+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 11

Konu: Vesvese

  1. #1
    Gayyur abluka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Bulunduğu yer
    erzurum
    Yaş
    30
    Mesajlar
    74

    Standart Vesvese

    Sözler, Sayfa 248

    Bu Sayfayı 'Sayfalarım'a Ekle


    Yirmi Birinci Sözün İkinci Makamı
    [Kalbin beş yarasına beş merhemi tazammun eder.]




    Ey maraz-ı vesvese ile mübtelâ! Biliyor musun vesvesen neye benzer? Musîbete benzer; ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür; küçük görsen, küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder; havf etmezsen hafif olur, mahfî kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir; mahiyetini bilsen, onu tanısan, gider. Öyle ise, şu musîbetli vesvesenin aksâm-ı kesîresinden kesîrü’l-vuku’ olan yalnız beş vechini beyân edeceğim. Belki sana ve bana şifâ olur. Zîrâ, şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu dâvet eder, ilim onu tard eder; tanımazsan gelir, tanısan gider.
    Birinci Vecih-Birinci Yara
    Şeytan, evvelâ şüpheyi kalbe atar. Eğer kalb kabul etmezse, şüpheden şetm’e döner. Hayale karşı şetme benzer bâzı pis hâtıraları ve münâfi-i edeb çirkin halleri tasvir eder. Kalbe "Eyvah!" dedirtir; ye’se düşürtür. Vesveseli adam zanneder ki, kalbi Rabbine karşı sû-i edebde bulunuyor. Müthiş bir halecan ve heyecan hisseder. Bundan kurtulmak için huzurdan kaçar, gaflete dalmak ister. Bu yaranın merhemi budur:
    Bak, ey bîçare vesveseli adam! Telaş etme. Çünkü, senin hatırına gelen, şetm değil, belki tahayyüldür. Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi, tahayyül-ü şetm dahi, şetm değildir. Zîrâ, mantıkça, tahayyül hüküm değildir. Şetm ise hükümdür.
    Hem bununla beraber, o çirkin sözler, senin kalbin sözleri değil. Çünkü, senin kalbin, ondan müteessir ve müteessiftir. Belki, kalbe yakın olan lümme-i şeytânîden geliyor. Vesvesenin zararı, tevehhüm-ü zarardır; yani onu zararlı tevehhüm etmekle, kalben mutazarrır olmaktır. Çünkü, hükümsüz bir tahayyülü hakikat tevehhüm eder. Hem şeytanın işini kendi kalbine mal eder; onun sözünü, ondan zanneder. Zarar anlar, zarara düşer. Zâten şeytanın da istediği odur.

    Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

    KARDEŞLER YA BURALARI ANLAMIYOM BERABER AÇSAK BU DERSİ

  2. #2
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Günümüz toplumunun en önemli problemlerinden birini psikiyatri biliminin "anksiyete bozuklukları" şeklinde tanımladığı hastalık grubu oluşturmaktadır. Bu durum, dini yaşantıya önem veren ya da İslam dininin şekillendirdiği bir hayat şeklini tercih eden toplum kesiminde vesveseler şeklinde gözlenmektedir.

    İnsan vücudunun işleyişinde, biyolojik ve sosyal faktörlerin psikolojik sonuçlar doğurduğu kabul edilmektedir. Aslında sosyal faktörlerin içinde ele alınması gereken çok sayıda çevre faktörü de psikoloji üzerinde etki etmektedir. Beslenme, çevreden gelen koku ve ışıklar, karşılaşılan insanların yüz ifadeleri, kulağımıza ulaşan seslerden başlayan ve uzaydan dünyaya ulaşan yıldızların ışıkları ve nötrinolara kadar bir dizi faktör bedenimiz ve psikolojimiz üzerinde etkili olmaktadır. Sonra görünen alemin, görme sınırlarımız ve algılarımızın ötesinde hayal, misal ve ruhlar alemi gibi pek çok farklı varlık boyutlarının günlük yaşantımız, bedeni fonksiyonlarımız ve psikolojimiz üzerinde şu an bilemediğimiz ve tespit edemediğimiz etkileri var olmalıdır. İnsan ve onun psikolojisinin tarifi yapılırken bütün bu faktörler dikkate alınmalı ve problemlere çözüm arayışı içine girilirken kâinat-insan bütünlüğü göz ardı edilmemelidir. Bilimsellik ve pozitivizm adına inkâr edilen bazı şeyler insan ve dolayısı ile hastalıklarının tanımını çok sınırlı bir varlık alanına hapsetmekte, sığlaştırmaktadır.

