+ Konu Cevaplama Paneli
2. Sayfa - Toplam 5 Sayfa var BirinciBirinci 1 2 3 4 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 20 ve 48
Like Tree1Beğeni

Konu: Küfran-ı Nimet - Enaniyet - Temeddüh İlişkisi...

  1. #11
    Ehil Üye osmanoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Uşak
    Mesajlar
    1.856

    Standart

    İkinci nokta: Ehl-i tarikat ve hakikatçe müttefekun aleyh bir esas var ki: tarik-i hakta sülûk eden bir insan, nefs-i emmaresinin enaniyetini ve serkeşliğini kırmak için lâzım gelir ki, nazarını nefsinden kaldırıp şeyhine hasr-ı nazar ede ede tâ fenâfişşeyh hükmüne gelir. "Ben" dediği vakit, şeyhinin hissiyatıyla konuşur. Ve hâkeza, tâ fenâfirresûl, fenâ fillâha kadar gider.
    Meselâ, nasıl ki, gayet fedakâr ve sadık bir hizmetkâr, bir yaver, efendisinin hissiyatıyla güya kendisi kendisinin efendisidir ve padişahıdır gibi konuşur. "Ben böyle istiyorum" der; yani "Benim seyyidim, üstadım, sultanım böyle istiyor." Çünkü kendini unutmuş, yalnız onu düşünüyor. "Böyle emrediyor," der. (Lemalar-54)

    Bu kısımlar bize bir ip ucu verebilir mi Yasemin kardeşim; ne dersiniz?
    Belki de temeddüh suretinde görünen o halet ehl-i tarîkatin yukarıda bahsedilen hâletine benzer bir hâlettir. Risale-i Nur'un kademini omuzlarında gördüklerinden kendilerince tahdîs-i nîmet suretinde bir temeddühtür. Veya temeddüh görüntüsünde bir tahdîs-i nîmet olabilir.
    Bu tür meselelerde (tahdîs-i nîmet-küfrân-ı nîmet gibi...) aradaki çizgi çok ince olduğundan bakış açıları da çok ince olmak iktiza eder diye düşünüyorum.
    "Ey Rabbimiz! Biz indirdiğin kitaba inandık ve peygambere uyduk. Sen de bizi, Senin birliğine ve peygamberinin doğruluğuna şahitlik edenlerle beraber yaz." Âl-i İmrân Sûresi: 3:53.

  2. #12
    Ehil Üye Piri Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    1.663

    Standart

    Alıntı .yasemin. Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    evet akşam bulamamıştım abi yerini şimdi buldum inş.... soru geliyor....

    şimdi emirdağ lahikasında şöyle diyor Üstadımız;

    Ben, on yaşında iken, büyük bir iftihar, hatta bazan temeddüh suretinde bir haletim vardı. İstemediğim halde pek büyük bir iş ve büyük bir kahramanlık tavrını takınıyordum. Kendi kendime derdim: Senin beş para kıymetin yok. Bu temeddühkarane, hususan cesarette çok fazla gösterişin niçindir? Bilmiyordum, hayret içindeydim. Bir iki aydır o hayrete cevap verildi ki: Risale-i Nur, kablelvuku kendini ihsas ediyordu. Sen, adi odun parçası gibi bir çekirdek iken, o firdevs salkımlarını bilfiil kendi malın gibi hiss-i kablelvuku ile hissedip hodfuruşluk ederdin.

    Bizim Nurs köyümüz ise, hem eski talebelerim, hem hemşehrilerim biliyorlar ki, bizim köyümüz, fevkalade gösteriş ve cesarette ileri göstermek için temeddühü çok severdiler; güya büyük bir memleketi fetheder gibi kahramanane bir tavır almak istiyordular. Ben, hem kendime, hem onlara çok hayret ederdim. Şimdi hakiki bir ihtar ile bildim ki: O masum Nurslu insanlar, Nurs karyesi; Risale-i Nur'un nuruyla büyük bir iftihar kazanacak; o vilayetin, nahiyenin ismini işitmeyen, Nurs köyünü ehemmiyetle tanıyacak diye bir hiss-i kablelvuku ileo nimet-i İlahiyeye karşı teşekkürlerini temeddüh suretinde göstermişler.


