+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 10

Konu: Emirdağ Lahikasından Bir Mektup...

  1. #1
    Gayyur nur_mütefekkiri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    101

    Standart Emirdağ Lahikasından Bir Mektup...

    Emirdağ Lahikasından yer alan bir mektupdan bir bölüm....






    Aziz, sıddık kardeşlerim,


    Salisen: Risale-i Nur dairesinde bulunan ve bilfiil çalışan hocalardan ve Konya hocalarından başka, sair hocalara, bugünlerde, tashihat yaparken şiddetli bir hiddet bana geldi. Çünkü, Arabî okumayan Nur şakirdlerinin fedakârları, Arabî bilmemesinden sehivler, hatalar oluyor. Ben de zahmet çektiğimden, hem eski talebelerimden olan hocalara ve kardeşime, hem şimdiki Ankara'da ve İstanbul'daki resmî hocalara bağırarak dedim:"Ey insafsızlar! Neden hem vazifeniz, hem medresenin mahsulü, hem size farz-ı ayn gibi lüzumu bulunan bu hizmet-i imaniyede bana yardım etmiyorsunuz. Belki de sizin lâkaydlığınızdan çokların çekilmesine sebebiyet veriyorsunuz. İmam-ı Ali*nin (r.a.) ahirzamanın bir kısım hocalarına vurduğu tokattan hissedar oluyorsunuz" diye dehşetli bir itiraz kalbe gelirken, birden, kalbini bozmayan hocaları müdafaa etmek için üç mana ihtar edildi.


    Birincisi: Resmen iki büyük merkezde, iki heyet-i ilmiye beyanı münasib olmayan çok esbaba binaen, her vesile ile, hoca kısımlarına Risale-i Nur'dan çekilmeleri için çok vasıtaları istimal ediyorlar. Memuriyet gibi derd-i maişet belâsıyla biçare hocaları dairelerine çekip, Nurlardan uzaklaştırıyorlar. Biçare hocalar, Nurların kıymetini bilmiyorlar değil; belki derd-i maişet veyahud o heyet-i ulemadaki büyük hocalara itimad edip ve kendi tahsil ettiği ilm-i dini kendi imanını kurtaracak derecesindedir, zannıyla lâkayd kalıp, ruhsatla amel etmeğe kendine fetva buluyor.

    İkinci mana: Bu kadar dehşetli bir hücum ve tazyika maruz kalan Risale-i Nur şakirdlerini, evham yüzünden, güya Menemen* ve Şeyh Said* vakıaları gibi bir hadisenin ihtimali var diye iki defa imha için, hem perde altında eskiden beri düşmanlarım, hem resmen kanun ve idare ve siyaset cihetinde merhametsiz bir surette bazı erkân-ı hükûmetin bizi iki defa hapis ve ittiham etmesi ve resmî ve gayr-ı resmî propagandalarla herkesi bizden ve Nurlardan ürkütmesiyle elbette hassas ve bir derece zaif hocalara ehemmiyetli bir korku verip bir mazeret olur. Onun için, ekseriyet değil; belki yalnız fevkalâde bir cesaret ve gayret taşıyan bir kısım hocalar, Nurlar dairesine girip, girmeyenleri de bir derece afvettirdiler.



    Üçüncü mana: Şimdilik tehir edildi. Meselâ: Bazı hocalar, "Minare kadar yüksek bir adamı", hem "Alnında zâhir okunacak bir yazı bulunacak" hem "Birden eli bir su ile delinecek" gibi, hakikatin perdesi olan teşbihleri hakikat zannetmek bahanesiyle, Nur'un bazı ihbarat-ı gaybiyesi, sathî nazarlarına muvafık gelmiyor. Ona daha yanaşmıyorlar.