    Günlük yaşantıda karşımıza çıkan problemler ve varlığımızın, ruh ve beden olarak başka alemlerle irtibatını dikkate alan bir yaklaşım örneği Yirmi Birinci Söz'ün İkinci Makamı'nda ortaya konmuştur. İnsanlık aleminin psikolojik rahatsızlıklarından ve belki de en önemlilerinden olan vesvese ile ilgili bölümün başına "Ey Rabbim, şeytanların vesveselerinden sana sığınırım. Onların yanımda bulunmalarından da, ya Rabbi, sana sığınırım (Mü'minun Suresi: 97-98)" mealindeki ayetlerin konmuş olması bu anlamda üzerinde durulması gereken bir konudur. Kur'an-ı Azimüşşan maddi alemde yaşanan bir problemi, şehadet aleminin önümüze koyduğu bir hali farklı bir alemle irtibatlandırmaktadır. Bu da günlük yaşantımızda, ruh halimizde, psikolojimizde yaşadığımız hallerin madde ve manayı birlikte kuşatan bir bakışla algılanmasına ve tarifine örnektir. Bu bakış maddi alemde meteor düşmesi ya da yıldız kayması olarak gözlenen bir halin şeytanların recmedilmesi şeklinde ortaya konulabilecek derecede genişliğini yansıtmaktadır.

    Maddi alemde tezahürleri ile vesvese, anksiyete tanımına uymaktadır. Amerikan Psikiyatri Kliniği'nin belirlediği kriterler çerçevesinde yapılan tanım: " Otonomik sinir sisteminin hiperaktivitesine bağlı somatik belirtilere eşlik eden, korku hissi ile belirli patolojik bir durumdur. Belirli bir nedene yanıt olan korkudan ayrılır" şeklindedir.

    Burada ifade edilmek istenen şudur: İnsan bedeninin fonksiyonlarında çok önemli bir rol üstlenen sinir sisteminin iki tür işleyişi vardır. Biri bizim isteklerimizle şekillenir ve "istemli" adını alır. Mesela, elimizi kaldırmamız, yürümemiz, gözümüzü kapamamız kendi istek ve irademizle olan işleyişlerdir. Bu işleyişlerde sinir sistemi ve isteklerimiz arasında bir irtibat vardır. Sinir sisteminin diğer tür bir işleyişi ise istemsiz hareketler şeklindedir. Kalp atışlarımız, belirli dış uyarılara cevap olarak kan damarlarındaki değişiklikler, utanınca cildimizin kızarması gibi durumlar isteğimizin haricinde cereyan eder. İşte korku anında da kalp atışlarımızın hızlanması, benzimizin atması, nefes alıp verme sıklığının artması ve kalbimizin yerinden çıkacak gibi olması bizim kontrolümüz dışında, istemsiz işleyen sinir sisteminin bir fonksiyonu olarak ortaya çıkar. Dışarıdan bir uyarı ya da korkutacak bir sebep varken bu gayet fıtri ve bedenin normal işleyişinden kaynaklanmaktadır. Ancak bazen dışarıdan bu durumu oluşturacak herhangi bir sebep yokken bu sonuçlar ruh aleminde ve psikolojik boyutta yaşanır. Kişi karşısında korkunç bir köpek varken hissettiği ve yaşadığı bedeni değişiklikleri, böyle bir uyarıcı sebep yokken yaşar. Şuur planında da bunu izah edecek bir sebep bulamaz. Sanki iç aleminde korku sebebiyle oluşan olaylar zincirini başlatan bir düğme vardır ve zaman zaman bu düğmeye içeriden böyle bir sebep olmaksızın basılmaktadır.

    Korkunun çoğunlukla kaynağı güvensizlik ve yalnızlıktır. Fıtratının derinliklerinde acz ve fakr hep var olan insan, doğduğu andan itibaren bir himayeye muhtaçtır. Yalnızlığa müsait olmayan fıtratı hep bir sığınak arayışı içindedir. Bu ana rahminden şehirleri dolduran gökdelenler şeklindeki barınaklara kadar uzanan farklı şekillerde tezahür eder. Doğduğunda ağlayan çocuk bir ölçüde ana rahminin güvenli ortamından çıkmanın sıkıntısını dile getirmektedir. Evinden, memleketinden uzaklarda insanın hissettiği tedirginlik ve huzursuzluk aynı refleksin uzantısı olmalıdır.