    26.sözde de şöyle bir ifade geçiyor...

    Üçüncü Hatvede, dersini verdiği gibi; nefsin muktezâsı, dâimâ iyiliği kendinden bilip, fahr ve ucbe girer. Bu hatvede, nefsinde yalnız kusuru ve naksı ve aczi ve fakrı görüp, bütün mehâsin ve kemâlâtını, Fâtır-ı Zülcelâl tarafından ona ihsan edilmiş nimetler olduğunu anlayıp, fahr yerinde şükür vetemeddüh yerinde hamd etmektir. Şu mertebede tezkiyesi, -3- sırrıyla şudur ki: Kemâlini kemâlsizlikte, kudretini aczde, gınâsını fakrda bilmektir.



    evet o halde niçin Üstadımız ve Nurs nahiyesi hiss-i kable'l vuku ile hissettikleri o Nurlara teşekkürlerini temeddüh suretinde gösteriyorlar?

    Mektubun ilerilerinde nahiyelerinden çok alimlerin çıktığını söylüyor ve şunları da dile getiriyor Üstadımız...


    Eski meşhur ulema ve evliyalar ve allameler ve kutublar-onların medar-ı bahsi oldukça ben de dokuz on yaşındayken dinliyordum, kalbime geliyordu ki, bu talebeler, alimler, ilimde, dinde büyük bir fütuhat yapmışlar gibi vaziyet alıyorlardı. Bir talebenin bir parça ziyade zekaveti olsaydı, büyük bir ehemmiyet verilirdi. Münazarada, bir meselede birisi galebe çalsa büyük bir iftihar alırdı. Ben de hayret ediyordum, o hissiyat bende de vardı. Hatta tarikat şeyhleri ve dairelerinde medar-ı hayret bir müsabaka, hem nahiye, hem kaza, hem vilayetimizde vardı. O haletleri başka memleketlerde o derece göremedim.

    evet asay-ı musa kardeşin de alıntısında yazdığı gibi;
    o inam olunan mehasinle gururlanmak iftihar etmek yerine, bu ilim tahdis-i nimet kabilinden sunulabilirdi, niçin temeddüh suretinde?
    Haddimin fevkınde şu kadarını diyeyim... anladığım kadarıyla...

    Kader risalesini çok geniş bir anlamda irdelemek lazım... zira burada bahsedilen şahsi kemalatlara ve mehasinlere karşı bir temeddüh dile getirilmiş. şahsi kemalatlara karşı şükredilir... burada bahsedilen iftihar konusunda uhrevi olan nur risalelerini ayrı tutmak lazım olduğu kanaatindeyim... çünkü biz dahi risale-i nur gibi milyonlar imanın kurtulmasına vesile olan bir eser ile nimetlenmek şükrünü nurs köyü gibi temeddüh suretinde göstersek yanlış olmaz ... çünkü bu temeddüh şahsi bir kemalata değil bir bakıma nurlara hitap ediyor... nurlar şahsa bağlı değil o da Kur'an'a bağlı... yani nurlar övgüye mazhar oluyor ... Ayrıca şu an bilindiği gibi Nurs köyü bu bağlamda çok meşhur olmuş bir köy... hissi kablel vuku ile yani nurs köyü meşhur olmadan bu şükrü temeddüh suretinde göstermiş... hem ayrıca birşeye de dikkatinizi çekmek istiyorum... üstad hazretleri başka bir yerde “Cenab-ı Hakka hadsiz şükrederim ki; beni, bana beğendirmemiş, dehşetli kusurlarımı bana göstermiş.” demektedir... yani burada bahsedilen temeddüh aslında bir iftihar ifadesi olarak algılanmalı kanaatindeyim... çünkü nurlara karşı duyulan iftihar'da nefis karışmaz... sırf lillah için olur inş... zira biraz daha açarsak bu iftihar yada sözü geçen temeddüh şu anlamdadır 'Mesleğim haktır veya daha güzeldir' buna da cevaz var.

