+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5

Konu: Yazıdan Daha Mühimdir Denilen İş Nedir?

  1. #1
    Ehil Üye BiKeS_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    2.770

    Standart Yazıdan Daha Mühimdir Denilen İş Nedir?

    Aziz, sıddık, sadık, çalışkan kardeşim, hizmet-i Kur'ân'da arkadaşım Refet Bey,
    Senin gördüğün vazife-i Kur'âniyenin hepsi mübarektir. Cenab-ı Hak sizi muvaffak etsin, fütur vermesin, şevkinizi artırsın.
    Senin vazifen yazıdan daha mühimdir. Yalnız, yazıyı terk etmeyiniz.

    Barla Lahikası


    ___________________



    Refet ağabey rütbeli asker olarak görev yapmış ve yüzbaşı iken de emekliye ayrılmıştır. üstadımızın burada kastettiği konunun askerlik vazifesi olabileceğini düşünüyoruz. Bu vesile ile Refet ağabeyin hayatını aşağıya alıyoruz.


    Refet Barutçu (1886-1975)

    Bu hafta "portre" köşemizin konuğu, yirmi beş yıl önce bugün hayatını kaybeden Refet Barutçu.

    Bediüzzaman Said Nursi'nin talebelerinden olan Refet Barutçu, 1886'da İstanbul-Beykoz'da doğdu. Askeri okulda okuyarak subay oldu. Yüzbaşılığa kadar yükseldikten sonra ordudan emekli oldu. Emekli iken boş durmayarak Beşiktaş Vişnezade Camiinde imamlık yaptı. Hayatını iman ve Kur'an hizmetine adayan Barutçu, Bediüzzaman'ın dualarına mazhar oldu. Bediüzzaman, ona yakınlığını, mektuplarını aldığı zaman söylediği "rahatsızlıklarıma, hastalığıma şifa oldu" cümleleriyle ifade etmiştir.

    Risale-i Nur'la tanıştıktan sonra, bir taraftan Kur'an-ı Kerim'i öğretirken, diğer taraftan Kur'an'ın mükemmel bir tefsiri olan Risale-i Nurların yazılması ve yayılması için çalıştı. Aralarında doktor Sadullah Nutku gibi önemli şahsiyetlerin de bulunduğu birçok kişinin Risale-i Nur'larla tanışmasına vesile oldu. 2 Şubat 1975 tarihinde Ankara'da Hakk'ın rahmetine kavuştu.

    Refet Bey'in Nur'lar ve Müellifi hakkında bilgi sahibi olması, İstanbul Sahaflar Çarşısında, Abdurrahman Nursi tarafından kaleme alınan, küçük bir kitapçığı alıp okumasıyla başlar (1921). Daha sonra namaz kılmak için gittiği Bayezid Camiinde Bediüzzaman Hazretlerini, okunan Kur'an-ı Kerim'i huşu içinde dinlerken görür. Cami çıkışında ise uzaktan birbirlerini görürler.

    Isparta'da eniştesinin yanında bulunduğu sıralarda her gün kütüphaneye giden Refet Bey, burada alimlerle ilgili yaptıkları bir sohbette sözü Bediüzzaman'a getirip onu methedince kütüphanedeki memur, Bediüzzaman Hazretlerinin Barla'da bulunduğunu söyler. Bunun üzerine, ziyaretine gitmeye karar verir. Ziyaretinin sakıncalı olabileceği, bundan zarar göreceğinin söylenmesine rağmen, kararından vazgeçmez. Barla'ya giderek Bediüzzaman Hazretleri ile görüşür. Bu ziyaretten bir yıl sonra gönderdiği mektubunda, ilk defa kendisini Bayezid'te uzaktan gördüğünü yazan Refet Bey'e Bediüzzaman; "Kardaşım ben sizi daha o zaman talebeliğe kabul etmiştim" karşılığını verir.