    Aslında her ruh, ruhlar aleminden şehadet alemine gelmişliğinden dolayı özünde bu sıkıntıyı, vatanından uzaklık duygusunu barındırmaktadır. Hele dünyada asli özelliklerini ve gerçek vatanını unutup orada kulluk sözü verdiği Rabb-ı Kerim'in mutlak şefkatini ve her an yanında olduğunu hissedecek ruh halinden uzaklaşmışsa ruh boyutundaki tedirginlik daha fazla olacaktır. Elest meclisinde verilen sözlerin muhakkak ruhumuzun derinlerinde bir yerlerde yansımaları ve izleri olmalıdır. Bu yüzden belki de zaman zaman efendisinden kaçmış köle ruh halini yaşıyoruz. Başıboş algıladığımız varlık alemi içinde kendimizi güvensiz ve yalnız hissediyoruz. Vehimler üzerine bina edilmiş varlık algısı bizi akıl almaz ölçüde korkutuyor, ama bu korkularımızdan da kaçış halindeyiz. Bu da bizleri çözümsüzlükler yumağı olan bir kısır döngüye itiyor. Gece yatağımızdan bir tıkırtıyla uyanıp pencerede bir gölgenin hareket ettiğini gördüğümüzde yapılacak en doğru şey bu olayın aslını anlamaya çalışmak olacaktır. Bu gölgenin bir hayalet ya da hırsız olduğu vehmi ile yorgana gömülüp sabahı korku ve kan ter içinde beklemek, sabah havanın aydınlanması ile üstteki koşunun balkona astığı çarşaf yüzünden geceyi kendimize büyük bir azaba çevirmemiz sonucunu doğurabilir. Oysa ışığı yakıp da olan biteni anlamaya çalışmak bütün kabusun beş dakika sonra rahat yatağında uyku şekline dönüşmesi olabilirdi. Varlık aleminin karanlığı içinde bizleri korkutan çarşaflardan kurtulmanın tek yolu, iman nuru ile eşyanın hakikatini anlamaya çalışmak olmalıdır. Dr.Hakan YALMAN

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  3. #3
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Temel Prensip: Tanımak ve Korkmamak
    "Ey maraz-ı vesvese ile mübtela!..............; mahiyetini bilsen onu tanısan gider."

    Vesvese ile ilgili olarak bilinmesi gereken en önemli şeylerden biri, bu durumun bir hastalık olduğudur. Yani, soğuk algınlığı, mide ağrısı, öksürük, zatürre, barsak enfeksiyonu gibi bu durum da bedenin işleyişinde bir aksaklıktan kaynaklanmaktadır. Bu aksaklık daha önce yaşanan sıkıntı verici hallerin günlük yaşantıda oluşturduğu gerilimin hayata yansıması gibidir. Bu durum daha önceden yaşanan olaylar nedeniyle şuur altına yerleşmiş endişe ve korku hallerinin bedendeki tezahürlerinin, sebep algılanmadan ortaya çıkması olduğu için ve alışık olduğumuz sebep-sonuç bağlantısını kuramadığımız için daha fazla sıkıntı verir. Korkularımız pusuda beklemekte ve psikolojik durumun zayıflaması anında şuur altından şuur düzeyine yükselmektedir. Ancak bedende etkilerini gördüğümüz bu halin sebebi şuur altının derinliklerinde olduğundan şuur düzeyinde algılanamaz. Bütün bu hallerin temelinde ise varlık algımızın Yaratıcı ile bağlantısını netleştirememenin verdiği belirsizlik, güvensizlik, kararsızlık ve sahipsizlik duyguları yer almaktadır.

    Psikiyatri biliminin anksiyete bozuklukları adı altında ele aldığı bu hal olayın nedeni ya da açıklaması bilinmeyince bir kısır döngü içinde gittikçe şiddetlenen bir hal alır. "Bana neler oluyor?" endişesine kapıldığı ve algıladığı şeyleri anlamlandıramadığı ölçüde kişi sıkıntılar, korkular ve endişeler yumağı içinde korkunç olduğunu düşündüğü bir hale düşer. Üstelik bu halinin çok garip ve insanlar tarafından komik ya da anlamsız karşılanacağı veya kendisine deli nazarı ile bakılacağı düşüncesi ile iç aleminde kalırsa ve anlaşılıp anlamlandırılmaya çalışılmazsa pire deve olur. Soğuk algınlığı gibi basit bir hastalık yüzünden kişi intihar noktasına kadar gelebilir.