    Rabian:Cenab-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, bu zamanda Risale-i Nur'da nokta-i istinad olarak avam-ı mü'minînin en ziyade muhtaç oldukları ve Nurda buldukları öyle bir hakikattır ki;

    hiçbir şeye âlet olmayacak

    ve hiçbir garaz ve maksad, içine girmeyecek,

    hiçbir şüphe ve vesveseye meydan vermeyecek

    ve hiçbir düşman ona bahane bulup çürütmeyecek

    ve yalnız hak ve hakikat için ona çalışanlar bulunacak; dünya maksadları ona karışmayacak;

    tâ ki, uzakta olan ehl-i iman, o hakikate ve sadık naşirlerine tam itimad edip imanlarını zındıkların, dinsizlerin, din aleyhindeki dehşetli feylesofların itirazlarından ve inkârlarından kurtarsınlar.

    Evet, o ehl-i iman, lisan-ı hâl ile diyecek ki: Madem bu hakikati, bu kadar şiddetli düşmanları onu çürütemediler ve itiraz edemiyorlar; ve şakirdleri, hakdan başka onun hizmetinde hiçbir maksad taşımıyorlar; elbette o hakikat, ayn-ı hak ve mahz-ı hakikattır diye bin bürhan kadar delil hükmünde imanını kuvetlendirir ve kurtarır; ve "İslâmiyette bir hakikatsızlık mı var?" diye daha evhama düşmeyecekler.



    ________
    measselam...
    "Allah'ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir. Eğer gafletle esbab hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehl olur."


  2. #2
    Gayyur nur_mütefekkiri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    101

    Standart

    Alıntı nur_mütefekkiri Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

    Birincisi: Resmen iki büyük merkezde, iki heyet-i ilmiye beyanı münasib olmayan çok esbaba binaen, her vesile ile, hoca kısımlarına Risale-i Nur'dan çekilmeleri için çok vasıtaları istimal ediyorlar. Memuriyet gibi derd-i maişet belâsıyla biçare hocaları dairelerine çekip, Nurlardan uzaklaştırıyorlar. Biçare hocalar, Nurların kıymetini bilmiyorlar değil; belki derd-i maişet veyahud o heyet-i ulemadaki büyük hocalara itimad edip ve kendi tahsil ettiği ilm-i dini kendi imanını kurtaracak derecesindedir, zannıyla lâkayd kalıp, ruhsatla amel etmeğe kendine fetva buluyor.


    ______
    measselam...
    S.a. kardeşler, Emirdağ Lahikasını okurken yukarıdaki mektup dikkatimi çekti, özellikle de alıntı yaptığım kısım.

    Üstadın bahsetmiş olduğu iki büyük merkezde, iki heyet-i ilmiye tabiri özellikle çok ilgimi çekti.

    Bu memlekette hocaları ve ehli ilmi Risale-i Nurdan uzaklaştıranlar hakkında bir bilginiz var mı? Gerçekten ekseriyetle hocalar ekmek su gibi ihtiyaç olan bu hakikatlardan niye istifade edemiyorlar, halbuki en âmi bir kişi bile nurlardan hissesiz kalmıyor...

    Halbuki onların biraz istifadesi olsa belki binler insanlara bu hakikatları anlatma bahtiyarlığına erecekler...

    Hocaları alıkoyan engeller nedir sizce?

    Yorumlarınızı bekliyorum...




    -------------
    "Allah'ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir. Eğer gafletle esbab hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehl olur."


  3. #3
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    55
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    İtiraz hadisesinin bir tanesine Üstad aşağıya alacağımız mektupta işaret ediyor.İsim vermek uygun olmayacağından bu mektuptaki işaretler yeterlidir inşallah.