    Nurlara büyük bir sadakatle bağlanan Refet Bey'in mektubundaki, "Risale-i Nur'un en bariz hâsiyeti, usandırmamak; yüz defa okunsa, yüz birinci defa yine zevkle okunabilir" şeklindeki sözlerine Bediüzzaman, "pek doğru demiş" diyerek karşılık veriyordu. (Kastamonu Lahikası, s. 166)

    Bediüzzaman'ın bazen, "Nur Kumandanı", bazen "Kur'an Aşığı" diyerek hitap ettiği Refet Bey, birinci ziyaretinden sonra bir kez daha Bediüzzaman'ı Barla'da ziyaret etti. Bu ziyaretlerin dışında sıkı bir mektuplaşma da yaşandı. Birbirlerine çok sayıda özel mektuplar yazdılar. Çok sayıda yazılan müstakil veya arkadaş gurubu mektuplarına karşılık Bediüzzaman Hazretleri de Refet Bey'e yirmi ikisi özel olmak üzere toplam yirmi yedi tane mektup yazdı.

    Risale-i Nur Külliyatı'nın önemli bir bölümü talebelerinin Bediüzzaman'a sordukları sualler ve o suallere verilen cevaplardan oluşmaktadır.

    Refet Beyin de en önemli özelliklerinin başında soru sormak gelirdi. Sorularla dolu mektupları ve Bediüzzaman'ın verdiği cevaplar, başta Barla Lahikası olmak üzere Lahikalarda ve Lem'alar'da önemli bir yer tutmaktadır. Refet Bey, adeta hazinenin kapısını açan anahtar vazifesini ifa etmiştir. Onun sorduğu sorular neticesinde çok önemli cevapların verilmiş olduğunu görmekteyiz. Refet Beyin sorduğu sorulara özel önem veren Bediüzzaman şu ifadelere yer verir: "...Senin âlimâne suallerin Risale-i Nur'un Mektubat kısmında çok ehemmiyetli hakikatlerin anahtarları olmasından, senin suallerine karşı lâkayt kalamıyorum." (Şualar, s. 265) "Refet kardeş, sen de çok safalar geldin ve Risale-i Nur yazısıyla meşguliyetin beni cidden sevindirdi. Hulusi ve Sabri gibi senin de suallerinin Risale-i Nur'da ehemmiyetli neticeleri ve tatlı meyveleri var. Senin yanında bulunan ve Risalelerde kaydedilmeyen ilmi parçaları münasip yerlerde veya Lahikada yazarsınız." (Emirdağ Lahikası, s. 116)

    Risale-i Nur'da yer alan şu soruları Refet Bey sormuştur:

    I- "Hocalar diyorlar: Arz öküz ve balık üstünde duruyor. Halbuki arz, muallakta bir yıldız gibi gezdiğini coğrafya görüyor. Ne öküz var, ne de balık!" (Lem'alar, s. 93)

    II- On altıncı Lem'a'nın Hatimesine konu olan Peygamber Efendimizin (asm) muhtelif yerlerde bulunan ve ziyaret edilen Sakal-ı Şerifleri ile ilgili soru. (Lem'alar, s. 109)

    III- Yahudi Milletinin Araplara karşı galip gelmesinin sırrı ile ilgili soru.

    Refet Bey yukarıdaki örneklerin dışında daha pek çok soruyla değişik konuların Risale-i Nur'da yer almasına vesile olmuştur.

    Refet Bey ile Bediüzzaman Said Nursi arasındaki yazışmaların birisinde Bediüzzaman, kardeşler arasında vuku bulan bir küsme hadisesi üzerine şunları yazar:

    "Aziz, sıddık kardeşim Refet Bey, Kur'ân-ı Azîmüşşânın hürmetine ve alâka-i Kur'âniyenizin hakkına ve Nurlarla yirmi sene zarfında imana hizmetinizin şerefine, çabuk bu dehşetli, zâhiren küçücük, fakat vaziyetimizin nezaketine binaen, pek elîm ve feci ve bizi mahva çalışan gizli münafıklara büyük bir yardım olan birbirinden küsmekten ve baruta ateş atmak hükmündeki gücenmekten vazgeçiniz ve geçiriniz. Yoksa, bir dirhem şahsî hak yüzünden bizlere ve hizmet-i Kur'âniyeye ve imaniyeye yüz batman zarar gelmesi - şimdilik - ihtimali pek kavîdir. Sizi kasemle temin ederim ki, biriniz bana en büyük bir hakaret yapsa ve şahsımın haysiyetini bütün bütün kırsa, fakat hizmet-i Kur'âniye ve imaniye ve Nuriyeden vazgeçmezse, ben onu helâl ederim, barışırım, gücenmemeye çalışırım. Madem cüz'î bir yabanîlikten düşmanlarımız istifadeye çalıştıklarını biliyorsunuz, çabuk barışınız. Mânâsız, çok zararlı nazlanmaktan vazgeçiniz. Yoksa, bir kısmımız Şemsi, Şefik, Tevfik gibi, muarızlara sureten iltihak edip, hizmet-i imaniyemize büyük bir zarar ve noksaniyet olacak. Madem inâyet-i İlâhiye şimdiye kadar bir zayiata bedel çokları o sistemde vermiş. İnşaallah yine imdadımıza yetişir." (Şualar, s. 439-440)