    ''Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâmın zâhirî yara hastalıklarının mukabili, bizim bâtınî ve ruhî ve kalbî hastalıklarımız vardır.” (Lem’alar, İkinci Lem’a)

  3. #13
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    51
    Mesajlar
    15.435

    Standart

    Alıntı .yasemin. Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    evet akşam bulamamıştım abi yerini şimdi buldum inş.... soru geliyor....



    şimdi emirdağ lahikasında şöyle diyor Üstadımız;

    Ben, on yaşında iken, büyük bir iftihar, hatta bazan temeddüh suretinde bir haletim vardı. İstemediğim halde pek büyük bir iş ve büyük bir kahramanlık tavrını takınıyordum. Kendi kendime derdim: Senin beş para kıymetin yok. Bu temeddühkarane, hususan cesarette çok fazla gösterişin niçindir? Bilmiyordum, hayret içindeydim. Bir iki aydır o hayrete cevap verildi ki: Risale-i Nur, kablelvuku kendini ihsas ediyordu. Sen, adi odun parçası gibi bir çekirdek iken, o firdevs salkımlarını bilfiil kendi malın gibi hiss-i kablelvuku ile hissedip hodfuruşluk ederdin.

    Bizim Nurs köyümüz ise, hem eski talebelerim, hem hemşehrilerim biliyorlar ki, bizim köyümüz, fevkalade gösteriş ve cesarette ileri göstermek için temeddühü çok severdiler; güya büyük bir memleketi fetheder gibi kahramanane bir tavır almak istiyordular. Ben, hem kendime, hem onlara çok hayret ederdim. Şimdi hakiki bir ihtar ile bildim ki: O masum Nurslu insanlar, Nurs karyesi; Risale-i Nur'un nuruyla büyük bir iftihar kazanacak; o vilayetin, nahiyenin ismini işitmeyen, Nurs köyünü ehemmiyetle tanıyacak diye bir hiss-i kablelvuku ileo nimet-i İlahiyeye karşı teşekkürlerini temeddüh suretinde göstermişler.


    26.sözde de şöyle bir ifade geçiyor...

    Üçüncü Hatvede, dersini verdiği gibi; nefsin muktezâsı, dâimâ iyiliği kendinden bilip, fahr ve ucbe girer. Bu hatvede, nefsinde yalnız kusuru ve naksı ve aczi ve fakrı görüp, bütün mehâsin ve kemâlâtını, Fâtır-ı Zülcelâl tarafından ona ihsan edilmiş nimetler olduğunu anlayıp, fahr yerinde şükür vetemeddüh yerinde hamd etmektir. Şu mertebede tezkiyesi, -3- sırrıyla şudur ki: Kemâlini kemâlsizlikte, kudretini aczde, gınâsını fakrda bilmektir.



    evet o halde niçin Üstadımız ve Nurs nahiyesi hiss-i kable'l vuku ile hissettikleri o Nurlara teşekkürlerini temeddüh suretinde gösteriyorlar?

    Mektubun ilerilerinde nahiyelerinden çok alimlerin çıktığını söylüyor ve şunları da dile getiriyor Üstadımız...


