+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var 1 2 3 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 23

Konu: Âsâr-ı Kudsiye

  1. #1
    Yasaklı Üye Cennetâsâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    5.827

    Standart Âsâr-ı Kudsiye

    Risale-i Nur nedir, Bediüzzaman kimdir?

    Her asır başında hadisçe geleceği tebşir edilen

    dinin yüksek hadimleri,

    emr-i dinde müptedi değil, müttebidirler.

    Yani, kendilerinden

    ve yeniden birşey ihdas etmezler
    ,

    yeni ahkam getirmezler.

    Esasat ve ahkam-ı diniyeye ve sünen-i Muhammediyeye
    (a.s.m.)

    harfiyen ittiba yoluyla


    -* dini takvim ve tahkim

    -* ve dinin hakikat ve asliyetini izhar

    -* ve ona kanştırılmak istenilen ebâtılı ref ve iptal

    -* ve dine vaki tecavüzleri red ve imha

    -* ve evamir-i Rabbaniyeyi ikame

    -* ve ahkam-ı İlahiyenin şerafet ve ulviyetini izhar ve ilan ederler.

    ***

    Ancak tavr-ı esasiyi bozmadan

    ve ruh-u asliyi rencide etmeden,

    -* yeni izah tarzlarıyla, zamanın fehmine uygun

    -* yeni ikna usulleriyle

    -* ve yeni tevcihat

    -* ve tafsilat ile

    ifa-i vazife ederler.

  2. #2
    Yasaklı Üye Cennetâsâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    5.827

    Standart

    Bu memurin-i Rabbaniye, fiiliyatlarıyla ve amelleriyle de memuriyetlerinin musaddıkı olurlar.

    Salabet-i imaniye
    lerinin ve ihlaslarının ayinedarlığını bizzat ifa ederler.

    Mertebe-i imanlarını fiilen izhar ederler.

    Ve ahlak-ı Muhammediyenin (a.s.m.) tam amili ve mişvar-ı Ahmediyenin (a.s.m.) ve hilye-i Nebeviyenin (a.s.m.) hakiki labisi olduklarını gösterirler.

    Hulasa, amel ve ahlak bakımından ve sünnet-i Nebeviyeye (a.s.m.) ittiba ve temessük cihetinden ümmet-i Muhammede (a.s.m.) tam bir hüsn-ü misal olurlar ve numune-i iktida teşkil ederler.

    Bunların, Kitabullahın tefsiri ve ahkam-ı diniyenin izahı ve zamanın fehmine ve mertebe-i ilmine göre tarz-ı tevcihi sadedinde yazdıkları eserler, kendi tilka-i nefislerinin ve kariha-i ulviyelerinin mahsülü değildir, kendi zeka ve irfanlarının neticesi değildir.

    Bunlar, doğrudan doğruya menba-ı vahy olan Zat-ı Pak-i Risaletin (a.s.m.) manevi ilham ve telkinatıdır.

    Celcelutiye ve Mesnevi-i Şerif ve Fütuhul-Gayb ve emsali asar hep bu nevidendir. Bu asar-ı kudsiyeye o zevat-ı alişan ancak tercüman hükmündedirler.

    Bu zevat-ı mukaddesenin, o asar-ı bergüzidenin tanziminde ve tarz-ı beyanında, bir hisseleri vardır; yani bu zevat-ı kudsiye, o mânânın mazharı, miratı ve makesi hükmündedirler.

    Sikke-i Tasdik-i Gaybi | Risale-i Nurdan Parlak Fıkralar ve Bir Kısım Güzel Mektuplar | 230

  3. #3
    Yasaklı Üye Cennetâsâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    5.827

    Standart

    Alıntı Abdulbaki Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Üstadımızı ve Risale-i Nurları en mükemmel izah eden bir mektuptur yukarıdaki mektup.Tamamını ekleyiniz nazende kardeşim.Üzerinde durulması icap ediyor bu mektubun.Hemde kelime kelime;cümle cümle.Bu mektubun sonuna Üstadımızın eklediği izah da çok manidardır. Bekliyoruz mektubun tamamını inşallah.Özellikle mektubun son paragraflarındaki SON SON kelimeleri Üstadımızın şahsiyet-i maneviyesi noktasında çok meselemizi halletmesi gerekir diye düşünüyorum.
    ..

