+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 4 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 32

Konu: Maddi ve Manevi Mideler ve Vazifeleri

  1. #1
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart Maddi ve Manevi Mideler ve Vazifeleri

    Otuzuncu Lem'a "İsm-i Azam" Risalesi olarak da bilinen bölümde çok enterasan izahlar ve konular vardır.Bunların birisi de "Mideler" olarak küçükten büyüğe doğru açıklanan izahlardır.Birlikte takip edelim ve mütalaa edelim inşallah.

    Evet, Zât-ı Hayy-ı Kayyûm, bu kâinatta insanı irade etmiş ve kâinatı onun için yaratmış denilebilir. Çünkü insan, câmiiyet-i tâmme ile bütün esmâ-i İlâhiyeyi anlar, zevk eder. Hususan rızıktaki zevk cihetiyle pek çok Esmâ-i Hüsnâyı anlar. Halbuki melâikeler onları o zevkle bilemezler.

    1.İşte, insanın bu ehemmiyetli câmiiyetidir ki, Zât-ı Hayy-ı Kayyûm, insana, bütün esmâsını ihsas etmek ve bütün envâ-ı ihsânâtını tattırmak için öyle iştahlı bir mide vermiş ki, o midenin geniş sofrasını hadsiz envâ-ı mat'umatıyla kerîmâne doldurmuş.

    2.Hem bu maddî mide gibi hayatı da bir mide yapmış. O hayat midesine duygular, eller hükmünde gayet geniş bir sofra-i nimet açmış. O hayat ise, duyguları vasıtasıyla, o sofra-i nimetten her çeşit istifadelerle, teşekkürâtın her nev'ini yapar.

    3.Ve bu hayat midesinden sonra, bir insaniyet midesini vermiş ki, o mide, hayattan daha geniş bir dairede rızık ve nimet ister. Akıl ve fikir ve hayal, o midenin elleri hükmünde, semâvat ve zemin genişliğinde o sofra-i rahmetten istifade edip şükreder.

    4.Ve insaniyet midesinden sonra, hadsiz geniş diğer bir sofra-i nimet açmak için, İslâmiyet ve iman akidelerini, çok rızık ister bir mânevî mide hükmüne getirip, onun rızık sofrasının dairesini mümkinat dairesinin haricinde genişletip, esmâ-i İlâhiyeyi de içine alır kılmıştır ki, o mide ile ism-i Rahmânı ve ism-i Hakîmi en büyük bir zevk-i rızkî ile hisseder, "Elhamdü lillâhi alâ Rahmâniyyetihî ve alâ hakîmiyyetihî" der. Ve hâkezâ, bu mânevî mide-i kübrâ ile hadsiz nimet-i İlâhiyeden istifade edebilir.
    Ve bilhassa o midedeki muhabbet-i İlâhiye zevkinin daha başka bir dairesi var.(Otuzuncu Lem'a)

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  2. #2
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Alıntı Abdulbaki Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Evet, Zât-? Hayy-? Kayyûm, bu kâinatta insan? irade etmiş ve kâinat? onun için yaratm?ş denilebilir. Çünkü insan, câmiiyet-i tâmme ile bütün esmâ-i ?lâhiyeyi anlar, zevk eder. Hususan r?z?ktaki zevk cihetiyle pek çok Esmâ-i Hüsnây? anlar. Halbuki melâikeler onlar? o zevkle bilemezler.
    Varl?ğ?,dirliği her an için olup gökleri ve yerleri her an için tutan,her şeye ,her hususta iktidar? yeten Zât-? Hayy-? Kayyûm, bu kainatta gizli hazinelerini izhar etmek ve görmek ve görünüp bilinmek için insan? irade etmiş ve kainat? insan için yaratm?şt?r.Elbetteki insanlar?n içinde habibim dediği Resul-i Ekrem Hz.Muhemmed(asm) efendimizi ilk murad etmiş ve kainat?n sebeb-i vücudu O(asm) zat olmuştur.