    Bu durumda yapılması gereken en önemli şey, soğuk kanlı olmak ve yaşadığı olayı anlamaya çalışmak ve anlam veremediği şeyleri bilgisine güvendiği ve bu konuda ehil olduğuna inandığı kişilerden öğrenmeye çalışmaktır. Bunu yapamadığı durumda olay gittikçe büyüyecek ve kördüğüm haline dönüşecektir. İnsanların hayat ve varlık ile ilgili genel algıları şuur altına yerleşmiş hükümlerle yakından ilgilidir. Kişi şuur altında kendisini tembel olarak algılıyorsa tembel olma eğiliminde olacaktır. Köpekten korkunun en önemli sebebi, şuur altındaki korkunç köpek imajı ya da fotoğrafıdır. Bunun yanında dış ve iç alemden şuur boyutuna ulaşan algılarda bir algı eşiği vardır. Bu eşiği belirleyen önemli şeylerden biri algılarınıza ulaşan uyarıya ehemmiyet verip vermediğinizdir. Şu an gözlerinizi kapatın ve çevreden gelen seslere konsantre olun, biraz önce hiç farkında olmadığınız seslerin ne kadar fazla olduğunu algılayabiliyor musunuz? Şimdi de oturduğunuz yerin vücudunuzun hangi bölgelerine ne kadar baskı yaptığına, bedeninize ne ölçüde rahatsızlık verdiğine konsantre olun. Sürekli bu batmalar ve baskıların farkında olsanız orada oturmanız mümkün olabilir miydi? Biraz önce bu rahatsızlık verici sesler ve baskılar algı eşiğinizden geçmediği için algılayamıyordunuz. Konsantre olunca algı eşiği düştü ve sizi rahatsız etmeye başladı. İşte, anksiyete halinde tedirginlik nedeniyle algı eşiği hep düşüktür ve sıkıntı verici unsurlar çok fazladır. Dikkat buraya yöneldikçe rahatsızlığın boyutu artar, ancak başka şeylerle meşgul olunursa sıkıntı verici şeyleri algılama eşiği tekrar yükselecek ve algı eşiğini altında kalacaktır. Çevreden gelen gürültülere ve oturduğunuz yere konsantre olduğunuz durumdan tekrar işinize dönüp ona konsantre olursanız sesleri ve baskıların algı alanından çıkması yalnızca birkaç dakika sürecektir.

    Bu durumu bir başka misalle pekiştirelim. Sokağınızın köşe başında akli melekeleri yerinde olmayan birinin yanından geçerken size "Sen çirkinsin!" diye fısıldadığını hayal edin. Bu durumda geliştirilebilecek tavırla sizin de ona dönüp "Asıl çirkin sensin!" demeniz, "Bu söylediğiniz şey çok yanlış, size hiç yakışmıyor" demeniz, duymamak için hızlı hızlı oradan uzaklaşmanız ya da hiç duymamış gibi davranıp istifinizi bozmadan yolunuza devam etmeniz şeklinde sıralanabilir. Bu tavırlardan hangisinin olayı bitireceği ve en kolay yolla çözeceğini söylemeye herhalde gerek yok. İlk üç tavır sizi karşı tarafın istediği noktaya getirmiş ve onu hedefine ulaştırmış olacak, bu da aynı durumun hergün siz oradan geçerken devam etmesi sonucunu doğuracaktır. Oysa son tavır size sıkıntı vermek isteyen bu şahsın hedefine ulaşamadığını algılamasına ve belki birkaç denemeden sonra sonuç alamadığı için bu işi terk etmesine yol açacaktır. Sizinle dalga geçmek isteyen, sizi kızdırıp bundan zevk alan kişilere karşı yine geliştirebileceğiniz en iyi tavır bu olmalıdır. İşte anksiyete halindeki kişi de şuur altının sokaklarında benzer bir hal yaşamaktadır. Bu durumda tek fark kişinin fısıldayanı görememesi ya da algılayamamasıdır. Bu hal olayı daha dehşet verici ve anlam veremediği bir hale getirmektedir. Korku, panik, kendisine kötü bir şeyler olduğu vehmi şuuraltı fısıltı kaynağını hedefine ulaştırmış olacak ve olay şiddetlenerek devam edecektir. Bu alanda da geliştirilmesi gereken tavır aynıdır.