    Aziz, sıddık, müstakim kardeşlerim,
    Gayet ciddi bir ihtarla bir hakikati beyan etmeye lüzum var. Şöyle ki:
    -1-. sırrıyla, ehl-i velayet, gaybî olan şeyleri, bildirilmezse bilmezler. En büyük bir velî dahi, hasmının hakikî halini bilmedikleri için, haksız olarak mübareze etmesini Aşere-i Mübeşşerenin mabeynindeki muharebe gösteriyor. Demek, iki veli, iki ehl-i hakikat birbirini inkâr etmekle makamlarından sukut etmezler. Meğer, bütün bütün zahir-i şeriate muhalif ve hatası zahir bir içtihadla hareket edilmiş ola.
    Bu sırra binaen -2- 'deki ulüvv-ü cenab düsturuna ittibaen ve avâm-ı müminînin şeyhlerine karşı hüsnüzanlarını kırmamakla, imanlarını sarsılmadan muhafaza etmek ve Risale-i Nur'un erkânlarının haksız itirazlara karşı haklı, fakat zararlı hiddetlerinden kurtarmak lüzumuna binaen ve ehl-i ilhadın iki taife-i ehl-i hakkın mabeynindeki husumetten istifade ederek, birinin silâhıyla, itirazıyla ötekini cerh edip ve ötekinin delilleriyle berikini çürütüp ikisini de yere vurmak ve çürütmekten içtinaben, Risale-i Nur şakirtleri, bu mezkûr dört esasa binaen, muarızlara hiddet ve tehevvürle ve mukabele-i bilmisille karşılamamalı. Yalnız kendilerini müdafaa için musalahakârâne, medâr-ı itiraz noktaları izah etmek ve cevap vermek gerektir.

    Çünkü bu zamanda enaniyet çok ileri gitmiş. Herkes, kameti miktarında bir buz parçası olan enaniyetini eritmeyip bozmuyor, kendini mazur biliyor; ondan nizâ çıkıyor. Ehl-i hak zarar eder; ehl-i dalâlet istifade ediyor.

    İstanbul'da malûm itiraz hadisesi ima ediyor ki, ileride, meşrebini çok beğenen bazı zatlar ve hodgâm bazı sofi-meşrepler ve nefs-i emmaresini tam öldürmeyen ve hubb-u cah vartasından kurtulmayan bazı ehl-i irşad ve ehl-i hak, Risale-i Nur'a ve şakirtlerine karşı kendi meşreplerini ve mesleklerinin revacını ve etbâlarının hüsn-ü teveccühlerini muhafaza niyetiyle itiraz edecekler; belki dehşetli mukabele etmek ihtimali var. Böyle hadiselerin vukuunda, bizlere, itidâl-i dem ve sarsılmamak ve adavete girmemek ve o muarız taifenin de rüesalarını çürütmemek gerektir.(Emirdağ Lahikası)

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  4. #4
    Gayyur nur_mütefekkiri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    101

    Standart

    Abdulbaki abi, Allah raz? olsun, güzel bir izâh olmuş... Peki meseleye kader noktas?ndan bakarsak, kader hocalar hakk?nda niye böyle bir fetva verdi, onlar bu kadar k?ymetli hakikatlardan neden istifade edemiyorlar?


    _________
    measselam...
    "Allah'ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir. Eğer gafletle esbab hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehl olur."


  5. #5
    Vefakar Üye yenipınar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    419

    Standart

    Çok önemli bir mevzu inşallah takip ediyoruz.
    Mariz bir asrın, hasta bir unsurun, alil bir uzvun reçetesi, ittibâ-ı Kur'ân'dır.

    Bediüzzaman


  6. #6
    Ehil Üye nâme-i nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Mesajlar
    1.460

    Standart

    Alıntı nur_mütefekkiri Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Abdulbaki abi, Allah raz? olsun, güzel bir izâh olmuş... Peki meseleye kader noktas?ndan bakarsak, kader hocalar hakk?nda niye böyle bir fetva verdi, onlar bu kadar k?ymetli hakikatlardan neden istifade edemiyorlar?


    _________
    measselam...
    kardeşim benim anlad?ğ?m hocalara kader bu şekilde hareket etmelerini fetva verdirdi... çünkü Risale-i Nur hizmeti evvela ahireti kurtarmaya bak?yor... oysa dünyaya bakan hizmetler iman hizmetine göre sonra gelir... yani Din hizmeti denince akla gelen içtimai noktadaki hizmetler geliyor... oysa Risale-i Nur hizmeti bu noktaya 2. 3. belki 10. derecede bakiyor... siyesetsiz ve şatafats?z ahireti kurtarmak en evvel proğram?...
    bu noktadan hocalar? bazen musallat eder şakirdlerinin yüzünü iman hizmetine çevirir...

