+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 5 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 42

Konu: Fakat Seyyiâtı İsteyen, Nefs-i İnsaniyedir-Ya İstidad ile, Ya İhtiyâr ile..

  1. #1
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart Fakat Seyyiâtı İsteyen, Nefs-i İnsaniyedir-Ya İstidad ile, Ya İhtiyâr ile..

    Fakat seyyiâtı isteyen, nefs-i insaniyedir-ya istidad ile, ya ihtiyâr ile. Nasıl ki beyaz, güzel güneşin ziyâsından bâzı maddeler, siyahlık ve taaffün alır; o siyahlık onun istidadına âittir. Fakat, o seyyiâtı çok mesâlihi tazammun eden bir kanun-u İlâhî ile icad eden, yine Hak'tır. Demek, sebebiyet ve suâl, nefistendir ki, mesuliyeti o çeker. Hakka âit olan halk ve icad ise, daha başka güzel netice ve meyveleri olduğu için, güzeldir, hayırdır. (26.Söz)

    Aziz kardeşlerim,yukarıdaki paragraftaki "Fakat seyyiâtı isteyen, nefs-i insaniyedir-ya istidad ile, ya ihtiyâr ile. "cümlesinden neler anlıyoruz.Üstadın verdiği misal çerçevesinde tefekkürlerimizi paylaşalım inallah.

    Konuyu şu sorular çerçevesinde değerlendirebiliriz.
    1.İstidat ile nasıl seyyiat işleniyor?
    2.İstidat ile işlenen seyyiatta ihtiyar yok mu?
    3.Bazı maddelerin güneş karşısında taaffün alıp siyahlanmasında ihtiyar var mı?
    4.İnsandaki istidatlar nasıl taaffün eder ve siyahlanır?
    5.O siyahlık ve taaffün o maddenin istidadındandır ne demektir?Bunu insanlara nasıl teşmil edebiliriz?

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  2. #2
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Bu meseleyi duygular boyutunda düşünüyorum.Çünkü yüce Allah insana sırırsız duygular vermiş.Fıtri olarak bu duygulara sınır konulmamış.Ancak peygamberlerle ve teklifle fıtratça sınırsız olan duygular istikamet üzere alınmış ve insanlar iradeleri ile teklife giriftar edilmişlerdir.

    İstidat,bir insana verilmiş olan açığa çıkmış ve çıkmamaış olan bütün kabiliyetlerdir.Yani istidat potansiyel kabiliyetler bütünüdür.


    İnsanlar bu sınırsız duygularını din olmadan vasatta tutamaz ifrat ve tefrite kayarak zulme düşer.Duyguların ifrat ve tefriti ise seyyiattır.Yüce Allah kullarını bu seyyiattan korumak için ve insanları istikamette tutmak için teklifi sunmuş ve o teklifi taşıyabilecek donanımı da insana vermiştir.

    O zaman Hz.Adem(as)'ın işlediği malum günahta da bu istikametten kayma vardır ve Hz.Adem kuvve-i şeheviyesinin ifratı ile ve bir an şeytana kuvve-i akliyesinin de aldanması ile istikametten çıkarak o malum seyyiatı işlemiş ve cezası olarak da dünyaya gönderilmiştir.(Dünyaya gönderilmesinin hikmetleri ayrı bir mevzudur.)

    Ben acizane şöyle düşünüyorum.İstidat olmadan seyyiat işlenmez ki.Seyyiat istidatlarımızın vasattan uzaklaşması ise insan istidatı çerçevesinde ifrat ve tefrite kayarak yine de iradesini kullanarak seyyiatı işlemektedir.Yani insan ifrat ve tefrite cebirle zorlanarak gönderilmemiştir.Bu kayışta teklif karşısında aldanması ve nefis,heves ve şeytana aldanış vardır.