    Musibetler, hastalıklar ve sıkıntılar karşısında kişinin en büyük dayanağı, Rabb-ı Rahim'in ihsan ettiği unutma özelliğidir. Bunun da devreye girebilmesi için yapılacak şey; sakin olmak, olayları zamanın akışına bırakmak ve telâş içinde çözüm arayışı içine girmemektir. Vesvese de bir musibettir ve küçülmesi için küçük algılanması gereken bir musibettir. "Korksan ağırlaşır, hasta eder; havf etmezsen hafif olur mahfi kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder yerleşir; mahiyetini bilsen onu tanısan, gider." hükmü bütün bu anlattıklarımızı en güzel şekilde özetlemektedir. Vesvese türü hastalıkları ve anksiyete bozukluklarını hayatında çözümsüz hale getiren kişinin kendidir ve vehimleridir. Soğukkanlılıkla, aslını anlayarak, sakin bir ruh hali ile çözüm arayan hastaların çok büyük ihtimalle sonuç aldıkları bir durumdur. Her şeyin, zerrelerden güneşlere kadar bütün kâinatın kontrol altında ve Kadir-i Külli'şey'e itaat halinde olduğunu iliklerimize kadar hissedip, şuur altı alemimizde de O'nun tasarrufu olduğuna kuvvetle inandığımızda iç alemimizin fısıltılarına karşı kendimizi daha güvenli hissedebilir ve sarsılmaz bir dayanak bulmuş olmanın huzurunu hayatımızın her anında yaşayabiliriz.Dr.Hakan YALMAN

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  4. #4
    Ehil Üye nurhanali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    3.463

    Standart

    Şeytanın bu desisesinin mahiyeti ne kadar esassız olduğunu, bazı risalelerde beyan ettiğimiz gibi, burada icmâlen bahsedeceğiz. Şöyle ki:

    Nasıl ki aynada yılanın sureti ısırmaz ve ateşin misali yandırmaz ve murdarın aksi telvis etmez. Öyle de, hayal veya fikir aynasında küfriyâtın ve şirkin akisleri ve dalâletin gölgeleri ve şetimli çirkin sözlerin hayalleri itikadı bozmaz, imanı tağyir etmez, hürmetli edebi kırmaz. Çünkü meşhur kaidedir ki, "Tahayyül-ü şetim şetim olmadığı gibi, tahayyül-ü küfür dahi küfür değil ve tasavvur-u dalâlet de dalâlet değil."
    İmandaki şek meselesi ise, imkân-ı zâtîden gelen ihtimaller, o yakîne münâfi değil ve o yakîni bozmaz.
    İlm-i usul-i dinde kavâid-i mukarreredendir ki, Meselâ, Barla Denizi su olarak yerinde bulunduğuna yakînimiz var. Halbuki, zâtında mümkündür ki, o deniz, bu dakikada batmış olsun. Ve batması mümkinattandır. Bu imkân-ı zâtî, madem bir emâreden neş'et etmiyor; zihnî bir imkân olamaz ki, şek olsun. Çünkü, yine ilm-i usul-i dinde bir kaide-i mukarreredir ki, Yani, "Bir emâreden gelmeyen bir ihtimal-i zâtî ise, bir imkân-ı zihnî olmaz ki şüphe verip ehemmiyeti olsun."
    İşte bu desise-i şeytaniyeye mâruz olan biçare adam, hakaik-i imaniyeye yakînini böyle zâtî imkânlarla kaybediyor zanneder. Meselâ, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm hakkında, beşeriyet itibarıyla çok imkân-ı zâtiye hatırına geliyor ki, imanın cezim ve yakînine zarar vermez. Fakat o zarar verdi zanneder, zarara düşer.
    Hem bazan şeytan, kalb üstündeki lümmesi cihetinde, Cenâb-ı Hak hakkında fena sözler söyler. O adam zanneder ki, onun kalbi bozulmuş ki böyle söylüyor; titriyor. Halbuki onun titremesi ve korkması ve adem-i rızası delildir ki, o sözler kalbinden gelmiyor, belki lümme-i şeytaniyeden geliyor veya şeytan tarafından ihtar ve tahayyül ediliyor.
    Risale-i nur bir imtihan kitabıdır.
    Davasına sadık olmayan insanların başarı ihtimali yoktur.



