalnızca Kur2an ahlakıyla ahlaklanabilsek sanırım dengeyi sağlayıp bu iki tehlikeli kelimenin doğuracağı sonuçlara maruz kalmamış olacağız...
    Allah celle celalüh dilemedikçe insan ya da yaratılmışların hiçbiri hiçbirşeye güç yetiremez,bunu bilen ve anlayan insan heralde enaniyet ve nankörlükten olabildiğince uzak durmaya çalışır...
    üstad Bediüzzaman said nursi nin sözleriyle tamamlayalım inşaALLAH sözlerimizi...selam dua ve muhabbetle

    Nasıl ki yıldız böceği, kendi ışıkçığına itimad eder, gecenin hadsiz zulümatında kalır. Bal arısı, kendine güvenmediği için, gündüzün güneşini bulur. Bütün dostları olan çiçekleri, güneşin ziyasıyla yaldızlanmış müşahede eder. Öyle de kendine, vücuduna ve enaniyetine dayansan; yıldız böceği gibi olursun. Eğer sen, fani vücudunu, o vücudu sana veren Halikin yolunda feda etsen, bal arısı gibi olursun. Hem feda et. Çünkü şu vücud, sende vedia ve emanettir.



  9. #9
    Müdakkik Üye .münzevi. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    957

    Standart

    Alıntı .yasemin. Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    evet abicim elhamdülillah...

    burası aklıma gelmemişdi...

    Risale-i Nurları her defasında yeniden okuyormuş hissini bi kez daha anladım. Allah razı olsun. peki o zman burada size tahdis-i nimet ile ilgili bir soru sorayım...

    birazdan geliyo inşallah...
    evet akşam bulamamıştım abi yerini şimdi buldum inş.... soru geliyor....

    Alıntı Asa-yı Musa Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    onlara in'am olunan mehâsinle iftihar etmek, gururlanmak, cüz'-i ihtiyariye istinad etmek; bütün bütün sırr-ı kadere ve hikmet-i cüz'-i ihtiyariyeye zıd bir harekete sebebiyet veren ilmî mes'eleler değildir...

    şimdi emirdağ lahikasında şöyle diyor Üstadımız;

    Ben, on yaşında iken, büyük bir iftihar, hatta bazan temeddüh suretinde bir haletim vardı. İstemediğim halde pek büyük bir iş ve büyük bir kahramanlık tavrını takınıyordum. Kendi kendime derdim: Senin beş para kıymetin yok. Bu temeddühkarane, hususan cesarette çok fazla gösterişin niçindir? Bilmiyordum, hayret içindeydim. Bir iki aydır o hayrete cevap verildi ki: Risale-i Nur, kablelvuku kendini ihsas ediyordu. Sen, adi odun parçası gibi bir çekirdek iken, o firdevs salkımlarını bilfiil kendi malın gibi hiss-i kablelvuku ile hissedip hodfuruşluk ederdin.

    Bizim Nurs köyümüz ise, hem eski talebelerim, hem hemşehrilerim biliyorlar ki, bizim köyümüz, fevkalade gösteriş ve cesarette ileri göstermek için temeddühü çok severdiler; güya büyük bir memleketi fetheder gibi kahramanane bir tavır almak istiyordular. Ben, hem kendime, hem onlara çok hayret ederdim. Şimdi hakiki bir ihtar ile bildim ki: O masum Nurslu insanlar, Nurs karyesi; Risale-i Nur'un nuruyla büyük bir iftihar kazanacak; o vilayetin, nahiyenin ismini işitmeyen, Nurs köyünü ehemmiyetle tanıyacak diye bir hiss-i kablelvuku ileo nimet-i İlahiyeye karşı teşekkürlerini temeddüh suretinde göstermişler.


    26.sözde de şöyle bir ifade geçiyor...

    Üçüncü Hatvede, dersini verdiği gibi; nefsin muktezâsı, dâimâ iyiliği kendinden bilip, fahr ve ucbe girer. Bu hatvede, nefsinde yalnız kusuru ve naksı ve aczi ve fakrı görüp, bütün mehâsin ve kemâlâtını, Fâtır-ı Zülcelâl tarafından ona ihsan edilmiş nimetler olduğunu anlayıp, fahr yerinde şükür vetemeddüh yerinde hamd etmektir. Şu mertebede tezkiyesi, -3- sırrıyla şudur ki: Kemâlini kemâlsizlikte, kudretini aczde, gınâsını fakrda bilmektir.



    evet o halde niçin Üstadımız ve Nurs nahiyesi hiss-i kable'l vuku ile hissettikleri o Nurlara teşekkürlerini temeddüh suretinde gösteriyorlar?

    Mektubun ilerilerinde nahiyelerinden çok alimlerin çıktığını söylüyor ve şunları da dile getiriyor Üstadımız...


    Eski meşhur ulema ve evliyalar ve allameler ve kutublar-onların medar-ı bahsi oldukça ben de dokuz on yaşındayken dinliyordum, kalbime geliyordu ki, bu talebeler, alimler, ilimde, dinde büyük bir fütuhat yapmışlar gibi vaziyet alıyorlardı. Bir talebenin bir parça ziyade zekaveti olsaydı, büyük bir ehemmiyet verilirdi. Münazarada, bir meselede birisi galebe çalsa büyük bir iftihar alırdı. Ben de hayret ediyordum, o hissiyat bende de vardı. Hatta tarikat şeyhleri ve dairelerinde medar-ı hayret bir müsabaka, hem nahiye, hem kaza, hem vilayetimizde vardı. O haletleri başka memleketlerde o derece göremedim.

    evet asay-ı musa kardeşin de alıntısında yazdığı gibi;
    o inam olunan mehasinle gururlanmak iftihar etmek yerine, bu ilim tahdis-i nimet kabilinden sunulabilirdi, niçin temeddüh suretinde?

    BENİMLE GELEN PİŞMAN OLMAZ,

    BENİMLE GELEN PİŞMAN OLURSA,

    RUZ-İ MAHŞERDE SIRTIMIN YÜKÜ OLSUN,

    AN ŞART Kİ BU DAVAYA KARŞI

    SEBAT VE SADAKATİNİ BOZMASIN!

    SAİD NURSİ (r.a)

    NEDEN EY GAFİL!

    Realiteleri Ütopyaların haline getiriyorsun!


  10. #10
    Müdakkik Üye .münzevi. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    957

    Standart

    heyecanla bekliyorum...

    Mızrap ağabeyime de tşklerimi sunuyorum katkılarından dolayı...

    Allah razı olsun

    BENİMLE GELEN PİŞMAN OLMAZ,

    BENİMLE GELEN PİŞMAN OLURSA,

    RUZ-İ MAHŞERDE SIRTIMIN YÜKÜ OLSUN,

    AN ŞART Kİ BU DAVAYA KARŞI

    SEBAT VE SADAKATİNİ BOZMASIN!

    SAİD NURSİ (r.a)

    NEDEN EY GAFİL!

    Realiteleri Ütopyaların haline getiriyorsun!


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Gâye-i hayal olmazsa, enâniyet kuvvetleşir .
    By gamze-i_dilruzum in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06.12.12, 15:30
  2. Haliliye Mesleği ve Enaniyet Tuzağı
    By aşur in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 14.10.11, 09:51
  3. Çağın Hastalığı Enaniyet
    By sinay in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 28
    Son Mesaj: 27.07.08, 23:10
  4. Profesör-Öğrenci İlişkisi
    By İsRa_ in forum Mizah
    Cevaplar: 25
    Son Mesaj: 28.01.08, 11:13

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0