    Kuvve-i şeheviye,kuvve-i akliye ve kuvve-i gadabiye duygularının aşılılıkları olan ifrat ve tefrit mertebelerine kayan ve iradesi ile o mertebere düşen insan direk olarak seyyiatı işlemiş oluyor.

    Hem duygular sınırsız olduğu için Kur'anda gösterilen "Es sıratel müstakim" olarak gösterilen vasatın dışı aynı zamanda istidatın istediği bir haldir.Dince burası ise zulümdür ve seyyiattır.O halde insan vasatın dışına kayan sınırsız olan duyguları ile bir nevi seyyiatı istemektedir.Ancak teklifi kabul eder ve helal dairesinde ve emir dairesinde kalırsa o zaman seyyiattan korunmuş olur ve istikamet üzere kalmış olur. Zaten insanın terakkisi ve tekemmülü de bu vasat üzere devamı ile olur.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  3. #3
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Yüce Allah insana eşit olarak hem elmas hem de kömür istidatlar vermişrtir.(Âlem-i insaniyette ise, merâtib-i terakkiyat ve tedenniyat, nihayetsizdir; Nemrutlardan, Firavunlardan tut, tâ sıddıkîn-i evliya ve enbiyaya kadar gayet uzun bir mesafe-i terakki var. İşte, kömür gibi olan ervâh-ı sâfileyi, elmas gibi olan ervâh-ı âliyeden temyiz ve tefrik için, şeytanların hilkatiyle ve sırr-ı teklif ve ba's-ı enbiya ile, bir meydan-ı imtihan ve tecrübe ve cihad ve müsabaka açılmış. Eğer mücahede ve müsabaka olmasaydı, maden-i insaniyetteki elmas ve kömür hükmünde olan istidatlar beraber kalacaktı. Âlâ-yı illiyyîndeki Ebu Bekr-i Sıddık'ın ruhu, esfel-i sâfilîndeki Ebu Cehil'in ruhuyla bir seviyede kalacaktı.-On İkinci Mektup -)

    Bu kabiliyetlerin vasatı elmas,kömürü ise ifrat ve tefrit olarak değerlendirilebilir.İşte bizim de varmak istediğimiz yer burasıdır.Yani insanda var olan ve nefis ve hevesinde istediği kömür kabiliyetlerdir.Ancak Allah buraya düşmemizi istemiyor.İfrat ve tefrite düşmeyi isteyen nefs-i insaniyedir.Ya istidat ile,ya ihtiyar ile cümlesini böylece daha net anlayabiliyoruz.Ancak çok maslahatlara binaen o fiilleri isteyen nefs-i insaniye de olsa halk eden Yüce Allah'tır.Bunu da Üstad şu cümlelerle izah eiyor."Fakat, o seyyiâtı çok mesâlihi tazammun eden bir kanun-u İlâhî ile icad eden, yine Hak'tır. Demek, sebebiyet ve suâl, nefistendir ki, mesuliyeti o çeker. Hakka âit olan halk ve icad ise, daha başka güzel netice ve meyveleri olduğu için, güzeldir, hayırdır."

    Demek ki kömür istidatları isteyen nefs-i insaniye olduğu için ve Allah istemediği ve hayrı istediği için mesuliyeti çekecek olan da nefs-i insaniye olacaktır.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  4. #4
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    Bazi kelimelerin aciklamasi maalesef tiklasak da cikmiyor...Istidat ne demek mesela...

  5. #5
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Alıntı Abdulbaki Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Fakat seyyiâtı isteyen, nefs-i insaniyedir-ya istidad ile, ya ihtiyâr ile. (26.Söz)
    Fakat seyyiâtı isteyen, nefs-i insaniyedir-ya istidad ile, ya ihtiyâr ile.
    http://www.risaleara.com/oku.asp?id=418

    Fakat seyyiatı isteyen, nefs-i insâniyedir (ya istidad ile, ya ihtiyar ile). (Başka bir baskıdan.)