  5. #5
    Ehil Üye nurhanali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    3.463

    Standart

    Sabri kardeş,
    Sabırlı ol;
    ehemmiyetsiz ve zararsız olan vehmî ve asabî hastalığına ehemmiyet verme. Şifaya dua edilmekle beraber, zararsız, hatarsızdır. Çünkü, eğer hatarat, seyyie ise, nasıl ki aynada temessül eden pislik, pis değil ve aynadaki yılan sureti ısırmaz ve ateşin timsali yakmaz. Öyle de, kalbin ve hayalin aynalarında rızasız, ihtiyarsız gelen pis ve çirkin ve küfrî hatıralar zarar vermezler. Çünkü ilm-i usulde tasavvur-u küfür, küfür değil ve tahayyül-ü şetm, şetm olmaz. Hasene ise nuranî olduğundan, tasavvur ve tahayyülü dahi hasenedir. Çünkü aynada nuranînin timsali ziya verir, hâsiyeti var; kesifin misali ölüdür, hayatsızdır, tesiri yoktur. Eğer sair teellümât-ı ruhaniye ise, sabra, mücahedeye alıştırmak için Rabbanî bir kamçıdır. Çünkü, emn ve ye'sin vartasına düşmemek hikmetiyle, havf ve reca muvazenesinde sabır ve şükürde bulunmak için kabz-bast hâletleri celâl ve cemal tecellîsinden intibah ehline gelmesi, ehl-i hakikatçe medâr-ı terakki bir düstur-u meşhurdur.
    Kastamonu Lâhikası | Aziz Sıddık Kardeşlerim | 10
    Risale-i nur bir imtihan kitabıdır.
    Davasına sadık olmayan insanların başarı ihtimali yoktur.



  6. #6
    Ehil Üye osmanoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Uşak
    Mesajlar
    1.856

    Standart

    Alıntı Abdulbaki Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Musibetler, hastalıklar ve sıkıntılar karşısında kişinin en büyük dayanağı, Rabb-ı Rahim'in ihsan ettiği unutma özelliğidir.
    Risale-i Nur okuyan insanlar -diğer bütün konularda olduğu gibi ve "kitab-ı kebîr-i kâinat"ı okuyabilme alışkanlıkları sayesinde- bu unutkanlık meselesinin de Rabb-ı Rahîm'in sayısız nîmetlerinden birisi olduğunu farkedebiliyorlar. Halbûki Risale-i Nur'dan habersiz olan çoğu insan, bu unutma özelliğinin de bir hastalık, bir belâ, bir musîbet olduğunu düşünüyor. Öyle değil mi Abdülbaki hocam?
    Katkılarınız için Allah razı olsun!
    "Ey Rabbimiz! Biz indirdiğin kitaba inandık ve peygambere uyduk. Sen de bizi, Senin birliğine ve peygamberinin doğruluğuna şahitlik edenlerle beraber yaz." Âl-i İmrân Sûresi: 3:53.

  7. #7
    Ehil Üye delailinnur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    1.368

    Standart

    Musibetler, hastal?klar ve s?k?nt?lar karş?s?nda kişinin en büyük dayanağ?, Rabb-? Rahim'in ihsan ettiği unutma özelliğidir. Bunun da devreye girebilmesi için yap?lacak şey; sakin olmak, olaylar? zaman?n ak?ş?na b?rakmak ve telâş içinde çözüm aray?ş? içine girmemektir.

    Her şeyin, zerrelerden güneşlere kadar bütün kâinat?n kontrol alt?nda ve Kadir-i Külli'şey'e itaat halinde olduğunu iliklerimize kadar hissedip, şuur alt? alemimizde de O'nun tasarrufu olduğuna kuvvetle inand?ğ?m?zda iç alemimizin f?s?lt?lar?na karş? kendimizi daha güvenli hissedebilir ve sars?lmaz bir dayanak bulmuş olman?n huzurunu hayat?m?z?n her an?nda yaşayabiliriz.

    .. ALLAH Raz? Olsun Abdülbaki Hocam..
    İlaçların en hayırlısı KUR'AN'dır!

