+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var 1 2 3 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 26

Konu: İhlas Risalesinden

  1. #1
    Ehil Üye hadema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    1.622

    Standart İhlas Risalesinden




    Ey hizmet-i Kur'aniyede arkadaşlarım! İhlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi, Rabıta-i Mevttir. Evet ihlâsı zedileyen ve riyaya ve dünyaya sevkeden, tûl-i emel olduğu gibi; riyadan nefret veren ve ihlâsı kazandıran, râbıta-i mevttir. Yâni: Ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülâhaza edip, nefsin desîselerinden kurtulmaktır. Evet ehl-i tarikat ve ehl-i hakikat, Kur'an-ı Hakîm'in كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ اْلمَوْتِ { اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَ gibi Âyetlerinden aldığı dersle, râbıta-i mevti sülûklarında esas tutmuşlar; tûl-i emelin menşei olan tevehhüm-ü ebediyeti o râbıta ile izale etmişler. Onlar farazî ve hayalî bir surette kendilerini ölmüş tasavvur ve tahayyül edip ve yıkanıyor, kabre konuyor farz edip; düşüne düşüne nefs-i emmare o tahayyül ve tasavvurdan müteessir olup uzun emellerinden bir derece vazgeçer. Bu râbıtanın fevâidi pek çoktur. Hadîste اَكْثِرُوا ذِكْرَ هَادِمِ اللَّذَّاتِ -ev kemâ kal- Yâni: "Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz!" diye bu râbıtayı ders veriyor. Fakat mesleğimiz tarikat olmadığı, belki hakikat olduğu için, bu rabıtayı ehl-i tarikat gibi farazî ve hayalî suretinde yapmağa mecbur değiliz. Hem meslek-i hakikata uygun gelmiyor. Belki âkîbeti düşünmek suretinde, müstakbeli zamân-ı hâzıra getirmek değil, belki hakikat noktasında zamân-ı hâzırdan istikbale fikren gitmek, nazaran bakmaktır. Evet hiç hayâle, faraza lüzum kalmadan bu kısa ömür ağacının başındaki tek meyvesi olan kendi cenazesine bakabilir. Onunla yalnız kendi şahsının mevtini gördüğü gibi, bir parça öbür tarafa gitse, asrının ölümünü de görür; daha bir parça öbür tarafa gitse, dünyanın ölümünü de müşâhede eder, ihlâs-ı etemme yol açar. (21.Lema)




    Belki âkîbeti düşünmek suretinde, müstakbeli zamân-ı hâzıra getirmek değil, belki hakikat noktasında zamân-ı hâzırdan istikbale fikren gitmek, nazaran bakmaktır. Evet hiç hayâle, faraza lüzum kalmadan bu kısa ömür ağacının başındaki tek meyvesi olan kendi cenazesine bakabilir. Onunla yalnız kendi şahsının mevtini gördüğü gibi, bir parça öbür tarafa gitse, asrının ölümünü de
    görür; daha bir parça öbür tarafa gitse, dünyanın ölümünü de müşâhede eder, ihlâs-ı etemme yol açar.

    1-Hakikat noktasında istikbale fikren gitmek nasıl oluyor.
    2-Hayale lüzum kalmadan bu kısa ömür ağacının başındaki kendi cenazesine bakmak nasıl olur.
    3-Onunla yalnız kendi şahsının mevtini görmek nasıl?
    4-Bir parça ileriye gidip asrın ölümü ve bir parça daha gidip dünyanın ölümünü nasıl müşahade edebiliriz.

    Bunları açabilecek olan varmı? Ben burayı anlamak istiyorum.
    bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi, bir meyvesi de, hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyîye karşı şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbettir ki, bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise, hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir.