    Eski meşhur ulema ve evliyalar ve allameler ve kutublar-onların medar-ı bahsi oldukça ben de dokuz on yaşındayken dinliyordum, kalbime geliyordu ki, bu talebeler, alimler, ilimde, dinde büyük bir fütuhat yapmışlar gibi vaziyet alıyorlardı. Bir talebenin bir parça ziyade zekaveti olsaydı, büyük bir ehemmiyet verilirdi. Münazarada, bir meselede birisi galebe çalsa büyük bir iftihar alırdı. Ben de hayret ediyordum, o hissiyat bende de vardı. Hatta tarikat şeyhleri ve dairelerinde medar-ı hayret bir müsabaka, hem nahiye, hem kaza, hem vilayetimizde vardı. O haletleri başka memleketlerde o derece göremedim.

    evet asay-ı musa kardeşin de alıntısında yazdığı gibi;
    o inam olunan mehasinle gururlanmak iftihar etmek yerine, bu ilim tahdis-i nimet kabilinden sunulabilirdi, niçin temeddüh suretinde?
    Maşallah abicim şahane bir alıntı...iftihar ediyoruz..

    Kardeşlerim, enâniyetin işimizde en tehlikeli ciheti kıskançlıktır. Eğer sırf lillâh için olmazsa, kıskançlık müdahâle eder, bozar. Nasıl ki bir insanın bir eli bir elini kıskanmaz ve gözü kulağına haset etmez ve kalbi aklına rekabet etmez. Öyle de, bu heyetimizin şahs-ı mânevîsinde, herbiriniz bir duygu, bir âzâ hükmündesiniz. Birbirinize karşı rekabet değil, bilâkis birbirinizin meziyetiyle iftihar etmek, mütelezziz olmak bir vazife-i vicdaniyenizdir.
    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

  4. #14
    Müdakkik Üye .münzevi. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    957

    Standart

    Alıntı osmanoğlu Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    İkinci nokta: Ehl-i tarikat ve hakikatçe müttefekun aleyh bir esas var ki: tarik-i hakta sülûk eden bir insan, nefs-i emmaresinin enaniyetini ve serkeşliğini kırmak için lâzım gelir ki, nazarını nefsinden kaldırıp şeyhine hasr-ı nazar ede ede tâ fenâfişşeyh hükmüne gelir. "Ben" dediği vakit, şeyhinin hissiyatıyla konuşur. Ve hâkeza, tâ fenâfirresûl, fenâ fillâha kadar gider.
    Meselâ, nasıl ki, gayet fedakâr ve sadık bir hizmetkâr, bir yaver, efendisinin hissiyatıyla güya kendisi kendisinin efendisidir ve padişahıdır gibi konuşur. "Ben böyle istiyorum" der; yani "Benim seyyidim, üstadım, sultanım böyle istiyor." Çünkü kendini unutmuş, yalnız onu düşünüyor. "Böyle emrediyor," der. (Lemalar-54)

    Bu kısımlar bize bir ip ucu verebilir mi Yasemin kardeşim; ne dersiniz?
    Belki de temeddüh suretinde görünen o halet ehl-i tarîkatin yukarıda bahsedilen hâletine benzer bir hâlettir. Risale-i Nur'un kademini omuzlarında gördüklerinden kendilerince tahdîs-i nîmet suretinde bir temeddühtür. Veya temeddüh görüntüsünde bir tahdîs-i nîmet olabilir.
    Bu tür meselelerde (tahdîs-i nîmet-küfrân-ı nîmet gibi...) aradaki çizgi çok ince olduğundan bakış açıları da çok ince olmak iktiza eder diye düşünüyorum.

    Verebilir abi... evet çok farklı bir bakış açısı... neredeennn nereye... hiç böyle düşünmezdim heralde... demekki risaleleri çok okuyup çok sindirmek lazım ki meseleler arasındaki bağı kurabilelim... Özellikle kırmızı renkteki o bölümde dedikleriniz çok farklı bir hissiyat oluşturdu bende... durup düşündürdü yani...
    Allah razı olsun.

    BENİMLE GELEN PİŞMAN OLMAZ,

    BENİMLE GELEN PİŞMAN OLURSA,

    RUZ-İ MAHŞERDE SIRTIMIN YÜKÜ OLSUN,

    AN ŞART Kİ BU DAVAYA KARŞI

    SEBAT VE SADAKATİNİ BOZMASIN!