    Çünkü insan tam ve mükemmel bir bütünlük içinde camiiyet-i tamme ile bütün Allah'?n güzel isimleri olan esma-i ?lahiyeyi anlama,ve zevk edebilecek istidatta yarat?lm?şt?r.

    Özellikle insana sunular r?z?klardaki zevk cihetiyle insan pek çok Esma-i Hüsnay? anlama kabiliyetindedir.

    ?nsandan başka yarat?lan melaikeler ve cinler r?z?ktaki maddi ve manevi zevkleri idrak edememekte ve Yüce Allah insana meleklerden de üstün bir idrak ve zevk etme istidad?n? Hz.Adem(as)'e talim-i esma ile talim ettirmiş ve insan? meleklerden de üstün seviyeye ç?kabilecek donan?mda yaratm?şt?r.

    ?şte böyle mucizevari şekilde yarat?lan ve s?n?rs?z duygularla donat?lan insana enva-i matumat?n? tartacak,anlayacak,zevk edecek ve manevi olarak hamd ve şükredecek şekilde yarat?lan insana Allah maddi ve manevi mideler vermiş ve o midelere de azalar?na ve ellerine lay?k nimetler sunmuştur.

    ?şte bu konu ile o mideler ve her midenin r?z?klar? mesabesinde olan daireleri anlamaya çal?şacağ?z.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  3. #3
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Alıntı Abdulbaki Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

    1.İşte, insanın bu ehemmiyetli câmiiyetidir ki, Zât-ı Hayy-ı Kayyûm, insana, bütün esmâsını ihsas etmek ve bütün envâ-ı ihsânâtını tattırmak için öyle iştahlı bir mide vermiş ki, o midenin geniş sofrasını hadsiz envâ-ı mat'umatıyla kerîmâne doldurmuş.(Otuzuncu Lem'a)
    İşte insanın çok geniş camiiyetinden dolayıdır ki varlığı,dirliği her an için olup gökleri ve yerleri her an için tutan,her şeye ,her hususta iktidarı yeten Zât-ı Hayy-ı Kayyûm,insana,bütün güzel isimlerini hissettirmek ve bütün iyiliklerinin çeşitleri olan enva-i ihsanatını tattırmak ve tanıttırmak için öyle bir iştihalı mide vermiş ki,o midenin ihtiyacı olan geniş sofrasını sınırsız yiyeceklerin çeşitleri olan enva-i mat'umatı ile cömert ve ikram etmeye müştak olana yakışana layık ve kerimane doldurmuştur.

    İnsanın midesi hangi rızka muhtaç ve arzu ediyorsa enva-i çeşit rızıklar ile o midenin sesi işitilmiş ve midenin sesine imdat edilmiştir.Demek midenin sesini ihmal etmeyen Allah o sesin ihtiyacını karşılayarak mat'umat adedince yiyecek ve içeceklerle esmasını ihsas ettirmek ve kendimi tanıttırmak istemiştir.


    İnsan midesi ve kuvve-i zaikası ile kendisine ikram edilen nimetleri tatmak,tartmak,nimetlerin sahibini tanımak ve O'na hamd edip şükretmek için yaratılmıştır.

    Midenin sesini ve arzusunu ihmal etmeyen Allah elbetteki insanın en büyük arzusu olan ebed arzusunu da ihmal etmeyecek ve "İstemek vermeseydi vermek istemezdi." sırrıyla kalbinin ebed duygusunu da inşallah vaad etmiştir ve verecektir.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  4. #4
    Pürheves melekseker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    214

    Standart

    ALLAH raz? olsun.çok güzel seçim e devam edin okuyordum çok güzel ya...ah üstad?m ne güzel tespitler yapm?ş hayran olmamak elde değil...
    Ravi: Hz. Zeyd İbnu Talha İbnu Rükane(r.a.)
    Hadis Metni: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her bir dinin kendine has bir ahlakı vardır, İslam'ın ahlakı hayadır."
    Kaynak: Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 9, (2, 905); İbnu Mace, Zühd 17, (4181, 4182)

