+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 11

Konu: İnsanın Vücudunda Muhtelif Daireler...

  1. #1
    Pürheves eyyubi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    222

    Standart İnsanın Vücudunda Muhtelif Daireler...

    "Ve keza, insanın vücudunda birkaç daire vardır. Çünkü, hem nebatidir, hem hayvanidir, hem insanidir. Hem imanı tezkiye muamelesi bazan tabaka-i imaniyede olur. Sonra tabaka-i nebatiyeye iner. Bazan da yirmi dört saat zarfında her dört tabakada muamele vaki olur. İnsanı hata ve galata atan, bu dört tabakadaki farkı riayet etmemektir. -4- 'ya istinaden insaniyetin mebdei, hayvaniye ve nebatiyeye münhasır olduğunun zannıyla galat ediyor. Sonra bütün gayelerin nefsine ait olduğunun hasriyle galat ediyor. Sonra, herşeyin kıymeti, menfaati nisbetinde olduğunun takdiriyle galat ediyor. Hatta Zühre yıldızını kokulu bir zühreye mukabil almaz. Çünkü kendisine menfaati dokunmuyor." M.N.

    Yukarıdaki kısmı okurken akla bazı sorular gelmekte;
    1- İnsanın vücudundaki muhtelif daireleri nasıl ayırtedebiliriz?
    2- Yirmi dört saat zarfında her dört tabakada nasıl muamele vaki olur?
    3- Bu tabakalardaki farka riayet etmek nasıl olur?
    "Mü'minin feraseti karşısında titreyin; zira o bakarken Allah'ın nuruyla bakar." (Tirmizî, Tefsirü'l-Kur'an 15)

  2. #2
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    Külliyat'ta hangi eserden alinti bu yazi?

  3. #3
    Pürheves eyyubi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    222

    Standart

    Mesneviden, sayfay? kontrol etmem laz?m...emin değilim
    "Mü'minin feraseti karşısında titreyin; zira o bakarken Allah'ın nuruyla bakar." (Tirmizî, Tefsirü'l-Kur'an 15)

  4. #4
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    nebatat?n taş?d?ğ? özellikler neler ise..bu özelliklerin bir k?sm? insanda var..
    mesela;çiftleşmeleri,çok yemeleri,çok uyumalar? nefse dönük

    hayvanat?n taş?d?ğ? özellikler neler ise..bu özelliklerin bir k?sm? insanda var..
    mesela;nefse ait özelliklerin çok olmas?..çiftleşmeleri,yemeleri,içmeleri,uyumalar? tamamen nefse dönük..

    insan olman?n özellikler neler ise..bu özellikler insan?n denilen canl?n?n f?trat?nda var..

    nebatata ve hayvanata ait özellikleri terk ederek ruh ve kalb hayat?nda yaşamalar?..insan olman?n en büyük özelliğidir..

    tabiki insanda bu özelliklerin tümü 24 saatte daima değişikliğe uğrar..

    kolaym? daima insan olarak kalmak..
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  5. #5
    Pürheves eyyubi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    222

    Standart

    Allah Raz? olsun abi...

    ?lave olarak "Hem iman? tezkiye muamelesi bazan tabaka-i imaniyede olur." ifadesinden ne anlamal?y?z? Yani burada nas?l olsa benim iman?m var ben kurtulurum deme manas? m? var?sonras?nda tabaka-i nebatiyeye inmesi ne anlama gelmekte?
    "Mü'minin feraseti karşısında titreyin; zira o bakarken Allah'ın nuruyla bakar." (Tirmizî, Tefsirü'l-Kur'an 15)

  6. #6
    Gayyur nur_mütefekkiri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    101

    Standart

    Kardeşler, İşaratül îcazda Sırat-ıl Müstakim bahsinde bu konuyla ilgili Üstadımız şu şekilde açıklamalarda bulunuyor, konuyla ilgisi var biraz…




    Sırat-ı müstakim; şecaat, iffet, hikmetin mezcinden ve hülâsasından hasıl olan adl ve adalete işarettir. Şöyle ki :

    Tagayyür, inkılâb ve felâketlere mâruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdas edilmiştir. Bu kuvvetlerin birincisi, menfaatleri celb ve cezb için kuvve-i şeheviyye-i behimiyye.. ikincisi, zararlı şeyleri def için kuvve-i sebuiyye-i gadabiyye.. üçüncüsü, nef' ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliyye-i melekiyyedir.