  4. #4
    Yasaklı Üye Cennetâsâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    5.827

    Standart

    Abdulbaki Abimiz, buyrun diğer başlıktaki mesajlarınızı buraya taşıyınız..

    Orası sıralamayla mevzun değildi..

    Buradan devam edilsin inşaallah..

    Siz, buyurduğunuz gibi, kelime kelime, cümle cümle izahlarınızı yaptıktan sonra mektubun devamını da ekleriz inşaallah..

  5. #5
    Yasaklı Üye Cennetâsâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    5.827

    Standart

    Her asır başında hadisçe geleceği tebşir edilen

  6. #6
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    55
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Alıntı nazende Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Her asır başında hadisçe geleceği tebşir edilen dinin yüksek hadimleri

    ŞAMLI HÂFIZ TEVFİK'İN FIKRASI


    بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَ اِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
    Mukaddime : Malûm olsun ki: "Zübdet-ür-Resâil Umdetül-Vesâil" namında kutb-ül-ârifin Ziyaeddin Mevlanâ Şeyh Hâlid (Kuddise sırruhu)nun mektûbat ve resâil-i şerifelerinden muktebes nasâyih-ı kudsiyenin tercümesine dair bir risaleyi, onüç sene mukaddem Bursa'da Hoca Hasan Efendiden almıştım, nasılsa mütalâasına muvaffak olamamıştım. Tâ bu günlerde kitablarımın içerisinde bir şey ararken elime geçti. Dedim: "Bu Hazret-i Mevlânâ Hâlid üstadımın hemşehrisidir. Hem İmam-ı Rabbanîden sonra Tarîk-ı Nakşî'nin en mühim kahramanıdır, hem Tarîk-ı Hâlidiye-i Nakşiyenin pîridir." Risaleyi mütalâa ederken, Hazret-i Mevlânânın tercüme-i hâlinde şu fıkrayı gördüm: Ashab-ı Kütüb-ü Sitte'den İmam-ı Hâkim "Müstedrek"inde ve Ebu Dâvud "Kitab-ı Sünen" inde, Beyhakî "Şuab-ı İman"da tahriç buyurdukları:

    اِنَّ اللَّهَ يَبْعَثُ لِهَذِهِ اْلاُمَّةِ عَلَى رَاْسِ كُلِّ مِاَةِ سَنَةٍ مَنْ يُجَدِّدُ لَهَا دِينَهَا
    Yâni: "Her yüz senede Cenâb-ı Hak bir müceddid-i din gönderiyor." Hadis-i Şerifine mazhar ve mâsadak ve müzhir-i tam olan Mevlânâ Eşşehîr, Kutb-ül-Ârifîn, Gavs-ül-Vâsılîn, Vâris-i Muhammedî, Kâmil-üt-Tarîkat-ül Aliyyeti Vel-müceddidiyyeti Hâlid-i Zülcenaheyn (kuddise sırruhu) ilâ âhir...

    Sonra tarihçe-i hayatında gördüm ki, tevellüdü, binyüz doksanüç tarihindedir. Sonra gördüm ki, bin ikiyüz yirmidört tarihinde saltanat-ı Hind'in pâyitahtı olan Cihanâbâd'a dahil olmuş. Tarîk-ı Nakşî silsilesine girip müceddidiyete başlamış. Sonra bin ikiyüz otuzsekizde ehl-i siyasetin nazar-ı dikkatini celbedip, vatanını terkederek diyar-ı Şam'a hicretle gitmiştir. Hem içinde gördüm ki: Hazret-i Mevlânâ'nın (K.S.) nesli, Hazret-i Osman Bin Affân Radıyallahu Anh'a mensuptur. Sonra gördüm ki; tercüme-i halinde istidad-ı fıtrî ve kabiliyet-i hârika ile sinni yirmiye bâliğ olmadan evvel a'lem-i ulemâ-i asr ve allâme-i vakit olmuş, Süleymaniye kasabasında tedris-i ulûm ile iştigal eylemiştir. Sonra üstadımın tarihçe-i hayatını düşündüm. Baktım; dört mühim noktada tevafuk ediyorlar:

