+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 17

Konu: Kainattaki Nizam ve Hakaik-i Nisbiye

  1. #1
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart Kainattaki Nizam ve Hakaik-i Nisbiye


    Sual: Hakaik-i nisbiyenin ne kıymeti var ki, onun için şerler istihsan edilecek?

    '' Cevap: Hakaik-i nisbiye denilen şeyler, kainatın eczası arasında bulunan rabıtalardır. Ve kainattaki nizam, ancak hakaik-i nisbiyeden doğmuştur. Ve hakaik-i nisbiyeden kainatın envaına bir vücud-u vahid in'ikas etmiştir. ... '' İşaratül-İcaz

    ------------

    Kırmızı ve mavi ile işaretlenen manaları biraz açabilir miyiz ?

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  2. #2
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Standart

    Bu Dünyada; Hay?r-Şer, Lezzet-Elem, Ziya-Zülmet, Hararet-Soğukluk, Güzellik-Çirkinlik, Hidayet-?nkarc?l?k, ?taat-?syan, Birbirine Kar?şmas? ve Çarp?şmas?n?n Hikmeti Nedir?


    Evet bu kâinatta hay?r-şer, lezzet-elem, ziya-zulmet, hararet-bürudet, güzellik-çirkinlik, hidayet-dalalet birbirine karş? gelmesi ve içine girmesi, pek büyük bir hikmet içindir. Çünki şer olmazsa, hay?r bilinmez. Elem olmazsa, lezzet anlaş?lmaz. Zulmetsiz ziya, ehemmiyeti olmaz. Soğukla, hararetin dereceleri tahakkuk eder. Çirkinlik ile, hüsnün tek bir hakikat?, bin hakikat ve binler çeşit hüsün mertebeleri vücud bulur. Cehennem'siz Cennet'in pek çok lezzetleri gizli kal?r.

    Bunlara k?yasen, herşey bir cihette z?dd?yla bilinebilir. Ve birtek hakikat?, sünbül verip çok hakikatlar olur. Madem bu kar?ş?k mevcudat dâr-? fâniden dâr-? bekaya ak?p gidiyor; elbette nas?lki hay?r, lezzet, ?ş?k, güzellik, iman gibi şeyler Cennet'e akar. Öyle de şer, elem, karanl?k, çirkinlik, küfür gibi zararl? maddeler Cehennem'e yağar. Ve bu mütemadiyen çalkanan kâinat?n selleri o iki havuza girer, durur. Kerametli Yirmidokuzuncu Söz'ün âhirindeki remizli nüktelerine havale ederek k?sa kesiyoruz.

    Şu kâinata dikkat edilse görünüyor ki: ?çinde iki unsur var ki, her tarafa uzanm?ş, kök atm?ş. Hay?r şer, güzel çirkin, nef' zarar, kemal noksan, ziya zulmet, hidayet dalalet, nur nâr, iman küfür, taat isyan, havf muhabbet gibi âsârlar?yla, meyveleriyle şu kâinatta ezdad birbiriyle çarp?ş?yor. Daima tegayyür ve tebeddülâta mazhar oluyor. Başka bir âlemin mahsulât?n?n tezgâh? hükmünde çarklar? dönüyor.

    Elbette o iki unsurun birbirine z?d olan dallar? ve neticeleri, ebede gidecek; temerküz edip birbirinden ayr?lacak. O vakit, Cennet-Cehennem suretinde tezahür edecektir. Madem âlem-i beka, şu âlem-i fenadan yap?lacakt?r. Elbette anas?r-? esasiyesi, bekaya ve ebede gidecektir.

    Evet Cennet-Cehennem, şecere-i hilkatten ebed taraf?na uzan?p eğilerek giden dal?n?n iki meyvesidir ve şu silsile-i kâinat?n iki neticesidir ve şu seyl-i şuunat?n iki mahzenidir ve ebede karş? cereyan eden ve dalgalanan mevcudat?n iki havz?d?r ve lütuf ve kahr?n iki tecelligâh?d?r ki; dest-i kudret bir hareket-i şedide ile kâinat? çalkalad?ğ? vakit, o iki havuz münasib maddelerle dolacakt?r.