    Yukarıdaki cümlelerde geçen kelimelerden bir kelime dikkatimi çekmiş bulunuyor.Bu kelime "istidad" kelimesidir.Halbuki benim okuduğum Yirmialtıncı Söz basımı olan kitapta bu kelime "istidat" olarak geçmektedir.Ancak bu arada dört tane farklı basımı inceledim ve bu kitaplardaki baskılarda kelime "istidad" olarak geçiyor.Halbuki bu iki kelime arasında anlam olarak çok büyük fark vardır şöyle ki;

    İstidât,Kabiliyet ve yetenek olarak bilinirken;

    İstidad ise alışma, ünsiyet etme olarak lügat manası görülüyor.

    Üstad ise yukarıdaki cümlede "Fakat seyyiâtı isteyen, nefs-i insaniyedir-ya istidad ile, ya ihtiyâr ile." ifadesi ile istidat değil istidad kelimesini kullanıyor.O halde bu konuyu yeniden istidad yani alışma ve ünsiyet anlamı olarak değerlendirerek anlamaya çalışmalıyız.

    Ancak bizim yukarıda anlamaya ve anlatmaya çalıştığımız manalar istidat kelimesi üzerine olmuştur ve bu kelime de bu konunun içinde olan ve işlenmesinde konunun anlaşılmasına vesile olan bir kelime olarak kabul etmemiz gereken bir kelime olarak kabul edilmesi gerekir diye düşünüyorum.Zaten konunun istidat kelimesi üzerine izahlarımız istidad kelimesi üzerine yapılacak olan açıklamalara yardımcı olacağına inanıyorum.

    Bundan sonra konuyu "istidad" kelimesi üzerine yoğunlaşarak devam ettirelim.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  6. #6
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    nefsi insaniyenin istidad ile seyyiatı istemesi demek yani seyyiata ülfeti vardır manasında mı ?

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  7. #7
    Ehil Üye nurhanali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    3.463

    Standart

    . Belki hikmet-i İlahiye, nihayetsiz makamatı kat'edecek olan insanın istidadına muvafık bir dâr-ı teklifi iktiza ettiği için, melaikelerin aksine olarak mukteza-yı fıtratlarıolan malûm günahla Cennet'ten ihraç edildi.
    (Mektubat - 42)

    Nefis yaradılış olarak günaha meyilli terakki ve tedenni için.
    Risale-i nur bir imtihan kitabıdır.
    Davasına sadık olmayan insanların başarı ihtimali yoktur.



  8. #8
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Alıntı gulsah Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    nefsi insaniyenin istidad ile seyyiatı istemesi demek yani seyyiata ülfeti vardır manasında mı ?
    Evet gulsah kardeş.İstidad ile istenen seyyiat alışma ve ünsiyet ile istenen seyyiattır.Mesnevi-i Nuriyede bu konuya uygun bir yer vardı araştırıyorum bulunca inşallah ekleyeceğim.İnsan seyyiata alışırsa meleke haline geliyor hatta seyyiat olduğunu dahi unutabiliyor kabilinden bir yer idi.Konuya çok uygun bir yer.Demek insan istidad ile yani alışarak ve ünsiyet ederek seyyiatı istiyor.

    Şu kısmda tevafuk ediyor konuya:"Ve keza, yaş kırka baliğ olduğunda, iyi olsun, kötü olsun ve nasıl bir ahlâk olursa olsun, rüsuh peyda eder, meleke haline gelir, daha terki mümkün olmaz.( İşârâtü'l-İ'câz)

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  9. #9
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Ve keza insan vücut, icad, hayır, ef'al cihetiyle pek küçük, nâkıs olmakla karıncadan, arıdan ednâ, örümcekten daha zayıftır. Fakat adem, tahrip, şer, infial cihetiyle semâvat, arz, cibalden daha büyüktür. Meselâ, Hasenat yaptığı zaman, habbe habbe yapar.Seyyiat yaparsa kubbe kubbe yapar. Evet, meselâ küfür seyyiesi bütün mevcudatı tahkir eder, kıymetten düşürür.