  7. #7
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    55
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Alıntı nur_mütefekkiri Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Abdulbaki abi, Allah raz? olsun, güzel bir izâh olmuş... Peki meseleye kader noktas?ndan bakarsak, kader hocalar hakk?nda niye böyle bir fetva verdi, onlar bu kadar k?ymetli hakikatlardan neden istifade edemiyorlar?

    nur_mütefekkiri kardeşim,evet dediğiniz gibi bu asr?n özellikle ahirzamana tevafuk eden ulama-i zahirin en tehlikeli damar? ilmi enaniyet olmal?d?r.Çünkü insan?n en tehlikeli damarlar?ndan bir tanesi de ilmi enaniyettir.Çünkü nefis bu cihetten hak dava eder ve kendini üstün bilerek satmak ister.

    Bu tür alimler enaniyet cihetiyle nefisleri o ilmi enaniyetten bir hisse isteyecek ve Risale-i Nurlara karş? rakibane veya onu ademe mahkum etmek ya da Risale-i Nurlara itiraz etmeye çal?şacaklard?r ve çal?şm?şlard?r.

    "Kardeşlerim, enâniyetin işimizde en tehlikeli ciheti k?skançl?kt?r.

    Eğer s?rf lillâh için olmazsa, k?skançl?k müdahale eder, bozar.

    Nas?l ki bir insan?n bir eli bir elini k?skanmaz ve gözü kulağ?na haset etmez ve kalbi akl?na rekabet etmez.

    Öyle de, bu heyetimizin şahs-? mânevîsinde, herbiriniz bir duygu, bir âzâ hükmündesiniz. Birbirinize karş? rekabet değil, bilâkis birbirinizin meziyetiyle iftihar etmek, mütelezziz olmak bir vazife-i vicdaniyenizdir.

    Birşey daha kald?; en tehlikesi odur ki: ?çinizde ve ahbab?n?zda, bu fakir kardeşinize karş? bir k?skançl?k damar? bulunmak, en tehlikelidir. Sizlerde mühim ehl-i ilim de var.

    Ehl-i ilmin bir k?sm?nda bir enâniyet-i ilmiye bulunur. Kendi mütevazi de olsa, o cihette enâniyetlidir; çabuk enâniyetini b?rakmaz.

    Kalbi, akl? ne kadar yap?şsa da, nefsi, o ilmî enâniyeti cihetinde imtiyaz ister, kendini satmak ister, hattâ yaz?lan risalelere karş? muaraza ister.

    Kalbi risaleleri sevdiği ve akl? istihsan ettiği ve yüksek bulduğu halde,nefsi ise, enâniyet-i ilmiyeden gelen k?skançl?k cihetinde z?mnî bir adâvet besler gibi, Sözlerin k?ymetlerinin tenzilini arzu eder-tâ ki kendi mahsulât-? fikriyesi onlara yetişsin, onlar gibi sat?ls?n.

    Halbuki, bilmecburiye bunu haber veriyorum ki:
    Bu durûs-u Kur'âniyenin dairesi içinde olanlar, allâme ve müctehidler de olsalar, vazifeleri, ulûm-u imaniye cihetinde, yaln?z yaz?lan şu Sözlerin şerhleri ve izahlar?d?r veya tanzimleridir. Çünkü, çok emârelerle anlam?ş?z ki, bu ulûm-u imaniyedeki fetvâ vazifesiyle tavzif edilmişiz. Eğer biri, dairemiz içinde nefsin enâniyet-i ilmiyeden ald?ğ? bir hisle, şerh ve izah haricinde birşey yazsa, soğuk bir muaraza veya nâk?s bir taklitçilik hükmüne geçer. Çünkü, çok delillerle ve emârelerle tahakkuk etmiş ki, Risale-i Nur eczalar? Kur'ân'?n tereşşuhât?d?r; bizler, taksimü'l-a'mâl kaidesiyle, herbirimiz bir vazife deruhte edip o âb-? hayat tereşşuhât?n? muhtaç olanlara yetiştiriyoruz.(Yirmi Dokuzuncu Mektup)