    Şu Remizli Nükte'nin s?rr? şudur ki:

    Hakîm-i Ezelî inayet-i sermediye ve hikmet-i ezeliyenin iktizas? ile, şu dünyay? tecrübeye mahal ve imtihana meydan ve esma-i hüsnas?na âyine ve kalem-i kader ve kudretine sahife olmak için yaratm?ş ve tecrübe ve imtihan ise neşvünemaya sebebdir. O neşvünema ise, istidadlar?n inkişaf?na sebebdir. O inkişaf ise, kabiliyetlerin tezahürüne sebebdir.

    O kabiliyetlerin tezahürü ise, hakaik-i nisbiyenin zuhuruna sebebdir. Hakaik-i nisbiyenin zuhuru ise, Sâni'-i Zülcelal'in esma-i hüsnas?n?n nukuş-u tecelliyat?n? göstermesine ve kâinat? mektubat-? Samedaniye suretine çevirmesine sebebdir. ?şte şu s?rr-? imtihan ve s?rr-? teklif iledir ki; ervah-? âliyenin elmas gibi cevherleri, ervah-? safilenin kömür gibi maddelerinden tasaffi eder, ayr?l?r.

    ?şte bu mezkûr s?rlar gibi daha bilmediğimiz çok ince, âlî hikmetler için, âlemi bu surette irade ettiğinden şu âlemin tegayyür ve tahavvülünü dahi o hikmetler için irade etti. Tahavvül ve tegayyür için z?dlar? birbirine hikmetle kar?şt?rd? ve karş? karş?ya getirdi. Zararlar? menfaatlara mezcederek, şerleri hay?rlara idhal ederek, çirkinlikleri güzelliklerle cem'ederek, hamur gibi yoğurarak şu kâinat? tebeddül ve tegayyür kanununa ve tahavvül ve tekâmül düsturuna tabi k?ld?.

    Vaktaki meclis-i imtihan kapand?. Tecrübe vakti bitti. Esma-i hüsna hükmünü icra etti. Kalem-i kader, mektubat?n? tamam?yla yazd?. Kudret, nukuş-u san'at?n? tekmil etti. Mevcudat, vezaifini îfa etti. Mahlukat, hizmetlerini bitirdi. Herşey, manas?n? ifade etti. Dünya, âhiret fidanlar?n? yetiştirdi. Zemin, Sâni'-i Kadîr'in bütün mu'cizat-? kudretini, umum havarik-? san'at?n? teşhir edip gösterdi.

    Şu âlem-i fena, sermedî manzaralar? teşkil eden levhalar? zaman şeridine takt?. O Sâni'-i Zülcelal'in hikmet-i sermediyesi ve inayet-i ezeliyesi; o imtihan neticelerini, o tecrübenin neticelerini, o esma-i hüsnan?n tecellilerinin hakikatlar?n?, o kalem-i kader mektubat?n?n hakaik?n?, o nümune-misal nukuş-u san'at?n?n as?llar?n?, o vezaif-i mevcudat?n faidelerini, gayelerini, o hidemat-? mahlukat?n ücretlerini ve o kelimat-? kitab-? kâinat?n ifade ettikleri manalar?n hakikatlar?n? ve istidad çekirdeklerinin sünbüllenmesini ve bir mahkeme-i kübra açmas?n? ve dünyadan al?nm?ş misalî manzaralar?n göstermesini ve esbab-? zahiriyenin perdesini y?rtmas?n? ve herşey doğrudan doğruya Hâl?k-? Zülcelal'ine teslim etmesi gibi hakikatlar? iktiza etti ve o mezkûr hakikatlar? iktiza ettiği için, kâinat? dağdağa-i tegayyür ve fenadan, tahavvül ve zevalden kurtarmak ve ebedîleştirmek için o z?dlar?n tasfiyesini istedi ve tegayyürün esbab?n? ve ihtilafat?n maddelerini tefrik etmek istedi.

    Elbette k?yameti koparacak ve o neticeler için tasfiye edecek. ?şte şu tasfiyenin
    neticesinde, Cehennem, ebedî ve dehşetli bir sûret al?p, tâifeleri -1- tehdidine mazhar olacak. Cennet ebedî, haşmetli bir sûret giyerek ehil ve ashâb? -2- hitab?na mazhar olacak. Yirmisekizinci Söz'ün Birinci Makam?n?n ?kinci Sualinde isbat edildiği gibi; Hakîm-i Ezelî, şu iki hânenin sekenelerine, kudret-i kâmilesiyle ebedî ve sâbit bir vücûd verir ki; hiç inhilâl ve tagayyüre ve ihtiyarl?ğa ve ink?râza mâruz kalmazlar. Çünki; ink?râza sebebiyet veren tagayyürün esbab? bulunmaz...