    Birincisi : Hazret-i Mevlânâ, binyüz doksanüçde dünyaya gelmiş. Üstadım ise, arabî bin ikiyüz doksanüçte, tam Mevlânâ Hâlid'in yüz senesi hitam bulduktan sonra dünyaya gelmiş.

    İkincisi: Hazret-i Mevlânâ'nın (K.S.) tecdid-i din mücahedesine başlangıcı ve mukaddimesi: Hindistanın payitahtına bin ikiyüz yirmidörtte girmiş. Üstad ise, aynen yüz sene sonra bin üçyüz yirmidörtte Osmanlı saltanatının payitahtına girmiş, mücahede-i mâneviyesine hazırlanmış.

    Üçüncüsü : Ehl-i siyaset, Hazret-i Mevlânanın fevkalâde şöhretinden tevehhüm ederek diyar-ı Şam'a naklettirilmesi bin ikiyüz otuzsekizde vâki olmuştur. Üstad ise, aynen yüz sene sonra bin üçyüz otuzsekizde Ankara'ya gidip, onlarla uyuşamayıp, onları reddederek, küserek tekrar Van'a gidip bir dağda inziva ederken, bin üçyüz otuzsekiz senesini müteâkip Şeyh Said hâdisesinin vukuu münasebetiyle ehl-i siyasetin vehmine dokunmuş, ondan korkarak Burdur ve Isparta, Kastamonu, Afyon vilâyetlerinde sekizer sene, yirmibeş sene ikamet ettirilmiş.

    Dördüncüsü : Hazret-i Mevlânâ, yaşı yirmiye bâliğ olmadan evvel allâme-i zaman hükmünde fuhul-i ulemanın üstünde görünmüş, ders okutmuş. Üstad ise, tarihçe-i hayatını görenlere ve bilenlere malûmdur ki : Ondört yaşında icazet alıp a'lem-i ulema-i zamana karşı muarazaya girişmiş. Ondört yaşında iken, icazet almağa yakın talebeleri tedris etmiştir. Hem Hazret-i Mevlânâ, neslen Osmanlı olduğu ve Sünnet-i Seniyeye bütün kuvvetiyle çalıştığı gibi, Üstadım, Kur'an-ı Hakîme hizmet noktasında, meşreben Hazret-i Osman-ı Zinnûreyn'in arkasında gidip Hazret-i Mevlânâ (K.S.) gibi, Risale-i Nur eczalariyle bütün kuvvetiyle Sünnet-i Seniyenin ihyasına çalıştı.

    İşte bu dört noktadaki tevafukat, tam yüz sene fâsıla ile, Risale-i Nurun takviye-i din hususundaki te'siratı, Hazret-i Mevlânanın (K.S.) Tarîk-ı Nakşiye vasıtasiyle hizmeti gibi azîm görünüyor. (Hâşiye) Üstadım, kendine ait medh ü senayı kabûl etmiyor, fakat Risale-i Nur Kur'ana ait olup medh ü sena Kur'anın esrarına aittir.

    Yalnız Üstadımla Hazret-i Mevlânâ'nın birkaç farkı var.