    Herhalde buras? yeterlidir diye düşünüyorum.
    Bütün mesele
    • "k?skançl?k,
    • enaniyet ve
    • nefsin ilmi enaniyetten hak istemesi ve muazara etmesi" diye düşünüyorum.
    Rabbim bizleri böyle vartalara düşmekten muhafaza etsin.Çünkü;"Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm "Şüphesiz nefis daima kötülüğe sevk eder-ancak Rabbim rahmet ederse o başka." Yusuf Sûresi, 12:53." demesiyle, nefs-i emmâreye itimad edilmez. "Enâniyet ve nefs-i emmâre sizi aldatmas?n." uyar?s?na azami dikkat etmek gerekir.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  8. #8
    Gayyur nur_mütefekkiri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    101

    Standart

    [quote=Abdulbaki;151000]
    nur_mütefekkiri kardeşim,evet dediğiniz gibi bu asrın özellikle ahirzamana tevafuk eden ulama-i zahirin en tehlikeli damarı ilmi enaniyet olmalıdır.Çünkü insanın en tehlikeli damarlarından bir tanesi de ilmi enaniyettir.Çünkü nefis bu cihetten hak dava eder ve kendini üstün bilerek satmak ister.


    Birşey daha kaldı; en tehlikesi odur ki: İçinizde ve ahbabınızda, bu fakir kardeşinize karşı bir kıskançlık damarı bulunmak, en tehlikelidir. Sizlerde mühim ehl-i ilim de var.

    Ehl-i ilmin bir kısmında bir enâniyet-i ilmiye bulunur. Kendi mütevazi de olsa, o cihette enâniyetlidir; çabuk enâniyetini bırakmaz.

    Kalbi, aklı ne kadar yapışsa da, nefsi, o ilmî enâniyeti cihetinde imtiyaz ister, kendini satmak ister, hattâ yazılan risalelere karşı muaraza ister.

    Kalbi risaleleri sevdiği ve aklı istihsan ettiği ve yüksek bulduğu halde,nefsi ise, enâniyet-i ilmiyeden gelen kıskançlık cihetinde zımnî bir adâvet besler gibi, Sözlerin kıymetlerinin tenzilini arzu eder-tâ ki kendi mahsulât-ı fikriyesi onlara yetişsin, onlar gibi satılsın.

    Halbuki, bilmecburiye bunu haber veriyorum ki:
    Bu durûs-u Kur'âniyenin dairesi içinde olanlar, allâme ve müctehidler de olsalar, vazifeleri, ulûm-u imaniye cihetinde, yalnız yazılan şu Sözlerin şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir. Çünkü, çok emârelerle anlamışız ki, bu ulûm-u imaniyedeki fetvâ vazifesiyle tavzif edilmişiz. Eğer biri, dairemiz içinde nefsin enâniyet-i ilmiyeden aldığı bir hisle, şerh ve izah haricinde birşey yazsa, soğuk bir muaraza veya nâkıs bir taklitçilik hükmüne geçer. Çünkü, çok delillerle ve emârelerle tahakkuk etmiş ki, Risale-i Nur eczaları Kur'ân'ın tereşşuhâtıdır; bizler, taksimü'l-a'mâl kaidesiyle, herbirimiz bir vazife deruhte edip o âb-ı hayat tereşşuhâtını muhtaç olanlara yetiştiriyoruz.(Yirmi Dokuzuncu Mektup)

    Herhalde burası yeterlidir diye düşünüyorum.
    quote]

    Alıntı nâme-i nur Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    kardeşim benim anladığım hocalara kader bu şekilde hareket etmelerini fetva verdirdi... çünkü Risale-i Nur hizmeti evvela ahireti kurtarmaya bakıyor... oysa dünyaya bakan hizmetler iman hizmetine göre sonra gelir... yani Din hizmeti denince akla gelen içtimai noktadaki hizmetler geliyor... oysa Risale-i Nur hizmeti bu noktaya 2. 3. belki 10. derecede bakiyor... siyesetsiz ve şatafatsız ahireti kurtarmak en evvel proğramı...
    bu noktadan hocaları bazen musallat eder şakirdlerinin yüzünü iman hizmetine çevirir...