  2. #2
    Yasaklı Üye beklenen12 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    bingöl
    Yaş
    35
    Mesajlar
    718

    Standart

    müslüman kullu atin karibun yani her gelecek yakındır. düsturuyla hareket etmeli. üstadında dediği gibi içimizdeki kural tanımaz tüm lezzetli ama dikenli meyvelerden yemeye çalışan nefsi sindirmenin onu dizginleyip yola getirmenin yegane çaresi ölümü bu dünya lezzetlerinin bitişini çokça düşünmektir.istikbale fikren gitmek demek bi 40-50 yıl sonraya hayalen gitmek ve o zamanki muhtemel durumumuzu görüp nefsin esaretinden kurtulmaktır. mesela günaha meyilli bir insan veya işlemeye hazır biri gelecekteki elden ayaktan düşmüş, artık hiçbir dünya zevkini yaşayamaz hale gelmiş ve her an ölüme gidebilecek durumunu düşünürse hayalen o zamandaki halinin ruhuna bürünürse muhakkakki kendi anındaki yaşayabileceği zevklerin şiddeti ve tadı ortadan kalkacaktır. yani fani olacak kaybolacak kısa bir süreliğine olacak ve sonucundada huzursuzluğa ve gazaba uğratacak zevklere değmeyeceğini anlar. yada hayalen insan ölümle burun buruna geldiğini artık gitme vaktinin geldiğini yani son anlarını yaşadığını düşünsün kalır mı ki dünya namına bi tamah ve aşk. 1 saat sonra idama gideceğini bilen bunun idrakinde olan insana en büyük zevkleri bile sunsanız o bunlardan zerre miktar tat alırmı allah aşkına işte üstadın anlatmaya çalıştığı empoze etmeye çalıştığı ve nefsi öldürmenin yegane yolu olarak sunduğu olay budur. ve düşünsün o insan bu kadar güvendiği bağlandığı üzerine devasa binalar engin tarlalar kurduğu herşeyini verdiği ve canı pahasına sahiplendiği bu altımızdaki toprak parçasının üstümüzde bizi aydınlatan göğün altımızdan ve üstümüzden kayacağını. yok olacağını dünyevi emeklerinin tümünün zayi olacağını o zaman sahiplenebilirmi bu kadar bu geçiciliği.

  3. #3
    Ehil Üye hadema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    1.622

    Standart

    Alıntı beklenen12 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    müslüman kullu atin karibun yani her gelecek yakındır. düsturuyla hareket etmeli. üstadında dediği gibi içimizdeki kural tanımaz tüm lezzetli ama dikenli meyvelerden yemeye çalışan nefsi sindirmenin onu dizginleyip yola getirmenin yegane çaresi ölümü bu dünya lezzetlerinin bitişini çokça düşünmektir.istikbale fikren gitmek demek bi 40-50 yıl sonraya hayalen gitmek ve o zamanki muhtemel durumumuzu görüp nefsin esaretinden kurtulmaktır. mesela günaha meyilli bir insan veya işlemeye hazır biri gelecekteki elden ayaktan düşmüş, artık hiçbir dünya zevkini yaşayamaz hale gelmiş ve her an ölüme gidebilecek durumunu düşünürse hayalen o zamandaki halinin ruhuna bürünürse muhakkakki kendi anındaki yaşayabileceği zevklerin şiddeti ve tadı ortadan kalkacaktır. yani fani olacak kaybolacak kısa bir süreliğine olacak ve sonucundada huzursuzluğa ve gazaba uğratacak zevklere değmeyeceğini anlar. yada hayalen insan ölümle burun buruna geldiğini artık gitme vaktinin geldiğini yani son anlarını yaşadığını düşünsün kalır mı ki dünya namına bi tamah ve aşk. 1 saat sonra idama gideceğini bilen bunun idrakinde olan insana en büyük zevkleri bile sunsanız o bunlardan zerre miktar tat alırmı allah aşkına işte üstadın anlatmaya çalıştığı empoze etmeye çalıştığı ve nefsi öldürmenin yegane yolu olarak sunduğu olay budur. ve düşünsün o insan bu kadar güvendiği bağlandığı üzerine devasa binalar engin tarlalar kurduğu herşeyini verdiği ve canı pahasına sahiplendiği bu altımızdaki toprak parçasının üstümüzde bizi aydınlatan göğün altımızdan ve üstümüzden kayacağını. yok olacağını dünyevi emeklerinin tümünün zayi olacağını o zaman sahiplenebilirmi bu kadar bu geçiciliği.
    Biraz anladım gibi tam anlıyamıyorum.
    Benim sorularıma karşılık madde madde yazıp cevaplayan yokmu.
    Teşekkür ederim kardeş ilgine. Allah Razı olsun.
    bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi, bir meyvesi de, hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyîye karşı şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbettir ki, bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise, hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir.