  5. #5
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Alıntı Abdulbaki Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    2.Hem bu maddî mide gibi hayat? da bir mide yapm?ş. O hayat midesine duygular, eller hükmünde gayet geniş bir sofra-i nimet açm?ş. O hayat ise, duygular? vas?tas?yla, o sofra-i nimetten her çeşit istifadelerle, teşekkürât?n her nev'ini yapar.(Otuzuncu Lem'a)
    Yukar?da değindiğimiz maddi mide gibi Allah hayat? da bir mide yapm?şt?r.O hayat midesine duygular,-bu duygular s?n?rs?z duygulard?r-eller hükmümde gayet geniş bir nimet sofras? açm?şt?r.

    Hayat ise,s?n?rs?z duygular? vas?talar? ile hayat için izhar edilen nimet sofrala?ndan her çeşit istifadeler ederek,teşekkürünü yani şükrünün nevlerini her bir duygunun lisan? ile yapmaktad?r.

    Allah kainat?n merkezine insan? koymuştur.Her şeyi insana göre ayarlam?ş ve insana izhar etmiştir.Bütün kainat heyet-i mecmuas? ile insana musahhar k?l?nm?şt?r.

    O halde şöyle bir s?ralama yapabiliriz.
    • Önce insan(Efendimiz(asm)) düşünülmüştür.
    • Kainat?n merkezine insana izhar edilen dünya yarat?lm?şt?r.
    • Dünyan?n merkezine hayat konulmuştur.
    • Hayat?n merkezine r?z?k yerleştirilmiştir.
    • R?zk?n merkezine şükür yerleştirilmiştir.
    • Şükrün merkezine namaz emredilmiştir.
    • Namaz?n merkezine üç kelime-i kudsiye dercedilmiştir.
    • 1.Sübhanallah,2.Elhamdülillah,3.Allahuekber
    Bu üç kelime namaz?n çekirdekleri hükmündedir.

    ?şte hayat midesinin s?rr? yukar?daki maddelerdedir.

    Allah bizleri kainat?n yarat?l?ş?n?n s?rlar?n?,insan?n hilkatinin muammas?n?,namaz?n hikmetlerinin remizlerini anlayan kullar?ndan eylesin.Böylece hayat midesinin hikmetlerini anlamam?z ve hakiki vazifesini ifa etmiş oluruz inşallah.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  6. #6
    Pürheves melekseker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    214

    Standart

    ?nşallah .AM?N....
    Ravi: Hz. Zeyd İbnu Talha İbnu Rükane(r.a.)
    Hadis Metni: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her bir dinin kendine has bir ahlakı vardır, İslam'ın ahlakı hayadır."
    Kaynak: Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 9, (2, 905); İbnu Mace, Zühd 17, (4181, 4182)

  7. #7
    Pürheves melekseker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    214