    Allah razı olsun kardeşler, kaderin niye böyle bir fetva verdirdiğini çok güzel mütâlâ etmişsiniz. Sanırım aynı mektubun son kısmında da bu sorunun cevabı gizli olarak verilmiş gibi...

    Üstadımız şöyle diyor...


    Rabian:Cenab-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, bu zamanda Risale-i Nur'da nokta-i istinad olarak avam-ı mü'minînin en ziyade muhtaç oldukları ve Nurda buldukları öyle bir hakikattır ki;

    hiçbir şeye âlet olmayacak

    ve hiçbir garaz ve maksad, içine girmeyecek,

    hiçbir şüphe ve vesveseye meydan vermeyecek

    ve hiçbir düşman ona bahane bulup çürütmeyecek

    ve yalnız hak ve hakikat için ona çalışanlar bulunacak; dünya maksadları ona karışmayacak;

    tâ ki, uzakta olan ehl-i iman, o hakikate ve sadık naşirlerine tam itimad edip imanlarını zındıkların, dinsizlerin, din aleyhindeki dehşetli feylesofların itirazlarından ve inkârlarından kurtarsınlar.

    Evet, o ehl-i iman, lisan-ı hâl ile diyecek ki: Madem bu hakikati, bu kadar şiddetli düşmanları onu çürütemediler ve itiraz edemiyorlar; ve şakirdleri, hakdan başka onun hizmetinde hiçbir maksad taşımıyorlar; elbette o hakikat, ayn-ı hak ve mahz-ı hakikattır diye bin bürhan kadar delil hükmünde imanını kuvetlendirir ve kurtarır; ve "İslâmiyette bir hakikatsızlık mı var?" diye daha evhama düşmeyecekler.


    nâme-i nur kardeşimizin şu tesbiti de çok güzel,




    çünkü Risale-i Nur hizmeti evvela ahireti kurtarmaya bakıyor... oysa dünyaya bakan hizmetler iman hizmetine göre sonra gelir... yani Din hizmeti denince akla gelen içtimai noktadaki hizmetler geliyor... oysa Risale-i Nur hizmeti bu noktaya 2. 3. belki 10. derecede bakiyor...

    ------------------



    kardeşimizin tesbitinde dediği gibi asıl mese rızâ-yı ilahiyi kazanmak, kâmil bir iman kazanmak olmasına rağmen, bu hakikatları kavrayamamış insanlar din adına, islam adına insanları çok farklı mecralara sürüklüyorlar ne yazık ki!

    Ama İnsan yine de üzülüyor, bu zamanda ekmek ve sudan ziyâde ihtiyaç olan bu hakikatlardan herkesin istifade etmesini gönlümüz arzu ediyor.


    Çünkü kardeşler her hafta Cuma namazına gidiyoruz. İnsan camiye huzur bulmak için gidiyor. Fakat ne yazık ki vaaz kürsülerinden öyle şeyle anlatılıyor ki; insanları camilerden huzurdan uzaklaştırmak için sanki bir kısım hocalar özellikle çaba sarfediyor ya da tamamen malayani sohbetlerle insanlarımızın vakitlerini zâyi ediyorlar.

    Halbuki birazcık Allah'ı tanıtmaya dair imana dair hakikatlardan bahsetseler ben inanıyorum tablo çok daha farklı olacak.


    Bir sürü malayani şey anlatıyorlar, bir hakikat anlatıyorlarsa içine yüz tane zihinleri bulandıracak mesele katıyorlar, camiden çıkınca akılda kalan tek şey bilmem falanca camisine falanca müftülüğün onayıyla istenen yardım çağrıları kalıyor...