  4. #4
    Ehil Üye hadema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    1.622

    Standart

    [quote=h.sarar;151390]


    Ey hizmet-i Kur'aniyede arkadaşlarım! İhlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi, Rabıta-i Mevttir. Evet ihlâsı zedileyen ve riyaya ve dünyaya sevkeden, tûl-i emel olduğu gibi; riyadan nefret veren ve ihlâsı kazandıran, râbıta-i mevttir. Yâni: Ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülâhaza edip, nefsin desîselerinden kurtulmaktır. Evet ehl-i tarikat ve ehl-i hakikat, Kur'an-ı Hakîm'in كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ اْلمَوْتِ { اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَ gibi Âyetlerinden aldığı dersle, râbıta-i mevti sülûklarında esas tutmuşlar; tûl-i emelin menşei olan tevehhüm-ü ebediyeti o râbıta ile izale etmişler. Onlar farazî ve hayalî bir surette kendilerini ölmüş tasavvur ve tahayyül edip ve yıkanıyor, kabre konuyor farz edip; düşüne düşüne nefs-i emmare o tahayyül ve tasavvurdan müteessir olup uzun emellerinden bir derece vazgeçer. Bu râbıtanın fevâidi pek çoktur. Hadîste اَكْثِرُوا ذِكْرَ هَادِمِ اللَّذَّاتِ -ev kemâ kal- Yâni: "Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz!" diye bu râbıtayı ders veriyor. Fakat mesleğimiz tarikat olmadığı, belki hakikat olduğu için, bu rabıtayı ehl-i tarikat gibi farazî ve hayalî suretinde yapmağa mecbur değiliz. Hem meslek-i hakikata uygun gelmiyor. Belki âkîbeti düşünmek suretinde, müstakbeli zamân-ı hâzıra getirmek değil, belki hakikat noktasında zamân-ı hâzırdan istikbale fikren gitmek, nazaran bakmaktır. Evet hiç hayâle, faraza lüzum kalmadan bu kısa ömür ağacının başındaki tek meyvesi olan kendi cenazesine bakabilir. Onunla yalnız kendi şahsının mevtini gördüğü gibi, bir parça öbür tarafa gitse, asrının ölümünü de görür; daha bir parça öbür tarafa gitse, dünyanın ölümünü de müşâhede eder, ihlâs-ı etemme yol açar. (21.Lema)





    Belki âkîbeti düşünmek suretinde, müstakbeli zamân-ı hâzıra getirmek değil, belki hakikat noktasında zamân-ı hâzırdan istikbale fikren gitmek, nazaran bakmaktır. Evet hiç hayâle, faraza lüzum kalmadan bu kısa ömür ağacının başındaki tek meyvesi olan kendi cenazesine bakabilir. Onunla yalnız kendi şahsının mevtini gördüğü gibi, bir parça öbür tarafa gitse, asrının ölümünü de
    görür; daha bir parça öbür tarafa gitse, dünyanın ölümünü de müşâhede eder, ihlâs-ı etemme yol açar.

    1-Hakikat noktasında zaman-ı hazırdanistikbale fikren gitmek nasıl oluyor.
    2-Hayale lüzum kalmadan bu kısa ömür ağacının başındaki kendi cenazesine bakmak nasıl olur.
    3-Onunla yalnız kendi şahsının mevtini görmek nasıl?
    4-Bir parça ileriye gidip asrın ölümü ve bir parça daha gidip dünyanın ölümünü nasıl müşahade edebiliriz.