    Şüphesiz ALLAH ve Melekleri Peygambere
    Salat ederler.Ey İman Edenler,siz de O'NA
    Salat edin ve tam bir teslimiyetle O'NA Selam verin.(Ahzab-56)
    "İlmi, amel için öğreniniz. Çokları bunda yanıldı. İlimleri dağlar gibi büyüdü, amelleri ise zerre gibi küçüldü."
    İbrahim bin Edhem (r.a.)

  8. #8
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Alıntı osmanoğlu Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Risale-i Nur okuyan insanlar -diğer bütün konularda olduğu gibi ve "kitab-? kebîr-i kâinat"? okuyabilme al?şkanl?klar? sayesinde- bu unutkanl?k meselesinin de Rabb-? Rahîm'in say?s?z nîmetlerinden birisi olduğunu farkedebiliyorlar. Halbûki Risale-i Nur'dan habersiz olan çoğu insan, bu unutma özelliğinin de bir hastal?k, bir belâ, bir musîbet olduğunu düşünüyor. Öyle değil mi Abdülbaki hocam?
    Katk?lar?n?z için Allah raz? olsun!
    ?nsan nisyandan al?nd?ğ? için, nisyana müptelâd?r. (Mesnevî-i Nuriye - Şûle)

    ?nsan asl?nda nisyandan al?nm?ş bir ism-i fâildir; vasfiyet-i asliyesi mülâhazas?yla insanlara bir itâba işarettir. Yani, "Ey insanlar! Niçin misak-? ezelîyi unuttunuz?"
    Fakat bir cihetten de insanlara bir mâzeret yolunu gösteriyor. Yani, "Sizin o misâk? terk etmeniz, amden değil; belki sehiv ve nisyandan ileri gelmiştir."(?şârâtü'l-?'câz )

    ?nsan kusurdan, nisyandan hâli değil.(On Beşinci Şua)

    ?nsan kusurlardan, nisyandan, sehivden hâli değil.(Kastamon?u Lâhikas? )

    Görüldüğü gibi insan nisyandan kurtulamam?yor.?şte bu nisyan?n en iyi taraf? "Musibetler, hastal?klar ve s?k?nt?lar karş?s?nda kişinin en büyük dayanağ?, Rabb-? Rahim'in ihsan ettiği unutma özelliği" olmal?d?r.

    Yoksa " Nisyan?n en kötüsü de nefsin unutulmas?d?r. "(Mesnevî-i Nuriye - Şûle ) vartas?na düşülmemelidir.

    "Fakat, hizmet, sa'y, tefekkür zamanlar?nda, nefsin unutulmas?, yani nefse bir iş verilmemesi dalâlettir.

    Hizmetler görüldükten sonra, neticede, mükâfat zamanlar?nda nefsin unutulmas? kemaldir.

    Bu itibarla, ehl-i dalâl ile ehl-i kemal, nisyan ve tezekkürde müteâkistirler.

    Evet dâll olan kimse, bir iş ve bir ibadet teklifinde baş?n? havaya kald?rarak firavunlaş?r. Lâkin mükâfat?n, menfaatin tevziinde bir zerreyi bile terk etmez.

    Amma nefsini unutan ehl-i kemal, sa'y, tefekkür, sülûk zamanlar?nda herşeyden evvel nefsini ileri sürüyor. Fakat neticelerde, faydalarda, menfaatlerde nefsini unutmakla en geriye b?rak?yor."(Mesnevî-i Nuriye - Şûle )

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  9. #9
    Vefakar Üye Özgürlük - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    denizli
    Mesajlar
    427

    Standart

    Allah razı olsun kardeşler faideli bir paylaşım olmuş gerçekten de..
    selametle kalın...

  10. #10
    Gayyur abluka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Bulunduğu yer
    erzurum
    Yaş
    30
    Mesajlar
    74

    Standart

    allah raz? olsun kardeşler ya bu kadar iyi anlamam?şt?m

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Vesvese ve Gıybet
    By DENİS in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 09.08.12, 03:55
  2. Vesvese
    By Gül-ihamra in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 17
    Son Mesaj: 03.11.09, 14:45
  3. Vesvese Veren Haberler
    By Bîçare S.V. in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19.01.09, 09:02
  4. Vesvese İçin Dua?
    By GÜL NUR in forum Dualar
    Cevaplar: 23
    Son Mesaj: 15.04.08, 21:22
  5. Vesvese Üzerine
    By Lebid24 in forum Hadis-i Şerifler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.03.08, 18:28

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0