    Standart

    Yirmisekizinci mektub mektubat 28. mektub-B-

    (Orjinal Sayfa388)
    Beşinci Risale olan Beşinci Mes'ele
    şükür risalesi
    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
    وَ اِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
    Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan, tekrar ile
    اَفَلاَ يَشْكُرُونَ * اَفَلاَ يَشْكُرُونَ * وَسَنَجْزِى الشَّاكِرِينَ * لَئِنْ شَكَرْتُمْ َلاَزِيدَنَّكُمْ * بَلِ اللّهَ فَاعْبُدْ وَ كُنْ مِنَ الشَّاكِرِينَ
    gibi âyetlerle gösteriyor ki: Hâlık-ı Rahman'ın ibadından istediği en mühim iş, şükürdür. Furkan-ı Hakîm'de gayet ehemmiyetle şükre davet eder. Ve şükür etmemekliği, nimetleri tekzib ve inkâr suretinde gösterip فَبِاَىِّ آلاَءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ fermanıyla, Sûre-i Rahman'da şiddetli ve dehşetli bir surette otuzbir defa şu âyetle tehdid ediyor. Şükürsüzlüğün, bir tekzib ve inkâr olduğunu gösteriyor.
    Evet Kur'an-ı Hakîm nasılki şükrü netice-i hilkat gösteriyor; öyle de Kur'an-ı Kebir olan şu kâinat dahi gösteriyor ki: Netice-i hilkat-i âlemin en mühimmi, şükürdür. Çünki kâinata dikkat edilse görünüyor ki: Kâinatın teşkilâtı şükrü intac edecek bir surette herbir şey, bir derece şükre bakıyor ve ona müteveccih oluyor. Güya şu şecere-i hilkatin en mühim meyvesi, şükürdür. Ve şu kâinat fabrikasının çıkardığı mahsulâtın en a'lâsı, şükürdür. Çünki hilkat-i âlemde görüyoruz ki; mevcudat-ı âlem bir daire tarzında teşkil edilip, içinde nokta-i merkeziye olarak hayat halkedilmiş. Bütün mevcudat hayata bakar, hayata hizmet eder, hayatın levazımatını yetiştirir. Demek kâinatı halkeden zât, ondan o hayatı intihab ediyor. Sonra görüyoruz ki; zîhayat âlemlerini bir daire suretinde icad edip, insanı nokta-i merkeziyede bırakıyor. Âdeta zîhayatlardan maksud olan gayeler onda temerküz ediyor; bütün zîhayatı onun etrafına toplayıp, ona hizmetkâr ve müsahhar ediyor, onu onlara hâkim ediyor. Demek Hâlık-ı Zülcelal, zîhayatlar içinde insanı intihab ediyor, âlemde onu irade ve ihtiyar ediyor.
    (Orjinal Sayfa389)
    Ravi: Hz. Zeyd İbnu Talha İbnu Rükane(r.a.)
    Hadis Metni: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her bir dinin kendine has bir ahlakı vardır, İslam'ın ahlakı hayadır."
    Kaynak: Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 9, (2, 905); İbnu Mace, Zühd 17, (4181, 4182)

  8. #8
    Pürheves melekseker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    214

    Standart

    3.Ve bu hayat midesinden sonra, bir insaniyet midesini vermiş ki, o mide, hayattan daha geniş bir dairede r?z?k ve nimet ister. Ak?l ve fikir ve hayal, o midenin elleri hükmünde, semâvat ve zemin genişliğinde o sofra-i rahmetten istifade edip şükreder.

    âlem-i insaniyet de, belki hayvan âlemi de bir daire hükmünde teşkil olunuyor ve nokta-i merkeziyede r?z?k vaz'edilmiş. Bütün nev'-i insan? ve hattâ hayvanat? r?zka âdeta taaşşuk ettirip, onlar? umumen r?zka hâdim ve müsahhar etmiş. Onlara hükmeden r?z?kt?r. R?zk? da o kadar geniş ve zengin bir hazine yapm?ş ki, hadsiz nimetleri câmi'dir. Hattâ r?zk?n çok enva'?ndan yaln?z bir nev'inin tatlar?n? tan?mak için, lisanda kuvve-i zaika nam?nda bir cihaz ile, mat'umat adedince manevî ince ince mizanc?klar konulmuştur. Demek kâinat içinde en acib, en zengin, en garib, en şirin, en câmi', en bedi' hakikat r?z?ktad?r