    Ne yazık ki durum çoğu yerde böyle olunca, bir arpa boyu kadar bile yol alınamıyor...


    Cenabı Allah inşallah bu durumun düzelmesi için hocalarımıza ilim ehli insanlarımıza basiret nasip eder... Amin!


    measselam...

    "Allah'ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir. Eğer gafletle esbab hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehl olur."


  9. #9
    Gayyur nur_mütefekkiri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    101

    Standart

    S.a. Kardeşler;

    nâme-i nur kardeşimizin;

    Alıntı nâme-i nur Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    oysa dünyaya bakan hizmetler iman hizmetine göre sonra gelir... yani Din hizmeti denince akla gelen içtimai noktadaki hizmetler geliyor... oysa Risale-i Nur hizmeti bu noktaya 2. 3. belki 10. derecede bakiyor...
    şu tesbiti bende iman-islam, iman-din hizmeti iman-içtimaî hayat gibi konularda bazı düşüncelere sevketti..

    Üstadımız bu meseleye ilgili şöyle diyor:

    Ulema-i İslâm ortasında "İslâm" ve "iman"ın farkları çok medar-ı bahis olmuş. Bir kısmı "İkisi birdir," diğer kısmı "İkisi bir değil, fakat biri birisiz olmaz" demişler ve bunun gibi çok muhtelif fikirler beyan etmişler. Ben şöyle bir fark anladım ki:

    İslâmiyet iltizamdır; İmân iz'andır. Tabir-i diğerle, İslâmiyet, hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır; İmân ise, hakkı kabul ve tasdiktir.

    Eskide bazı dinsizleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur'âniyeye şiddetli tarafgirlik gösteriyorlardı. Demek o dinsiz, bir cihette Hakkın iltizamıyla İslâmiyete mazhardı; "dinsiz bir Müslüman" denilirdi. Sonra bazı mü'minleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur'âniyeye tarafgirlik göstermiyorlar, iltizam etmiyorlar; "gayr-ı müslim bir mü'min" tabirine mazhar oluyorlar.

    Acaba İslâmiyetsiz iman, medar-ı necat olabilir mi?

    Elcevap: İmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, İslâmiyetsiz İmân da medar-ı necat olamaz. Felillâhi'l-hamdü ve'l-minne Kur'ân'ın i'câz-ı mânevîsinin feyziyle, Risale-i Nur mizanları, din-i İslâmın ve hakaik-i Kur'âniyenin meyvelerini ve neticelerini öyle bir tarzda göstermişlerdir ki, dinsiz dahi onları anlasa, taraftar olmamak kabil değil. Hem İmân ve İslâmın delil ve bürhanlarını o derece kuvvetli göstermişlerdir ki, gayr-ı müslim dahi anlasa, herhalde tasdik edecektir; gayr-ı müslim kaldığı halde İmân eder.



    Üstadımızın bu sözleri bence çok hakikatları içeriyor... Özellikle de şu son kısmı

    İmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, İslâmiyetsiz İmân da medar-ı necat olamaz.

    ifadesi bizi son derece teyâkkuza sevk etmeli...

    Meyve Risalesinde ise;

    Eğer îman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Ve bu asırda, maddiyunluk taunuyla çoklar o davasını kaybediyor. Hattâ bir ehl-i keşf ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmiş; ötekiler kaybetmişler. Acaba bu kaybettiği dâvanın yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi!


    *İmân iz'andır.
    *İmân ise, hakkı kabul ve tasdiktir.



    Cami cemaâtı olmasına rağmen imanını kaybeden insanlar acaba yukarıda belirtilen konularda zaâf olduğu için mi imanlarırını kaybettiler...

    Üstadımızın ifade etmiş olduğu bu hakikatlar son derece önemli olmasına rağmen hocalar ve ilim ehli insanlar bu hakikatları nasıl görmezden geliyorlar, ve insanlarımızın imanlarını takviye etmek için hiçbir şey yapmıyorlar. İslamiyeti sadece içtimaî hayat dairesine ele alıyorlar...

    Kardeşler bu konularda düşüncelerinizi bekliyorum...