    SAİD NURSİ (r.a)

    NEDEN EY GAFİL!

    Realiteleri Ütopyaların haline getiriyorsun!


  5. #15
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    51
    Mesajlar
    15.435

    Standart

    Alıntı Asa-yı Musa Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Haddimin fevkınde şu kadarını diyeyim... anladığım kadarıyla...

    Kader risalesini çok geniş bir anlamda irdelemek lazım... zira burada bahsedilen şahsi kemalatlara ve mehasinlere karşı bir temeddüh dile getirilmiş. şahsi kemalatlara karşı şükredilir... burada bahsedilen iftihar konusunda uhrevi olan nur risalelerini ayrı tutmak lazım olduğu kanaatindeyim... çünkü biz dahi risale-i nur gibi milyonlar imanın kurtulmasına vesile olan bir eser ile nimetlenmek şükrünü nurs köyü gibi temeddüh suretinde göstersek yanlış olmaz ... çünkü bu temeddüh şahsi bir kemalata değil bir bakıma nurlara hitap ediyor... nurlar şahsa bağlı değil o da Kur'an'a bağlı... yani nurlar övgüye mazhar oluyor ... Ayrıca şu an bilindiği gibi Nurs köyü bu bağlamda çok meşhur olmuş bir köy... hissi kablel vuku ile yani nurs köyü meşhur olmadan bu şükrü temeddüh suretinde göstermiş... hem ayrıca birşeye de dikkatinizi çekmek istiyorum... üstad hazretleri başka bir yerde “Cenab-ı Hakka hadsiz şükrederim ki; beni, bana beğendirmemiş, dehşetli kusurlarımı bana göstermiş.” demektedir... yani burada bahsedilen temeddüh aslında bir iftihar ifadesi olarak algılanmalı kanaatindeyim... çünkü nurlara karşı duyulan iftihar'da nefis karışmaz... sırf lillah için olur inş... zira biraz daha açarsak bu iftihar yada sözü geçen temeddüh şu anlamdadır 'Mesleğim haktır veya daha güzeldir' buna da cevaz var.

    Müthiş tam bir asay-ı musa ab-ı kevser çıkmış...
    İşittim ki, diyorlar: "Said elli bin nefer kuvvetindedir; onun için serbest bırakmıyoruz."
    Ben de derim ki: Ey bedbaht ehl-i dünya! Bütün kuvvetinizle dünyaya çalıştığınız halde, neden dünyanın işini dahi bilmiyorsunuz, divane gibi hükmediyorsunuz? Eğer korkunuz şahsımdan ise, elli bin nefer değil, belki bir nefer elli defa benden ziyade işler görebilir. Yani, odamın kapısında durup bana "Çıkmayacaksın" diyebilir.
    Eğer korkunuz mesleğimden ve Kur'ân'a ait dellâllığımdan ve kuvve-i mâneviye-i imaniyeden ise, elli bin nefer değil, yanlışsınız, meslek itibarıyla elli milyon kuvvetindeyim, haberiniz olsun!

    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

  6. #16
    Ehil Üye Piri Reis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    1.663

    Standart

    Alıntı yalnız_seyyah Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Müthiş tam bir asay-ı musa ab-ı kevser çıkmış...
    İşittim ki, diyorlar: "Said elli bin nefer kuvvetindedir; onun için serbest bırakmıyoruz." Ben de derim ki: Ey bedbaht ehl-i dünya! Bütün kuvvetinizle dünyaya çalıştığınız halde, neden dünyanın işini dahi bilmiyorsunuz, divane gibi hükmediyorsunuz? Eğer korkunuz şahsımdan ise, elli bin nefer değil, belki bir nefer elli defa benden ziyade işler görebilir. Yani, odamın kapısında durup bana "Çıkmayacaksın" diyebilir.
    Eğer korkunuz mesleğimden ve Kur'ân'a ait dellâllığımdan ve kuvve-i mâneviye-i imaniyeden ise, elli bin nefer değil, yanlışsınız, meslek itibarıyla elli milyon kuvvetindeyim, haberiniz olsun!
    Allah razı olsun... inşallah dua niyetine geçer abi...
    ''Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâmın zâhirî yara hastalıklarının mukabili, bizim bâtınî ve ruhî ve kalbî hastalıklarımız vardır.” (Lem’alar, İkinci Lem’a)