    Birincisi: Hazret-i Mevlânâ, zülcenaheyndir. Yâni hem Kadirî, hem Nakşî tarikat sahibi iken, Nakşîlik Tarîkatı onda daha galibdir. Üstadım, bil'akis, Kadirî meşrebi ve Şâzelî mesleği onda daha ziyade hükmediyor. Ben Üstadımdan işittim ki: "Hazret-i Mevlânâ (K.S.) Hindistan'dan Tarîk-ı Nakşîyi getirdiği vakit, Bağdat dairesi, Şâh-ı Geylânî'nin (K.S.) ba'delmemat, hayatta olduğu gibi tasarrufunda idi. Hazret-i Mevlânânın (K.S.) mânen tasarrufu cây-ı kabûl göremedi. Şâh-ı Nakşibendle (K.S.) İmam-ı Rabbanî'nin (K.S.) ruhaniyetleri Bağdad'a gelip, Şâh-ı Geylanî'nin ziyaretine giderek rica etmişler ki: Mevlânâ Hâlid (K.S.) senin evlâdındır, kabûl et. Şâh-ı Geylânî (K.S.) onların iltimasını kabûl ederek Mevlânâ Hâlid'i kabûl etmiş. Ondan sonra birden Mevlânâ Hâlid (K.S.) parlamış. Bu vâkıa ehl-i keşifçe vâki ve meşhud olmuştur. O hâdise-i ruhaniyeyi o zaman ehl-i velâyetin bir kısmı müşahede etmiş, bâzı da rü'ya ile görmüşler." (Üstadımın sözü burada tamam oldu.)

    İkinci Fark: Şudur ki: Üstadım kendi şahsiyetini merciiyetten azlediyor, yalnız Risale-i Nur'u merci gösteriyor. Hazret-i Mevlânânın (K.S.) şahsiyeti ise; kutb-ül-irşad, merci-ül-has ve-l-âm olmuştur.

    Üçüncü Fark: Hazret-i Mevlânâ (K.S.) Zül'ecnihadır. Fakat zamanın muktezasiyle, Sünnet-i Seniyeye çok kuvvet vermekle beraber -ilm-i tarîkatı esas tutmak cihetiyle- tarîkatı daha ziyade tutmuş, o noktada sarf-ı himmet etmiş. Üstadım ise, şu dehşetli zamanın muktezasiyle, ilm-i hakikatı ve hakaik-ı îmaniye cihetini iltizam ederek tarîkata üçüncü derecede bakmışlar.

    Elhâsıl: Baştaki Hadîs-i Şerifin "Her yüz sene başında dini tecdit edecek bir müceddid gönderiyor" va'd-i İlâhîsine binaen, Hazret-i Mevlânâ Hâlid, ekser ehl-i hakikatça bin ikiyüz senesinin, yâni onikinci asrın müceddididir. Mâdem tam yüz sene sonra, aynen dört cihette tevafuk ederek Risale-i Nur eczaları aynı vazifeyi görmüştür, kanaat verir ki, nass-ı Hadîsle Risale-i Nur, tecdid-i din hususunda bir müceddid hükmündedir. Benim Üstadım daima diyor ki: "Ben bir neferim, fakat müşir hizmetini görüyorum. Yâni: Kıymet bende değil, belki Kur'an-ı Hakîm'in feyzinden tereşşuh eden Risale-i Nur eczaları, bir müşiriyet-i mâneviye hizmetini görüyor." Üstadımı kızdırmamak için şahsını sena etmiyorum.

    Şamlı Hâfız Tevfik



    (Hâşiye): Hazret-i Mevlâna (K.S.) milyonlar etbâlarının ittifakiyle müceddittir ve baştaki Hadis-i Şerifin bir mâsadakıdır. Ve mâdem tam yüz sene sona dört mühim cihetle tevafukla beraber Risale-i Nur ayni vazifeyi görüyor. Demek nass-ı Hadis ile Risale-i Nur eczaları tecdid ve takviye-i din vazifesini görüyorlar.(Sikke-i Tasdik-i Gaybi)

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  7. #7
    Yasaklı Üye Cennetâsâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    5.827

    Standart

    Birincisi: Hazret-i Mevlânâ, zülcenaheyndir. Yâni hem Kadirî, hem Nakşî tarikat sahibi iken, Nakşîlik Tarîkatı onda daha galibdir. Üstadım, bil'akis, Kadirî meşrebi ve Şâzelî mesleği onda daha ziyade hükmediyor.
    Hazret-i Mevlânâ

    tarikat sahibi

    ***

    Üstadım,

    meşrebi

    mesleği

    ***

    Cay-ı dikkattir, bir kısım insanların Üstadımıza r.a. "O da tarikat almış." demelerine en güzel cevabdır burası..