    Selametle kalın...
    "Allah'ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir. Eğer gafletle esbab hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehl olur."


  10. #10
    Ehil Üye nurhanali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    3.463

    Standart

    Halbuki, imânın rükünlerinden birisinde hâsıl olacak bir şüphe veya inkâr, dinin teferruâtında yapılan lâkaydlıktan pekçok defa daha felâketli ve zararlıdır. Bunun içindir ki, şimdi en mühim iş, taklidî imânı tahkikî imâna çevirerek imânı kuvvetlendirmektir, imânı takviye etmektir,imânı kurtarmaktır. Herşeyden ziyâde imânın esâsâtıyla meşgul olmak, katî bir zarûret ve mübrem bir ihtiyaç, hattâ mecburiyet hâline gelmiştir. Bu, Türkiye'de böyle olduğu gibi, umum İslâm dünyasında da böyledir.
    Evet, temelleri yıpratılmış bir binânın odalarını tâmir ve tezyine çalışmak, o binânın yıkılmaması için ne derece bir fayda temin edebilir? Köklerinin çürütülmesine çabalanan bir ağacın kurumaması için dal ve yapraklarını ilâçlayarak tedbir almaya çalışmak, o ağacın hayatına bir fayda verebilir mi?
    İnsan, saray gibi bir binâdır. Temelleri erkân-ı imâniyedir. İnsan bir şeceredir. Kökü esâsât-ı imâniyedir.
    İmânın rükünlerinden en mühimi, imân-ı billâhtır, Allah'a imândır; sonra nübüvvet ve haşirdir. Bunun için
    , bir insanın en başta elde etmeye çalıştığı ilim, İmân ilmidir. İlimlerin esâsı, ilimlerin şâhı ve padişahı İmân ilmidir.
    İmân, yalnız icmâlî bir tasdikten ibâret değildir. İmânın çok mertebeleri vardır. Taklidî bir imân, husûsan bu zamandaki dalâlet, sapkınlık fırtınaları karşısında çabuk söner. Tahkikî İmân ise sarsılmaz, sönmez bir kuvvettir. Tahkikî imânı elde eden bir kimsenin İmân ve İslâmiyeti dehşetli dinsizlik kasırgalarına da mâruz kalsa, o kasırgalar bu İmân kuvveti karşısında tesirsiz kalmaya mahkûmdur. Tahkikî imânı kazanan bir kimseyi, en dinsiz feylesoflar dahi bir vesvese veya şüpheye düşürtemez.
    İşte bu hakikatlere binâen, biz de tahkikî imânı ders vererek imânı kuvvetlendirip, insanı ebedî saadet ve selâmete götürecek Kur'ân ve İmân hakikatlerini câmi' bir eseri, sebat ve devam ve dikkatle okumayı katiyetle lâzım ve elzem gördük. Aksi takdirde, bu zamanda dünyevî ve uhrevî dehşetli musîbetler içine düşmek, şüphe götürmez bir hakikat halindedir. Bunun için, yegâne kurtuluş çaremiz Kur'ân-ı Hakîmin imânî âyetlerini ve bu asra bakan âyet-i kerîmelerini tefsir eden yüksek bir Kur'ân tefsirine sarılmaktır.
    konferans
    Risale-i nur bir imtihan kitabıdır.
    Davasına sadık olmayan insanların başarı ihtimali yoktur.



+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Emirdağ Lahikasındaki Mehdilik Meselesinin Şerhi
    By acizizfakiriz in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 251
    Son Mesaj: 11.06.09, 21:52
  2. Emirdağ Lâhikasi - I
    By ayseguL in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 31.07.08, 20:28
  3. Emirdağ Lahikası'ndan Bir Bölüm?
    By gulsah in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 05.05.07, 16:05
  4. Üstadın Emirdağ' da Zehirlenmesi
    By elff in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22.02.07, 23:31
  5. Kastamonu Lahikasından Ne Öğrenilir?
    By Meyvenin Zeyli in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 15.10.06, 14:01

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0