    Lâkin, insandaki bu kuvvetlere şeriatça bir had ve bir nihayet tayin edilmiş ise de, fıtraten tayin edilmemiş olduğundan, bu kuvvetlerin herbirisi, "tefrit, vasat, ifrat" namiyle üç mertebeye ayrılırlar. Meselâ : Kuvve-i şeheviyyenin tefrit mertebesi, humuddur ki, ne helâle ve ne de harama şehveti, iştihası yoktur. İfrat mertebesi, fücurdur ki, namusları ve ırzları pâyimal etmek iştihasında olur. Vasat mertebesi ise, iffettir ki; helâline şehveti var, harama yoktur.


    İhtar : Kuvve-i şeheviyyenin; yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi füruatında da bu üç mertebe mevcuttur.


    Ve keza, kuvve-i gadabiyyenin tefrit mertebesi, cebanettir ki korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi, tehevvürdür ki, ne maddî ve ne mânevî hiçbir şeyden korkmaz. Bütün istibdadlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Vasat mertebesi ise şecaattır ki, hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canını feda eder; meşru olmayan şeylere karışmaz.


    İhtar : Bu kuvve-i gadabiyyenin füruatında da şu üç mertebenin yeri vardır.

    Ve keza; kuvve-i akliyyenin tefrit mertebesi, gabâvettir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi, cerbezedir ki; hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya mâlik olur. Vasat mertebesi ise, hikmettir ki; hakkı hak bilir, imtisal eder; bâtılı bâtıl bilir, içtinab eder.





    İhtar : Bu kuvvetin şu üç mertebeye inkısamı gibi; füruatı da, o üç mertebeyi hâvidir. Meselâ : Halk-ı ef'al mes'elesinde Cebr mezhebi ifrattır ki, bütün bütün insanı mahrum eder. İ'tizal mezhebi de tefrittir ki, te'siri insana verir. Ehl-i Sünnet mezhebi vasattır. Çünkü bu mezheb, beyne-beynedir ki, o fiillerin bidayetini, irade-i cüz'iyyeye; nihayetini, irade-i külliyeye veriyor. Ve keza, itikadda da ta'til ifrattır; teşbih, tefrittir; tevhid, vasattır.




    Hülâsa : Şu dokuz mertebenin altısı zulümdür, üçü adl ve adalettir. Sırat-ı müstakimden murad, şu üç mertebedir.





    measselam...
    "Allah'ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir. Eğer gafletle esbab hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehl olur."


  7. #7
    Dost saidiseri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    3