    Ve keza, insanın bir cihetle kıl kadar bir ihtiyarı, zerre kadar bir iktidarı, şuâ kadar bir hayatı, dakika kadar bir ömrü, cüz'î bir cüz kadar mevcudiyeti varsa da, diğer cihetle hadsiz bir acz ve fakrı da vardır.

    Keza, insan hayat-ı dünyeviye cihetiyle bir çekirdek olup, pek büyük semere ve sümbüller vermek için kendisine tevdi edilen cihazatı, bazı maddeleri elde etmek için tavuk gibi toprakları, gübreleri, necisleri eşmeye sarf eder, faydasız tefessüh eder.

    Ve keza, insan fiil ve sa'yi cihetiyle zayıf bir hayvan olup dâire-i sa'yi pek dardır. (Mesnevî-i Nuriye - Onuncu Risale)

    Evet, Kur'ân'ın dediği gibi, insan, seyyiâtından tamamen mes'uldür. Çünkü seyyiâtı isteyen odur.( Yirmi Altıncı Söz)

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  10. #10
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    "Sana her ne iyilik erişirse Allah'tandır. Sana her ne kötülük gelirse, o da kendi kusurun sebebiyledir." (Nisâ Sûresi, 4:79.)

    Ey zaafıyla beraber mağrur ve işlemediği şeyle müftehir biçare Said! Senin fahir ve gurura hiç hakkın yok. Çünkü, senin nefsinde, kusur ve şerden başka yoktur. Eğer hayır olsa, o hayır da, cüz-ü ihtiyarın gibi cüz'îdir. Lâkin, deme ki "Şerrim de cüz'îdir." Hayır, sen, o cüz-ü ihtiyarınla bir şerr-i küllîyi işleyebilirsin. Çünkü, sen, işlediğin bir kusurla, senin maksuduna müteveccih olan sair esbabın semerat-ı sa'ylerini hükümden iskat ederek bir hasaret-i külliyeye sebep ve bir hacalet-i dâimîye müstehak olursun. Hakikat böyle iken, şeytanın bir cihette şakirdi olan nefsin, kaziyenin aksine olarak hayrı küllî, şerri cüz'î tasavvur eder; firavunlaşırsın. Bilir misin, misalin neye benzer?
    Mağrur ahmak bir adam, bir gemiyle ticaret eden bir cemaate şerik olur. O cemaatin herbiri bir kısım sermaye verip, gemide bir vazifeyi deruhte eder. Herkes kendi vazifesini ifa eder.Yalnız o mağrur, hareket-i sefineye medar olan vazifesini terk ederek, geminin garkına sebebiyet verir. O cemaatin hepsi bin lira zarar ederler. Ona denildi:
    "Hak olan odur ki, bütün hasareti sen çekeceksin. Çünkü, bizim sa'yimizi de heba ettin."
    O dedi:
    "Yok kabul etmem. Belki bu hasaret taksim edilerek hissem miktarınca çekebilirim."
    Sonra, ikinci seferde, o dahi onlar gibi vazifesini ifa etti. Bin lira kâr ettiler. Dediler ki:
    "Hasaret vazifeye bakar. Kâr, re'sülmâle bakar. Öyleyse, re'sülmâl nispetinde taksim edelim."
    O mağrur dedi ki:
    "Yok, belki bütün kâr benimdir. Çünkü, çendan evvelce 'Hasaret sana racidir' demiştiniz. Ben kabul etmemiştim. Öyleyse, bütün kâr da bana olmalı."
    O vakit ona denildi:
    "Ey cahil nâdan! Birşeyin vücudu, bütün ecza ve şeraitinin vücuduna tevakkuf eder. Öyleyse vücudun semeresi, bütün esbab-ı vücuda verilir. Kâr ise, vücudun semeresidir. Hasaret ise, ademin semeresidir.