    1- Bugün sizler ayr?l?n, ey mücrimler! (Yâsin Sûresi: 59.)
    2- Size selâm olsun, buraya ter temiz geldiniz. Ebediyen kalmak üzere Cennete girin. (Zümer Sûresi: 73.)

    Al?nt?


    Gülşah kardeşim ben kendi kas?r fehmimle buras?n?, senin konunla alakal? gördüğüm için indirdim..Bilmem sen ne dersin?...
    Konu Müellif-e tarafından (19.04.08 Saat 18:30 ) değiştirilmiştir.



  3. #3
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    Kardeş Allah razı olsun eklediğiniz bölümde cevap mahiyetinde yerler muhakkak vardır fakat ;

    hakaik-i nisbiyenin , kainattaki düzeni doğurmasında yatan mantığı kavrayamadım yani aralarında (nizam ve hakaik-i nisbiye ) kuvvetli bağlantılar var ama bu bağlantıları kuramıyorum net değil yani...

    Birde kainatın envaına bir vücud-u vahidin , hakaik-i nisbiyeden inikas etmesi ne demektir ? vücud-u vahid derken ?
    Hakaik-i nisbiyede - mesela- tek bir yeşil hakikati zıttın müdahelesi ile yeşilin onlarca faklı tonu olması misalinden yola çıkarsak '' hakaik-i nisbiye kesret alemini doğurmuştur '' düz mantığınız kuruyorum ama üstad tersine hakaik-i nisbiye ile vücud-u vahidden söz ediyor ?
    Bunlarda benim için epey muğlak .

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  4. #4
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Gece-gündüz,soğuk-s?cak,kabuh-hasen,cazibe-dafia,şer-hay?r,melek-şeytan,günah-sevap,iniş-ç?k?ş,vücud-adem,...K?yaslama yolu ile anlaş?lan hakikatler ve gerçeklerdir.?şte bu nisbi hakikatten kainat?n nevleri bir vücut olarak yans?m?şt?r.

    Esas?nda vücud-u eşya Esma-i hüsnan?n tecellileridir.Bu tecellilerin rab?talar?n? vücut olarak anlaş?lmalar?n? Yüce Allah(cc) isimlerinin z?t tecellileri ile manaland?rm?ş ve hakikatinin ortaya ç?kmas?n? z?tlar?n tezahürüne ve in'ikas?na bağlam?şt?r.Çünkü z?tlar ile bir vücut dereceleri aç?ğa ç?kar ve hakiki mahiyeti ve derecesi ölçülür.

    Soğuğun şiddeti ile s?cakl?ğ?n derecesi ve hakikati k?yaslan?r ve sonra anlaş?l?r.Çirkinin varl?ğ? ile güzelliğin derecesi ziyadelerşir ve mana kazan?r.Böylece nisbi hakikatler yani "K?yaslama yolu ile anlaş?lan hakikatler ve gerçekler" kainat nevlerine bir vücut olarak yans?m?ş ve mana kazanm?ş olmal?d?r.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  5. #5
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Madem birşeyde mertebelerin bulunmas?, onun z?dd? içine girmesiyledir. Meselâ, hararetin derece ve mertebeleri, soğuğun girmesi ve güzelliğin ise çirkinliğin müdahalesiyle olmas? ...(On Beşinci Şua )

    Hem birşeyin kuvvet ve zaafça meratibi, o şeyin içine z?dd?n?n müdahalesidir. Meselâ hararetin derecat?, soğuğun müdahalesidir. Güzelliğin meratibi, çirkinliğin müdahalesidir. Ziyan?n tabakat?, karanl?ğ?n müdahalesidir. Fakat birşey zâtî olsa, âr?zî olmazsa, onun z?dd? ona müdahale edemez. Çünkü cem-i z?ddeyn lâz?m gelir. Bu ise muhaldir. Demek, as?l, zâtî olan birşeyde meratip yoktur.(Onuncu Söz )

    Evet, nas?l ki açl?k derecesiyle yemeğin lezzet dereceleri ve karanl?ğ?n mertebeleriyle ?ş?k mertebeleri ve soğuğun mikyas?yla hararetin mizan dereceleri bilinir; (Dördüncü Şua )

    Nas?lki soğuğun vücuduyla hararetin mertebeleri ve karanl?ğ?n bulunmas?yla ziyan?n dereceleri tezahür eder. Aynen öyle de, 'cüz'î şer ve zarar ve musibet ve çirkinliğin bulunmas?yla, küllî hay?rlar ve küllî menfaatler ve küllî nimetler ve küllî güzellikler tezahür ederler.(?kinci Şua )

    Sualde diyor ki: "Birşeyin z?dd? olmazsa, o şeyin nas?l kemâli olabilir?"