    Standart

    Mesnevi-i Nuriye, Bediüzzaman’ın ifadesiyle Risale-i Nur’un fidanlığı hükmüne geçen bir eserdir. Bu açıdan, Mesnevi’de geçen kısa ve öz hakikatlerin Risale-i Nur Külliyatının birçok yerinde değişik açılardan açıklandığını ve yorumlandığı görebiliriz. Aynı şekilde, Mesnevi’nin 176. sayfasında bahsedilen insanın mahiyetindeki nebati, hayvani, insani ve imani dairelerin yorumlarını Risale-i Nur’un temel eserlerinden olan Sözler, Lem’alar ve Şua’lar gibi eserlerde görmekteyiz.
    Mesnevi Nuriye’de kısa ve öz anlamıyla çekirdek mahiyetinde olan bu hakikat, Sözler’de ve diğer eserlerde tevhid, haşir ve ubudiyet meyvelerini vermiştir. Örneğin, 24. Söz’de kulluğun niçin yapılması gerektiği anlatılırken, insana verilen birbiri içinde gittikçe genişleyen nimet sofralarından bahsedilir. Kulluk, sonradan verilecek nimetler için değil, önceden verilmiş olan bu sayısız nimetlere teşekkür için yapılması gerektiği vurgulanır.
    Tevhide vurgu yapılan 30. Lem’a’da ise, insanın Kayyum isminin en mükemmel aynası olduğu ve bu açıdan kâinatın insanla kıyam bulduğu açıklanır. Yani, kâinatın yaratılış amacı ve anlamı insana baktığı için insandaki kayyumiyet parıltısı kâinata direk olmaktadır. Tevhid hakikatinin anlatıldığı başka bir yer olan 7. Şua’da ise, Rahmaniyet hakikati penceresinden Cenab-ı Hakkın varlığı ve birliğinin delillerinden bahsedilmektedir. Kâinatın tamamında büyük bir görkemle görünen rahmetin, her bir canlıda, özellikle de insanda odaklanması anlatılırken, yine aynı hakikate başvurulmuştur.
    Haşri, ahireti ve ebedi yaşama arzusunu konu alan 4. Şua’da ise, gurbet, hastalık, zulme uğramak gibi insanı dünyadan küstüren ve ebedi bir dünyayı aratan sebeplere karşı insanı teselli eden yegâne sebebin, ancak insan son derecede önem ve değer veren, onun her türlü ihtiyacını karşılayabilecek sonsuz güç sahibi biri olacağı anlatılır. Tüm varlıkları yaratan, besleyen, süsleyen ve her türlü ihtiyaçlarını karşılayarak “her şeyin en güzel vekili” olduğunu her an gösteren bir yaratıcının insana da ap ayrı bir değer verdiği ispat edilirken yine aynı gerçeğin dile getirildiği görülmektedir.
    Üç temel eserde de ortak düşünce, insanın cami bir yaratılışla olduğu gerçeğidir. Yani, kainatta yaratılmış olan her şeyin insana bakan bir yönü vardır. Başka bir ifadeyle insanın önüne kainat genişliğinde bir sofra kurulmuştur. Bu sofralardaki sayısız nimetleri tadıp, tartıp yaratıcısını her yönüyle tanıma fırsatı insana tanınmıştır.
    İşte, bu sofralardan bir kısmı insanın nebati ve hayvani yönüne bakarken, bir kısmı insani, diğer bir kısmı ise imani ve İslami yönlerine bakmaktadır.