  7. #17
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    51
    Mesajlar
    15.435

    Standart

    Alıntı yalnız_seyyah Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Maşallah abicim şahane bir alıntı...iftihar ediyoruz..

    Kardeşlerim, enâniyetin işimizde en tehlikeli ciheti kıskançlıktır. Eğer sırf lillâh için olmazsa, kıskançlık müdahâle eder, bozar. Nasıl ki bir insanın bir eli bir elini kıskanmaz ve gözü kulağına haset etmez ve kalbi aklına rekabet etmez. Öyle de, bu heyetimizin şahs-ı mânevîsinde, herbiriniz bir duygu, bir âzâ hükmündesiniz. Birbirinize karşı rekabet değil, bilâkis birbirinizin meziyetiyle iftihar etmek, mütelezziz olmak bir vazife-i vicdaniyenizdir.
    Bir şey daha kaldı; en tehlikesi odur ki: İçinizde ve ahbabınızda, bu fakir kardeşinize karşı bir kıskançlık damarı bulunmak, en tehlikelidir. Sizlerde mühim ehl-i ilim de var. Ehl-i ilmin bir kısmında bir enâniyet-i ilmiye bulunur. Kendi mütevazi de olsa, o cihette enâniyetlidir; çabuk enâniyetini bırakmaz. Kalbi, aklı ne kadar yapışsa da, nefsi, o ilmî enâniyeti cihetinde imtiyaz ister, kendini satmak ister, hattâ yazılan risalelere karşı muaraza ister. Kalbi risaleleri sevdiği ve aklı istihsan ettiği ve yüksek bulduğu hâlde, nefsi ise, enâniyet-i ilmiyeden gelen kıskançlık cihetinde zımnî bir adâvet besler gibi, Sözlerin kıymetlerinin tenzilini arzu eder-tâ ki kendi mahsulât-ı fikriyesi onlara yetişsin, onlar gibi satılsın.
    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

  8. #18
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    51
    Mesajlar
    15.435

    Standart

    İşte, bu biçare kardeşinizde üç şahsiyet var. Birbirinden çok uzak, hem de pek çok uzaktırlar.
    Birincisi:
    Kur'ân-ı Hakîmin hazine-i âlisinin dellâlı cihetindeki muvakkat, sırf Kur'ân'a ait bir şahsiyetim var. O dellâllığın iktiza ettiği pek yüksek ahlâk var ki, o ahlâk benim değil; ben sahip değilim. Belki o makamın ve o vazifenin iktiza ettiği seciyelerdir. Bende bu neviden ne görseniz benim değil; onunla bana bakmayınız, o makamındır.
    İkinci şahsiyet: Ubudiyet vaktinde, dergâh-ı İlâhiyeye müteveccih olduğum vakit, Cenâb-ı Hakkın ihsanıyla bir şahsiyet veriliyor ki, o şahsiyet bazı âsârı gösteriyor. O âsâr, mânâ-yı ubudiyetin esası olan "kusurunu bilmek, fakr ve aczini anlamak, tezellül ile dergâh-ı İlâhiyeye iltica etmek" noktalarından geliyor ki, o şahsiyetle, kendimi herkesten ziyade bedbaht, âciz, fakir ve kusurlu görüyorum. Bütün dünya beni medh ü senâ etse beni inandıramaz ki ben iyiyim ve sahib-i kemâlim.