    Şimdi görüyoruz ki: Herşey nas?lki r?zk?n etraf?nda toplanm?ş, ona bak?yor; öyle de r?z?k dahi bütün enva'?yla manen ve maddeten, halen ve kalen şükür ile kaimdir, şükür ile oluyor, şükrü yetiştiriyor, şükrü gösteriyor. Çünki r?zka iştiha ve iştiyak, bir nevi şükr-ü f?trîdir. Ve telezzüz ve zevk dahi gayr-? şuurî bir şükürdür ki, bütün hayvanatta bu şükür vard?r. Yaln?z insan, dalalet ve küfür ile o f?trî şükrün mahiyetini değiştiriyor; şükürden, şirke gidiyor.
    Hem r?z?k olan nimetlerde gayet güzel süslü suretler, gayet güzel kokular, gayet güzel tatmaklar; şükrün davetçileridir, zîhayat? şevke davet eder ve şevk ile bir nevi istihsan ve ihtirama sevkeder, bir şükr-ü manevî ettirir. Ve zîşuurun nazar?n? dikkate celbeder, istihsana tergib eder. Nimetleri ihtirama onu teşvik eder; onun ile kalen ve fiilen şükre irşad eder ve şükür ettirir ve şükür içinde en âlî ve tatl? lezzeti ve zevki ona tatt?r?r. Yani gösterir ki: Şu lezzetli r?z?k ve nimet, k?sa ve muvakkat bir lezzet-i zâhiriyesiyle beraber daimî, hakikî, hadsiz bir lezzeti ve zevki taş?yan iltifat-? Rahmanîyi şükür ile kazand?r?r. Yani: Rahmet hazinelerinin Mâlik-i Keriminin hadsiz lezzetli olan iltifat?n? düşündürüp, şu dünyada dahi Cennet'in bâki bir zevkini manen tatt?r?r. ?şte r?z?k, şükür vas?tas?yla o kadar k?ymetdar ve zengin bir hazine-i câmia olduğu halde, şükürsüzlük ile nihayet derecede sukut eder.
    Alt?nc? Söz'de beyan edildiği gibi: Lisandaki kuvve-i zaika Cenâb-? Hak hesab?na, yani manevî vazife-i şükraniye ile r?zka müteveccih olduğu vakit, o dildeki kuvve-i zaika, rahmet-i bînihaye-i ?lâhiyenin hadsiz matbahlar?na şâkir bir müfettiş, hâmid bir nâz?r-? âlîkadr hükmündedir. Eğer nefis hesab?na olsa, yani r?zk? in'am edenin şükrünü düşünmeyerek müteveccih olsa;
    (Orjinal Sayfa390)
    o dildeki kuvve-i zaika, bir nâz?r-? âlîkadr makam?ndan, batn fabrikas?n?n yasakç?s? ve mide tavlas?n?n bir kap?c?s? derecesine sukut eder. Nas?l r?zk?n şu hizmetkâr? şükürsüzlük ile bu dereceye sukut eder, öyle de r?zk?n mahiyeti ve sair hademeleri dahi sukut ediyorlar. En yüksek makamdan, en edna makama inerler. Kâinat Hâl?k?n?n hikmetine z?d ve muhalif bir vaziyete düşerler.
    Şükrün mikyas?; kanaatt?r ve iktisadd?r ve r?zad?r ve memnuniyettir. Şükürsüzlüğün mizan?; h?rst?r ve israft?r, hürmetsizliktir, haram helâl demeyip rastgeleni yemektir.
    Evet h?rs; şükürsüzlük olduğu gibi, hem sebeb-i mahrumiyettir, hem vas?ta-i zillettir. Hattâ hayat-? içtimaiyeye sahib olan mübarek kar?nca dahi, güya h?rs vas?tas?yla ayaklar alt?nda kalm?ş ezilir. Çünki kanaat etmeyip, senede birkaç tane buğday kâfi gelirken, elinden gelse binler taneyi toplar. Güya mübarek ar?, kanaat?ndan dolay? başlar üstünde uçar. Kanaat ettiğinden, bal? insanlara emr-i ?lâhî ile ihsan eder, yedirir.
    Evet Zât-? Akdes'in alem-i zâtîsi ve en âzamî ismi olan Lafzullah'tan sonra en a'zam ismi olan Rahman r?zka bakar ve r?z?ktaki şükür ile ona yetişilir. Hem Rahman'?n en zâhir manas? Rezzak't?r.
    Hem şükrün enva'? var. O nevilerin en câmii ve fihriste-i umumiyesi, namazd?r.
    Hem şükür içinde, safi bir îman var, hâlis bir tevhid bulunur. Çünki bir elmay? yiyen ve "Elhamdülillah" diyen adam, o şükür ile ilân eder ki: "O elma doğrudan doğruya dest-i kudretin yadigâr? ve doğrudan doğruya hazine-i rahmetin hediyesidir" demesi ile ve itikad etmesi ile, her şey'i -cüz'î olsun, küllî olsun- onun dest-i kudretine teslim ediyor. Ve her şeyde rahmetin cilvesini bilir. Hakikî bir îman? ve hâlis bir tevhidi, şükür ile beyan ediyor.