    İnsanın en dar varlık dairesi bitkisel yönü, “iştahlı mide”sinin faydalanma alanıdır. Cenab-ı Hak, o midenin sofrası olarak Rezzak ismiyle tüm yiyecek ve içecekleri cömertçe önüne sermiştir. Bitkisel yönünden daha geniş bir sofra ise insanın hayvani yönü için donatılmıştır. Yani, insana “hassasiyetli bir hayat” verilmiştir ve o hayatın elleri olan göz, kulak gibi duygular da mide gibi rızık isterler. Tüm güzel renkler, şekiller, kokular ve seslerden oluşan yeryüzü genişliğinde “koca cismani alem” insanın bu ihtiyacını gidermek ve faydalanma oranında Cenab-ı Hakka karşı şükrün birçok türünü yapmak için yaratılmıştır. İnsanı üçüncü ve ilk ikisine göre daha geniş hayat dairesi insaniyet yönüdür. Cenab-ı Hak insaniyeti de manevi çok rızık ve nimetler isteyen bir mide şeklinde yaratmıştır. Bu midenin elleri ise, akıl, fikir ve hayal gibi kuvvelerdir. Bu midenin faydalandığı alan ise çok geniştir. Öyle ki, yalnızca maddi alem değil manevi alemin sayısız ilahi hediyelerinden istifade eder. Bediüzzaman’ın ifadesiyle “alem-i mülk ve melekut gibi geniş bir sofra-i nimet, o mide-i insaniyetin önüne ve aklın eli yetişecek nispette” insana açılmıştır. İnsanın önüne açılan en geniş sofra ise, tüm varlıklarla birlikte Cenab-ı Hakkın isimleri ve sıfatlarını bilmekten kaynaklanan manevi bir zevk ve lezzet dairesidir. Yani, Cenab-ı Hak İslamiyet ve iman esaslarını çok rızık isteyen “manevi mide” hükmüne getirmiştir ve dünya ile ahiret alemlerine ait sayısız nimetleri onun önüne sermiştir. Hatta, imanın bir nuru olan muhabbet ile sonsuz bir nimet ve mutluluk ve lezzet sofrasının, insanın önüne açıldığı söyler, Bediüzzaman. Çünkü, Peygamber Efendimiz’in (asm) bir hadisinin sırrıyla Cennet hayatının bin senesi, bir saat görülmesinin yanında önemini yitiren sonsuz bir güzellik karşısında tüm nimetler, lezzetler, mutluluklar sönük kalır.
    Bediüzzaman, insanın yaratılış amacını ve diğer varlık içindeki ayrıcalığını vurgularken, onun bitkisel ve hayvansal yönleriyle ilgili bir tespitte de bulunur. Ona göre insanın biyolojik yönü nebatî/bitkisel yönünü oluştururken, nefsani hevesleri, istekleri ise hayvani yüzünü ortaya çıkarmaktadır. İnsanın hem bitkisel hem de hayvani yönleriyle fani, ölümlü olduğunu; sonsuz yaşamayı isteyen bir insanın ise imani ve İslami hayatının içinde olan kulluğu ile kazanacağını şu ifadeleriyle başlayan cümlelerde anlatır: “Evet, ey insan! Sen, nebatî cismaniyetin cihetiyle ve hayvanî nefsin itibarıyla sağîr bir cüz, hakir bir cüz'î, fakir bir mahlûk, zayıf bir hayvansın ki, bütün dehşetli mevcudat-ı seyyâlenin dalgaları içinde çalkanıp gidiyorsun.” (23. Söz)
    Bediüzzaman hayatın akıl ile insaniyet mertebesine çıkacağını söyler. Akıl sayesinde insanın yalnızca maddi dünyada değil manevi ve ruhani alemlerde gezebileceğini şu cümleleriyle ifade eder: “Bilhassa hayat-ı insaniye tabakasına çıkan hayat, aklın nuruyla âlemleri gezmiş olur. Âlem-i cismanîde tasarruf ettiği gibi, âlem-i ruhanîde gezer, âlem-i misâle seyahat eder. Kendisi o âlemleri ziyarete gittiği gibi, o âlemler de, onun ruhunun aynasında temessül etmekle iade-i ziyaret etmiş gibi olurlar. Hattâ insan, "Âlem, Allah'ın fazlıyla benim için halk olunmuştur" diyebilir.” (İşaratül İcaz)