    Bediüzzaman Refet Bey'in evlenmesi üzerine kendisini tebrik ettikten sonra hem kendisine hem de eşine dua eder; ve yeni hayatında da hizmetinin devamı dileğinde bulunur. (Barla Lahikası, s. 173) Daha sonra, bir kız çocuğunun doğması üzerine yine mektup yazar ve bu zamanda anne-babalar için kız evladın daha hayırlı olabileceğine işaret ederek, Refet Bey'in kızının adını bile belirler; "...Âsım Bey gibi senin de bir kız evlâdının dünyaya gelmesi, meşrebimizde en mühim esas şefkat olduğu cihetiyle ve şefkat kahramanları kızlar olduğundan ve en sevimli mahlûk bulunduğundan, daha ziyade tebrike şâyansınız. Zannederim, bu zamanda erkek çocukların tehlikesi daha çok. Cenab-ı Hak onu sizlere medar-ı tesellî ve ünsiyet ve evinize küçük bir melâike hükmüne getirsin. "Rengigül" ismi yerine "Zeynep" olsa, daha münasiptir." (Barla Lahikası, s. 187)

    Bediüzzaman, Risaleleri elle yazmak suretiyle çoğaltan talebelerine kendi elleriyle yaptığı çayı ikram ettiği talebeleri arasında Refet Bey de bulunmaktadır. Refet Bey'in, aktardığı şu hatıra dikkate değerdir: "Kur'an hakikatlerinden okuyor ve yazıyorduk. Çok istifade ediyorduk. Bu istifademizi ifade için bir gün kendisine; biz sizi bulmasaydık ne yapardık Üstadım, dedik. O yine yüksek tevazuundan bize cevaben, 'Ben sizi bulmasaydım ne yapardım. Siz beni bulduğunuza bir sevinseniz, ben sizi bulduğuma bin sevinmeliyim' diyordu." (Son Şahitler, I. C., s. 385) Bediüzzaman ve Refet Bey Eskişehir (1935), Denizli (1943) ve Afyon (1948) hapishanelerinde birlikte bulunarak bir çok sıkıntıyı birlikte yaşadılar.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla Risale-i Nur Editör

    Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem,


    Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî!




  2. #2
    Vefakar Üye zisangul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesajlar
    440

    Standart

    askerlik vazifesi olabilecegini sanmıyorum cunku Senin gördüğün vazife-i Kur'âniyenin hepsi mübarektir demis Ustadım yani yine Kuran vazifesiyle ilgili bi konu olamalı...Belkı Kuranı ogretmesi olabilir, acizane dusuncem...
    Bu millet cennete giderse bizde cennete; eger bu millet cehenneme giderse bizde cehenneme!!!
    Ahmet Husrev Altınbasak

  3. #3
    Ehil Üye _MerHeM_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Alem-i şehadet
    Mesajlar
    2.225

    Standart

    Refet abinin hızmeti Kur'anla alakadar olduğundan ve yine kur'anla alakadar olan risale-i nur yazısına dair olan tevafukat gibi hızmetlerin muaffakiyeti meselelerinde Hazfiz ali abiye dediği gibi ''o (hüsrev)daha çok hızmet eder'' dediğinde hafız ali abinin buna taraftar ve samimane iftihar etmesi,Ve bütün hızmeti boyunca bu cihette ona yardımcı olması gibi.