    Ravi: Hz. Zeyd İbnu Talha İbnu Rükane(r.a.)
    Hadis Metni: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her bir dinin kendine has bir ahlakı vardır, İslam'ın ahlakı hayadır."
    Kaynak: Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 9, (2, 905); İbnu Mace, Zühd 17, (4181, 4182)

  9. #9
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Alıntı Abdulbaki Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    3.Ve bu hayat midesinden sonra, bir insaniyet midesini vermiş ki, o mide, hayattan daha geniş bir dairede r?z?k ve nimet ister. Ak?l ve fikir ve hayal, o midenin elleri hükmünde, semâvat ve zemin genişliğinde o sofra-i rahmetten istifade edip şükreder.(Otuzuncu Lem'a)
    Zat-? Hayy-? kayyum,bu hayat midesinden sonra ,bir insaniyet midesini de vermiş ki,o mide,hayattan daha geniş yani hayat?n ihtiyac? olan mat'umattan daha geniş bir dairede r?z?k ve nimet istemektedir.

    ?nsaniyet midesinin elleri hükmünde ise "ak?l,fikir ve hayal"'i o mideye takm?şt?r. Ak?l,fikir ve hayal,insaniyet midesinin elleri hükmünde,semavat ve zemin genişliğinde rahmet sofralar?ndan istifade edip şükretmektedir.

    ?nsan ak?l,fikir ve hayal cihetiyle bütün mahlukat?n üzerinde bir mevki alm?şt?r.Ak?l hazine-i ilahiyenin definelerini açmak için bir anahtar hükmündedir.Fikir ise idrak merkezi ve dimağ?n taakkul mertebesinde bir ölçme biçme mekanizmas?d?r.Bu iki insaniyet midesinin duygusu ve elleri elbetteki gizli ve aç?k hazineleri keşfetmek ve çok geniş saltanat dairelerini fehmetmek ve tefekkür etmekle g?dalar?n? almak ve sonra da şükrünü eda etmek durumundad?r.Bu ak?l ve fikir cihazatlar?n?n g?dalar? tefekkür etmekle Rabbini tan?mat?r ki işte bu tan?ma ak?l ve fikirin manevi şükürleri olacakt?r.

    Hayal ise "Hattâ, hayal nereye gitse, ihtiyaç dairesi dahi oraya gider; orada da hâcet vard?r. Belki, her ne ki elde yok, ihtiyaçta vard?r. Elde olmayan ihtiyaçta vard?r; elde bulunmayan ise hadsizdir.(17.Söz)" hakikati ile hayal dairesi insanda en geniş dairedir.Hayal dairesi ihtiyaç dairesine göre genişler.Allah insan?n mahiyetine öyle s?n?rs?z ihtiyaçlar dercetmiştir ki o ihtiyaçlara ise hemen hayal dairesi ile cavap vermekte ve o hayal cihazat?n?n g?das?n? da ihsas ettirmektedir.

    ?nsan hayali süratle ihtiyaç dairesine kadar uzanmakta ve Allah o ihtiyac? muvakketen hayalle tatmin etmekte ve o ihtiyaçlar?n sonsuz bir alemde var olduğunun numunesini de böylece insana göstermektedir.