    Üçüncüsü: Hakikî şahsiyetim, yani Eski Said'in bozması bir şahsiyetim var ki, o da Eski Said'den irsiyet kalma bazı damarlardır. Bazen riyâya, hubb-u câha bir arzu bulunuyor. Hem, asil bir hanedandan olmadığımdan, hısset derecesinde bir iktisat ile, düşkün ve pest ahlâklar görünüyor.
    Ey kardeşler! Sizi bütün bütün kaçırmamak için, bu şahsiyetimin gizli çok fenalıklarını ve sû-i hallerini söylemeyeceğim. İşte, kardeşlerim, ben müstaid ve makam sahibi olmadığım için, şu şahsiyetim, dellâllık ve ubudiyet vazifelerindeki ahlâktan ve âsârdan çok uzaktır.
    Hem -1- kaidesince, Cenâb-ı Hak, merhametkârâne, kudretini benim hakkımda böyle göstermiş ki, en ednâ bir nefer gibi bu şahsiyetimi, en âlâ bir makam-ı müşiriyet hükmünde olan hizmet-i esrar-ı Kur'âniyede istihdam ediyor. Yüz binler şükür olsun! Nefis cümleden süflî, vazife cümleden âlâ.


    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

  9. #19
    Müdakkik Üye .münzevi. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    957

    Standart

    Alıntı Asa-yı Musa Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Haddimin fevkınde şu kadarını diyeyim... anladığım kadarıyla...

    Kader risalesini çok geniş bir anlamda irdelemek lazım... zira burada bahsedilen şahsi kemalatlara ve mehasinlere karşı bir temeddüh dile getirilmiş. şahsi kemalatlara karşı şükredilir... burada bahsedilen iftihar konusunda uhrevi olan nur risalelerini ayrı tutmak lazım olduğu kanaatindeyim... çünkü biz dahi risale-i nur gibi milyonlar imanın kurtulmasına vesile olan bir eser ile nimetlenmek şükrünü nurs köyü gibi temeddüh suretinde göstersek yanlış olmaz ... çünkü bu temeddüh şahsi bir kemalata değil bir bakıma nurlara hitap ediyor... nurlar şahsa bağlı değil o da Kur'an'a bağlı... yani nurlar övgüye mazhar oluyor ... Ayrıca şu an bilindiği gibi Nurs köyü bu bağlamda çok meşhur olmuş bir köy... hissi kablel vuku ile yani nurs köyü meşhur olmadan bu şükrü temeddüh suretinde göstermiş... hem ayrıca birşeye de dikkatinizi çekmek istiyorum... üstad hazretleri başka bir yerde “Cenab-ı Hakka hadsiz şükrederim ki; beni, bana beğendirmemiş, dehşetli kusurlarımı bana göstermiş.” demektedir... yani burada bahsedilen temeddüh aslında bir iftihar ifadesi olarak algılanmalı kanaatindeyim... çünkü nurlara karşı duyulan iftihar'da nefis karışmaz... sırf lillah için olur inş... zira biraz daha açarsak bu iftihar yada sözü geçen temeddüh şu anlamdadır 'Mesleğim haktır veya daha güzeldir' buna da cevaz var.

    evet abicim Allah razı olsun... sizinki de çok farklı bir bakış açısı... özellikle altını çizdiğim yerden çok istifade ettim.

    yalnız sadece bir noktaya takıldım. Nurları methetmek makamında söylediniz gerçi de; yine de ben yazmak istedim.

    hani dediniz ya biz bile temeddüh suretinde gösterebilirz diye; yani Nurların makamdaki yüceliğini göstermek için ama yinede bu şekilde bir tavra girersek biz bazı hakikatleri temsil edemediğimizden NUR TALEBESİ ünvanını zedelemiş olabilirz. bizim temsildeki bir hatamız cemaatlerimize mal edilebilir. ve tüm nur talebelerine ve bu açıdan Risale-i Nurlara da mal edilebilir. demekki Risale- i Nur bunu bu şekilde tarif ediyor ki böyle davranıyorlar denebilir.. bu açıdan dikkatli olmamız lazım!