    Zira meşrep, meslek, ve tarikat başka şeylerdir..



  8. #8
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    55
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    emr-i dinde müptedi değil, müttebidirler.
    Yani, kendilerinden
    ve yeniden birşey ihdas etmezler,
    yeni ahkam getirmezler.
    Müceddit olan muhterem zevat;dini emirlerde müptedi değil yani tebliğe yeni başlayan,acemi değil,müttebidirler yani ittiba eden,uyan, tâbi olan ya da muktedidirler.

    Bu tür Âli Zatlar kendilerinden,heva ve heveslerinden yeniden bir şey ortaya koymazlar .Din nokta-ı nazarından yeni hükümler ihtas etmezler yeniden bir ahkam ortaya koymazlar.Onlar direk Efendimiz(sav)'in talimi ve terbiyesi altında cenab-ı Allah'ın ilham,ihtar,sünuhat-ı kalbiye doğmalarla vezaiflerini hakkıyla ifa ederler.Feyz-i Kur'an'a mazhardırlar.Onun için de bu zatlar yeniden hükümler getirmekler ve doğrudan doğruya Kur'ana ve sünnete harfiyyen ittiba ederek onları asırlasına uygun olarak tecdit ederler.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  9. #9
    Yasaklı Üye Cennetâsâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    5.827

    Standart

    -* dini takvim ve tahkim

    -* ve dinin hakikat ve asliyetini izhar

    -* ve ona kanştırılmak istenilen ebâtılı ref ve iptal

    -* ve dine vaki tecavüzleri red ve imha

    -* ve evamir-i Rabbaniyeyi ikame

    -* ve ahkam-ı İlahiyenin şerafet ve ulviyetini izhar ve ilan ederler.


    *****

    Aradığımız zâtın sözü ve kelâmı denilen, bu dünyada en meşhur ve en parlak ve en hâkim; ve ona teslim olmayan herkese, her asırda meydan okuyan
    Kur'an-ı Mucizü'l-Beyan namındaki kitaba müracaat edip, o ne diyor bilelim. Fakat en evvel, bu kitap bizim Hâlıkımızın kitabı olduğunu ispat etmek lâzımdır" diye taharrîye başladı.

    Bu
    seyyah,bu zamanda bulunduğu münasebetiyle, en evvel, mânevî i'câz-ı Kur'âniyenin lem'aları olan Risale-i Nur'a baktı ve onun yüz otuz risaleleri, âyât-ı Furkaniyenin nükteleri ve ışıkları ve esaslı tefsirleri olduğunu gördü. Ve Risale-i Nur, bu kadar muannid ve mülhid bir asırda, her tarafa hakaik-i Kur'âniyeyi mücahidâne neşrettiği halde, karşısına kimse çıkamadığından ispat eder ki, onun üstadı ve menbaı ve mercii ve güneşi olan Kur'ân, semâvîdir, beşer kelâmı değildir. Hattâ, Resâilü'n-Nur'un yüzer hüccetlerinden birtekhüccet-i Kur'âniyesi olan Yirmi Beşinci Söz ile On Dokuzuncu Mektubun âhiri, Kur'ân'ın kırk vecihle mu'cize olduğunu öyle ispat etmiş ki, kim görmüşse,değil tenkit ve itiraz etmek, belki ispatlarına hayran olmuş, takdir ederek çok senâ etmiş.

    Tarihçe-i Hayat | Dördüncü Kısım : Kastamonu Hayatı | 317

  10. #10
    Yasaklı Üye Cennetâsâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    5.827

    Standart

    Bu kısma ilaveten, Risale-i Nurların asırlardan beri birikmiş ve halledilmeyi bekleyen meseleleri vuzuha kavuşturduğuna dair olan kısmı bulamadık..

    O da buraya münasiptir..

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Asar I Nebİye(s.a.v)İltİzam
    By Ehl-i telvin in forum Sahabeler ve Sünnet-i Seniyye
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 30.07.08, 00:23

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0