    Bunları açabilecek olan varmı? Ben burayı anlamak istiyorum


    madde madde açabilirseniz çok sevinirim.
    bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi, bir meyvesi de, hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyîye karşı şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbettir ki, bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise, hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir.


  5. #5
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    Sorulari cevaplayabilecek kadar olgun degilim.

    Gecenlerde yine ölüm aklima geldi, mezari filan düsündüm, korkudan uykum kacti...Nefesim daraldi...

    Dar yerlerde zaten acayip SIKILIYOR, daraliyorum...Kabirde ne yapacagim bilemiyorum.

  6. #6
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    51
    Mesajlar
    15.435

    Standart

    Alıntı halenur Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sorulari cevaplayabilecek kadar olgun degilim.

    Gecenlerde yine ölüm aklima geldi, mezari filan düsündüm, korkudan uykum kacti...Nefesim daraldi...

    Dar yerlerde zaten acayip SIKILIYOR, daraliyorum...Kabirde ne yapacagim bilemiyorum.
    işte ilk üç sorunun cevabı.....
    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

  7. #7
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    51
    Mesajlar
    15.435

    Standart

    ilk 3 sorunun cevabını 12 notada bulmak mümkün...

    1-Hakikat noktasında zaman-ı hazırdanistikbale fikren gitmek nasıl oluyor.

    Ey Rabb-i Rahîmim ve ey Hâlık-ı Kerîmim!
    sırrıyla ben şimdiden görüyorum ki, yakın bir zamanda, ben kefenimi giydim, tabutuma bindim, dostlarımla veda eyledim. Kabrime teveccüh edip giderken, Senin dergâh-ı rahmetinde, cenazemin lisan-ı haliyle, ruhumun lisan-ı kâliyle bağırarak derim: "El-aman, el-aman! Ya Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın hacâletinden kurtar!"

    2-Hayale lüzum kalmadan bu kısa ömür ağacının başındaki kendi cenazesine bakmak nasıl olur.

    İşte kabrimin başına ulaştım, boynuma kefenimi takıp kabrimin başında uzanan cismimin üzerine durdum. Başımı dergâh-ı rahmetine kaldırıp bütün kuvvetimle feryad edip nidâ ediyorum: "El-aman, el-aman! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın ağır yüklerinden halâs eyle!"


    3-Onunla yalnız kendi şahsının mevtini görmek nasıl?

    İşte, kabrime girdim, kefenime sarıldım. Teşyîciler beni bırakıp gittiler. Senin af ve rahmetini intizar ediyorum. Ve bilmüşahede gördüm ki, Senden başka melce ve mence yok.
    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

  8. #8
    Ehil Üye hadema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    1.622

    Standart

    Alıntı bedevi_arap_çölü Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    işte ilk üç sorunun cevabı.....
    Sayın abim, Sizin bu Risaleden anladıklarınızı görmek isterim.
    Ben daha tam anlayamadım.
    Hani Risale-i Nur'da üstadın tabiri var ya Aynel yakin (Haşa biz onunla bir değiliz) ama onun gibi anlamak istiyorum.
    Bütün abilerden ricam. Bu konu ilgili yazabildikleri kadar yazsınlar.
    Herkese selam ve hürmetler.
    bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi, bir meyvesi de, hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyîye karşı şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbettir ki, bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise, hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir.


  9. #9
    Ehil Üye hadema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    1.622

    Standart

    Alıntı bedevi_arap_çölü Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    ilk 3 sorunun cevabını 12 notada bulmak mümkün...

    1-Hakikat noktasında zaman-ı hazırdanistikbale fikren gitmek nasıl oluyor.

    Ey Rabb-i Rahîmim ve ey Hâlık-ı Kerîmim!
    sırrıyla ben şimdiden görüyorum ki, yakın bir zamanda, ben kefenimi giydim, tabutuma bindim, dostlarımla veda eyledim. Kabrime teveccüh edip giderken, Senin dergâh-ı rahmetinde, cenazemin lisan-ı haliyle, ruhumun lisan-ı kâliyle bağırarak derim: "El-aman, el-aman! Ya Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın hacâletinden kurtar!"