    Bitki hayatıyla havyan hayatı arasındaki fark 24. Söz’de şu şekilde dile getirilmektedir: “Nebâtat, "Niçin hayvan olmadım?" deyip şekvâ edemez. Belki, vücut ile beraber, hayata mazhar olduğu için, hakkı şükrandır. Hayvan ise, "Niçin insan olmadım?" diye şikâyet edemez. Belki, hayat ve vücut ile beraber, kıymettar bir ruh cevheri ona verildiği için, onun üstündeki hakkı, şükrandır.” Bu ifadelerden anlaşıldığı üzere hayvanı bitkiden ayıran yön ruh sahibi olmasıdır.
    Ayrılık, yokluk, son bulmak gibi insana acı veren değişimler insanın bitkisel ve hayvansal hayat dairesinde yaşanmaktadır. İmani ve İslami hayat dairesinde ise tüm bu olumsuzluklara yer yoktur. Bediüzzaman, Mesnevi’de bu hakikati şu özlü sözleriyle dile getirmektedir: “Dünyada görülen bilhassa nebatî ve hayvanî hayatlarda müşahede edilen ademler, idamlar, tebeddül ve teceddüd-ü emsalden ibarettir. İmanlı olan kimselere göre zeval ve firakın acısı değil, yerlerine gelen emsalleriyle visalin lezzeti hasıl oluyor. Öyleyse, imana gel ki, elemden emin olasın. Kadere teslim ol ki, selâmette kalasın.”
    Ayrıca, “Hem âkıbeti görmeyen ve hazır zevke müptelâ olan insandaki nebâtî ve hayvânî kuvvelerin tatmini” (13. Lem’a) ifadesi de insanın mahiyetine konulan bitkisel ve hayvansal özelliklerin sınırlı bir zaman ve mekan diliminde tatmin olmanın yollarını arattığı dile getirilmektedir.
    Yine Risale-i Nur değişik yerlerinde insanın bitkisel yönünün mide dairesinden oluştuğu “Eğer insan yalnız câmid bir vücut olsaydı veyahut yalnız mideden ibaret nebatî bir mahlûk olsaydı” (28. Söz) ifadesiyle vurgulanmıştır.
    İnsaniyette ise “gayrın elemiyle müteellim” (17. Lem’a) olmak vardır. İnsaniyetini kaybetmemiş bir insan canlı cansız tüm varlıklarla ilgilidir. Ayrıca, insanın en seçkin ve özel şeyleri istemesi, estetiğe önem vermesi ve şerefli bir şekilde yaşamak istemesi de insaniyetin gereğidir.
    Bediüzzaman’a göre, insan ruhunun bedeninde yaşayabilmesi için üç güç fıtratına konulmuştur. Bunlardan birincisi, faydalı olan şeyleri elde etme arzusu olan “kuvve-i şeheviye-i behimiye”; ikincisi, zararlı şeyleri uzaklaştırma duygusu olan “kuvve-i sebuiye-i gadabiye”; üçüncüsü ise, fayda ile zararı, iyi ve kötüyü birbirinden ayırt etmeye yarayan “kuvve-i akliye-i melekiye”dir. Dikkat edilirse, bu üç gücün ikisi insanın hayvani yönünü, biri ise insanı insan eden meleki yönünü ifade eden kelimelerle ifade edilmiştir. “Behimiye” hayvanlara özgü anlamına gelmektedir ki, insanın yemek, içmek, uyumak gibi bedeni açısından faydalı ihtiyaçlarını karşılamaktadır. “Sebuiye” ifadesi ise vahşi hayvanlara özgü anlamını taşımasıyla, insanın gadab olarak ifade edilen öfke duygusunun yine hayvansal bir yönü olduğu vurgulanmaktadır. Aklın ise, insanı cismani dünyanın ötesine taşıyan, mülkten melekuta sevk eden, zaman ve mekanın sınırlarını genişleten meleksel bir özellik olduğu anlaşılmaktadır. (bkz: (İşaratü’l İcaz, 29)
    İhlas, Allah ile kul arasında bir sırdır; onu melek bilemez ki yazsın, şeytan bilemez ki bozsun, nefis bilemez ki saptırsın.