    BENİMLE GELEN PİŞMAN OLMAZ,

    BENİMLE GELEN PİŞMAN OLURSA,

    RUZ-İ MAHŞERDE SIRTIMIN YÜKÜ OLSUN,

    AN ŞART Kİ BU DAVAYA KARŞI

    SEBAT VE SADAKATİNİ BOZMASIN!

    SAİD NURSİ (r.a)

    NEDEN EY GAFİL!

    Realiteleri Ütopyaların haline getiriyorsun!


  10. #20
    Müdakkik Üye .münzevi. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    957

    Standart

    Eski meşhur ulema ve evliyalar ve allameler ve kutublar-onların medar-ı bahsi oldukça ben de dokuz on yaşındayken dinliyordum, kalbime geliyordu ki, bu talebeler, alimler, ilimde, dinde büyük bir fütuhat yapmışlar gibi vaziyet alıyorlardı. Bir talebenin bir parça ziyade zekaveti olsaydı, büyük bir ehemmiyet verilirdi. Münazarada, bir meselede birisi galebe çalsa büyük bir iftihar alırdı. Ben de hayret ediyordum, o hissiyat bende de vardı. Hatta tarikat şeyhleri ve dairelerinde medar-ı hayret bir müsabaka, hem nahiye, hem kaza, hem vilayetimizde vardı. O haletleri başka memleketlerde o derece göremedim.

    yani daha çok buraya işareten diyorsunuz değil mi abicim?
    Evet buraya tam muvafık olmuş eklediğiniz bölüm... Belki o karyedekiler bu cihetten birbirleriyle gurur duyuyorlardı. Allah razı olsun.


    Alıntı yalnız_seyyah Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Maşallah abicim şahane bir alıntı...iftihar ediyoruz..

    Kardeşlerim, enâniyetin işimizde en tehlikeli ciheti kıskançlıktır. Eğer sırf lillâh için olmazsa, kıskançlık müdahâle eder, bozar. Nasıl ki bir insanın bir eli bir elini kıskanmaz ve gözü kulağına haset etmez ve kalbi aklına rekabet etmez. Öyle de, bu heyetimizin şahs-ı mânevîsinde, herbiriniz bir duygu, bir âzâ hükmündesiniz. Birbirinize karşı rekabet değil, bilâkis birbirinizin meziyetiyle iftihar etmek, mütelezziz olmak bir vazife-i vicdaniyenizdir.
    he birde 17 numaralı msjınızla bu durumun ilimden gelen enaniyetle olabileceğini de belirtmişsiniz. amenna ve saddakna..

    BENİMLE GELEN PİŞMAN OLMAZ,

    BENİMLE GELEN PİŞMAN OLURSA,

    RUZ-İ MAHŞERDE SIRTIMIN YÜKÜ OLSUN,

    AN ŞART Kİ BU DAVAYA KARŞI

    SEBAT VE SADAKATİNİ BOZMASIN!

    SAİD NURSİ (r.a)

    NEDEN EY GAFİL!

    Realiteleri Ütopyaların haline getiriyorsun!


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Gâye-i hayal olmazsa, enâniyet kuvvetleşir .
    By gamze-i_dilruzum in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06.12.12, 15:30
  2. Haliliye Mesleği ve Enaniyet Tuzağı
    By aşur in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 14.10.11, 09:51
  3. Çağın Hastalığı Enaniyet
    By sinay in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 28
    Son Mesaj: 27.07.08, 23:10
  4. Profesör-Öğrenci İlişkisi
    By İsRa_ in forum Mizah
    Cevaplar: 25
    Son Mesaj: 28.01.08, 11:13

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0