    Halbuki, birşeyin ademi, bir cüz-ü vahidin ademiyle veya bir şartın fıkdanıyla oluyor. Öyleyse, ademin semeresi, in'idamın sebebine verilecektir."
    Elhasıl: Yâ Said-aslahakellah-senin, fahre ve gurura hakkın yoktur. Çünkü:
    Evvelen: Şer, senden; hayır ise, gayrıdandır.
    Saniyen: Şerrin küllî, hayrın cüz'îdir.
    Salisen: Sen, amel-i hayrın ücretini, amelden evvel almışsın. Belki bütün hasenatın, seni insan-ı müslim yapan Mün'imin in'âmına karşı, aşr-ı mi'şâr-ı aşrına da, yani onda birin onda birinin onda birine de mukabil gelmez. Öyleyse, daha gururun nedendir? Fahrın ne içindir? İşte bu sırdandır ki, Cennete girmek mahz-ı fazıldır. O dehşetli Cehennem, ceza-yı amel ve ayn-ı adildir. Çünkü, beşer bir şerr-i cüz'îyle, bir cinayet-i külliye-i daimeyi işleyebilir.
    Rabian: Hayır, o vakit hayır olur ki Allah için ola_ Eğer Allah için olsa, o vakit kat'î Onun izniyledir. Tevfik Onundur. Minnet Onadır. Senin hakkın, şükürdür, fahir değildir. Çünkü fahir, irae, yani gösteriş ve riya iledir. Riya ise, hayrı şer eder. Şerle iftihar edersen et! İşte bu hakikati bilmediğindendir ki, nefsinden mağrur, gayrıya da gururlu oldun.
    Hem sen, bir cemaatin hasenatını tutuyorsun. O hasenatı, müteneffiz bir şahsa vermekle, tefer'una vasıta ve vesile oluyorsun. Belki, Allah'ın malını ve ef'alini, esbaba ve tağutlara taksim ediyorsun.
    Hem, şu cehildendir ki, nefsinle sana âidiyeti olan seyyiatı kadere vererek mes'uliyetten kaçıyorsun.
    Hem, nass ile sabit olan Fâtırın sırf feyz-i fazlından olan hasenatı kendi nefsine veriyorsun-tâ işlemediğin şeylerle medholunasın. Şu edeb-i Kur'ân ile edeplen. Kur'ân-ı Kerim diyor ki:
    Malına sahip ol; başkasının malını gasbetme.

    Hem Kur'ân-ı Kerîm diyor ki:

    "Kim Allah'ın huzuruna bir iyilikle gelirse, kendisine on kat sevap vardır. Kim bir kötülükle gelirse, o da ancak o kötülüğün misliyle cezâlandırılır;" (En'âm Sûresi, 6:160.")

    Madem ki hasene on misline çıkar. Seyyie, nefsinde, birde münhasır kalır. Sen de haseneden neş'et eden muhabbeti, Muhsinden, Muhsinin müteallikatına teşmil et. Uyûbundan iğmâz-ı ayn et. Seyyieden neş'et eden adavet-i müsi'den, musi'in akaribine veya sair güzel sıfatlarına tecavüz ettirme. Bu edeb-i illiye-i âdile-i Kur'âniyeyle edeplen. Kur'ân'ın edebiyle edeplenmeyen, zamanın sillesiyle tedip olunacağı muhakkaktır.(Nur'un İlk Kapısı -Altıncı ders)

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 14
    Son Mesaj: 29.01.09, 01:39
  2. Telezzüze İhtiyar Yoktur
    By hasandemir in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 14
    Son Mesaj: 08.01.08, 02:55
  3. İhtiyar Kadının Hasta Devesi
    By AYŞENURUM in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 26.10.07, 00:58
  4. Yüz Yaşındaki İhtiyar
    By edep in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07.09.07, 18:54
  5. Hatem-i Tai ve Muktesit İhtiyar
    By aşur in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.10.06, 09:46

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0