    Demek ki insan?n elinde bulunmayan? f?trat?na yerleştirilen ihtiyac?nda vard?r.O elde bulunmayan hadsiz ihtiyaçlar öncelikle hayal ile karş?lanmaktad?r.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  10. #10
    Ehil Üye osmanoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Uşak
    Mesajlar
    1.856

    Standart

    Alıntı Abdulbaki Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Hayat ise,sınırsız duyguları vasıtaları ile hayat için izhar edilen nimet sofralaından her çeşit istifadeler ederek,teşekkürünü yani şükrünün nevlerini her bir duygunun lisanı ile yapmaktadır.

    Allah kainatın merkezine insanı koymuştur.Her şeyi insana göre ayarlamış ve insana izhar etmiştir.Bütün kainat heyet-i mecmuası ile insana musahhar kılınmıştır.

    .
    Allah razı olsun muhterem hocam, gerçekten çok dikkat çekici bir konu.
    Mide kelimesi, hele bir de rızıkla beraber düşünüldüğünde ilk bakışta insanın hayatını idame ettirebilmesi için ihsan edilmiş gibi görünüyor. Ancak sizin dikkat çektiğiniz alıntılar yine sizin yukarıda izah ettiğiniz gibi dikkatlice düşünülürse, asıl gayenin Esmâ'ya ayinelik ve bu vesileyle de Marifetullah, hamd ve tesbih gibi hakikatler olduğunu anlayabiliyoruz. İnsana verilen bütün duygu ve hâssaların terazisiyle tartılan nimetlerin değeri daha iyi anlaşılabileceği gibi; hayat nimeti ile de hem bu hâssaların değerinin arttığını, hem de marifetullah yolunda daha bilinçli ve kıymetli adımların atılabileceğini aşağıdaki satırlardan, daha iyi anlıyoruz. Bu konuda Üstadımız'ın, özellikle renkli bölümlerdeki ifadelerini çok dikkat çekici buldum:

    "Hem anla ki, bu hayat madem kâinatın en büyük neticesi ve en azametli gayesi ve en kıymettar meyvesidir; elbette bu hayatın dahi kâinat kadar büyük bir gayesi, azametli bir neticesi bulunmak gerektir. Çünkü ağacın neticesi meyve olduğu gibi, meyvenin de çekirdeği vasıtasıyla neticesi, gelecek bir ağaçtır. Evet, bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi, bir meyvesi de, hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyîye karşı şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbettir ki, bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise, hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir.
    Ve bundan anla ki, bu hayatın gayesini "rahatça yaşamak ve gafletli lezzetlenmek ve heveskârâne nimetlenmektir" diyenler, gayet çirkin bir cehaletle, münkirâne, belki de kâfirâne, bu pek çok kıymettar olan hayat nimetini ve şuur hediyesini ve akıl ihsanını istihfaf ve tahkir edip dehşetli bir küfran-ı nimet ederler" (Otuzuncu Lem'a)
    "Ey Rabbimiz! Biz indirdiğin kitaba inandık ve peygambere uyduk. Sen de bizi, Senin birliğine ve peygamberinin doğruluğuna şahitlik edenlerle beraber yaz." Âl-i İmrân Sûresi: 3:53.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 05.05.13, 21:46
  2. Hınzır Eti, Maddî Mânevî Zararlı
    By Bîçare S.V. in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 29.04.09, 08:58
  3. Maddi Manevi Kirlerden Kurtulmak İçin..
    By nurlukul in forum Dualar
    Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 18.10.08, 19:16
  4. Üstadın Mazhar Olduğu Maddi-Manevi İkramlar
    By zahid in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 13.01.08, 23:09
  5. Manevi Zevkler ve Keşfiyatlara ve Maddi Kerametlere Dair...
    By Ehl-i telvin in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 35
    Son Mesaj: 03.01.08, 15:22

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0