    Refet abiyle husrev efendi mabeynlerindeki imtizaç içindeki ittihad iki cesed bir ruh mesabesinde olmuştur.Onun için ikisinin bu hzımet-i kur'anda ittihadları çok mühim olduğundan ve bir vazifeyi beraber gördüklerinden refet abinin taraftar ve yardımcı olması, nizaya girmeden tesanüd içinde hareket etmesi ,kendi kalemiyle hzımetinden daha mühimdir.Çünkü bu yardım ve tesanüdle o mübarek fabrikanın bir çarkı olup kendinden daha kabiliyetli ve kuvvetli olan çarka kuvvet veriyor.O çarkı kendi yükünü hafifletiyor addedip rahat buluyor.

    Bundan dolayı bu vazifesi kendi yazısından daha mühimidr.Ama bizzat kendiside her nur talebesi gibi yazıya devam etmelidir,terk etmemelidir anlıyorum...

    Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.

    Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.

    Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.


  4. #4
    Ehil Üye BiKeS_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    2.770

    Standart

    Alıntı ahmetnadimcavgan Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Refet abinin hızmeti Kur'anla alakadar olduğundan ve yine kur'anla alakadar olan risale-i nur yazısına dair olan tevafukat gibi hızmetlerin muaffakiyeti meselelerinde Hazfiz ali abiye dediği gibi ''o (hüsrev)daha çok hızmet eder'' dediğinde hafız ali abinin buna taraftar ve samimane iftihar etmesi,Ve bütün hızmeti boyunca bu cihette ona yardımcı olması gibi.

    Refet abiyle husrev efendi mabeynlerindeki imtizaç içindeki ittihad iki cesed bir ruh mesabesinde olmuştur.Onun için ikisinin bu hzımet-i kur'anda ittihadları çok mühim olduğundan ve bir vazifeyi beraber gördüklerinden refet abinin taraftar ve yardımcı olması, nizaya girmeden tesanüd içinde hareket etmesi ,kendi kalemiyle hzımetinden daha mühimdir.Çünkü bu yardım ve tesanüdle o mübarek fabrikanın bir çarkı olup kendinden daha kabiliyetli ve kuvvetli olan çarka kuvvet veriyor.O çarkı kendi yükünü hafifletiyor addedip rahat buluyor.

    Bundan dolayı bu vazifesi kendi yazısından daha mühimidr.Ama bizzat kendiside her nur talebesi gibi yazıya devam etmelidir,terk etmemelidir anlıyorum...
    Allah razı olsun abi hayatından da anlaşıldığı gibi böyle bir anlam çıkıyor.

    Fakat neden sorularla risale-i nurda böyle bir cevap verilmiş?Acaba askerlik vazifesini de kastetmiş olabilir mi?
    Konu BiKeS_ tarafından (19.09.08 Saat 12:45 ) değiştirilmiştir.

    Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem,


    Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî!




  5. #5
    Vefakar Üye yuksek-Sadakat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    313

    Standart

    Yaziyla beraber Askerligi sadece Ustad yapabilir,ki zaten Isaretul Icaz onun meyvesidir.uStad Isratul icazi yazacagim diye cepheyi terketmemis,terkedebilirdide..Veya Cephedeyim diye yaziyi tehir edebilirdi,onuda yapmamis.Buradan anliyoruzki bu iki mesele Ustad`in dunyasinda cok muhim.Her iki vazifede cok muhim."Senin vazifen yazidan daha muhim" derken askerlik cihetine isaret edilmistir(bizce).

    Onu BEdiuzzaman yapan hal ordada uzerindeydi ve cephede eser telif etti.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Fakat tarîkatların bazısı, bazısından daha kısa, daha selâmetli, daha umumiyetli...
    By fanidünya... in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 16.02.14, 19:50
  2. İnsan Denilen Muamma
    By yakaza in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04.01.10, 18:29
  3. En Az 15 Günde Bir Okuyun Denilen Risale
    By TeSbiHaT in forum Risale-i Nur'u Yeni Tanıyanlara
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 28.02.09, 01:17
  4. Cüz-i İhtiyari Denilen Silah-ı İnsani
    By Bîçare S.V. in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.12.08, 10:40
  5. Allah'ı Zikretmekten de Daha Büyük Olan Nedir?
    By hasretdenizi in forum Hadis-i Şerifler
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 02.10.08, 07:17

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0