  8. #8
    Müdakkik Üye sırr-ı gurbet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Güzelliklerin Olduğu Her Yer
    Yaş
    40
    Mesajlar
    736

    Standart

    ALLAH RAZI OLSUN
    Alıntı nur_mütefekkiri Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Kardeşler, İşaratül îcazda Sırat-ıl Müstakim bahsinde bu konuyla ilgili Üstadımız şu şekilde açıklamalarda bulunuyor, konuyla ilgisi var biraz…




    Sırat-ı müstakim; şecaat, iffet, hikmetin mezcinden ve hülâsasından hasıl olan adl ve adalete işarettir. Şöyle ki :

    Tagayyür, inkılâb ve felâketlere mâruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdas edilmiştir. Bu kuvvetlerin birincisi, menfaatleri celb ve cezb için kuvve-i şeheviyye-i behimiyye.. ikincisi, zararlı şeyleri def için kuvve-i sebuiyye-i gadabiyye.. üçüncüsü, nef' ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliyye-i melekiyyedir.

    Lâkin, insandaki bu kuvvetlere şeriatça bir had ve bir nihayet tayin edilmiş ise de, fıtraten tayin edilmemiş olduğundan, bu kuvvetlerin herbirisi, "tefrit, vasat, ifrat" namiyle üç mertebeye ayrılırlar. Meselâ : Kuvve-i şeheviyyenin tefrit mertebesi, humuddur ki, ne helâle ve ne de harama şehveti, iştihası yoktur. İfrat mertebesi, fücurdur ki, namusları ve ırzları pâyimal etmek iştihasında olur. Vasat mertebesi ise, iffettir ki; helâline şehveti var, harama yoktur.


    İhtar : Kuvve-i şeheviyyenin; yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi füruatında da bu üç mertebe mevcuttur.


    Ve keza, kuvve-i gadabiyyenin tefrit mertebesi, cebanettir ki korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi, tehevvürdür ki, ne maddî ve ne mânevî hiçbir şeyden korkmaz. Bütün istibdadlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Vasat mertebesi ise şecaattır ki, hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canını feda eder; meşru olmayan şeylere karışmaz.


    İhtar : Bu kuvve-i gadabiyyenin füruatında da şu üç mertebenin yeri vardır.

    Ve keza; kuvve-i akliyyenin tefrit mertebesi, gabâvettir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi, cerbezedir ki; hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya mâlik olur. Vasat mertebesi ise, hikmettir ki; hakkı hak bilir, imtisal eder; bâtılı bâtıl bilir, içtinab eder.





    İhtar : Bu kuvvetin şu üç mertebeye inkısamı gibi; füruatı da, o üç mertebeyi hâvidir. Meselâ : Halk-ı ef'al mes'elesinde Cebr mezhebi ifrattır ki, bütün bütün insanı mahrum eder. İ'tizal mezhebi de tefrittir ki, te'siri insana verir. Ehl-i Sünnet mezhebi vasattır. Çünkü bu mezheb, beyne-beynedir ki, o fiillerin bidayetini, irade-i cüz'iyyeye; nihayetini, irade-i külliyeye veriyor. Ve keza, itikadda da ta'til ifrattır; teşbih, tefrittir; tevhid, vasattır.




    Hülâsa : Şu dokuz mertebenin altısı zulümdür, üçü adl ve adalettir. Sırat-ı müstakimden murad, şu üç mertebedir.





    measselam...

    Allahümme salli ala seyyidina Muhammedini'n -Nebiyyi'l-Ümmiyin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim!.

    Sizin herşey'iniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır. Mektubat - 227


  9. #9
    Gayyur katrenur21 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    76

    Standart

    ya bu dersleri biraz sadeleştirerek anlatsanız?bizde anlasak olmaz mı?

  10. #10
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    Allah hepinizden razi olsun...Amin...

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. İnsanın Kıymetini Tayin Eden Mahiyetidir.Öyleyse İnsanın Mahiyeti Nedir?
    By BiKeS_ in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 42
    Son Mesaj: 30.04.13, 22:31
  2. Muhtelif Soru ve Cevaplar
    By Bîçare S.V. in forum Fıkıh
    Cevaplar: 18
    Son Mesaj: 25.12.09, 12:13
  3. Nur Cemaatindeki Daireler
    By Meyvenin Zeyli in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.10.07, 09:49
  4. Kalbinde,Vücudunda Bir Rahatsızlık mı Var Ey İnsan
    By insirah in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 17.08.07, 16:10

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0