    Şu sual sahibi, hakikî kemâli bilmiyor, yaln?z nisbî bir kemal zannediyor. Halbuki, gayra bakan ve gayra nisbeten has?l olan meziyetler, faziletler, tefevvuklar hakikî değiller; nisbîdirler, zay?ft?rlar. Eğer gayr nazardan sak?t olsalar, onlar da sukut ederler. Meselâ, s?cakl?ğ?n nisbî lezzeti ve fazileti, soğuğun tesiriyledir. Yemeğin nisbî lezzeti, açl?k eleminin tesiriyledir. Onlar gitse, bunlar da azal?r.
    Halbuki, hakikî lezzet ve muhabbet ve kemal ve fazilet odur ki, gayr?n tasavvuruna bina edilmesin, zât?nda bulunsun ve bizzat bir hakikat-i mukarrere olsun. Lezzet-i vücut ve lezzet-i hayat ve lezzet-i muhabbet ve lezzet-i marifet ve lezzet-i iman ve lezzet-i beka ve lezzet-i rahmet ve lezzet-i şefkat ve hüsn-ü nur ve hüsn-ü basar ve hüsn-ü kelâm ve hüsn-ü kerem ve hüsn-ü sîret ve hüsn-ü suret ve kemâl-i zat ve kemâl-i s?fât ve kemâl-i ef'al gibi bizzat meziyetler, gayr olsun olmas?n, şu meziyetler tebeddül etmez.

    ?şte, Sâni-i Zülcelâl ve Fât?r-? Zülcemal ve Hâl?k-? Zülkemâlin bütün kemâlât? hakikiyedir, zâtiyedir. Gayr ve mâsivâ Ona tesir etmez, yaln?z mezâhir olabilirler.(Otuz ?kinci Söz )

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  6. #6
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Standart

    Kesret ve vahdet birbirine mukabil iki kavramd?r. Kesret çokluk, vahdet birlik anlam?ndad?r. Tevhidin özüne varamayanlar şu alemde birbirinden fark?l? çok şeyler görürler, bunlara bir anlam veremezler. Tevhidin hakikat?n? yakalam?ş zatlar ise, kesretten vahdete ulaş?rlar. Bütün rakamlar?n bir'in görüntüsü olmas? gibi, her şeyin Allah'?n isimlerinin tecellilerinden ibaret olduğunu anlarlar.

    Şu gördüğümüz şeyler asl?nda yüz küsur elementin görüntüsüdür. Bu elemetleri de başlang?çta hidrojen gibi basit bir asla irca etmek mümkündür. Bu cihetle bile bak?ld?ğ?nda nazarlardan kesret kalkar, vahdet görülür. Keza, yedi renk süratle çevrilse beyaz renk görülür. Yedi renk kesret, beyaz renk vahdettir. Onun gibi, bütün ilahi s?fatlar Cenab-? Hakk?n zat?nda müttehittir. Kesrette vahdeti yakalayan kimseler için "d?ş? sahray-? kesrette, içi umman-? vahdette" tabiri kullan?l?r.

    KESRET

    Kesret çokluk demektir, vahdet ise birlik. Beş parmak dediğimiz zaman kesreti ifade ederiz. Bunlar bir elde vahdete ererler ve art?k bir tek isim al?rlar. Yüz trilyon hücre kesreti ifade eder. Bunlar?n tümü bir bedende yer al?rlar ve yine bir tek şey olarak an?l?rlar. Say?s?z denecek kadar çok y?ld?zlar gökyüzünde vahdete ererler. Say?s?z r?z?klar, Rezzak isminin birer tecellisi olmada birleşirler. Bütün hayatlar da Muhyi isminin tecellisi olmada vahdete ererler. Bütün mahlukat?n tek bir Hal?k’?, bütün mülk aleminin tek bir maliki,.. olduğuna inanan insanlar kesretten vahdete ermişlerdir.

    VAHDET

    “Birlik.”

    “Yaln?zl?k.Tek olma (çokluğun z?dd?.)