    2-Hayale lüzum kalmadan bu kısa ömür ağacının başındaki kendi cenazesine bakmak nasıl olur.

    İşte kabrimin başına ulaştım, boynuma kefenimi takıp kabrimin başında uzanan cismimin üzerine durdum. Başımı dergâh-ı rahmetine kaldırıp bütün kuvvetimle feryad edip nidâ ediyorum: "El-aman, el-aman! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın ağır yüklerinden halâs eyle!"


    3-Onunla yalnız kendi şahsının mevtini görmek nasıl?

    İşte, kabrime girdim, kefenime sarıldım. Teşyîciler beni bırakıp gittiler. Senin af ve rahmetini intizar ediyorum. Ve bilmüşahede gördüm ki, Senden başka melce ve mence yok.

    Tamamdır abi. Ben bundan önceki msj. yazarken bunu daha okumamıştım.
    Allah Razı olsun.
    bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi, bir meyvesi de, hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyîye karşı şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbettir ki, bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise, hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir.


  10. #10
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    Alıntı h.sarar Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sayın abim, Sizin bu Risaleden anladıklarınızı görmek isterim.
    Ben daha tam anlayamadım.
    Hani Risale-i Nur'da üstadın tabiri var ya Aynel yakin (Haşa biz onunla bir değiliz) ama onun gibi anlamak istiyorum.
    Bütün abilerden ricam. Bu konu ilgili yazabildikleri kadar yazsınlar.
    Herkese selam ve hürmetler.
    Kardeş Rabbim şevkinizi ve hayırlı ilminizi arttırsın inşaallah , şevk-i mutlak risale mesleğinin bir esasıdır.
    Risale-i Nurları anlamak ve mass etmek için şevkli ve gayretli olmak ne kadar güzel ise ' anlamak ' fiilinin Failinin , vazife-i- Rububiyet dairesine riayet etmek de bir okadar güzeldir.
    Mesela elinizde bir tohum olsa , onu toprağa atmak yada atmamak cüz-i iradenize bırakılmıştır buraya kadar vazife-i ubudiyet fakat o tohumun toprak altında hayatlanması ,inkişafı ,filizlenmesi ve intişarı gibi durumlar ise vazife-i Rububiyet dahilindedir ki bizim müdahelemiz söz konusu olamıyor.
    Aynen onun gibi Rislae-i Nur ' da hakaik tohumlarını akıl ve kalbimize ekmek yada ekmemek bizim elimizde iken bu hakikatleri oralarda hayatlandırmak , inkişaf ettirmek kısacası tüm mertebeleriyle anlamak gibi vazifeler ise daire-i Rububiyete dahildir. Bu dairedeki vazifeleri omuzumuza almaya kalkışırsak altında eziliriz ve pek çokları gibi '' anlamıyorum o yüzden okumayı bıraktım ' vartasına düşebiliriz.

    Bizim vazifemiz aynen sizin yaptığınız gibi okumak , sormak ve araştırmak fakat ' anlayabilmek ' kısmına odaklanmayıp işin bu ağır bölümünü Failine bırakmaktır.

    Bunları siz biliyorsunuz ama bilhassa yeni başlayan kardeşler bu ' anlayabilmek ' mevzusunda yatan gizli vartaya düşmesinler inşallah.

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. İhlas Risalesinden Bir Sorum Olacak…
    By nur_mütefekkiri in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 20
    Son Mesaj: 05.01.17, 14:00
  2. İhlas Risalesinden---ah ene ah
    By turabuakdamululema in forum Risale-i Nur'u Yeni Tanıyanlara
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 28.07.12, 21:08
  3. Sure-i İhlas'ın İsmi Neden İhlas ?
    By gulsah in forum Beyin Fırtınaları
    Cevaplar: 39
    Son Mesaj: 21.05.11, 15:48
  4. İhlas Risalesinden Bir Cümle ?
    By gulsah in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 22
    Son Mesaj: 07.08.07, 06:46

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0