    “Tas: Kalbini tamamen Allah ile meşgul etme hali.”

    “Tevhid ve vahdette cemâl-i ilâhî ve kemâl-i Rabbanî tezahür eder.” Şualar

    Tevhid, “birleştirme, birlikte düşünme, bir araya getirme” gibi manalara gelir. Vahdet ise birlik demektir.; z?dd? kesrettir. Beş parmak kesreti (çokluğu) ifade eder; bunlar?n bir araya gelmesi ve vahdete ermeleriyle bir el ortaya ç?kar; elde vahdet vard?r.

    Yüz trilyon hücre dediğimiz zaman kesreti ifade etmiş oluruz. Bunlar bir insan bedeninde birlikte görev yapt?klar?nda kesretten vahdete erilir. Art?k ortada yüz trilyon hücre değil, bir tek insan vard?r.

    2. Şuada bu konuda üç tane harika misâl verilir: Şifa, r?z?k ve hidayet.

    Bu nimetler, tek bir insan için düşünüldüğünde de yine Allah’?n Rezzak olduğunu, Şâfî olduğunu ve Hâdî olduğunu gösterirler, ama bu ihsanlara mazhar olanlar?n tamam? birden nazara al?nd?ğ?nda, ayn? hakikatler daha mükemmel olarak ve çok daha ileri bir mârifetle insan?n kalp âlemine ve ruh dünyas?na hükmederler.

    Bu üç misâli bütün hâdiselere ve bütün mahlukata tatbik edebiliriz.
    Hayat verme, ölümü tatt?rma, şekil verme, güzelleştirme, ikram etme, mağfiret etme, aziz etme, zelil k?lma ve daha nice hâdiselere mazhar olan bütün fertleri birlikte düşündüğümüzde, s?rr-? vahdetle, karş?m?zda çok daha yüksek ve çok daha geniş tefekkür tablolar? ve mârifet levhalar? buluruz.

    “Tevhid ve vahdette cemâl-i ilâhî ve kemâl-i Rabbanî tezahür eder.” cümlesine bu nazarla bakt?ğ?m?zda, kâinat?n tamam?n? bir kitap, bir fabrika yahut bir insan-? ekber olarak değerlendirebilir ve bu kitab?n harflerini, bu fabrikan?n aletlerini ve bu muhteşem insan?n organlar?n? tek tek tefekkür etmekten elde edeceğimiz marifetin çok daha fazlas?n? elde edebiliriz.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla Risale-i Nur Editör

  7. #7
    Dost evrim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesajlar
    13

    Standart

    Allah Vacibül Vücuddur. Onun d?ş?ndaki vücudlar mümkünül vücuddur. ?şte hakaiki nisbiyenin vucud noktas?nda tezahürü Mevcudu hakiki olan Zat-? Zülcelal ilm-i ezelisinde suretleri bulunan ve mahiyetleri nekais ve kusurattan ibaret olan ve mevcudat-? ilmiye denilen ademiyat yani "ene ve tabiat" üzerine "vucut" s?fat? ile tecelli etmesidir. Tecelliyat-? esma-? ?lahiyenin tezahürü olan ef'al-i ilahiye ile mahiyetleri nekais ve kusurattan ibaret olan insandaki ene ve kainattaki tabiat -tabiri caiz ise- mecz olur. Bundan mümkünül vucud meydana gelir. Meydana gelen bu mahlukatta tezahür eden s?fatlar ise Kamil-i mutlaktan gelip onlardaki kusur ve nekaisle birleştiğinden mertebelidir. ?şte ene ve tabiat vucud noktas?nda vucudu ilmi olmalar? vucudu harici olmamalar? ve mahiyet noktas?nda ademiyat ve nekaisten ibaret olmalar? hasebiyle tevhide delil olurlar. Yani hakaiki nisbiye dediğimiz Allah?n isim ve s?fatlar?n?n mutlak kemalat? karş?s?nda sadece ademiyat ve nekais görmekle bizi tevhide götürür.

  8. #8
    Dost evrim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesajlar
    13

    Standart

    Allah?n s?fatlar? zati olduğundan içinde derece ve meratib yoktur. Bizde bulunan s?fatlar ise arazi olduğundan yani Cenab? Hak taraf?ndan verildiğinden içinde derece ve meratib bulunuyor. Mesela gözümüz herşeyi göremiyor.Her şeyi bilemiyoruz.vs.Alemde ve insanda görünen cümle kemalat min haysü hüve esma ve s?fat? ilahiyenin cilveleridir.Nak?s s?fatlar ise tabiat ve enenindir. Mevcudat?n zat-? Vacibul Vucud'un d?ş?nda hakiki vucutlar? yoktur ki O Zat'?n vücuduna karş? ikinci bir vucut olarak ç?ks?n ve şerik hükmüne geçsin. Üstad Hz.: "Herşey nefsinde manay? ismiyle fanidir, mefkuddur, hadistir, madumdur.Fakat manay? harfiyle ve sani-i Zülcelalin esmas?na ayinedarl?k cihetiyle ve vazifedarl?k itibariyle şahiddir, meşhuddur, vaciddir, mevcuddur" demektedir.
    San?r?m siz hakikati nisbiye kavram?nda iki hakikat vard?r. Birbiriyle nisbet edilmektedir manas? ç?kard?n?z. O sebeble tevhidle bağlant? kuramad?n?z. Oysa hakikat birdir, esma-? hüsna manas?ndad?r. Nisbi olan ise mevcudattaki tecelliat?d?r.Nur tektir, Cen?b? hakka mahsustur. Kainatta görünen ise o nur isminin karanl?k dediğimiz nursuzluk üzerine tecelliyat?ndan doğan nisbi tezahürdür. ilim birdir allaha aittir. Bizdeki ilim ise enedeki cehalet dediğimiz ilmin olmamas?na O Mutlak ilmin tecelliyat?n?n nisbi tezahürüdür. vs. diğer isim ve s?fattlar? da siz k?yas ediniz.

  9. #9
    Ehil Üye _MerHeM_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Alem-i şehadet
    Mesajlar
    2.225

    Standart

    Alıntı evrim Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Allahın sıfatları zati olduğundan içinde derece ve meratib yoktur. Bizde bulunan sıfatlar ise arazi olduğundan yani Cenabı Hak tarafından verildiğinden içinde derece ve meratib bulunuyor. Mesela gözümüz herşeyi göremiyor.Her şeyi bilemiyoruz.vs.Alemde ve insanda görünen cümle kemalat min haysü hüve esma ve sıfatı ilahiyenin cilveleridir.Nakıs sıfatlar ise tabiat ve enenindir. Mevcudatın zat-ı Vacibul Vucud'un dışında hakiki vucutları yoktur ki O Zat'ın vücuduna karşı ikinci bir vucut olarak çıksın ve şerik hükmüne geçsin. Üstad Hz.: "Herşey nefsinde manayı ismiyle fanidir, mefkuddur, hadistir, madumdur.Fakat manayı harfiyle ve sani-i Zülcelalin esmasına ayinedarlık cihetiyle ve vazifedarlık itibariyle şahiddir, meşhuddur, vaciddir, mevcuddur" demektedir.
    Sanırım siz hakikati nisbiye kavramında iki hakikat vardır. Birbiriyle nisbet edilmektedir manası çıkardınız. O sebeble tevhidle bağlantı kuramadınız. Oysa hakikat birdir, esma-ı hüsna manasındadır. Nisbi olan ise mevcudattaki tecelliatıdır.Nur tektir, Cenıbı hakka mahsustur. Kainatta görünen ise o nur isminin karanlık dediğimiz nursuzluk üzerine tecelliyatından doğan nisbi tezahürdür. ilim birdir allaha aittir. Bizdeki ilim ise enedeki cehalet dediğimiz ilmin olmamasına O Mutlak ilmin tecelliyatının nisbi tezahürüdür. vs. diğer isim ve sıfattları da siz kıyas ediniz.
    Allahın esmasının tecellileri nisbiyedir demişsiniz.Bizxde tamamı hakaik nisbiyeye girmez ,bizzatihi olan tecellilerde mevcuttur kanaatindeyim.

    Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.

    Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.

    Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.


  10. #10
    Ehil Üye insirah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    Kure-i Arz
    Mesajlar
    3.312

    Standart

    ...Hayat?n yirmi dokuz hassalar?ndan yirmi üçüncü hassas?nda şöyle denilmiştir ki: Hayat?n iki yüzü de şeffaf, kirsiz olduğundan, esbab-? zâhiriye ondaki tasarrufât-? kudret-i Rabbâniyeye perde edilmemiştir.

    Evet, bu hassan?n s?rr? şudur ki: Kâinatta gerçi herşeyde bir güzellik ve iyilik ve hay?r vard?r. Ve şer ve çirkinlik gayet cüz'îdir ve vâhid-i k?yasîdirler ki, güzellik ve iyilik mertebelerini ve hakikatlerinin tekessürünü ve taaddüdünü göstermek cihetiyle, o şer ise hay?r ve o kubh dahi hüsün olur. Fakat zîşuurlar?n nazar-? zâhirîsinde görünen zâhirî çirkinlik ve fenal?k ve belâ ve musibetten gelen küsmekler ve şekvâlar Zât-? Hayy-? Kayyûma teveccüh etmemek için, hem akl?n zâhirî nazar?nda habis, pis görünen şeylerde, kudsî, münezzeh olan kudretin bizzat ve perdesiz onlarla mübaşereti kudretin izzetine münâfi gelmemek için, zâhirî esbablar o kudretin tasarrufât?na perde edilmişler. O esbab ise icad edemiyorlar; belki haks?z olan şekvâlara ve itirazlara hedef olmak ve izzet ve kudsiyet ve münezzehiyet-i kudreti muhafaza içindirler.

    .

    Yirmi ?kinci Sözün ?kinci Makam?n?n Mukaddimesinde beyan edildiği gibi, Hazret-i Azrâil (a.s.) kabz-? ervah vazifesi hususunda Cenâb-? Hakka münâcât etmiş, demiş: "Senin kullar?n benden küsecekler." Cevaben ona denilmiş: "Senin vazifen ile vefat edenlerin ortas?nda hastal?klar ve musibetler perdesini b?rakacağ?m. Vefat edenler sana değil, belki itiraz ve şekvâ oklar?n? o perdelere atacaklar."

    Bu münâcât?n s?rr?na göre, ölümün ve vefat?n ehl-i ?mân hakk?nda hakikî güzel yüzünü görmeyen ve ondaki rahmetin cilvesini bilmeyenlerin küsmeleri ve itirazlar? Zât-? Hayy-? Kayyûma gitmemek için Hazret-i Azrâil'in (a.s.) vazifesi de bir perde olduğu gibi, sair esbablar dahi zâhirî perdedirler. Evet, izzet, azamet ister ki, esbab perdedâr-? dest-i kudret ola akl?n nazar?nda. Fakat vahdet ve celâl ister ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden.

    Fakat hayat?n hem zâhirî, hem bât?nî, hem mülk, hem melekût vecihleri kirsiz, noksans?z, kusursuz olduğundan, şekvâlar? ve itirazlar? davet edecek maddeler onda bulunmad?ğ? gibi, izzet ve kudsiyet-i kudrete münâfi olacak pislik ve çirkinlik olmad?ğ?ndan, doğrudan doğruya, perdesiz olarak, Zât-? Hayy-? Kayyûmun "ihyâ edici, hayat verici, diriltici" isminin eline teslim edilmişlerdir. Nur da öyledir, vücut ve icad da öyledir. Onun içindir ki, icad ve halk, doğrudan doğruya, perdesiz, Zât-? Zülcelâlin kudretine bakar. Hattâ yağmur bir nevi hayat ve rahmet olduğundan, vakt-i nüzulü bir muttarid kanuna tâbi k?l?nmam?ş; tâ ki her vakt-i hâcette eller dergâh-? ?lâhiyeye rahmet istemek için aç?ls?n. Eğer yağmur, güneşin tulûu gibi, bir kanuna tâbi olsayd?, o nimet-i hayatiye, her vakt-i hâcette rica ile istenilmeyecekti

    Lemalar | Otuzuncu Lem´a | 324-325
    Kainattaki gidisati izlesek ve israfin ve intizamsizligin olmadigini gorsek,sanirim bu bizim icin en buyuk tahkik egitimi olacaktir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Hakaik-ı İmaniye ile Hakaik-ı İslamiye Farklı Şeylermidir?
    By MuM in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 26.08.08, 15:53
  2. Nizâm-ı Alem, Saadet-i Ebediyeye İşaret
    By Selim Akif in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 20
    Son Mesaj: 08.08.08, 17:12
  3. Hakaik-i İmaniyye ve Hakaik-i İslamiyye Arasındaki Fark
    By _ŞuA_ in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 29.11.07, 11:31
  4. Kainattaki Giriftlikler
    By karatoprak1975 in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 20
    Son Mesaj: 19.10.07, 19:55

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0